Cenab-ı Hak, Kuran-ı Azimüşşan'da tavsiyelerde bulunuyor. Adem aleyhisselamdan, aleyhisselatu vesselam Efendimize kadar Allah'ın resulleri, peygamberlerimiz, enbiya-i zan tavsiyede bulunuyorlar. Hem Kuran-ı Azimüşşan'dan hem de ehadîsi Muhammediyeden mülhem, Evliyaullah, Meşşai Uzan, Ulema-i Kiram efendilerimizin de bütün tavsiyeleri var. Gerçekten bu tavsiyeler dinlenildiği zaman, sanki böyle bir bal peteği düşünelim. O bal peteğinden sızan şişelere doldurulan bir bal gibi. Onların bal eteği hikmettir. Gönüllerindeki hikmet dillerinden bize nasihat ve öğüt olarak dökülüyor ve gönüllere tesir ediyor. Gönülden çıkan sözler gönle elbette tesir bırakıyor. Bunlardan birisi dedem Şeyh Mustafa Hulusi Gaddesallahu Sırri Hazretleri'nin tavsiyelerdir. Şunu iyi bilelim, Esad El-Bina Hazretleri'nin hulefası pek çoktur. Ama üç halifesine şeyh tabirini kullanmıştır.
Birisi Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sırra hazretleri, ikincisi Cide Müftüsü Hüseyin Efendi Hazretleri, üçüncüsü de dedemdir. Dedemin rahmetullahi aleyh icazetnamesinde Şeyh Mustafa Hulusi Gakkesallahu Sırr diye geçer. Hulusi tabirimi Es'ade el-Bri Hazretleri koymuş. Onun samimiyetini görmüş. Onun muhabbetini görmüş, onun aşkını görmüş. Hatta ona vermiş olduğu icazette söylediği söz çok önemli. Hepimizde gerçekleşmesi gereken bir husustur. Bu. Böyle ilk gelmesine rağmen halife olacağı belli olmuş, hilafet alacağı belli olmuş. Çünkü bir söz söylemiş Hadis-i Şerif'ten, bir kimsenin delaletiyle eğer kişi hidayete erişirse, bu dünya ve mafiadan üstündür diye Allah'ın yolunda kızıl develeri infak etmekten daha üstün.
Böyle deyince, çünkü dedemin ilk müridin düşüncelerinde olabilir bu, şeyhim bana arşi mi, kürsü mü, Levh mi, kalem mi gösterecek diye düşünürken, işte efendi bir kimsenin irşad ve ıslahı buna vesile olmak dünya ve mufihaadan hayırlıdır deyince herhalde bu halife olacak diye gönüllerden geçmiş, hatta birbirlerine de diğer halife olan kimseler işaret edince çok görmeyin buyurmuş. Bu öyle bir ocak kurmuş ki şerhi şerife riayet etmek suretiyle şeriatimize bir kibrit çalmamız gerekiyor, onu da çalmayalım mı demiş. Buradan bize çok dersler çıkıyor. Demek ki bizim manevi gelişimimizi sağlayacak olan bizzat fakrı kainatın sallallahu teala aleyhi ve sellem müsaade buyurduğu kimselerdir. Eğer kime müsaade etmişse nur ondan neban eder, ondan yayılır. Bu sebeple dedem Rahmetullah Ali Hazretleri gerçekten meşay-ı ezandan ve irşaatı da çok muazzamdır.
Bizleri irşad için şu mübarek sözlerini söylemiştir. Düşündüğümüz zaman büyüklerimiz ledün Allah tarafından ilme mazhar olduğu için bir cümlesi dahi bitmiyor, izahı bitmiyor. Çünkü Allah tarafından geliyor o, 0 sözü. Biz hayret ettik. Geçen hac hakkında üstadımızın yazmış olduğu şiirlere baktık. Öyle bir insanın onu bir dörtlüğe sığdırabilmesi öyle kolay değil. Abdülkadir Geylani Efendimizi söylemiş, Şah-ı Nakşibend Hazretleri'ni Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i çok müstesna. Onu nasıl denk getirmiş? Bu ilahi bir güç, kendisine de Adana, Kuzan'da vaaz-u nasihatte bulunmuşlar. Buranın belediye reisi onun babası Hasan Basri. Rahatsızlığından dolayı camiye gelemiyor. Yalnız irtibat kurmuş, hoparlör çekilmiş nasıl sen, Oradan dinliyor evinden. Bir bayram ziyaretinde demiş ki Hasan Efendi ben hocayım ve ilim ehillerini de çok iyi bilirim ama sizde ben bir farklılık güldüm.
