Rabbimizle İlişki ve İbadet Sırları kaydında Cenab-ı Hak şefaatlerinde mazhar kılsın. Salihler anıldığı zaman Allah'ın rahmeti yar buyuruyor. Cenab-ı Hakk'a ne kadar kıymetli iseler bunlar, demek ki münasebet Rabbimizle çok güçlü bir münasebet var. Zaten Rabbimiz bizim vücudumuzda kendisi ile alaka kuracağımız noktaları halk buyurmuş. Mesela, hayvana hitap etmiyor, dağıta ama insana…
Cenab-ı Hak şefaatlerinde mazhar kılsın. Salihler anıldığı zaman Allah'ın rahmeti yar buyuruyor. Cenab-ı Hakk'a ne kadar kıymetli iseler bunlar, demek ki münasebet Rabbimizle çok güçlü bir münasebet var. Zaten Rabbimiz bizim vücudumuzda kendisi ile alaka kuracağımız noktaları halk buyurmuş. Mesela, hayvana hitap etmiyor, dağıta ama insana hitap ediyor. O zaman onun muhatabı olmanın çok da önemli vasıflarının olması lazım. Çünkü ona muhatap, insana muhatap alıyor, ona uygun olacağız. Mesela diyelim ki Reis-i Cumhur bizi davet etti. Şu şekliyle gitmez insan. Onun belli günlere mahsus elbisesi olur, onu giy. Artık ne gerekiyorsa kravatsa kravat elbisesi, ayakkabısı vesairesi, tıraşı, her şeyiyle böyle mükemmel bir tarz arz ederek gider. Bu nedir? Bu bir insandır. Halık'ımız, Mevlamız katiyyen teşbih yapılamaz, uygun da değildir, lise temizliği şeyün.
Onun huzuruna ne kadar daha çok dikkatli çıkmamız gerektiğini bileceğiz ona. Çünkü muhatap oluyoruz, o bizi kendine muhatap alıyor. Burada bir Hasan Hocamız vardı Rahmetullah Ali. Hocamız son zamanlarında biraz rahatsızlık geçirdiler. Hareketlerinden de zayıflamalar başladı. İyice ibadete kalkar hanımı demiş ki hocam bak yoruluyorsun, abdest alırken bile ayakkabını çıkarırken şeyini, ayağını kaldırırken bile zorlanıyorsunuz. Gel, şu pijamayın üstüne bir şey al, öyle kıl. Yok, hanım. Kimin huzuruna çıkıyorum bir görsen, diyormuş. Kimin huzuruna çıkıyorum böyle, pijamayla mı diyordur? O hastalığına rağmen en güzel şekilde hazırlanmaya gayret ediyor. Bu bilmekle alakalı Rabbimizi. Abdullah I Dehlevi Hazretleri hayatı tabii uzundur, müstesna ama öyle bir derviş yetiştiriyor. Hayran kalmamak mümkün değil.
Mevlana Halid efendimizi, Mevlana Halid Efendimiz ta Mekke'den Hindistan, Cihan, Abat Dehli'ye geliyor. Gelirken yolda çok şiirler yazıyor, divanı var zaten kendisinin, kırk gün kaldığında ağlamaya başlıyor, altı aylık yol. Kırk gün kaldığında şeyhimin kokusu geliyor diyor ama ağlıyor. Bu şeyhinin kokusunun gelmesi mürşid-i kamilinin onu cezbinden gelir o. Dedemin Rahmetullahali, Es'adi Elbili Hazretleri'ne giderken trende cezbe ile gitmiş böyle, titriyor böyle. Kamil bir mürşid çekiyor kendisine. Onlar kendi başına da iş yapmaz. Bunun gibi gönlü kalbi çekinerek yetişmesi de şu şekilde. Hiç görüşmüyor. Halbuki evladını canı gibi seviyor. Çünkü yerine postuna oturacak bir kimse, Mevlana Halid Efendimiz. Katısal Suresi gitsin diyor, mutfağa su taşısın.
