Murakebe dönemine gelen mürid rabıta yapamaz Şii Kamil ortadan çekilir artık dediğimiz gibi yedi kat semaya onu yok bilerek arşı azamın altına kalbini kor zaten rabıta yapmakta zorlanmaya başlar o anda yapamaz çünkü anasından süt emen bir yavru diğer yiyecekleri yemeğe kabiliyet kesp edince ana sütten keser diyelim ki ilkokulda okuyan ortaokulda okuyan lisede okuyan bir öğrenci artık tekrar ilkokula ortaokula liseye dönmez üniversiteye devam eder daha ötesine artık ulaşmak için gayret gösterir bunu Muhammed Bahaüddin Hazretleri buyurdular sohbetinde bir müridin kendinden geçme hali oldu buyurdular ki bizi bırak Allah'a dön bizi bırak Allah'a dön ve derhal kalbini Arş-ı Azam'a açmıştır demek ki belli bir yere kadar devam eder rabıta hali yalnız üstadımız bize rabıta döneminde isen rabıtanı bırakma diye buyurdular Çünkü bununla letaifler geçilecek bu Usta Muhammed Masum Hazretleri de diğer Meşşai Kiram şiddetle üzerinde dururlar murakabe döneminde iseniz murakebenizi bırakmayın Çünkü rabıta döneminde letaiflerin geçilmesi çok önemli Onun için bırakmayın diyorlar sonra da artık arz ettiğimiz gibi bir hal hasıl olur La ibadeteke Tefekkür Cenabı hakk'ın niam-ı celilesini ve ahval-i ahireti tefekkür gibi bir ibadet olamaz.
Bu murakebeler tefekkür dindiği zaman Al-i İman suresindeki son ayeti celilelerde Cenabı Hak ashab-ı Hak ashab-ı a zaten insan üç halin dışında değildir ya ayaktadır ya oturur ya yanında yerdedir demek ki hiçbir zaman Cenabı Hak'tan ayrı olmamamız icap eder bu ayeti celile ehli tahkike göre ayakta iken de letaifleriniz zikirde olsun otururken de yalnız yerde iken de her zaman zikirli olmuş oluyor ve mükafatını bizzat Cenabı Hak veriyor daha sonra Tefekkür tefekkürü murakabeye bağlıyorlar murakabe haline Zikrullah'tan sonra Hatta murakabeyi zikre tercih edin buyuruyorlar çünkü burada gördük La ibadete tefekkür tefekkür gibi bir ibadet olamaz Neyi düşünüyor başta itikadi noktada en önemli olan Amentu billahi Allah'a iman ettik derken Celle Celalü iman esaslarıdır iman esaslarını bildiren diyorlar ya müşrikler Rabbiniz Haşa demirden midir tunçtan mıdır şundan mı bundan mı deyince İhlas Suresi nazil oldu İhlas suresinin fezail'i anlatmakla bitmez İhlas burada Rabbimizin nesi bildiriliyor Azamet-i İlahiyesi bildiriliyor her şeyde Onun bir olduğu doğmadığı doğrulmadığı Leyse kemislihi şeyun hiçbir şeyin ona benzemediği bir mürid bunu murakabe halinde iken tefekkür ediyor ve sonra İhlas-ı Şerif murakabede aynen sigorta görevini yerine getirir Hallacı Mansur olmasın diye çünkü Allah'ımızla öyle özdeşleşiyor ki Cenabı Hak'la kendinden bir eser görmüyor bunun için Mevlana'mız buyuruyor ki Hallac-ı Mansur çok mütevazi bir insandır Halbuki Enellah diyor diyor ki kendini görmüyor Rabbimizi görüyor diye bu hale düşmemek için iflası düşündürürler burada Üstadımızın bir evladı vardı yakın bir mahallemizde ismini ifade edebilirim, ithal etti çünkü Ali Bayansar Allah'ım Ali Bayrak da olabilir Ali