Rabbimizi Tanıma Sanatı ve İlahi Azametin… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Rabbimizi Tanıma Sanatı ve İlahi Azametin Sırları
Rabbimizi Tanıma Sanatı ve İlahi Azametin Sırları kaydında Üç şeyi ürünmemiz icap ediyor. Birincisi, kişinin Rabbi zülcelal'imizi tanımasını. Tanırsa ne olur? Tanırsa her hayır olur. Tanırsa her türlü şer ortadan kalkar. Rabbımızı tanımamaktan. Tanımak şöyle haşa bir şahsı öğrenmek gibi değil. İki cihan güneşi Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kelamı yetiyor. Buyuruyor ki sen…
Üç şeyi ürünmemiz icap ediyor. Birincisi, kişinin Rabbi zülcelal'imizi tanımasını. Tanırsa ne olur? Tanırsa her hayır olur. Tanırsa her türlü şer ortadan kalkar. Rabbımızı tanımamaktan. Tanımak şöyle haşa bir şahsı öğrenmek gibi değil. İki cihan güneşi Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kelamı yetiyor. Buyuruyor ki sen kendini nasıl vasfedersen sen öylesin. Başka dinmez zaten. Kuran-ı Azimüşşan'da en çok geçen hususlar Rabb'ımızı Rabb'ımızı tanınması hususunda, onun azameti hakkında. Bütün Kuran-ı Kerim'de bunu görürüz. Mesela Miraç buna ait Ayet Celillezun bölümünde son kısmında mesela. Mutlak duyandır. Bu ifadenin kullanılması lazım. Mutlak duyandır. Basir mutlak görendir. Şimdi bunu kişi bilecek olsa, Rabbımızın azamet-i ilahiyesinden de bir nasip lütf edilse, o kimsenin yanlış yapması mümkün değil.
Çünkü Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, Allah'ı en çok tanıyanınız benim. Ondan en çok korkanınız da benim buyuruyor. Allah'ı en çok tanıyanınız benim. Ondan en çok korkanınız da benim. Demek tanımakla alakalı. Yapılan evrak ve ezkarım da sebebi bu olsa gerek. Rabbisiz'n-Celalimizi tanımak. Bilhassa murakabe ile alakalı Ayet-i Celileler hep bu hususta. Mesela iflas. Yeter aslında. O geniş izahlara gerek yok diyemem de bir iflası şerifi anlasa, bizim hayatımızın düzelimi için yeter. Allah'ımızın bir Samet sıfatını bilebilmek, her şeyimiz de ona muhtacız ama hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyimizi. Çünkü bölüyor, biliyor, duyuyor ama bizim görmemiz ve bilmemiz, duymamız gibi değil. Onun görmesi, İslam'ı yaelamun sırra ve ahfa gizliğiyle daha da gizli olanı da biliyor. Mutlak Cenabı Hak kulundan haberdardır.
En gizli düşüncelerine yani sadırımızdan, gönlümüzden geçen, daha da bir ötesinden geçen düşüncelerimize vakıf böyle bir Rabbi Zülcelal'imiz. Böyle bunun üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor ve bunu da canlı tutmak. Her zaman canlı tutabilmek. Yani bir an nedamet, ondan sonra da geri halimize dönmekte olmuyor bu. Her an canlı tutmakla olmuyor. Rabbim beni görüyor, biliyor, duymuyor diyebilmek ve bunun manevi insanda meydana getireceği güzellikler o yaşayan kimse içindir. Mesela nerede olursak olalım Cenabı hakk'ın bizimle beraber oluşu. Buradaki bizim anlamakta zorlandığımız şudur. Böyle elhamdülillah okunmuyor, biliniyor ama bilmediğimiz husus şu. Bunu zahirinde kalıp batınına geçememek. Yani nazari olarak bilmek bir de şuhudi olarak. Nazari bilmiyoruz ki Cenabı Hak bizim nerede olursak olalım beraber olduğunu bizimle bunu biliyoruz. Bu nazari.