Koskoca bir ilim ehli, ilmine bütün hayran kalıyorlar, değişik bölüşteki o Cebriye olsun, o kaderiye olsun uygunsuz, görüşlerde olanları ikna ediyor böyle, Mutezili görüşte olanları, her şeyi akla bağlayanları, irşada ve ıslaha da salahiyette birine hayran kalıyorlar. Mevlana Halid, kuşu kapan bir ırmak, diyorlar. Bir yere geliyor, bir deniz diyorlar. Bir yere geliyor Sahili bulunmayan bir derya diyorlar. Böyle bir kimseye kolay mı? Mutfağa su taşı. Diğer ihtiyaç yerlerinin de hizmetini yapıyor. Şimdi gönüller buna tahammül etmez diye demiyorum. Yetiştirme tarzına bakın. Bunu herkes için uykularımı yok. Şimdi biz bağlarımızdan, bahçelerimizden üzümler böyle kesiyoruz, teknelere koyuyoruz. Her üzümü koymazlar. Ondan sonra kül olma derler buranın tabiriyle. Hastalıklı olan bir üzümü tekneye koyup da ondan pekmez çıkarmazlar. O nereden yağ çıkaracağını Abdullahi Deylevi Hazretleri biliyor.
Rabbimizle İlişki ve İbadet Sırları kaydında Cenab-ı Hak şefaatlerinde mazhar kılsın. Salihler anıldığı zaman Allah'ın rahmeti yar buyuruyor. Cenab-ı Hakk'a ne kadar kıymetli iseler bunlar, demek ki münasebet Rabbimizle çok güçlü bir münasebet var. Zaten Rabbimiz bizim vücudumuzda kendisi ile alaka kuracağımız noktaları halk buyurmuş. Mesela, hayvana hitap etmiyor, dağıta ama insana…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Onun için onu belli bir eğitimden geçiriyor nefsine darbelerle, sonra da biiznillahi Teala Halid çok götürdü diyor zaten. Gittiğinde de rahat bırakıyorlar mı? Yok. Ama diş ediş mücadeledir. Hatta bir rüya uydurmuşlar. Demişler ki Bir tanesi ayarlanmış tabi, çok da sevildiği için onun şöhretini burada yok edeceğiz. Gelmiş bir tanesi: Efendim bir rüya gördüm, bütün cemaat dolu. Onlara dersler veriyor, ilmi dersler veriyor. Buyur evladım, diyor. Efendim, sizi rüyamda gördüm, gözünüzü oydular, böyle bir mezbeliye attılar, kulağınızı oydular, attılar dinliyor şimdi, eliniz ayağınızı deyince şurada dolabımda bir kese altum var, buna verin diyor. Neden deyince oğlum, gözümü oymuşlar ki harama bakmasın, Allah'ımızın razı olduğu yerlere baksın, kulağımı, aynen öyle demiş. Harama gitmesin de bunların müjdeli rüya mı olur, demiş. Halbuki rüyayı kendi kafalarına göre dizmüşler.
Böyle bir Allah'ın dostu. Ariflerin de şahı ve melikül mürşidinel kamilim. Kamil mürşitlerin de idaresini yapabilecek kudrette. Onlara da yol gösterebiliyor. Malharu'l-lumit-din, din ilimlerine mazhar. Zaten üstadlarımızın hepsinde bunu görmemek mümkün değil. Diyoruz ya Cenabı Hak velayet vermediğine velayet vermez. Hep ilim ehilleri, malumatları var. Okumazsa bile okutulmuş. Mesela Mürşid-i Kamilimiz diyor ya, harflerin talimini bana Resulullah yaptırdı, diyor. Ve malharı Yakın dedi. Şimdi ibadetlerin hepsini böyle sıraladığımız zaman derecelendirmeleri görürüz, derecelendirilmesini. Mesela ilimde İbadette ibadet, ubudiyet, ubudiyet. Yine bakarız şeriat, tarikat, marifet, hakikat hepsinde bunu görürüz biz. Avam, halk. Haz, seçkin, daha seçkin. Bakarız takvada bile derecelendirilmeler var. Nedir? Mesela Ey iman edenler! Allah'tan korkunuz. Hemen ikinci bir üst derecesi, SENNEM.
Gücünüz yettikçe Allah'tan korkun. Daha bir üstü. Hakikaten Allah'tan korkun. Bak, imanda da bunu görürüz biz. İmanda. Ne görürüz? Şimdi taklidi olan Allah'ımız tahkiki eleştirsin. Tahkiki var. Bunun yanında lağbe iman var. Zaten burada ifade etti. Yakil olanı var. Hani imanda bile derecelendirilmeleri görüyoruz biz. Bunlar Rabbamızın lütfu ve kerem-i ihsanıyla öncü olan, daha evvel bu aşamalardan geçen kimselerin delaletiyle bunlara erişmişler ve bir de kabiliyet var. Şimdi bulunduğumuz mekanda, mescielimizde hem kürsümüz olsun hem minberimiz olsun, bunun yanında diğer artık döşemelerde, kapısında vesairesinde kullanılan malzeme burger. Bak, ona işlem yapabiliyor ama kavak ağacına yapamıyor. Yapsa neler der? Çat çat atar, bu olacak bir şey değil. En azından bir meşe ağacı olsun. Ürgenin üstün mü tabi?