Bayrak bu amca murakabeyi üstadımız tarif ediyor ve ihlası düşünmesi gerektiğini nasıl olduysa ihlası düşünememiş kalbini arş-ı Azam açmış bu nurlar içerisinde yanıyor bunu üstadımız Sami Efendi Hazretlerine gönderdi orada görevliler demişler ki bak şu Efendi ile görüş o da demiş ki ben üstadımızla görüşeceğim böyle mi aldın yapma demişler başındaki şapkasını da yere çarpmışlar gönlü kırılmış daha Sami Efendi Hazretlerinin huzuruna girer girmez Allah'ın öyle kulları var ki saçı sakalı birbirine karışmış pejmürda biçimde elbisesi ama Allah'ımıza elini açtığı zaman duası red olunmaz gönüllerini alın buyurmuş sonra Sami Efendi Hazretleri de görüşünce bunu Hasan Efendi bilirdi buyurmuş orada unutmuş ihlası düşünmeyi ihlası düşünse o hal geçecek onun için sigorta dememizin sebebi bu daha sonra artık murakabenin aşamaları var bu bitmez niye bitmez diyeceksiniz neden bitmez ve ma kaderullaha hakka gadri Ayet-i Celilesi bu sadece müşriklerin Cenabı Hakk'ı takdir edememeleri anlamına gelmez Ayet-i Celil'in anlamı çok geniş bitmez Cenabı hak dikkat buyurulursa ayeti celilelerde bir sınırlama yok sonsuzdur Allah'ımızın nimeti hakkında mesela esamle vefakiheetin kesira mesela muzdan anlatılır kirazdan anlatılır incir anlatılır Zeytin anlatılır mesela Araf En'am suresinde nardan anlatılır bu meyvelerden anlatılırken Es'alve ve fakiatün kesira bitmeyen meyveler buyrulur sonu yok Onun için aklın ve ruhun da sonu yok Ebul Abbasül Mürsi, Katde Sallallahü Sırrı Hazretleri Tin suresinin tefsirine bakacak olursak orada bitmeyen bir nimet var Akıl ve ruh insanın gönlünde var bu kalbinde var bu insan doyumsuz bir varlıktır doyamaz mesela ölmek istemez hasta olmak istemez bir şeyin hep devamlı olmasını ister Onun için Cenabı Hak Kalem suresinde de devamı ifade eden Ayet-i El-Aley Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-Esselamü'l-l-i Rab insanın devamlı yaşama arzusu olduğu için ahiret hayatı muhallet yani ebedidir.
Ashab-i halidine fiha ebeda diye buyruluyor ebedi bir hayattır insanın gönlünde de bitimsiz bir arzu var istek var onun için kalbini arşa azama açtığında doyması mümkün değil bakın sevgilerde sınır var ama Cenabı Hakk'ı sevmede sınır yoktur bunun için ashabına Ellezine Amenu eşhedü hubbel lillah diye buyrulmuştur bunun sonu yok sonsuzluğa götürür sonsuzluğa götürür bu da insanın gönlünde olan bir duygudur işte bundan dolayı biz diğer insanlara baktığımız zaman doyumu nefiste aradığı için doyumu dünyada aradığı için o da elbette bitecektir hep huzursuz hep uyku hapıyla uyuyan kimselerdir istirahat yok rahatı yok psikolojik rahatsızdır ama bir dervişte bu yok yerine göre bir soğan diyelim tepesine yumruğunu indirir ekmeğinin arasına koy başka yiyecek yok ama huzuru bildiğiniz gibi değildir bambaşka bir huzurun içerisinde işte gerçek sevgiyi bulursak bu nimete mazhar oluruz bu da ölmeden erişilmesi gereken hususlardır.
Çünkü buradaki hayatımızdaki oradaki hayat değişmez, ruhani bir nimettir.