Bir de Rabbi Zülcelal'imizin bize bizden yakın olduğunu, bizim her halimizi bildiğini, bizimle beraber olduğunu gönül hissedecek olursa, işte sıkıntı burada imanda da öyle. İmanda tasdik, önemli olan tasdik kalbin tasdiktir. Hep gönülle alakalı. Hep derine dalmak gerekiyor derine. Bunu Cenabı Hak eşyada da bize gösteriyor. Eğer bir su çıkarılacaksa belirlenmiş. Su ile alakalı olan kimseler var. Mühendisler var. Bu hususta bazen yeteneği olan kimseler var. Şurada su var dediği zaman, o su derinde olmuş oluyor. Yüzünde değil. Mesela maden mühendisleri oluyor. Bu maden mühendisleri diyorlar ki burada maden var. Yüzünden toplanmıyorum maden derinden çıkıyor. Aynen bunun gibi sadece dilden değil, gönülden. Dilin söylediğimi kalp tasdik edecek olursa, o zaman iman tahkike eriyor. O zaman imandaki tahkik yani bu imandaki tahkik deyince anlamamız nasıl oluyor bilmiyoruz.
Rabbimizi Tanıma Sanatı ve İlahi Azametin Sırları ne anlatıyor?
Rabbimizi Tanıma Sanatı ve İlahi Azametin Sırları kaydında Üç şeyi ürünmemiz icap ediyor. Birincisi, kişinin Rabbi zülcelal'imizi tanımasını. Tanırsa ne olur? Tanırsa her hayır olur. Tanırsa her türlü şer ortadan kalkar. Rabbımızı tanımamaktan. Tanımak şöyle haşa bir şahsı öğrenmek gibi değil. İki cihan güneşi Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimizin mübarek kelamı yetiyor. Buyuruyor ki sen…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yani yaşanan bir husus bu. Çalışmak gerekiyor ama iki şey çok icap ediyor bize. Birisi gayret, bir de gaye. Yani gayesi ve gayreti olmayan bu bize Arifani ilahinin anlattığı hakikatleri çözemeyiz. Gayesiz yok. Tarikatı Aliyyeye girdi, zahiri değil o. 0 nedir? Batınidir ev. Gaye ne olacak? Gaye vuslat. Cenabıhakk'a erişebilmek. Ona nailiyet, onun rızasını elde edebilmek. Ondan sonra da icap eder gayrettir. Çaba gösteriyoruz. Gaye, çaba. O çabayı gösterdiğimizde zaten yollar açılıyor. Biz Miraç gecesini geçirdik ama nasıl geçirdik? Geçti Miraç gecesi. Geçmez o geçmez o. Namaz mümin miracıdır. Miraç yolculuk manasına gelir. Yolculuk manası. Bak tanıdığım kardeşlerimiz oluyor. Ta belli bilgilere geldikten sonra dönüp arkasına en baştaki hali bile elde edemez duruma geliyor. Yani bu bizim Mürşid-i Kamil'imizi üzmez mi? O bizi bir noktaya getiriyor ve bekliyor da zaten.
Daha bir ileriye nasıl adım attırırız diye. O sen seni hidayete erdiremez o. Hidayetin yolunu gösterir. Habibim, sen dahi hidayete erdiremezsin buyuruyor diyor. Allah'ımız erdirir ama hidayetin hep yollarını gösteriyor. Miraç neydi? Bak bir yol açılıyor. Kulun Muhammedi Esra Sallallahu Aleyhi ve Sellem yürüttü buyuruluyor. Bak bir yolculuk. Mika-i Mükerreme'den Hud-i Şerife kadar bir yolculuk. Ondan sonra o yolculukta kullanılan vasıta da var. Kutsu Şerif'ten Sidrei münteha'ya kadar nedir? Yine bir yolculuk ama o yolculuğun nesi var? Biz binek yemekten haya ederiz. Bu miras çok önemli. İlahi bir merdiven diyelim de onun şanına uymayan bir söz söylemeyen. Ondan sonra bakıyoruz Sidrei münteha'dan Cenabıhakk'a yürüyüşte nefret. Hep aşama aşama gidiyor. Yani bizi nasıl yürütüyorlar?