Şimdi, Mevlana Halid Hazretleri'nde Abdullah-i Dehlevi Hazretleri bir kabiliyet görüyor. Onun için onun üzerinde duruyor ve nefsini darbelemeye başlıyorlar. Şimdi Allah'ımıza vasıl olunacak da bir yere gitmek için engeller kaldırılacak. Nefsin bütün engellerini kaldırıyorlar, artık vagonlar rayların üzerine konuluyor. Rayların üzerine konulması ruhen kemal buluyorlar. Nefsani haller atılınca ruhun seyri başlıyor, ruhun seyrini ölçmek mümkün değildir. Vasıtıları görüyoruz işte, yaya gitmeler de var. Şimdi artık bunlar unutulmayan yüz tuttu. Anı dillerdi. Ondan sonra at arabası. Buna benzer faytondu. Ondan sonra ne diyelim, motorlu vasıtalar. Motorlu vasıtaların ötesi artık helikopterler, uçaklar, füze. Daha neler çıkar bilmiyoruz. Nahl Suresi'nde Cenabı Hak, Bak hiç önü kesilmiyor. Kuran-ı Kerim öyle bir kitabı azim ki hiç önü kesilmesin. Mesela at, merkep, katır, bunlar binek.
Allah'ımız bununla sınırlamıyor. Ve yahluku mala Ta'lamun Daha bilmediğimiz ne vasıtalar çıkar. Bizim burada bu at, katır, merkep derken bizim seyri sülukümüzü de haber veriyor Cenab-ı Hakk. Siz öyle vasıtalarla yürüyün ki sadece zahiri bedenle yürümeyin, takva ile yürüyün, onunla da kalmayın, haşyetle yürüyün. Onunla da kalmayın, gıybetle yürüyün. Azamet-i kibriyayı gönlünüzde taşıyarak yürüyün. Daha nasıl yürüyün, bunu Mirac hadisesinde görürüz, es-rab-ı adihi. Buradaki kelimeye dikkat edecek olursak, Sübhanellezi, o öyle bir Allah ki Kelimeyi yani noksan sıfatlardan tenzih ediyoruz, kemal sıfatlarıyla muttasıt Esrabi Abdihi Kulu Muhammedi yürüttü buyurdu. Bak burada yürüdü değil. Seratin, Esra, yürüttü. Şimdi yürüttü anlamını bir düşünsek nasıl oluyor insan zahiren Mekke'den çıktı, Kudd-i Şerife bir aylık yol. Bunu leylen çok kısa bir zamanda buyuruyor.
Ondan sonra sema hakikatlerini geçecek, Burak'la gidiyor, Miraç. Ondan sonra Refref nasıl gidiyor? Esrarile gidiyor. Yürüttü buyuruyor Cenab-ı Hak. Biz yeter ki o hale gelelim. Onun yardımı olmadan hiçbir şey yapamayız. Bir gayrimüslim bunu söylüyor. Bir tanesinin vücudunda hareket kalmamış, bir gayrimüslim. Doktoru söylüyor hastasını, demiş ki: Sadece işin Allah'a karşı. Güven Rabbimize demiş. Alman söylüyor. Allah'a dayan demiş. Dayan, Cenab-ı Hakk'a. Nasıl dayanırız? Esselamü'l-Men yettabillah yecu allehu'n makraca Kim Allah'tan korkarsa Cenabı Hak ona çıkış yolunu, lütfen. Biz hep sıkıntıları nerede görüyoruz? Zahirde görüyoruz. Şimdi, tedavi, tedavi olunuz, buyuruyor. Ama bu tedavinin ilahi cihetini de göreceğiz. Allah'ımızın yardımı olmadıkça mümkün değil. Mesela ilaç diyoruz biz. Cenab-ı Hakk'ı Rabbimiz korusun, Celle Celalü'nün, sıfatlarda bile şirk var.