Demiş başlıyorsunuz, sonu gelmiyor. Bitmiyor. Bir başladığınızda artık devam edip gidiyor tükenmiyor. Bu demiş nereden geliyor deyince, buyurmuşlar ki biz peşimizi pakri kainatın sallallahu teala aleyhi ve sellem prizine takıyoruz. Kainat Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem buyuruyor. Efendimizin bir elif demesi, bütün ilimlere yetecek şekilde ilahi bir hazine, bir lütuf. Emir Buhari Hazretlerinin bir halifesi var. Ace baba, Ace Sultan, bir de adi dede diye çok kıymetli bir kimse. Bunun anası okula vermiş, aylarca devam etmiş, Elif yüzünden başlıyorlar Elif, Bey, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te, Te Kocası gelmiş anasına demiş ki, anne bunu bir sanayide bir işe verseniz, orada çalışsın bu okullarda öğrenecek gibi değil.
Üç aydır uğraşıyorum, bir elif çizin dahi geçemedik. Annesi çok samimi demiş ki evladım ilim yolunda, gitsin gelsin, isterse hiçbir şey öğrenemesin. Onun samimiyetinden olmuş olacak ki, yine metrobe giderken iki tane melek koluna girmişler, çok uzun hadise. Ey veled-i muhtar demişler. Daha çocukken de seçiliyor, ana karnında da seçilir, doğmadan evler de seçilir. Yani dedemden bahsedince şeyhim beni kabul etti mi diyor, daha dedem kırk yaşında, sizi kabul edeli elli sene oldu diyor. Nereden biliyor bunu? Levh-i Mahfuz'dan biliyor. Ey veled-i Muhtar diyorlar, seçilmiş evlat. Vakvan'dan geldiniz, Eriş'ten geldiniz, orada on iki yaşında bir yavruyu girdilerin içine katıyorlar. Sonra hali değişmiş. Neyse biz oraya giremeyiz. Devam etme mümkün olmamış ama katmışlar onun içerisine. Nasıl katmışlar? Bunun iki şekli var bizim bilebildiğimiz. Birisi gece, ibadet ve taate kalktığı zaman da olur.
Naciye de levh-i mahfuza nazarı diyor Rabbimizin bildirmesiyle. Neyse seçilmiş ama devamı olmayınca geri bırakılmış. Burada devamı nasıl sağlanacak? İki şeyle sağlanacak. Bir iman, bir de takvadır. Velayetin sırrı bu. Birisi iman, imanda kemal, ikincisi de takvadır. Böyle korunabiliriz. Bizi koruyacak olan budur. İki esas. Buna çok iyi sarılacağız. Neyse, ey veled-i muhtar deniyor, seçilmiş. Onlar bunu çok ala bilirler, Seçilen kimseleri zaten bir mürşid-i kamil var. Allah'ın izniyle huzuruna gelen kimsenin son halini, bak lütfu ilahi ile diyordu, görmeden evrak ve ezkar da vermez Allah'ın izniyle Cenabı Hak bildiriyor. Neyse diyorlar seni muazzam bir huzura götürüyoruz. Efendimizin huzuruna sallallahu aleyhi ve sellem ve tarif ediyorlar. Onun huzuruna nasıl girilir, nasıl oturulur, nasıl selam verilir, edeplerini öğretiyorlar. Efendimiz sadece burada bir elif buyuruyor.