Bu murakabede de tefekkür Cenabı Hakk'a onlar hakkıyla takdir edemediler derken bunun sonu yok bunu Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ifade buyurdu zaten ma arafnaka hakka marifet ettik ma abetnaka Hakk'a ibadeti Efendimiz söylüyor bunu Sallallahu Aleyhi ve Sellem yok sonu yok Mesela eğer denk gelmişseniz Muhammed Allah'a aşık oldu diye de geçer sallallahu teala aleyhi ve sellem İsa Aleyhisselam böyle bir yerden geçiyor bir gence tesadüf eder Genç der ki sen peygambersin Efendim ne olur dua et de Cenabı Hak aşkından versin tahammül edemezsin efendim peygambersiniz duanız makbul bana aşkından ne olur binde bir tahammül edemezsin binde birin yarısı çok ısrar ettiği için Haydi der olsun duası makbul ikinci bir defa geçtiğinde o delikanlıyı sorar derler ki Ey İsa Nebiullah O delirdi dağlara düştü onun yanına varır bir taşın üzerinde gözünü semaya dikmiş bakıyor ne kadar seslense bile cevap gelmez Cenabı Hak tarafından Ey İsa o bize aşıktır o bizden başkasını göremezdir Kayseri'de tenekeye ip takmış tenekeye ip takmış böyle onu sürüp gidiyor böyle ağ ağ diyor, ağzından da sular akıyor üstadımız dedi ki bu Allah'a aşık geçen cezbe hususunda sormuşlardı bu ayrı bir konu gördüğü ile kendinden geçen kimselerdir ama Mürşid-i Kamil olursa insanı saha halinde böyle kendinden geçer bir hal olmaz çok manevi haller yaşar ama temkin içerisindedir onun vermiş olduğu Evrad, Ezkar ve Telfinleriyle, mesela bir tanesi Ashab-ı Sohbet'de birçok kulafaya da sormuş orada otururken tanıyorum o zatı da Necmettin Akşam Sami Efendi Hazretleri'yle biraz yakın olduğunu da duydum nesep olarak vefat etti çok oldu çok iyi tanırım o zatı çok iyi bilirim Allah'ın izniyle üstadımız Necmettin Necmettin'dir onun şeyde İstanbul'da, Erenköy'de bir kuşku vardı büyük bir bahçenin içerisinde, üstadımızı orada ağırlardı, çok hürmet ederler, ikram ederler, üstadımız oraya girdi mi o bambaşka bir köşk olurdu zaten o bahçede bir değişirini, kaldık onu bunun gönlüne bir nur iner sonra diğer kimselere bir küçük görerek ifade etmiyorum ta derde deva olmaz.
Üstad namazından sonra Necmettin aç gönlünü bu dünyanın artık büyüklüğü şöyle dursun aynen dedemin Eszade Elbili Hazretlerine dediği gibi yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem aç Necmettin aç kalbini buyurur ve içinde kaybolur mürşiimiz Kayseri'ye geldi bir kimse gelmişti nasıl bir edep nasıl bir ahlak vardılar fakat orada gördüğüm kadarıyla Mürşid-i Kamil'imize herkes halini gösterir herkes kendi seviyesini gösterir bunu anladığım için hemen ev sahibine bir oda sordum var dedi Üstadını soruyor aldım sevdiği bir kimse de vardı orada o üstad ağzımızın gençliğinde Allah diyerek cezbelenmiş o zamanki sandalyeler ağaçtan nasıl bir yukarıya doğru gitmiş o altındaki sandalye arpa gibi dağılmış arpa gibi dağılmış öyle bir kimse ona sorarmış Sami Efendi Hazretleri dermiş Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz diye öyle çok nadir kimselere soruyor yani müşterisine göre metaha çıkıyor anlayacağımız o Onu yanına oturttum, dedik ki efendim biz gençliğimizde yanıyorduk, dönüyorduk, şimdi pek bir şey kalmadı dedi.
Bakın gerçek Mürşid-i Kamil, sizi tebrik ediyorum, böyle bir kimsenin evladısınız Elhamdülillah, onun için bak dersimiz de hep bereketli gidiyor daha da bereketli olacağına inanıyorum burada dedi ki o zaman kalbiniz cezve gibiydi hemen taşıyordu şimdi ise bir kazan gibi oldu içine dökülüyor diye buyurdular.