Mesela diyor ki Şeyhin beni hidayet etti. Otur, Cehalet kurtar. Şeyhin hidayet etmez. Hidayete vesile olur. Ondan sonra ilaç bana şifa verirdi. İlaç vermez. Şafi sıfatının tecellisiyle o bir vesiledir. Şimdi biz, biz, bu değildi asıl okuyacağım, bu da bir ayrı. Bu, asıl zaten gereken bu Ayet-i celîle de: ARAYINIZ! İllehi ona, Allah'a, sebepler arayınız. Nedir sebep? Biz mesela sebebi ararız, Allah'ımızın dostlarının Cenab-ı Hakk'a yakınlığı. Efendim, yapmayın! Bu şirkle alakası yok. İşte şu ay onlar putlarını önlerine koyuyor. Rabbimize aracı derken katliye o taş parçası aracı olmaz. Burada Evliyaullah'ın aracı olması şahsı itibariyle değildir. Onun bir hüviyeti var. Nedir hüviyeti? Allah'ımıza kurbiyeti var. O yakınlığını vasıta kılıyor. Bak, kendisindeyim. İşte putlarını koyuyorlar, bunu vesile kılıyor.
O vesile kıldığı Hac suresinde Cenab-ı Hak buyuruyor ki: O bir zararı defedebilir mi? Onun üzerine bir sinek bonsa o sineği defedebilir mi? Şimdi burada Allah'ın dostlarının kurbiyeti, Allah'ımıza yakınlığı daha neyi? Ünsiyeti Rabbimizle dost oluşunu. Daha nedir? İbadet ve taatteki esrara nailiyeti onu vesile kılıyor. Şahısı, değil ki? Rabıta da öyle. Yoksa Allah korusun tehlikeye gider, o ismi söylemiyorum. Biz Ya Rabbi, Füyuzat-ı ilahiyyenin müstazımız vasıtasıyla dut ettik. Yani bu aynen diyelim ki biz bahçemize geldik. Ne diyoruz? Ya Rabbi, bize ceviz ver. Allah'ım bize elma verir, arnavut ür olması. Onun fidanlarını dikeceğiz. O, fidan Veside'dir. Veside olan, şimdi orada Velinin bu Rabbimiz katındaki makbuliyet ve rızasının olduğu yönleridir. Rabbımızdan isteniyor. Hatırıma gelen çeşmelerden içtiğimiz su. Bu suyu biz niye gözünle gidelim de içelim, niye şeyden içiyoruz ki?
Çeşme vasıtasıyla içiyoruz, evet oradan da içeriz de şimdi oraya ulaşmamız zor. Gideceksin, ta üç günlük yol. Onu bu borular vasıtasıyla geliyor, bu şekilde istifade ediyoruz. Su aynı su. Ama isterken o veliden istemiyorsun, Allah'tan istiyoruz. Gözünden içebilir miyiz? Belli bir noktaya gelince gözünden de içilir hem de Allah'ımız öyle içilir ki. O nimet o nimetlerin hiçbirine benzemez. Büyüklerimizden birisi anlatıyor. Ben diyor Urfa'da Harranî Hazretleri var, Gaddisallahu Sırra. Artık nasıl bir ilahi zevke erişmişse ben diyor orada bulunuyorum, Arap kaymağı getiriyorlar, bal getiriyorlar, inanın diyordu hiç yemiyordu. Öyle bir haz vardı ki içinde diyor, onlar ilahi haz alınca dünyanın hazları onun yanında ana karnındaki çocuğun yediğine benzer Allah korusun. Öyle bir zevk duyar ki Rabbimizin o esma sıfat ve zati tecellisinin tat ve lezzetine erişmek mümkün değildir.
Onun için Abdullahi Dehlevi Hazretleri Mevlana Hayrt Hazretleri'nin önündeki bütün engelleri kaldırdı. Ondan sonra da çok sürmedi çünkü ilim ehli. İlim ehlinin yetişmesi bizim gibi olmaz. Çünkü şeri esasları bildiği için, şeri esasları ikinci sınıfa kolay geçerlerdi takva cihetine. Ondan sonra Rabbımızdan gayrı engelleri atma mertebesine tamamen münibolu, ona odaklanma. Ne demek bu? Ona münib olmak bir kimse dahi. Mesela yüzmene bildiği yok. Altmışsınız denize. Görüyorsun gibi sırtusiyat tamamen suya teslim ol. Oysa olmuyor, olsa batmayacak. Olsa yüzecek, olmuyor, çırpınıyor. Çırpılınca suya teslim bile olmuyor. Çırpınca batıyor. Yani bir suya dahi üzerinde yüzebilmek için, o merhaleyi ulaşacağı yere gelebilmesi için suya tamamen teslim olacak. Zaten suyun düzenini kaldırmaktır, kaldırır. Adam ölüyor, ölen adamın cismi yukarıya kalkıyor, gemileri yürütüyor.
Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de bunu zikrediyor zaten. Bize çok büyük dersler veriyor. Bigale yani siz ad katır bunlarla kalmayın, öyle bineklere binin ki mukaddime dersiyle kalmayın, rabıtalı olan dersinize geçin. Bu evliyaullah'ın ruhani ve manevi bineği ile siz murakabate de geçmek suretiyle öyle bir adım atın ki adımlarınıza yetişmek mümkün olmaz. Bunun için arifin bir nefeslik taati insanların ve cinlerin ameline değil. Nasıl oluyor? Şimdi bu kantarlar neler var? Odun tarzı. Bakarsın kömür zaten. Bir de hassas terazide var. Birisi hassas terazide. Onlar altınlarda, bakla terazi değil ama onun küçücük gördüğünüz bunu siz altın ve bunun yanında yakut ve gümüş, şey olarak gümüş dönemi. Şimdi bunu zümrüt olarak düşünecek olsak pahasına bunun fiyatına göç etmez. Onlar bir kere ibadet ve taatlerinde ihsan ile iflas ile takva ile altunları, gümüşleri, yaktıkları, zümrütleri yakalamışlar.
Yapmıyor mu? Bizden elbette çok dikkatli ve inayetli bir şekilde yaparlar ama kazançları çok. Onun için Rabbimiz onların saatine nazar buyuruyor. Kişi namaza durur, iki yanında melekler, eğer riyalı, kibirde, ucuplü, benlikli olursa Allah'ımız korusun, diğer tarifleri buna kıyas ederiz, yüzüne çarptır, buyuruyor. Onlarınkini Cenabı Hak kabul buyuruyor. Hatta melekler yazamıyor. Takvayı nasıl yazacak? Haşyeti nasıl yazacak? Ona münnip olmayı nasıl yazacak? Sadakatimizi nasıl yazacak? Çok uzun bu Kuran-ı Azimüşşan'da hepsi geçer. Bu kalbi halleri melekler deyin Cenabı Hak'a kaydettiği için onun artık Rabbimiz için seçilmiş bir kul diyelim. Seçilmiş bir kul, karın da, sahabeden feyiz alışverişi de çok yüksektir. El muhakkbe hu, bimagami telvin fi temkin. Telvin bu temkine erişmekte bir yol. Telvin daha olmamış ama olacak.
Kazanın üzerine diyelim biz üzümün şırasını bırakmışız, yarıda terk edecek olursak ne şerbete benzer ne pekmeze benzer. Ama bunlar ne yapmış? Temkine olacak, kaynamış, artık pekmez kıvamına gelir. Bunlar insani kamil olmanın kıvamına gelmiş. Şeyhu meşayikıt diyaril hindiyye. Hint diyarının şeyhlerinin de şeyhi. Ve variful maarife vel esraril müceddidiye, daha bu kimliği üzerinde biz duruyoruz sözlerine de gelmiş değiliz. Birçok tarikatlardan de icazet almıştır kendisi. Eğer bulabilirsek mübarek sözlerine gelelim. Mesela, Efendimize aşık, Aşıkan, Rasulullah'ta bitmiş. Hani Onun muhabbetiyle, onda o muhabbetin dışında bir şey yok. Muhammed ismini duyduğu zaman sallallahu aleyhi ve sellem titremeye başlıyor. Selman-ı Farisi'de olduğu gibi radiyallahu anh. Efendimiz'i zaten Hristiyanlık gitmiş. Dini İslam efendimiz teşrif buyuracak sallallahu aleyhi ve sellem.
Onu da son artık o dinin alimleri söylüyor. Artık bitti diyor. Ahir zaman nefisi gelecek, özellikleri söyleniyor ismini biliyor zaten. İsmini duyar duymaz kendisi köle olmadığı halde bir çileden geçiyorlar mı? Çünkü ikinci bizim Sadat-ı Kiram efendilerimizden ikincisi o. Sıddıy-ı Azam'dan sonra radiyallahu anh duyar duymaz bir Yahudi onu köle satıyor gibi satıyor olmadığı halinde. İsmini duyar duymaz titremeye başlıyor. Diyor ki kendinden geçerdi. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize ittiba, sünnet seniyyesini yerine getirmek de çok şiddetliydi. Mutlak yerine getirirdi, imkanı üzerine. Mübarek sözlerinde de, davranışlarında da sünnet-i seniyyeye bağlılığı çok kuvvetliydi. Gal dediğimiz yer çok uzun, izahı uzun. Bu mübarek yol dört esasa dayanır. Ademü'l havatir, hatırat demiş. Böyle nefisten gelen, şeytandan gelen bütün düşünceleri ortadan kaldırmış Rabbımızdan gelen ilhamat var bunda.