Başta Cibril hadisi bile bunu ifade eder, çok misaller ama efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem ve hadisi Muhammediyesinden olsun. İslam'im. Bak yolu nasıl açıyor? Niye iman ondan sonra geliyor? Böyle ibadet ve taatli olunuyor da inanç noktası çok önemli. Onlar Müslüman olduk dediler ama iman kalplerine girmedi buyuruyor Cenabı Hak Hucurat suresinde. Bak iman onunla, onda bir yolculuk, Onunla olmakla birlikte kamil bir imana yolculuk. Sonra İhsan deyince üç maddede bitiriyoruz ama ömrümüz geçiyor yakalayamıyoruz yakalayanların ne mutlu. Onu görür gibi taat kılmaya adım atmak. Miraç, esrarinin biri de bu olsa gerek ama en önemli hususlardan birisidir. İşte zahirde kalmamak. Mesela kalp diyorlar kalp bizim vücudumuzda bir dış organ gibi değil, bir göz gibi değil. Aslında göz değişti de onu anlayabilecek hal istiyor bize. Göz değişti. Gönülde kulak da ölür.
Hani gönül kulağı gönül gözü hissetmeyecek olursa o zaman bir şair vardı da o biraz incitir mi bilmiyorum. Çam bu dağından ne farkı var diyor göz içinde. İç gözleri olmayın da demek istiyor ama çok hakikat de bu. Böyle bir adım atabilmek. Rabbi zülcelal'imizi tanımak. Marifetullah. Rabbi zülcelal'imizi. Tanıyacağımız bunun Esmai ilahiyyesi. Ondan sonra sıfatları, zati sıfatları. Bunların hep tekamül ettiği mesela Rabbi zülcelal'imizi esma ile tanımak, bizim görmediğimiz alemlerin görünmesi demektir. Gaybe iman bu zaten. İmam Rabbani, Hadisallahu Sörri Hazretleri buyuruyor ki gaybe iman bu hale erişmişse kişi, o görünmeyen mesela biz görmediğimiz neler var neler var? İlla kabir diyeceğiz. Ona daha varmadan neler var? Hesap diyeceğiz, mizan diyeceğiz, sırat diyeceğiz, mahşer. Hayır daha görmediğimiz çok hususlar var. Ne var? Kendimizi göremedik daha.
Görseydik bak görmediğimizi şundan anlayacağız. Allah'ımız insanı yeryüzünde Bakara Suresi'nde otuzuncu heykelde yeryüzünde kendi namına hükümlerini gerçekleştirmek için halife tayin buyuruyor. Bunun bir umumi olanı var gene. Bir de hususi olanı var. Rabbimizin seçtiği kullardır onlar. Sonra bunun da nefsimizi tanımak, eşyayı tanıyabilmek, bak Efendimiz yalvarıyoruz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ya Rabbi eşyanın hakikatine erdir. Biz şimdi kalkacağız. Melekut alemi diyeceğiz. Daha kendimizi tanıyabilirsek Rabbimizi tanırız. Nefse fakat Araf ve Rabbe. Nefsini tanıyan, Rabbi zülcelalimizi tanır. Yani görevlerimizi tanımak, vazifelerimizi tanımak. Yani Allah'ımız bizi Huttüsü Vedi Hazretleri'nin ifade ettiği gibi, yeyip iki ben uyumakla insan olunmaz. Bu zümreyi sınır hayvana münasiptir. O değil. Yani yemeden içmeden gaye de ibadet ve taat arzusuyla onu yerine getirmekle, bu değil.
