Derslerimizi nasıl yapmamız gerektiği hususunda sohbetlerden açık olduğu zamanda Cenabı hakk'ın melekleri tarafından dua eden yok mu duası kabul edilecek İstiğfar eden yok mu İstiğfarı kabul edilecek bir dilek, bir hacette bulunan yok mu? Dileği isteği verilecek dendiği bir zamanda Rabbimizin Onlar seherde istiğfar ederler diye buyurduğu vasfettiği öğüdü bir zamanda kalkıp eğer İnsak girmemişse abdestimizi alır iki rekat Allah rızası için namazımız varsa kaza namazımızı kılarız o sabah namazına kadar serbest tabi Kaza namazımız yoksa iki rekat Allah rızası için nafile namaz kılıp kıbleye dönerek seccademiz üzerinde bir koku kullanarak tam bir edeple cenabı hakkı görürcesine otururuz evvela kendi kusurlarımızı düşünür bir silsileyi okur, onu müteakip hata ve günahlarımızı düşünerek yüz on bir defa istiğfarı okuruz.
Okurken şöyle buyururlardı onlar Allah'a yakin oldukça günahları da gözlerinde büyüyor karınca kadar yapmış olduğumuz hata bize şu anda Erciyes Dağı gibi görünüyor diye buyururlardı bizim ise Erciyes Dağı kadar olan hata ölür. Ayetle hadisten reçete yazdı Evrad-ı ezkardan ilaçlar dizdi diyerek manevi hastahane olarak kalbimizin İrşad ve ıslahı için kurulan kurulan bir hastane kabul ediyor ve müracaatını yapıyorlar diğer bir şiirlerinde de visiteyle gözden geçirdi, ilacı istiğfar içirdi, dertlerini bir bir uçurdu taburcu eder salar mı la, ne kadar güzel.
Viziteyle tele gözden geçirdi ilacı istiğfar içirdi dertlerimi bir bir uçurdu taburcu eder salar ola Biz Ayet-i celile'de de bildirildiği gibi yüz on bir defa istiğfarımızı bu şekilde okumaya gayret ederiz sonra bir Allahümme ente rabbi onu on bir defa Salavatı Şerife olan sevap Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ehlinin ashabının ve piran-ı uzamın ruhlarına gönderilir Asıl dersteysek salevatı Şerife den sonra sekiz tane sure birincisi yavuzi besmele ile Fatiha diğerleri sadece besmele ile Ayetül Kürsi üç İhlas-ı şerif bir Felakı bir Nasi bir Allahümme salli Fatiha hasıl olan sevabı ruhlara gönderdikten sonra tefekkürü mevt yapmaya başlıyoruz Demek ki kalbimiz başta istiğfar ile temizleniyor biiznillahi teala Teala, tertemiz eder Hadis-i Şeriflerde hep bildiriliyor Aynen güneşin harareti altında buzun ve karın eridiği gibi istiğfarın manevi ışıkları altındalar günahlarımız erimeye başlıyor.
İstiğfar suyuyla kalbimizi günah kirlerinden tam manasıyla yıkamaya gayret ediyoruz. Tevhid rap rapiyle, Salavatı Şerife'nin kılavuzluğuyla ruhumuzu geliş noktasına doğru götürüyoruz. Manevi bir miraç oluyor.
Böyle bir hazırlıktan sonra tefekkürü mevte arıtır temizler sonra arsayı sürer ikiler üçler yağmur da çok güzel bir şekilde yağıp ta tabanına kadar geçecek olursa tohum attığımızda bire un belki de daha fazla verecektir aynen bunun gibi biz kalp arsamızı istiğfar-ı şerifle Tevhid ile Salavatı Şerife ile yabancı maddelerden ne yapıyoruz arıtıyoruz ölüm tefekkürü ile kalbimizi sürüyoruz Bir zatın buyurduğu gibi sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ide hak padişah konnas saraya hane mamur olmadan kalp hanemizde Allah'tan gayrı düşünceleri kinini kibirini hasetliğini buhulünü, adavetini, tamağını yok ediyoruz ki oraya padişahın oraya güzide insanların girmesi için biz bu şekilde kalbimizi ölüm tefekkürüyle ne yapıyoruz istiğfar, tevhid, seravatı ile yabancı maddelerden arıtıyoruz ölüm tefekkürüyle gönlümüzü sürüyoruz kalp arsasını hazır bir vaziyete getiriyoruz.