Sadece bu anda altı gün kadar bir vakit geçmiş, herhalde öldü demişler. Taziyeye geliyorlarmış annesini. Bir de bakmışlar ki melekler onu evinin yakın tarafına bırakmışlar. Ali dedemiz teşrif buyurmuş. Fakat gördüklerinde Ali dedenin daha çok küçük yaşta, altı yaşından neden Şehresi başkalaşmış böyle nur olmuş. Efendimizi müşahede edince sallallahu aleyhi ve sellem nur olmuş. Anne demiş Kuran-ı Kerim'i okuyayım mı? Yani Fatiha'dan başlayacak, nasile bitirecek. Tabii, nereye açsalar okuyor. Cemaatte de bir değişiklik olmuş, manen. Anne demiş, istersen okuduğum ayetlere mana da bire bilirim, demiş. Efendimizin bir elif demiş, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Üstadımız bir tanesinde diyor ki oğlum bizi her hoca dinliyor, neden? Buyurun efendim diyor, neden, gerçekten öyleydi. Neden deyince bana buyuruyor, harflerin talimini Resulullah yaptırdı sallallahu teala ve sellem.
Abdülkadir Geylani Kaddesallahu sırra pek konuşmuyordu. Efendimiz de sormuşlar sallallahu aleyhi ve sellem Ya Abdülkadir, neden konuşmuyorsun? Ya Resulallah, Irak ehli çok fasih konuşuyor. Beni söyle, konuşamıyorum. Buyurmuşlar ki: Ağzını aç! Altı tane tükürüp bırakmışlar. Bu, öyle bildiğimiz şekilde değil. Ben onu Rasulullah için sükülün ifadesi de bulunur ama sallallahu aleyhi ve sellem. İlim bırakıyor, hikmet bırakıyor, marifetullah bırakıyor, ilmel yakini bırakıyor, aynel yakini, hakkal yakini bırakıyor. Evet, kendisi bir İslam hukukçusu müstesna bir ilmin sahibi olmakla birlikte asıl oradan alıyorlar. Bu Seyyid Burhanettin Hazretleri biliyorsunuz. Vilayette Orada zikir yapılıyor, zikir yapıyorlar. Bir tanesi gördüm diyor, görebilir. Allah'ımız gönül gözünü açarsa neden görmesin? Gördüm diyor. Demiş ki, sultanım, sizdeki bu ilim nedir?
Beni demiş, hocalardan talim ettiğimi zannediyorsunuz beni? Benim talimim Resulullah'tan demiş, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Efendim bundan da mahrum olmamaya çok çalışacağız. Biz zahiren gayret gösterirsek Cenabı Hak bizde iki şeye dikkat buyuruyor. Birincisi, niyetimiz çok önemli. İkincisi de ihlasımız, samimiyetimiz. İki, bir niyetimiz önemli. İkincisi de ihlas. Bütün hadis kitaplarında şunu görürsünüz. İlk hadis-i şerif niyet hakkındadır. İnnemel amalu bin niyet. Şu hadiseyi anlatırlar. Üç kişi bunlar bir yerde bulunuyorlar. Sefere çıkacaklar fakat sefere çıkacakları yerde meşay-ı uzamdan bir zat var. Biri demiş ki orada zaten alışveriş yapacağız, o telle yatıp oraya para vermeden sonra dergahın parası pulu da böyle istenmez. Yani burada yattın, kalktın, yedin, içtin, ödemeyi yap denmez. Orada dedim, demiş istirahat ederim, hem de işlerimi görürüm, alışverişte yapar.
İkincisi demiş ki sohbetlerinden faydalanırım, istifade ederim. Bir üçüncüsü, ben demiş öyle bir kimsenin huzuruna girmeye de layık kişi değilim. Ben de seyrederim, gerilerde. Üçüne gitmişler Efendi Hazretleri, üçüne de anlatmışlar. Buyurmuşlar ki evladım, senin niyetin burada hem işlerin göreceksin hem de yatıp kalkacaksın, bu da temin edildi. İkincisine sen imiş, buradaki nuru bulunduğun yere de aktarma niyetindeydin samimi olarak. Sen demiş, bizim burada talim ettiğimiz evrad ezkarı memleketini de tarif edersin. Bir üçüncüsüne onu özel olarak davet etmiş, gerçekten yüksek payirlere de erişmiş. Niyet çok önemli ama samimi olarak niyetsiz hiçbir amel olamaz. Bunu ulema-i kiram ele alırken, adi olan konularda biledir niyet edilebilir. Mesela ağzımıza almış olduğumuz lokmada Ya Rabbi bunu ibadet ve ve taate güç ve kuvvet eyle, değil.