Ve devamul hodur, bu devamın huzur dediğimiz huzur hali onların biri saniyelik vaktinde dahi geçerlidir. O, işte şimdi ben çorabımı giyiyorum, çekirdek mi yiyeceğim, ayakkabımı ne değil, o anlarda da bütün huzur içerisinde. Yani hiçbir anı boş değil. O cezebat dediği, dediğimiz gibi Allah'ımız kendisine cezbediyor Rumin cezb de derler zaten. Allah'ımız anıyor, Rabbi zücelalem'miz anıyor. İlahi doğuşlara erişmiştir. Kuran-ı Azimüşşan en büyük zevkidir. Şimdi insan bir kimseyi sevse, seviyor, bir kimseyi çok seviyor. O sevdiğinin sevdiklerini sever. Der ki ya benim sevgilim şunları severdi, der. Ona gönlünden gayri ihtiyari bir alaka meydana gelir. Sevdiği Rabbimiz olunca onun indirdiği Kuran-ı Kerim'e büyük bir içtihat arzusu olur. Çünkü Kuran'da onunla buluşur. Nereden söylüyorsun? El-Bahrun-medid fi-tefsiril-Kur'anil-Mecid'de Kuran-ı Azimüşşan'ı okumaların aşamaları var.
Birisi Rabbimizi bularak okuyor. Bunlar bu. Kur'an-ı Kerim'i çok okurlarmış. Muhabbeti çok. Kuran-ı Kerim dinlemeye. Kendisinin, burada siz gelmeden önce biraz baktım, halifelerinin haline hayret etmemek mümkün değil. O kadar güzel halifeleri var ki, fabrika güzel, elbette ki ürettiği de güzel olacaktır. İlahi bir fabrika. Halifelerinin seçkinlerinden dinlermiş Kuran-ı Azimüşşan'ı. Ve galip Şimdi müminler olarak rızkımızı helalinden temin etmek farzdır. Şimdi bize bunu nasıl anlatacağız? Üst sınıf böyle Muhyiddin Arabi hazretlerine, Gaddes Allah'ın Resulü, Mevla'mıza, böyle büyüklerimize şu söz doğru mu, şunu şöyle dedi bu, zaten onlar benim bu sözlerimi herkese nakletmeyin, diyor. Efendimizin Hadis-i Şeriflerinde de var sanki Allahü Teala Aleyhisselam. Nakletmeyin, buyuruyor. Şimdi naklediliyor ve yine de oturmuyor mümkün değil.
Bize böyle bir soru gelmişti de öğretmen sınıfına, dedim siz öğretmensiniz ilkokulda. Yavrulara bizim görmüş olduğumuz artık bu dönemde nasıl bir yol takip ediliyor matematikte, cebir de bilmiyorum fizikte. Bizde fizikte güç, kuvvet, enerji. Bu şekilde. Bir dervişin takınacağı sıfattır o. 0 güç, kuvvet, enerji biz rabıtada enerjiyi almadıkça güç ve kuvvet sağlayamayız, nefsimizi alt etme yönünde. Enerji çok önemli. Bütün dünyadaki, dünyadaki çalışmalar enerji noktasında. Enerji mühim, çok önemli. Bizim işte Karadeniz'de, işte Kıbrıs'taki bu çalışmalar neresi? Çok mühim bir çalışma o. Enerji öyle ki bir bor madenindeki enerji inşallah hep çalıştırmayan muvaffak oluruz. Mesela şu bizim yakın ilçedeki dağda altın madeni. Hep yabancılar çalıştırıyor. Evet, bizimkilerin istifadeleri var ama gönül istiyor ki hep bizim olsun, de. Çünkü bizim olduğu zaman bir başkası gibi değil.
