Rabbimizi Tanıma ve Marifetullahın Önemi kaydında Üç şeyi öğrenmemiz icap ediyor. Birincisi, Marifetü'l Abdi Rabbdi Rabbehu, kişinin Rabbi Zülcelal'imizi tanıması. Tanırsa ne olur? Tanırsa her hayır olur. Tanırsa her türlü şer ortadan kalkar. Rabbimizi tanımamaktan tanımak, şöyle haşa bir şahsı öğrenmek gibi değil. İki cihan güneşi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kelamı…
Üç şeyi öğrenmemiz icap ediyor. Birincisi, Marifetü'l Abdi Rabbdi Rabbehu, kişinin Rabbi Zülcelal'imizi tanıması. Tanırsa ne olur? Tanırsa her hayır olur. Tanırsa her türlü şer ortadan kalkar. Rabbimizi tanımamaktan tanımak, şöyle haşa bir şahsı öğrenmek gibi değil. İki cihan güneşi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kelamı yetiyor. Buyuruyor ki sen kendini nasıl vasfedersen sen öylesin, başka dinmez zaten. Kuran-ı Azimüşşan'da en çok geçen hususlar Rabbimizin, Rabbimizin tanınması hususunda, onun azameti hakkında. Bütün Kuran-ı Kerim'de bunu görürsün. Mesela Miraç buna ait Ayet Celil en son bölümünde son kısmında Şüphesiz o Cenabı Hak mutlak duyandır. Bu ifadenin kullanılması lazım. Mutlak duyandır. Basir mutlak görendir. Şimdi bunu kişi bilecek olsa Rabbimizin azamet-i ilahiyesinden de bir nasip lütf edilse, o kimsenin yanlış yapması mümkün değil.
Çünkü Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam benim, Allah'ı en çok tanıyanınız benim, ondan en çok korkanınız da benim buyuruyor. Allah'ı en çok tanıyanınız benim, ondan en çok korkanınız da benim. Demek tanımakla alakalı. Yapılan evrak ve ezkarın da sebebi bu olsa gerek. Rabbi Zülcelal'imizi tanıma. Bilhassa murakabe ile alakalı ayet-i celileler hep bu hususta. Mesela ihlas, yeter aslında. O geniş izahlara gerek yok diyemem de bir ihlası şerifi anlasak bizim hayatımızın düzelimi için yeter. Allah'ımızın bir Samet sıfatını bilebilmek her şeyimiz ve ona muhtacız ama o hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyimizi. Çünkü görüyor, biliyor, duyuyor ama bizim görmemiz ve bilmemiz, duymamız gibi değil. Onun görmesi Esselamü, ya alemin sırra ve ahfa gizliğiyle daha da gizli olanı da biliyor Esselamü. Ela yalemmen halab ve huvel latiful habi. Mutlak Cenabı Hak kulundan haberdardır.
En gizli düşüncelerine, yani sadırımızdan, gönlümüzden geçen, daha da bir ötesinden geçen düşüncelerimize vakıf. Böyle bir Rabbi Zülcelal'imiz. Böyle bunun üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Ve bunu da canlı tutmak. Her zaman canlı tutabilmek. Yani bir annedamet, ondan sonra da geri halimize dönmekte olmuyor bu. Her an canlı tutmakla oluyor. Rabbim beni görüyor, biliyor, duyuyor diyebilmek ve bunun manevi insanda meydana getireceği güzellikler o yaşayan kimse içindir. Mesela nerede olursak olalım Cenabı Hakkın bizimle beraber oluşu. Buradaki bizim anlamakta zorlandığımız şudur. Böyle elhamdülillah okunuyor, biliniyor ama bilmediğimiz husus şu, bunun zahirinde kalıp batınına geçememek, yani nazarı olarak bilmek, bir de şuhudi olarak. Nazari biliyoruz ki Cenabı Hak bizim nerede olursak olalım beraber olduğunu bizimle bunu biliyoruz. Bu nazari.