Şeyhin, Fahreddin Razi Hazretlerinin, Rahmetullah Ali, bir namaza durma niyeti var. Çok müstesna. Neveytü en usalliye tekarruben hilallahi ta ala diyor. Namaz kırıcı Allah'ımıza yakınlık kesbetmek için, ne demek bu akrabiyet hali Cenabıhakk'a yakınlık? Onu yaşayanlar bilirler. O ilahi zevki, o ilahi tadı, ne demek Cenabıhakk'a yakın olabilmek kalbin yakınlığıdır o. İnşallah hasıl olur. Gayret gösterirsek, bizim niyetimiz düzgün olursa, Sami Efendi Hazretlerinin, Kaddafi Sallallahu Aleyhi sırra, en çok okuduğu ayeti celile-i cemile şudur. Bunu çok okurlardı. Esame. Beni Halid'in yaşı bayağı ileri. Çok küçüğüz. İlkokuldaydım. Öyle bir bakıyordum ki ona gayri çıktı yani zaten gördüğümde, timdeki o aşkı, o muhabbeti yenmem mümkün değil. Böyle kabine sığamıyorsun, yanıyor böyle, Çin yanıyor. Söndürmek istiyorsun. Ancak insanın gözünün yaşı teselli oluyor. Bu hadiseyi anlatamam.
Çünkü o yangınlığı, o ateşi nasıl söndürdüğümüzü demek uygun düşmez. Tabi bu daha da bir ileriye adım atmamız için çok önemlidir, Niyetinin de dedem rahmetli ve Ali Hazretlerinin halis olması sebebiyle Hulusi tabirini kullanmışlar. İnşallah niyetlerimiz halis olur. Namazda dahi dururken, Fahreddin Razi Rahmetullahi Ala Hazretleri bu şekilde yapıyor. Bu yakınlığı kesip hadis, kutsi de malum zaten, eğer bir karış yaklaşırsa, bir zira, bir zira yaklaşırsa bir kulaç, yürüyerek gelirse koşarak ilahi rahmet geliyor. Dedemin burada birkaç tavsiyesinden okuyayım, fazla zaman almayayım. Ağır iki yüzünü, dağıtma hem sözünü ayırma gel gözünü dikkatle bakmak lazım. Üzerinde durmayayım artık. Yüzün ağarması ne dünyada ne ukba'da da Cenabı Hakk'a karşı mahcup olmamaktır. Sözümüze dikkat etmek, Allah'ımızın esemme ve gulü gavlen sedîda sözün doğru olanını söyleyin, buyuruyor.
Gehhayrı söyleyin ya sükut edin. Gözümüzü hedefimizi gözetlemek için ben Allah'ıma celle celaluhu nasıl vasıl olurum düşüncesiyle bakmak gerçekten önemli. Ayırma gel gözünü derken hep ilahi aleme diyor dön essene inni ve cehtü ve ciğerli ledi patarası mavati ve larda anibe ve ma keenemnel müşrikin. Ben yönümü tam Allah'a yöneldim diyor. Ve eslemtu maasueymana lillahi rabbil alemin. Belkıs validemiz de bunu ifade ediyor. Ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum diyor. Tam yönelme, böyle yarım yamalak olmuyor. Bir kere şeytana kapıyı tamamen kapamak, nefsimize fırsat vermemek. Bir şehit ister, bir gayret ister. Okuduk ya Sami Efendi Hazretlerinin yolumuzda gayret edenlere yollarımızı açarız bir gayret, bir çapa.