Buyurdu ki buyurdu ki şimdi kazan gibi oldu kalbin çok geniş tutulması gerekiyor kalbin genişliği tarif edilemez Aşkullah, Şevkullah, Beytullah olduğuna göre tarifi yok bu tefekkür dediğimiz zaman tefekkür murakabelerle alakalı bakın birinci murakabede iflasın manası düşünün ve bunu bizzat yaşıyor şu önümüzde su var bunu su olarak biliyoruz biz ama içtiğimiz zaman tadını alıyoruz biz İhlas'ın manasını belki tefsirlerden okuyoruz daha fazlasını da mütalaa ediyoruz okumadığımız belki tefsir de kalmıyor ama biz ne kadar okursa okuyalım onlar bizzat bunu yaşıyor oradaki Samet sıfatındaki nur mesela bunu mürşid-i kamillerimizden biri buyuruyor ki bana harfi Mukatta'a bu bizim Sadat-ı Kiram efendilerimizden bir esrar açıldı altında deryalar yatıyor anlatamam diyorlar kardeşlerim buna mail edelim Evet okuyalım ama rabıtalarla murakabelerle Allah'ımızdan alınan bir ilim olsun Tabii ilim dendiği zaman El Alim sıfatından damlamadıkça ilim olmaz sıfatlarından alma var ama bir zatından almak suretiyle bu nimetten de mahrum kalmayalım ne büyük bir ikram burada la ibate teket tefekkür Cenabı hakk'ın niami celilesini ve Ahval-i Ahireti tefekkür gibi bir ibadet olamaz Müellif Hazretleri, Es'adi Erbili Hazretleri böyle diyor yalnız tefekkürde Allah'ımızın sonsuz kudreti bu Lokman Suresi bir, Kehf Suresi iki, bir yedi deniz daha ilave edilse Cenabı Hakk'ın yüce kudreti bitmez ve tükenmez derler ya bunu ağaçlar kalem olsa denizler mürekkep olsa yine bitmez yine bitmez dalındığı zaman onlar buna dalmışlar Elhamdülillah daha dünyada iken cenneti bulmuş oradaki verilecek olan cenneti acile ilerideki cennet cennete acileyi burada yaşıyor öyle bir zevkin içerisinde ilahi bir zevk kıymetli bir zata bu nimete erişen kimselerden biri Cenabı Hak tarafından lütfedilen bir hil'at bir cübbe giymiş onu yanındakiler diyor ki ne hissediyorsun şu anda tarif edemem diyor bunun tarifi yok cennet nimetleri anlatılırken malum göz görmedi kulak işitmedi kalpten geçirmeye bile insanların kadir olmadığı bir nimet.
Esaadi Erbili Hazretleri bu nimeti cennetteki bir murakabe ehlinin tatmış olduğu haz diyor bitmez daha murakabe ile neyle bitecek gibi değil bu. Öyle bir tefekküre dalar ki o nasıl dalar diyeceksiniz eşya konuşur der ki nebatat ben şu dertlere devayım der. Mesela kuş konuşur, hayvanat konuşur, ondan sonra semavat konuşur, arz konuşur İzmir'de bir delikanlı delikanlı gerdeğe girer gerdeğe girdiğinde iki rekat namaz kılıyor başını bir türlü kaldıramıyor acaba buna bir hal mi oldu diye zorla zorla koluna girip kaldırıyorlar ağlayarak kalkıyor şu anda Semavatla arzın konuştuğunu dinliyordum diyor neden kaldırdınız beni Demek ki kainatla bütünleşmek var.