Bir de, Rabbi Zülcelal'imizin bize bizden yakın olduğunu, bizim her halimizi bildiğini, bizimle beraber olduğunu, gönül hissedecek olursa işte sıkıntı burada imanda da öyle, imanda tasdik, önemli olan tasdik kalbin tasdibi. Hep gönülle alakalı, hep derine dalmak gerekiyor derine. Bunu Cenabı Hak, eşyada da bize gösteriyor. Eğer bir su çıkarılacaksa belirlenmiş, su ile alakalı olan kimseler var, mühendisler var. Bu hususta bazen yeteneği olan kimseler var. Şurada su var dediği zaman o su derinde olmuş oluyor, yüzünde değil. Mesela maden mühendisleri oluyor. Bu maden mühendisleri diyorlar ki burada maden var. E, yüzünden toplanmıyor o maden, derinden çıkıyor. Aynen bunun gibi sadece dilden değil, gönülden. Dilin söylediğini kalp tasdik edecek olursa o zaman iman tahkike eriyor.
Rabbimizi Tanıma ve Marifetullahın Önemi ne anlatıyor?
Rabbimizi Tanıma ve Marifetullahın Önemi kaydında Üç şeyi öğrenmemiz icap ediyor. Birincisi, Marifetü'l Abdi Rabbdi Rabbehu, kişinin Rabbi Zülcelal'imizi tanıması. Tanırsa ne olur? Tanırsa her hayır olur. Tanırsa her türlü şer ortadan kalkar. Rabbimizi tanımamaktan tanımak, şöyle haşa bir şahsı öğrenmek gibi değil. İki cihan güneşi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kelamı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O zaman imandaki tahkik, yani bu imandaki tahkik deyince anlamamız nasıl oluyor bilmiyoruz yani yaşanan bir husus bu. Çünkü çalışmak gerekiyor ama iki şey çok icap ediyor bize. Birisi cehd, gayret. Bir de gaye. Yani gayesi ve gayreti olmayan bu bize arifani ilahinin anlattığı hakikatleri çözemeyiz. Gayesiz yok. Tarikat-ı Aliyyeye girdik zahiri değil o. 0 nedir? Batınidir hep. Gaye ne olacak? Gaye vuslat. Cenabıhakk'a erişebilmek. Ona nailiyet, onun rızasını elde edebilmek. Ondan sonra da icap eden gayrettir. Çaba gösteriyoruz. Gayret, çaba. O çabayı gösterdiğimizde zaten yollar açılıyor. Biz Miraç gecesini geçirdik ama nasıl geçirdik? Geçti Miraç gecesi. Geçmez o, geçmez o. Essalatu miracül mümin, namaz müminin miracıdır. Miraç yolculuk manasına gelir. Yolculuk manasına. Bak tanıdığım kardeşlerimiz oluyor.
Ta belli bir yere geldikten sonra dönüp arkasına en baştaki hali bile elde edemez duruma geliyoruz. Yani bu bizim mürşid-i kamilimizi üzmez mi? O bizi bir noktaya getiriyor ve bekliyor da zaten. Daha bir ileriye nasıl adım attırırız diye. O seni hidayete erdiremez o. Hidayetin yolunu gösterir. Habibim, sen dahi hidayete erdiremezsin buyruluyor. Allah'ımız erdirir ama hidayetin hep yollarını gösteriyor. Miraç neydi? Bak bir yol açılıyor. Kulum Muhammedi Esra Sallallahu teala yürüttü buyuruluyor. Bak bir yolculuk, Mika-i Mükerreme'den kutsi şerife kadar bir yolculuk. Ondan sonra o yolculukta kullanılan vasıta da var. Kutsi şeriften Sidre-i münteha'ya kadar nedir? Yine bir yolculuk ama o yolculuğun nesi var? Biz binek demekten haya ederiz bu Miraç çok önemli. İlahi bir merdiven diyelim de onun şanına uymayan bir söz söylemeyelim.