Elhamdülillah bunun temini içinde bir araya geliyorsunuz, bak toplanıyorsunuz, ilmi çalışmalarınız olur, ahlaki eserlerden mütalaa ediliyor, ayetler ezberleniyor artık çalışma tarzı nasılsa. Ona göre hadis-i şerifler ezberleniyor. Takatimize göre yapabileceğimiz kadarıyla bir malumatımız olmuş oluyor ve öyle olması lazım zaten. Açmalı basireti, görmeli hem ruyeti, bulmalı hem izzeti, sıdkı hulusla lazım. Asiretle, iç gözlerin. Sabrı cemil yapmalı, emri ferman tutmalı, geceyi gündüze katmalı, dikkatle bakmak lazım. Asıl görüşmek istediğim bir konu var. O da İbrahim Aleyhisselam'ın Cenab-ı Hak faziletini haber verirken bize ve gençliğimize çok büyük öğüt ve nasihatler var bu Ayet-i celîlede. Özel olarak aldım, essane. İbrahim Aleyhisselam'ın burada Rabbi Zülcelal'imizin özelliklerini anlatırken hepimize de bir ders, Bu özelliği elde etmemiz icab eder.
Müellif Hazretleri, Kuddiselahuhi sırra bulunduğu devre göre mübarek dilleri inşallah anlamaya çalışırız. İbrahim, Allah Teala'ya muti, muti itaatkar, Allah'ımıza itaatkar. Edyan-ı batıla-i red, böyle batıl dinler. Şuna haddi yem kalmayalım, İbrahimi dinler. Böyle bir şey yok. Çünkü Yahudiyev vela Nasraniye. İbrahim aleyhisselam Kuran-ı Kerim'de ne Yahudi'ydi ne Hristiyan'dı, o bir Müslümandı, Hanif, tevhid ehli üzere. Bunlar hep Kuran-ı Kerim'de çürütülmüştür bu batıl fikir ve düşünceler. Bunu karıştırmak için. Yoksa mela Yahudiye vela Nasrani ile. Ne Yahudi ne Nasrani. O bir ümmet, o bir Müslüman. Bunlara bütün batıl dinlerler. Şimdi dinler dediğimiz zaman kutsal olan dinler var. Yahudi, Hristiyan. Bunun yanında zaten bütün dinlerin adı ta Adem aleyhisselamdan, Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam efendimize kadar İslam'dır.
Bir de kutsallığını bozmuş, Mesela İncil hak bir kitap değil mi? Kaç kere değiştirilmiştir. Kutsallığını değiştirmişler, bozmuşlar kendi elleriyle. Ondan sonra bir de hiç kutsallıkla alakası yok. Zerdüşlük gibi, totem bilmem falan bunlar hiç alakası yok. Ne güzel ifade buyurmuş. Edna-yı batıla I red ve dini hakka meyleder olduğu halde cemaat makamına kaim bir muktedabik oldu. Oldu. Bütün insanlığa öncü oldu, örnek oldu. Arkasından gidilmeye gerçekten layık bir peygamber idi. İbrahim Aleyhisselam'ı çok iyi ele almak lazım. Çok düşünmek lazım. Efendi Hazretlerinin Sami Efendi, Kaddafi bir kitap çıkarmıştır. Bazı kimseler çok güzel yapıyorlar. Bu kitabın mütalaasını yapıyorlar, okuyorlar. Ondan sonra onun mütalaası yapıyorlar. Çok hoş. İbrahim Allah'ın nimetlerine şükredici olup müşriklerden olmadı. Allahü Teala onun risaletine ihtiyar etti. Onu peygamber olarak kabul etti.
Merabımızın nimetlerine de şükrediyor. Çok güzel öğütler, nasihatler var burada, çok güzel ma'raf. Allah Teala onu risaletine ihtiyar etti, seçti ve İbrahim'i doğru yola hidayette kıldı. Biz İbrahim'e dünyada güzel rızıklar ve salih evlat ve uzun ömür gibi haseneler verdik. Bununla beraber İbrahim ahirette de suleha zümresindendir. Sa'diler zümresinden. Hayırlı zümredendir. Biz buradan çok ders çıkaracağız. Sadece bu ayet-i kerime değil. Bütün Kuran-ı Kerim bize öğüttür. Zaten öyle buyruluyor. Özellikle bu ayette beyzavi, hazin ve medarikle beyanı olunduğu üzere, Hz. İbrahim Aleyhisselam'da birçok kemalat-ı insaniye, böyle kamil bir insan olmanın örnek vasıfları ve fezail-i cemiyle çok güzel üstünlükler ve ahlak-ı hamide güzel ahlak cem olunmuştur ve kendisinden sonra gelen milletler için de hayra alamet müptedabihtir.