Rabıta-ı Şerife ile de Allah'ın feyzini, mürşid-i kamilimizin kalbinden içe içe o arsa sulanıyor. Lafza-i I Celal ile de o tohumu atınca Rabbimiz kalbimizde irfan çiçeklerini, marifet çiçeklerini, hakikat çiçeklerini, açtırıyor. Ruh süfliyetten ulviyete, ahlak, bütün malımızdan paramızdan mülkümüzden her şeyimizden ailemizden çocuklarımızdan ayrılarak bir kefen ile ahirete göçeceğimizi düşünmeliyiz. Şu şekilde ifade edilir. Hiç kefenine cep yapıp da kabre gireni gördünüz mü? Hasasına teker yapıp da kabre indireni gördünüz mü Elbette ki bunlar asla görülmemiştir biz de bir kefen ile bu yolculuğu yapacağımızı düşünmeliyiz.
Behvasınca ol günde ne mal ne de evlatlar fayda verir ancak fayda verecek olan kalbi selim zikrullah ile kötülüklerden arınan kalp üstazı alimimiz Sami Ramazan oğlu efendimizin kudtisesi ruh ifadesiyle ne incinen ne de inciten kalptir diye ifade buyrulmakta kalp hastalıklarının şifasına medar olacağı hepimizin malumudur. Bu şekilde düşünüp, kalbimiz mükedder bir halde, üzüntülü bir halde me'yus bir hal alacak. Gözyaşı verirse elbette ki tesiri görülmüş oluyor. Yoksa mahsun edecek bir vaziyet aldıktan sonra rabıta-i Şerife'ye dönüyoruz.
Rabıta'da Ya rabbi zahir insanların kulağına, ishal ettiğin mesail gibi, öğretmiş olduğun, ona duyurmuş olduğun meseleler gibi, rahmeten lil alemin olan aleyhissalatu vesselam efendimiz hazretlerinin mübarek kalbi şerifine füyuzat-ı ilahiyyeni alemlere rahmet olan sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin mübarek kalplerine, kalbine varıncaya kadar mütesensilen veresiye-i kiramın, mürşid-i kamillerimizin kalbi şeriflerine, ihsan buyurduğun zikri kalbi, şeyh efendimizin kalbinden benim kalbime ihsan buyur diyerek bekler.
Son memenin altında olan kalbi hakikinin aşinası bulunan kalp sanı überisine arşı ilahi olan kalbi mürşidden Allah'ın arşı olan mürşidin kalbinden füyuzatın nüzulü için füyuzatın inmesi için bekler ve istirhamda bulunuruz her ne kadar arzu edilirse o kadar istirhamımızı uzatır ile de cenab-ı Hakk'ın ilahi yağmurları kıbleye yöneliriz kendi kalbimizi bir tekneye veya başka bir kaba yalnız öyle bir tekne öyle bir kap ki dünyanın yarı genişliğinde şeyhimizin kalbini ise bir engin denize okyanusa benzetiriz kendi kabımızı altına tutup o engin denize benzeyen mürşidimizi kalbinden ilahi feyzi doldurmaya çalışırız. Böylece en az bir çeyrek saat ortalama yarım saat veren çok bir saat durmalıdır. Ne kadar durursak o kadar faydalı olur. Birkaç Birkaç şekli var burada yapılmasının.
Ruhaniyetini üstadımızın bir engin deniz ve kendisini de o engin denize karışık kaybolmuş bir damlacıd mesabesinde mahvolmuş teveccühünde şeyhini bulduğu zaman o engin denizle huzur-u o ingin denizle huzuru Hazreti seyyidil enbiya ve senedil evliya vel et kıyaya varıp sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin bütün mevcudatı kaplamış ve kuşatmış umman sağ ve sollarında bulunan enbiyai izam ve Resul-ü kiram aleyhimüsselamı da birer derya farz etmeli bir engin deniz olan üstazımızın bir umman olan Rasulullah'ta mahvolmuş bulunduğunu düşünmeli ve böylece huzur ve şu içinde bir çeyrek saat yarım saat veya bir saat müteveccih bulunuruz. Ona dönmüş vaziyette oluruz.