Gayrimüslimlerle alışveriş yapan bir kardeşimiz şunu anlattı bize. Bize dedi turistler çok değerli çünkü ben onlara ait eşya satıyorum. Konuştukları diyor hep şurada nasıl gezeceğiz? Ellerinde zaten haritaları neleri var? Eğitimlere geliyorlar. Eğitimli geliyor. En az altı ay eğitim yaparak geliyor. Nasıl şaşırtırım bu kimseleri diye. Bu ülkenin insanını nasıl bozarım diye bunlar eğitimli geliyor bilgiye. İşte İtalya'ya bir sefer, İngiltere'ye bir sefer, Fransa'ya bir sefer. Onlar böyle gitmiyor. İnancımı nasıl hakim kılarım diye bu düşünceler de geliyor. Gelişigüzel bir seyahat değil. E bizim seyahatimiz hala soruyor, Kabe'nin içerisinde Efendimizin mübarek ismi saadeti mi var? Okumamışız ki. İnanın böyle delil olan hocalarımızın birisi ağlıyordu. Dedik hiçbir şey bilmiyorlardı. Getirdim hacıları. Hiç bilmiyorlardı. Haddin menasiki bilmiyor diyor. Ağlıyorduk.
Yani bu kadar da geri kalınmaz diye. Onun için birincisi Rabbımızı. Söyleyeceğim sözü tamamlayıp kesecek olursam, biz daha yolculuğu şahsımızda yapamadık. Nasıl yapamadık derseniz, derine dalacağız. Kalpleri bak işte ruh işte. Sır sır ne demek? İç demek. Hafi yine iç manasına ahva daha da bir iç. Daha kendi arasında birçok aşamaları var bunun. Daha nedir? Bizim şahsımızdaki yolculuk Abdülhanî Hazretleri ne? Hızır Aleyhisselam'dan öğrendiği on bir esas var. Onlardan birisi nedir? Seferder vatan. Kendi vücudumuzda sefer yapabilmek. O sefer nedir? O sefer beş tanesi sadırımızda, dördü vücutla alakalı su hava ateş toprak birden nefis. Ben bunların hepsini geçtim. Hayır. Geçtik ama o bizde bir hal olmadı. O bizde tesirinin zuhuru önemli. Bunu Sami Efendi Hazretleri bile, Hades Allah'ın sırra buyurmuş. Biz demiş buyurmuş yiyeceklere içeceklere dikkat edilmediği için sadece hareketiyle.
Ona göre biz muamele buyuruyoruz. Yoksa onların hep letaiflerin manevi ışıkları var. Bunu iki kimsede görünmüşler. Tabii sonra zuhur edebilir. Olur. Allah'ın çok sevgili kulları vardır. Yaşar. Adana'da, Sami Efendi Hazretlerinin seçkin hulefasında Hasan Efendi Hazretleri, bir de Kürt Mustafa Efendi diye anlatırlardı. Hiçbir davete gitmezmiş kolay kolay. İçinde bir haram olur mu düşüncesiyle. Kendi elinin emeği, bak Arifani ilahi biz yemeğin çeşitlerini sayıyoruz. Ununu diyor kendisi temin eder, onu hamur yapar. Olur mu? İyi olmasın olur bunlar. Kendi eliyle. Ondan sonra onu pişirir, sonra o ekmeği un haline getirir, Acıktığı zaman diyor, acıktığı zaman ağzını atardı. İşte bu kendimizi tanımak böyle olur. Ondan sonra Rabbi zücccelal'imizi tanımak. O manevi letaifin nurlarıyla bir defasında bir düğün münasebetiyle Sami Efendi hazretlerinin huzurunda bulundu.