Ondan sonra bakıyoruz Sidre-i müntehadan Cenabıhakk'a yürüyüşte refref. Hep aşama aşama gidiyor. Yani bizi nasıl yürütüyorlar? Başta Cibril hadisi bile bunu ifade eder. Çok misaller Ama efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem ehadisi Muhammediyesinden olsun. Mel İslam. Bak yolu nasıl açıyor. Niye iman ondan sonra geliyor? Böyle ibadet ve taatli olunuyor da inanç noktası çok önemli. Onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi buyuruyor Cenabı Hak Hucurat suresinde. Bak iman onunla, onda bir yolculuk. Onunla olmakla birlikte kamil bir imana yolculuk. Sonra ihsan deyince üç maddede bitiriyoruz ama ömrümüz geçiyor yakalayamıyoruz yakalayayanların ne mutlu. Onu görür gibi taat kılmaya adım atmak. Miraç esrarının biri de bu olsa gerek ama en önemli hususlardan birisidir. İşte zahirde kalmamak. Mesela kalp diyorlar. Kalp bizim vücudumuzda bir dış organ gibi değil.
Bir göz gibi değil. Aslında göz değişti de onu anlayabilecek hal istiyor bize. Göz de işte. Gönülde, kulak da öyle. Hani gönül kulağı, gönül gözü hissetmeyecek olursa o zaman bir şair vardı da o biraz incitir mi bilmiyorum, Çam Budağından ne farkı var diyor göz için. İç gözleri olmayınca demek istiyor ama çok hakikat de bu. Böyle bir adım atabilmek, Rabbi Zülcelal'imizi tanımak, marifetullah, Rabbi Zülcelal'imizi tanıyacağımız onun Esma-i ilahiyesi, ondan sonra sıfatları, zati sıfatları, bunların hep tekabül ettiği mesela Rabbi Zülcelal'imizi Esma ile tanımak, bizim görmediğimiz alemlerin görünmesi demektir. Gaybe imam bu zaten. İmamı Rabbani, Kaddesallahu Sallallahü Hazretleri buyuruyor ki gaybe iman bu hale erişmişse kişi, o görünmeyen, mesela biz görmediğimiz neler var, neler var? İlla kabir diyeceğiz, ona daha varmadan neler var?
Hesap diyeceğiz, mizan diyeceğiz, sırat diyeceğiz, mahşer. Hayır, daha görmediğimiz çok hususlar var. Ne var? Kendimizi göremedik daha. Görseydik bak görmediğimizi şundan anlayacağız. Allah'ımız insanı yeryüzünde Bakara suresinde otuzuncu Ayetenle yeryüzünde kendi namına hükümlerini gerçekleştirmek için halife tayin buyuruyor. Bunun bir umumi olanı var genel. Bir de hususi olanı var Rabbimizin seçtiği kullardır bunlar. Sonra bunun da nefsimizi tanımak, eşyayı tanıyabilmek, bak efendimiz yalvarıyor Sallallahu teala ve sellem. Ya Rabbi eşyanın hakikatine girdir. Biz şimdi kalkacağız, melekut alemi diyeceğiz. Daha kendimizi tanıyabilirsek Rabbimizi tanırız. Men arafa nefse fakat arapa rabbe. Nefsini tanıyan Rabbi zülcelalimizi tanır. Yani görevlerimizi tanımak, vazifelerimizi tanımak. Yani Allah'ımız bizi Kuddus veli hazretlerinin ifade ettiği gibi yeyip ü tüben uyumakla insan olunmaz.