Üzere Hz Resul-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem apaçık şemaili şerifiyle müşahede ederek aleyhissalatü vesselam efendimizin huzurlarına vardığını huşu, huzur ve adap ile oturduğunu Rasul-i zişanın mübarek kalplerinden şeyhimizin kalbine altın oluklarla ilahi feyzin attığını görerek bu ilahi feyizler içinde hem üstadımızın hem de kendimizin yok olduğunu yok olduğumuzu, Serveri Alem efendimiz ise Resul-i Ekrem efendimizin hakkın huzurunda oturduğunu farz ederek ve bütün mevcudatın yok olduğunu düşünerek de tasavvur ederiz bu düşüncelerimize göre değişir rabıta ne yapıyor gönüllerimizdeki kirleri izale ediyor yok ediyor Muhammed masum hazretleri de Esadı erbili Kuddise sirruh hazretleri de tarikat-ı Aliyyeye giren insanlar ilk anda asıl faydayı zikirde zannediyorlar Halbuki asıl fayda rabıtadadır diye buyuruyorlar Muhammed masum hazretleri letaitleri çalıştırırken de düşümüzde bulunan alemi emirden olan kalp sol memenin iki parmak aşağısında ruh sağ memenin iki parmak aşağısında sır sol memenin iki parmak üzerinde hafi sağ memenin iki parmak üzerinde ahfa tam döşümüzün ortasında alemi emirden olan beş letaifin çalışmasını en çok rabıtaya bağlıyorlar.
Aynen ocak üzerinde bulunan tencerede veya cezvede ki suyun ısınması gibi ısınıyor, iyice sıcaklaşıyor sonra hafif hafif ses yapmaya başlıyor. Ara Ara ara vuruyor. Sonra, hür hür atmaya başlıyor, kaynıyor. Kalp aynen bunun gibi. Kalbimizi, Zikrullah'ın ve rabıtayı şerifenin ateşi üzerine bırakacak olursak ilk anda ısınmaya bir sıcaklık devam ettiğimiz zaman koşup da durduğumuz zaman kalbin atışları gibi hızlı hızlı çarpmaya başlıyor. Bu anlarda vazife almış olduğumuz insanlara müracaat edip başka kimselere değil ehline müracaat ederek halimizi arz ediyoruz. Onlar Onlar da ona göre tariflerini yapıyorlar biiznillahi teala Fizikte bir kaide vardır Su yüz derecede kaynar diye Kaynadığı zaman da mikrop diye bir şey bırakmaz içinde. Görürsünüz bir doktor bir sıhhiye ne yapar enjektörü kaynatır. Niçin? Mikrop kalmasın diye.
Biz Allah'ın füyuzatı ilahiyesini mürşiri kamilimizin kalbinden içiyor, kalp arsamızı suluyordu. Geliyor. Zikrullah da manevi tohum oluyor. İlk başlangıçta beş yüz dıştan, o da kalp üzerine eğilerek Allah, Allah, diyoruz. Yazılı olarak gördü yazılı olarak yazılı bulunduğunu müşahede ederek acele etmiyoruz. Çok evraktan ise sayısının fazla olmasından ise az olup huzurla söylemek daha faydalıdır. Bin defa huzursuz demekten, bir defa huzurlu demek daha üstündür. Acele etmeyeceğiz. İçten diyeceğimizi de dilimizi damağımıza yapıştırarak dilimizi hareket ettirmeden hal üzerine eğilip zikrettiğini düşünüyoruz. Rabıtanın ehemmiyetine binaen birkaç hususu daha izah etmek istiyorum.
Bildiğimiz gibi tarikatımız in'ikas yani karşılıklı hallerin birbirine tesiri esasına mebni bulunduğundan beşer tabiatını teşkil eden on letaibin biz beşini izah ettik alemi emirden olan döşümüzde bulunanları ve hakkında beş tane de ayet-i celile mevcut. Zaman zikri kül olmuş oluyor. Zikri sultanı oluyor. On letaifle. On letaifin zikrullah ile uyanması ve bütün cesedin şeriat edepleriyle nurlandırılması ancak cenab-ı Hakk'a teslim olmuş. Penafillah'a ermiş. Penafillah tarif edilirken, Allah'ın varlığında fani varlığın yok olması, mahvolması, kendisinde bir eserin kalmaması. Her şeyi, halinde olmayacak olursa rabıta edilen halinde olmayacak olursa rabıta edilen zat, bununla beraber Resul-i Ekrem efendimizin emretmiş olduğu insan değilse, yapan da yaptıran da helak olur. İstifa de bile edilmez.