Ondan sonra üstadımız sordu efendimiz hazretleri. Efendimizi nasıl gördün diye. Artık ona bıraktık. O kendisi ifade buyursun diye. Dedi ki böyle bir kürsinin üzerinde. Halbuki öyle değildi. Bir sandalyeydi orada. Sonra üzerinde o hil atın bulduğunu, daha sonra detayiflerinde umurların fışkırdığını haber veriyordu. Detayif geçinen böyle olurdu. Umurlar gördü, ziyası tarif edilmez. Biz sözü yarım bırakmayalım. Mesela Rabbimizi tanimanın Esma isimleriyle oluşan melekut alemi. İstersek görmeyelim ama imrenelim. En azından imrenelim. Şu dünyada dünya mümin için ne buyruluyor? Sicünür mümin. Böyle buranın bir hapishane olduğunu, buranın hapishane olması aklımızın nefsin esaretinde bulunması demektir. Daha aklımızı kurtaramamışız nefsin elinde. Bak dünyaya ne gibi kafamız çalışıyor? Varsın çalışsın. Ama o dünyanın yanında bu dünyayı ahirete vesile etmek hatırımıza gelmiyor. Olsun.
Dünyalar olsun. Ama velakin Allah'ımızı buldurmayan bir varlık ne olacak ki? Yani bizim kabrimizi cennete döndermeyen, Cehennem çukuru gitmesin Cenabı hak mühim olan. Orayı tezyin edip rızayı ilahi bulmak. Demek ki insanın kendi nefsinde seferi anlattığımız gibi bu onun letaif daha kütleleri var hiç şüphesiz. Her letaifin kendi arasında bin derecesi var. İnsanı kamil olmanın işareti o. Demek ki esması melekud alimi. Sıfatı subutiye bu ceberutup alemi. Zati sıfatları da alemi lahuta girer. İşte o zaman anlaşılır. Bunlar bize büyüklerimiz tarafından öğretilmese biz böyle kalacağız Allah korusun. Burada bulmak belki üç olacak şu anda. Yine şu bu sözü de tamamlayalım. Rabbımızı tanıyabilmek. Ondan sonra, Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemi onun hayatını okumak. Ve onu da aynı zamanda hayatımıza geçirmek. Bir hocamıza muhalefet olmuştu da orada diyor ben şunu düşündüm.
Hocamız anlatıyor. Acaba böyle bir tavrın karşısında Rasulullah ne yapardı dedim diyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin diyor İslam tarihinde o okuduğum hayatında o gibi hallerdeki davranışıyla mukabelede bulundum. Bize örnek en güzel örnek. Şu. Eğer hırklar olmasaydı bu ebdalin anlaşılan mana bu. Malum güzellikleri var. Özelliklerinin bilimi rızık hususunda söyleyeyim size. Şu, mübarek kimse dedi ki beni bir yere davet ettiler. Böyle diyor masalar kurulmuş, yemekler neler. Zaten diyor gitmemek için çok direndim diyor. Beni mazur görün. Siz afiyetle yiyin. Fakat diyor bizi de tanıdığı için hiç bırakmıyor diyor. Ne olur amca bir teşvik buyur. Bir otur, çok diyor zorladığından mecbur kaldım, böyle hep yemeklere bakıyorum diyor. Orada iki tane diyor yiyecek buldum. Yiyecek buldum demiyorum isimlerini. Onunla ittiba ettim diyor.
Bak yine söyleyeyim, Efendimiz hazretlerine bir sofra hazırlandı. Kendisi duymuyor ama on beş gün uğraştılar. Aman tabaklar şöyle olacak, sofra şöyle olacak. Hayret ediyorum. Diyorum efendimiz acaba niye bacak bu kadar şatafatlı anlatılıyor yemekler. Sohbete vardılar, sohbete müteakip ikram edilecek. Evliyaullah'ın da bir manevi vakarı oluyor, bir ağırlığı oluyor. Zaten bu ağırlığıyla bulunsa kimse yaklaşamaz onlara. Böyle bir ağırlaştı. Vaku halini attı, önüne geçtiler. Efendim sofra hazır. Hiçbir şey demedi yürüdü. Efendim birkaç lokma aldın da, biz sizi takip edelim yürüdü. Size bir şeyini anlatayım, biraz zor gelecek ama ona şoförluk yapan bu Nevşehir olarak hatırlamayın, bir başka yerde. O çok dikkatliydi. Üstadımızın şoförluğunda çok dikkatliydi. Biliyorum bizim ilahiyat aynı. Ben diyor mürşidimizi götüreceğim, Yalnız bir yere geldik diyor.