Öyle Afrika'ya gidip de Afrika'nın bütün servetini sömürüp de adamları köle eden zihniyet değil bu memlekette. Elhamdülillah biz bunu bu hastalıkta gördük, yüz otuzun üzerinde ülkeye yardım edildi. Yani nimet elinde olunca Biiznillahi Teala bölüşümü de bilen bir memleket. Bunun örnekleri çok tarihte tabi. Böyle sinüsü, kosinüsü, kontenjantı, ondan sonra bir bilinmeyenli, iki bilinmeyenli denklemleri, kök almaları vesaireleri nasıl verecek ilkokul çocuğu? Onların da o sözleri aynen bunun gibi. Diyorlar ki Hasan-ı Basri Hazretlerine kıl çulun içerisinde gelen yaşlı bir nineye konuştuğunu bize konuşmuyorsun. O gelince coşuyorsun, sebebi ne? Ben lokmaları karıncaların ağzına göre değil, fillerin ağzına göre ayarlıyorum. Karıncaların ağzına sığmıyor gabiliyet ağzına, beyin ağzına, gönül ağzına. Bayezidb İslami Hazretleri'ni beş defa ülkesinden çıkarmışlar.
Avam kursağına diyor sığınıyordu söyledikleri sözler. Bizzat şahit olduğum bir şeyi anlatayım size. Mürşid-i kamilimiz, ben ilmimi gizliyorum dediğine şahidim, desem kimse anlamaz, buyur. Buyur. Onun için tabi, bilmeyen cahiller masal anlatıyor, derlerdi. Şimdi, Avrupa'daki eğitime bakın biz onları örnek olarak alacak değiliz. Eğitime bakın masallar üzerine. Misaller ve hikayeler. Çok kıymetli bir hocamızdı. Marmara İlahiyat'ta fersah oldu. Çok kıymetli bizzat malumat sahibi. Ben diyor, Ceyhanlıyım. Hacersen Efendi Hazretleri diyor, burada vaaz eden çok dedikodusu yapılır, diyor. Efendimizin vaazlarında ayetler var. İki tane de Hadis-i Şerif altında geçerlerdi. Fakat cemaatin durumunu şöyle bir özetliyor. Onu anlayacak kimse yok. Ondan bu menkıbelere dönüyor. Çok diyor, şeyi yapılırdı dedikodusu. Şimdi anladım ki Efendi Hazretleri en güzelini yapmıştı.
Binlerce hoca var, hepsi güzel maşallah, Allah esirgesin. Ama böyle misallerde, nelerle, menkıbelerle anlatış gönüllerde kalıyor. Onun için diyor ki Avrupa'daki eğitimler menkıbelere dönüştü diyor. Yani hep öyle olmaz da menkıbelerle verilmeye çalışılıyor. Anlaşılması zor tabii. Helali terk etmek ariflerin farz bir durumudur diyor. Helal terk edilir mi? Diyor ki Mevla anamız, Rahmetullahi, bugün diyor kalemi eline alma. Katibine, kalemi diyor eline alma. İki lokma fazla kaçırmışım diyor. Bu helaldeki riayete misal olmaz mı helalde bile onu terk etmekte? İki lokma diyor fazla aldım, beddu niyet doğmaz diyor, Şemsi Tebrizi Hazretleri. Şemsi Tebrizi Hazretleri kim? Emin olun. Bir işte şaşkınlığa düşerseniz kabir ehline müracaat edin. O kabrine indiğiniz zaman tabii Allah'a yöneliyor. Arz ettim zaten. Cenab-ı Hakk'a yakınlığını vesile kılıyor. Dünya gözümüzden çıkıyor.
Hayatta olsa nasıl olurdur ki. Ama bu halleri daha bir güçlü oluyor. Kılıç kınından sıyrılmış gibi. O diyor, Allah'ın dostları dünyayı da ahireti de yer yapmışlar. Ne olmuş? Velmüteved ki yönelmişler, Allah'ımıza yönelmişlerdir. Biz yatsılık diyoruz. Halbuki ikindiden sonra yenmiş. İşte böyle midem kazınıyor biraz yeğenim. Onlar ne diyor? Ve galib buyurdu ki yemediğimiz gece, aç kaldığımız gece bizim yanımızda leyletü'l-miraç, Miraç gecesidir. Aç değiller onlar. Bunu anlatamam. Anlat derseniz deyin, yine de biraz bir dokunun, bu anlatılacak gibi değil. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz peş peşe oruç tutuyor. Ashab-ı Güzin Efendilerimize dediler ki: Ya Rasulallah, biz de peş peşe tutanın mı? Siz benim gibi değilsiniz. Ben Rabbim katında yediriliyor, içiriliyorum. Hephem dediler. Anlayalım da anlayalım. Asıl aç biziz.