Bu zümrei sınıf hayvana münasiptir. O değil. Yani yemeden içmeden gaye de ibadet ve taat arzusuyla onu yerine getirmekle. Bu değil. Gayrimüslimlerle alışveriş yapan bir kardeşimiz şunu anlattı bize. Bize dedi turistler çok gelir çünkü ben onlara ait eşya satıyorum. Konuştukları diyor hep şurada nasıl gezeceğiz? Ellerinde zaten haritaları neleri var? Eğitimli de geliyorlar. Eğitimli geliyor. En az altı ay eğitim yaparak geliyor. Nasıl şaşırtırım bu kimseleri diye. Bu ülkenin insanını nasıl bozarım diye onlar eğitimli geliyor bir yere. İşte İtalya'ya bir sefer, İngiltere'ye bir sefer, Fransa'ya bir sefer. Onlar böyle gitmiyor. İnancımı nasıl hakim kılarım diye bu düşünceler de geliyor. Gelişigüzel bir seyahat değil. E bizim seyahatimiz hala soruyor. Kabe'nin içerisinde efendimizin mübarek cismi saadeti mi var? Okumamışız ki. İnanın böyle deli olan hocalarımızdan birisi ağlıyordu.
Dedi ki hiçbir şey bilmiyorlar dedi. Getirdim dedi hacıları. Hiç diyor, bilmiyorlar. Haccın menası ki bilmiyor diyor. Ağlıyordu. Yani bu kadar da geri kalınmaz diye. Onun için birincisi Rabbimizi. Söyleyeceğim sözü tamamlayıp geçecek olursam biz daha yolculuğu şahsımızda yapamadık. Nasıl yapamadık derseniz derine dalacağız. Kalp dedik bak işte ruh işte. Sır, sır ne demek? İç demek. Hafi, yine iç manasına. Ahfa, daha da bir iç. Daha kendi arasında birçok aşamaları var bunun. Daha nedir? Bizim şahsımızdaki yolculuk Abdülhaniku Hucdevani hazretlerinin, Kaddafi Hızır aleyhisselamdan öğrendiği on bir esas var. Onlardan birisi nedir? Sefer der vatan. Kendi vücudumuzda sefer yapabilmek. O sefer nedir? O sefer beş tanesi sadrımızda, dördü vücutla alakalı su, hava, ateş, toprak, bir de nefis. Eben bunların hepsini geçtim. Hayır. Geçtik ama o bizde bir hal olmadı. O bizde tesirinin zuhuru önemli.
Bunu Sami Efendi Hazretleri bile buyurmuş. Biz demiş, buyurmuş yiyeceklere, içeceklere dikkat edilmediği için sadece hareketiyle, ona göre biz muamele buyuruyoruz. Yoksa onların hep detayiflerin manevi ışıkları var. Bunu iki kimsede görmüşler. Tabii sonra zuhur edebilir, olur. Allah'ın çok sevgili kulları vardır, yaşa. Adana'da Sami Efendi Hazretlerinin seçkin hulefasından Hasan Efendi Hazretleri, bir de Kürt Mustafa Efendi diye anlatırlardı. Hiçbir davete gitmezmiş kolay kolay. İçinde bir haram olur mu düşüncesiyle. Kendi elinin emeği. Bak Arifani ilahi, biz yemeğin çeşitlerini sayıyoruz. Ununu diyor kendisi temin eder. Onu hamur yapar. Olur mu? Niye olmasın? Olur bunlar. Kendi eliyle. Ondan sonra onu pişirir. Sonra o ekmeği un haline getirir. Acıktığı zaman diyor, acıktığı zaman ağzını atardı. İşte bu kendimizi tanımak böyle olur. Ondan sonra Rabbi Zülcelal'imizi tanımak.
O manevi letaifin nurlarıyla bir defasında bir düğün münasebetiyle Sami Efendi Hazretlerinin huzurunda bulunduk. Ondan sonra üstadımız sordu efendimiz hazretleri. Efendimizi nasıl gördün diye. Artık ona bıraktık. O kendisi ifade buyursun diye. Dedi ki böyle bir kürsinin üzerinde, halbuki öyle değildi. Bir sandalyeydi orada. Sonra üzerinde o hil atın olduğunu, daha sonra letaiflerinden nurların fışkırdığını haber veriyordu. Detayif geçme böyle olur. O nurlar diyordu. Ziyası tarif edilmez. Biz sözü yarım bırakmayalım. Mesela Rabbımızı tanimanın Esma isimleriyle oluşuna melekut alemi. İstersek görmeyelim ama imrenelim. En azından imrenelim. Şu dünyada dünya mümin için ne buyruluyor? Sicunul mümin. Böyle buranın bir hapishane olduğunu, buranın hapishane olması aklımızın nefsin esaretinde bulunması demektir. Daha aklımızı kurtaramamışız nefsin elinde. Bak dünyaya ne gibi kafamız çalışıyor?