Biz bunu, zaten burada ulü'l-elbab deyişi değiştirir Fahrettin Raci Hazretlerinin tefsirine bakın bu artık şu beyinle alakalı değil beyin ruhaniyetle alakalı beyin Cenabı Hakk'ın nuruyla alakalı öyle bir anlayış öyle bir anlayış burada kevni ayetlerdir biliyorsunuz kevni ayetler deyince semavattır arzdır ve onun içindekilerdir bu kevni ayetlerle hemhal oluyor yani bütünleşiyor nasıl tarif edeyim bunu şöyle tarif edelim mesela biz namaza durduk kıyam halindeyiz dağların kıyam halindeki tat ve lezzeti gönül ehlinden beliriyor onların zikrine iştirak ediyor sonra meleklerin kıyam halindeki nuruna erişiyor rükuunda hayvanatın rüku halinde çünkü zikrinle ve meleklerin bir kısmı da öyle secde halinde nebatatın bunun yanında bitkilerin meleklerinde Demek ki insan şu alem ile de bütünleşmiş oluyor FEMA BEKETA ALEYHİMUS Sema Duhen suresinde Sema onlara ağlamadı diye buyruluyor Biz evinin önünde oturuyoruz, böyle bir yaz günüydü, üstadımızın çok sevdiği bir kimse irtihal etti, ağıt sesleri geldi, hatta Sami Efendi Hazretleri namaz kılacağı zaman onun göndermiş olduğu seccadeyi koltuğunun altına alır, ruhuna bir okuyalım diyerek taltif buyurdukları bir kimse, onun vefatında böyle bir çisenleme diyelim hafif hafif semavat böyle bulutlar meydana geldi ve o buluttan da dökülmeye başladı yağmur taneleri buyurdu ki Eğer yağmur yağmasaydı velayetinden endişe edecektim buyurdu semavat ağlıyor yani eşya ile bütün bütünleşiyor eşya ile onlara onlara şu dünya kararıyor onların ahirete göçmesi bir alimin ölümü alemin ölümüdür kemevtilalem buyruluyor demek ki semavat ve arz da onların ayrılığından dolayı ızdırap duyuyor bu Van'da Abdullah Efendi vardı böyle bir barakada yaşar fakat manevi bir erdi manevi bir erdi bu vefat ettiğinde onun bir kedisi var kedi elektrik direğine tırmanıyor caminin önünde oturanlar bunu seyrediyorlar kedi kendisini aşağı atıyor yani ehlullahtan bir zatın vefatına hayvanat da tahammül edemiyor.
Hadis-i Şerifler var onların gördüklerine dair burada biz iki Hadis-i Şerif okuduk Hakikatte bu işte. İstemeden Cenabı Hak'kın vermesi. Şu Ayet Celle çok dikkatimi çeker Dokunmasan da yanacaktı Nur suresinde otuz dört aycivi ve lem temsesünar şimdi elektrikler biliyorsunuz fotoseller bilmem falan ne kardeşimizin zaten mesleğidir böyle dokunmadan kişiyi gördüğü zaman ne yapıyor yanı veriyor daha teknoloji buna erişmiş değildir öyle kalbinde bir aşk öyle bir muhabbet var ki Kuran-ı Azimüşşan dindiği zaman sahifesini açmadan onunla hemhal oluyor Esma ile müsemma olmak demek bu çok uzattım kesin Cenabı Allah buyurmuştur ki bir kul benim zikrimle iştigal eylemesinden dolayı kendi ihtiyacının talebini unutursa ben o kuluma kendisi istemeden evvel in'am ve ihsan ederim. Diyelim ki bir baba evladından razı baba beni evlendir hiç demesine gerek kalmaz. Onun bu ihtiyacını demeden evvel.
Baba, işte benim şu kadar paraya de ihtiyacım var. Hiç ona söylemeden, çünkü razıdır. Baba, benim evim barkım da yok, değil midir? Baba, herkes güzel güzel arabalara biniyor. Benimle bir arabam olsa o demeden hazırlar. Yeter ki Cenabıhakk'a içimizde bir muhabbet hasıl olsun, sevgi hasıl olsun, o daha sel tuuta Habibim viste verilecek buyuruyor sel tuuta şimdi Ayet-i Celileler şahsa ait olsa bile hüküm umuma aittir umuma aittir böyle olmaya gayret edelim tebrik ediyorum sizleri İnşallah bunları da okuruz Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Fatiha