Biz üstadımızın fenafillah, bekabillah, cemul cem aynı zamanda da bizzat farklı kainat sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin rabıta edilir istifade edilebilir dediği için ne yapıyoruz faydalanıyoruz kabiliyetimize durumumuza göre faydalanma hasıl oluyor ve bütün cesedin şeriat edepleriyle nurlandırılması ancak Cenabıhakk'a teslim olmuş. Fenafillah'a ermiş bir mürşidin feyiz ve bereketi sayesinde mümkün olabilir. Bu gibi kimseler ise zamanımızda çok az bulunduğundan kim taşa inanır güvenirse ondan fayda görür hadisi şerifine uyarak şeriat ve tarikat yolcusuna ihlas, muhabbet ve cismani müsaabet, sohbetler ile mümkün olmadığı takdirde, her an yanında bulunmamız mümkün olmadığı takdirde ahirete göçmüş ise geçmiş mürşitlerimizden baktığımız zaman hayatlarında, cisimler ve velayetin nurlarından istifade ediliyor.
Bunun için ahirete göçmüş, ölüden istifade edilir mi, diyenlere cevabımız, biz ölmeyenlerden ashabillah. Allah yolunda ölenlere uyarak şeriat ve tarikat yolcusuna ihlas, muhabbet ve cismani musahabe mümkün olmadığı takdirde, ashable, sadıklarla beraber olun, ayeti celilesine imtisal ile, gıyaben ruhaniyete sarılmak zaruridir. Zira böyle bir ihlas ve muhabbete malik olan akıllı bir mümin, dünyada salih ve zakir kullar arasına dahil, ahirette de evliyayı kiramın yanında bulunma şerefine nail olabileceği açıktır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kişi sevdiğiyle beraber haşrolunur buyuruyor Allah'ım bize hakkı hak olarak gösterip ona tabi olmayı, batılı da batıl olarak gösterip ondan sakınmayı nasip buyursun. Meyvelerin güneş gören kısmı güneşin ışığıyla gelişiyor, büyüyor, kızarıyor, tatlılaşıyor. Eğer güneş görmezse kendisi kızarmıyor, tatsız bir şekilde kalıyor.
Kalbimizde aynen öyle. Eğer Eğer üstad-ı alimizin kalbine her an açık olacak olursa tatlılaşıyor, lezzetleşiyoruz, ahlakımız güzelleşiyor, manen faydalanmış oluyoruz. Yoksa gelişemiyoruz. Rabıta oturarak yaptığımız gibi, üstazı alimizin bizimle beraber olduğunu düşüne düşüne kalplerimiz ihya oluyor. Eğer rabıta devrindeysek rabıtayı hiç unutmayacağız, ayrılmayacağız, murakabedeysek murakabeden hiç ayrılmayacağız. Ocağın murakabedeysek murakabeden hiç ayrılmayacağız. Ocağın üzerindeki su veya yemek kaynamıyorsa, nasıl ki hava gazını biraz daha açıyoruz veya ateşin ateşe biraz daha daha odun ilave etmek suretiyle kaynattığımız gibi, biz de kalbimiz zikrullah ile kaynamıyorsa, rabıtamızı ve zikrimizi beş yüzse bin, binse bin beş yüz yaparak geliştirmeye çalışıyoruz. Acele konuştuğum bant kifayet etmiyor. Bu derslerimize zararı olan üç şey var.
Bir, şeriata muhalif bir hareketimiz olursa istifade edemeyiz. Ne kadar dersimize dikkat edersek edelim. İkincisi, dünyaya halleri ağyardan beter, kılmaz namazını seherle yatar. Çarşı, pazar demez elini tutar, bir sığınacak ilim kalmadı. Tövbe eder günaha, yeniden başlar. Okumaz dersini bir zaman başlar. Bu yüzden ayarlar, ihvanı taşlar, kurudu dereler, selim kalmadı diye hallerimizi ifade ediyor. Kürk dökük kelimelerimle bu hususu ifade etmeye çalıştım. Başta, Cenab-ı Hak affetsin, mağfiret buyursun Cenab-ı Hak cümlemizi bu nurlu yoldan müstefid kılsın Hamdolsun Alemlerin Rabbi