Böyle üstadımızın şeyi oluyor, ruhaniyetinden istifade için seneyi devreyanı. Onun irti halinde şu geliyor hatırıma, diyorum ki o ölmedi, biz öldük, Onlar ölmedi, biz öldük. Biraz bunda zorlanacağız ama ehlince malum olur inşallah. Bu mübarek yolu dört esasa dayanıyor. Yani dört şey ise gereklidir. Dininizi öyle yarım yamalak insanlardan değil. Zaten dini meseleler olduğu gibi belirtilmiş. Onlar kelime oyunu yapar, bilmem filan hiç manasız. Yani ne demek yani? Sen halka ilim üzerinde, kader üzerinde, ondan sonra ne bileyim çok acayip Duymakta istemediğimizden söylemiyorum. Yani bu iş bitmiş. Sen Adem Aleyhisselam'ın anasıydı, babasıydı, bilmem filan diye Allah bu yaptı. Bizim İbrahim mekan hocamız çok alim bir zattı. Böyle bir tiple karşılaşmış, üstadımızı anlatıyor, çok dertleşirlerdi. Baktım diyor, bir türlü ayet, hadis kabul ediyor. Yakayı tuttum diyor.
Allah mısın, peygamber misin söyle dedim diyor. O tahsilini gerçekten Asizi hazretlerinin devamından almış hakiki bir alimdi. Allah mısın, peygamber misin, demiş. Yahu sen nesin? Otur, sonra dini meseleler konuşulurken çok edepli olunuyor. O saygısızlık nereden çıkıyor? Bize İstanbul'da bir soru oldu. Akl bulabilsem Nur Suresi'nde altmış bir. Ayet-i celine diye. Onlar artık toplu yiyorlar ya kadın, erkek. Ona cevaz arıyor. Efendim ne diyorsun? Dedi. Hemen demiyorum. Siz Kuran-ı Kerim'i ele alırken nasıl tefsir ediyorsunuz? İşte bu meal, ya Kuran'daki ayetlerin diğer ayetlerine olan münasebeti Elhal'dır. Şimdi, Sahile bütünlüğü var. Cüz bütünlüğü var. Kuran-ı Kerim'in bütün altı nokta altmış altı ayat-ı ilahiyyenin bir bütünlüğü var. Sonra nüzul sebepleri var. Daha sonra bunun yanında sahih olan hadisler var. Akla mugayir veya değil, vahiy onun önünde bir ayrı.
Baktık ki kadın, erkek beraber yemek muharebeye hep gidildiğinde ortalıkta perişan kalıyorlar. Onlara siz de yiyecek ve içeceklerinizi diğer evlerde yiyebilirsiniz. Çünkü ayet-i celileler geliyor setir hakkında, örtünme hakkında, hicap hakkında ayet-i celileler var. Kuran bütünlüğü içerisinde dediğimiz bu. Ondan çok iyi irdelememiz, çok iyi incelememiz kafamıza göre de değildir. Her şey ilmi esaslara göredir. On iki ilim diye boşuna dinmemiştir. İsagocu mantığını alır. Hep varım. Efendim, Dinimizi böyle ehil insanlardan öğreneceğiz. Zaten belirtilmiş her şey belirtilmiş. Ama yeni meseleler, yeni meseleler ele alınırken din olgusu diye gidilmez. Yeni meseleler konan esaslar üzerine bina edilir. Yani, bir esas var. Tespit edilen bir esas var. O esası bozmadan devam eder. Mesela misvekk sünnettir. Sen bu sünneti kaldıramazsın.
Bunun üzerine günün şartlarında dişin temizliğinin daha nasıl güzel olacağını ifade et. Ama misvek binen bir sünneti kaldıramaz. Cebrail Aleyhisselam bana öyle bir emirler de geldi ki, ben buyuruyor, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, misvet farz olacak zannettim. Ve yakinen selimun, kesin inançtır. Bunun da itikat noktasında çok sağlam olup kesin bir inanç. Bu hakkelyakini ifade ediyor zaten. Allah yolunda sar veya kimseden bir talepte bulunmamak. Ve riclül meksura, Allah'ımızın razı olduğu yerlere adım atmak. Biz bu şekilde ifade ile diliyoruz. Rakınacak gibi değil ki, hepsi müstesna. Elhamdüllilahi Rabbil alemin. Aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruhu ta'yıbelerine, El-Nashabına, Peygamberan-ı zan ve Piran-ı zan. Bütün geçmişlerimizin ruhları için El-Fatiha.