Aksaray'a gelmişler mesela orada sohbet buyurmuşlar. Ben de diyor açın. O açlık anında da yemeğin kokuları bambaşka gelir. Diyenin deler onu. O diyor tencerelerden neden yemeklerin kokuları geliyor? Ben oh diyorum diyor. Sohbeti dinliyorum ama diyor, ben karnımı nasıl doyuracağım onu da düşünüyorum. Herhalde iyice doyuracağız bu sayede dedim diyor. Üstadımız kalkmış. Yemadım arabaya yürümüş. Ben açım diyor. Sonra buyurmuş ki ismini vermeyin hemen anlarsınız. Kardeşimize pastalardan neden verin böreklerden? Pasta belki olun ama börek bile beni doyurmaz diyor. Ben yerim alışkın bir adamım diyor. Sonra içim içime sığmıyor diyor. Niye yemeli diye. En sonunda dedim ki efendim o kadar güzel yemekler size hazırlayacaklar. Kokuları geldi, atladım diyor. Niye yemediniz? Oğlum, benim kerametimi ortaya attırma. O yemeğe hazırlayan kadın haize gidin.
Adana'da efendimiz hazretlerine davet buyurmuşlar. Tabii Ramazan-ı Şerif. Yiyecekler bayağı geniş olur. Bir zeytin getirmiş. Nasıl? Bir peynir. Reçelden neden? Efendimiz buyurmuş ki ismini diyecek gibi oldun. İltihat etti, kıymetli bir insan. Neyin isterseniz? Mükremin buyurmuş efendimiz. Mükremin, hani bir çorbanı? Efendim üstadımız hazretleri, Sami Efendi KaddeSallallahu Sırrı kadında böyle bir hal olduğu zaman siz kendi elinizle, böyle yemeklerle, böyle peynirle, zeytinle geçiştirin diye ondan dolayı demiş. Sami efendimizin yine seçkin bir evladı, onlar bu hale gelirken kolayına gelmiyor demek istiyorum. Biz takip edeceğiz. Bunlar belli bir sınıf bunlar yapacak. Hayır, hepimiz dikkat edeceğiz. Din onlara değil hepimiz için din var. İslam hepimiz için. Kuran hepimiz için. Böyle de bir gevşekliği kusura bakmayın da duyulur. Ya bu onlara mahsus, hepimize mahsus Allah'ımızın.
Ayatı ilahi gelsin. Hani bunlarla açmadım gerçi o hususta, bunlarla iktifa ediyorlar. Onların arzuları istekleri İbrahim bin Ethem Hazretleri'yle sonlandırmaya çalışıyorum. Ezan okundu herhalde, hemen bitireceğim. Şimdi İbrahim bin Ethem Hazretleri buyuruyor ki dünyadan insanlar hiçbir şey takmadan çekip geliyor. Efendim yemez olurlar yiyorlar ama marifetullah diye şey yok. Buyuruyor ki Hasan-ı Basri Hazretleri, o kırklar olmasa yer batar Onun içindekiler de yere batar. Salihler olmasa, asiler helak olur. Alimler olmasa insanlar hayvanlar gibi olur. Nasıl muamele edilecek? Ne yap mesela camiye gelmenin çok kuralları var. Yolda yürümenin kuralları var. Camide bulunmanın en az yirmi dört tane kuralı var. Bunları üretirler bize. Level sultan eğer adil devlet reisleri olmasa insan birbirini yer. Eğer böyle hayra şerre pek aklı yetmiyor. Fakat Allah'ımızın kulu bunlar olmasa dünya harap olur.
Eğer rüzgar olmasa her şeyi kokar. Biz bunu sadece akşamdan beri esen rüzgar olarak düşünmeyelim. Onların gönüllerinin esintisi, ruhlarının esintisi, imanlarının esintisi, Allah'ımıza bağlılıkların vuslat esintisi.