Varsın çalışsın. Ama o dünyanın yanında bu dünyayı ahirete vesile etmek hatırımıza gelmiyor. Olsun, Dünyalar olsun. Ama velakin Allah'ımızı buldurmayan bir varlık ne olacak ki? Yani bizim kabrimizi cennete döndürmeyen Cehennem çukuru etmesin Cenabı Hak mühim olan orayı tezyin edip rızayı ilahi bulmak. Demek ki insanın kendi nefsinde seferi anlattığımız gibi o, 0 netaif daha öteleri var hiç şüphesiz. Her netaifin kendi arasında bin derecesi var. İnsanı kamil olmanın işareti o. Demek ki esması melekut alemi, sıfatı sübutiye bu ceberut alemi, zati sıfatları da alemi lahuta girer. İşte o zaman anlaşılır. Bunlar bize büyüklerimiz tarafından öğretilmese biz böyle kalacağız, Allah korusun. Burada bulmak belki üç olacak şu anda. Yine bu sözü de tamamlayalım. Rabbımızı tanıyabilmek.
Ondan sonra, Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemi onun hayatını okumak ve onu da aynı zamanda hayatımıza geçirmek. Bir hocamıza muhalefet olmuştu da orada diyor ben şunu düşündüm. Hocamız anlatıyor. Acaba böyle bir tavrın karşısında Resulullah ne yapardı dedim diyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Efendimizin diyor İslam tarihinde, bu okuduğun hayatında bu gibi hallerdeki davranışıyla mukabelede bulundum diyor. Bize örnek, en güzel örnek şu, Eğer ırklar olmasaydı bu ebtalin anlaşılan mana bu. Malum özellikleri var. Özelliklerinin birini rızık hususunda söyleyeyim size. Şu, umbaret kimse dedi ki beni bir yere davet ettiler. Böyle diyor masalar kurulmuş, yemekler neler. Zaten diyor gitmemek için çok direndim diyor. Beni mazur görün, siz afiyetle yiyin. Fakat diyor bizi de tanıdığı için hiç bırakmıyor diyor. Ne olur amca, bir teşrif buyur.
Bir otur çok diyor zorladığından mecbur kaldım. Böyle hep yemeklere bakıyorum diyor. Orada iki tane diyor yiyecek buldum, yiyecek buldum demiyorum isimlerini. Onunla iktifa ettim diyor. Bak yine söyleyeyim. Efendimiz hazretlerine bir sofra hazırlandı. Kendisi duymuyor ama on beş gün uğraştılar. Aman tabaklar şöyle olacak, Sofra şöyle olacak. Hayret ediyorum. Diyorum efendimiz acaba ne yapacak? Bu kadar şatafatlı anlatılıyor. Nimetler neler. Sohbete vardılar. Sohbete müteakip ikram edilecek. Evliyaullah'ın da bir manevi vakarı oluyor. Bir ağırlığı oluyor. Zaten o ağırlığıyla bulunsa kimse yaklaşamaz ona. Böyle bir ağırlaştı. Vaku halini aldı. Önüne geçtiler. Efendim sofra hazır. Hiçbir şey demedi. Yürüdü. Efendim birkaç lokma alın da, biz sizi takip edelim yürüdü. Size bir şeyini anlatayım. Biraz zor gelecek ama. Ona şoförluk yapan bu Nevşehir olarak hatırlamayın, bir başka yerde.
O çok dikkatliydi, üstadımızın şoförluğunda çok dikkatliydi. Biliyorum biz naçizane. Ben diyor mürşitimizi götüreceğim. Yalnız bir yere geldik diyor Aksaray'a. Gemişler mesela. Orada sohbet buyurmuşlar. Ben de diyor açın. O açlık anında da yemeğin kokuları bambaşka gelir. Giyerim delerim. O diyor tencerelerden neden yemeklerin kokuları geliyor? Ben oh diyorum diyor. Sohbeti dinliyorum ama diyor. Ben karnımı nasıl doyuracağım onu da düşünüyorum diyor. Herhalde iyice doyuracağız bu sayede dedim diyor. Üstadımız kalkmış. Yemeden arabaya yürümüş. Ben acım diyor. Sonra buyurmuş ki ismini vermeyi hemen anlarsınız. Kardeşimize pastalardan neden verin böreklerden? Pasta belki olur mu? Börek bile beni doyurmaz diyor. Ben diyor yiyeyim ya. Alışkın bir adamım diyor. Sonra içim içime sığmıyor diyor. Niye yemedi diye.
En sonunda dedim ki efendim o kadar güzel yemekler size hazırlayacaklar kokuları geldi. Patladım diyor. Niye yemediniz? Oğlum benim kerametimi ortaya attırma. O yemeğe hazırlayan kadın haize idi. Adana'da efendimiz hazretlerini davet buyurmuşlar. Tabii Ramazan-ı Şerif. Yiyecekler bayağı geniş oluyor. Bir zeytin getirmiş. Bir peynir. Böyle reçelden neden? Efendimiz buyurmuş ki, ismini diyecek gibi oldum. İltihad etti, kıymetli bir insan. Deyim isterseniz. Mükremin buyurmuş efendimiz. Mükremin hani bir çorbanı efendim üstadımız hazretleri Sami Efendi Kaddesallahu havırı kadın da böyle bir hal olduğu zaman siz kendi elinizle, böyle yemeklerle, böyle peynirle, zeytinle geçiştirin diye ondan dolayı demiş. Sami Efendimizin yine seçkin bir evladı, onlar bu hale gelirken kolayına gelmiyor demek istiyorum. Biz takip edeceğiz. Bunlar belli bir sınıf bunlar yapacak. Hayır, hepimiz dikkat edeceğiz.
Din onlara değil hepimiz için din var. İslam hepimiz için. Kuran hepimiz için. Böyle de bir gevşekliği, kusura bakmayın da duyuyorum. Ya bu onlara mahsus. Hepimize mahsus Allah'ımızın ayat-ı ilahiyyesi. Yani bunlarla, açmadım gerçi o hususta. Bunlarla iktifa ediyorlar. Onların arzuları, istekleri İbrahim bin Ethem Hazretleri ile sonlandırmaya çalıştım. Ezan okundu herhalde. Hemen mi gideceğim? Şimdi İbrahim bin Ethem Hazretleri buyuruyor ki dünyadan insanlar hiçbir şey tatmadan çekip gidiyor. Efendim yemez olurlar mı? İyi olurlar ama marifetullah diye bir şey yok. Buyuruyor ki Hasan-ı Basri Hazretleri, o kırklar olmasa yer batar buyuruyor. Onun içindekileri de yere batar. Salihler olmasa, asiler helak olur. Alimler olmasa insanlar hayvanlar gibi olur. Nasıl muamele edilecek? Mesela camiye gelmenin çok kuralları var. Yolda yürümenin kuralları var.
Camide bulunmanın en az yirmi dört tane kuralı var. Bunları üretirler bize. Levnes Sultan eğer adil devlet reisleri olmasa insan birbirini eğer böyle hayra şerre pek aklı yetmiyor fakat Allah'ımızın kulu bunlar olmasa dünya harap olur. Eğer rüzgar olmasa her şey kokar. Biz bunu sadece akşamdan beri esen rüzgar olarak düşünmeyelim. Onların gönüllerinin esintisi, ruhlarının esintisi, imanlarının esintisi, Allah'ımıza bağlılıkların vuslat esintisi. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Rabbimizi Tanıma ve Marifetullahın Önemi | Mihmandar