Kendisinden sonra gelenler için de bir örnektir, takip edilir, uyulur. İbrahim aleyhisselam bir tek şahıs olduğu halde ahlak ve adat cihetinden bir ümmet mesafesinde olduğuna işareten o bir ümmet idi denilmiştir. Halis abavetinden, yani halis havavet çocukluğundan beri. Mesela babası onun eteğine doldururdu putları, sak bunu diye, Çıkardı. Babamın yonta yonta yapmış olduğu, kendisine hiçbir faydası olmayan, bir zararı da defidemmeyen bu putlara mı tapacaksınız, bu batıl derdi. Daha çocukken nefret ederdi putlardan. Babası da sattığını ön dilerdin. İslam'ı anlatırdım. Çok güzel o Enbiya suresinden okunsa, u fil lekom diyor. Yuh size diyor. Bunun nesine tapıyorsunuz diyor. Hal-i sabavetinden hali mematına kadar, irtihal-i zinceye kadar, ölünceye kadar bu ayet-i celîle dini hak üzere olduğuna işaret için hanifen denilmişti. Hanifen dini hak, tevhid esanı.
Bütün peygamberlerdeki ortak özellikler budur. Mesela biz Ümmü Suresine bakacak olsak orada iki husus görürüz. Bir, en baştaki ayet-i kerimelerde Allah'a ibadet edin. Onlar her zaman ürün verir. Bakın mürşidimize bunlar tedavi, uyacağımız kimseler. İstanbul'da bir muayene için doktora girildi. Daha doktorun dairesine varmadan ince, açık seçik kadınların. Onlara bir nasihat ettin, hiç açıs aç demiyorum. Bu Ayet celleye Dinlediler, candan dinlediler. Dedi anne ve babanıza itaat edin. Öyle tutturdu ki onlara kalkıp da burakabe'yi anlatmayacak, anlatacak değil ki. Şer-i süluk'ü onlara hep bunları anlattı. Yani hiç durmadı. Üstadımızın evlatları murat olmalı. Araştıralım bu kelimenin ne demek olduğunu. Ona göre gayret. Birimiz bin olacak şekilde, bin ne ki? Bu dini İslam binlerle yürümemiştir, birlerle yürümüştür. Fakri kainat bir kişi sallallahu aleyhi ve sellem.
Bu Roma'dan gelen Antakya'daki bu havarini iki kişi. Efendimizin Medine'ye gönderdiği Esad bin Zürare'ler, Mus'ab bin Umeyriler öyle çok kişi değil. Birer kişi ama orayı yandırdı, yaktılar bütün. Tevhidle, imanla, İslam'la, Kuran'la Medine'de hiçbir ev koymadılar. İslam'a gelmedik. Her kapıyı çaldılar. Biz daha evvel intisap edip de halini değiştiren kimseleri telefonla bile aramazsak bu bir vebal olur. Halini sormazsak neredesiniz demezsek uyanmış olur. Değil ki bir başkası. Hal-i sabavetinden, hali mematine kadar dini hak üzere olduğuna işaretçi Hanife denmiştir. Vacib Teala Hazretleri bu ayetinde de İbrahim Aleyhisselam'ın menakıb-ı celilesinden dokuzunu zikretmiştir. Hepimizde bulunması gereken özellik bu. Düşündüm, gelen genç kardeşlerimiz olacak, başımızın tacı ama onlara ne sunabiliriz derken bunu hatırlarım. Bir. Hz.
İbrahim Aleyhisselam'ın bir tek şahıs olduğu halde bir ümmetin haiz olacağı ahlaki faziletleri cem ettiği cihetle ümmet-i vahide bir ümmet menzilesinin olmasıdır. Bak bereket çok da değil. Bereket haktır. Mesela elli kiloluk bir süt diyelim. Litre. Onun için kullanılan litredir. Bunu şöyle bir yumruk kadar bir damızlık o kadar bile ihtiyaç yok olduğu gibi yoğurt eder. Allah korusun anlatmak istemiyorum, ahlaki bozuklukları hiç söylemek istemem, siz biliyorsunuz. Bunlardan kurtarmak için bu cemiyetin ilahi bir mayası olarak İslam mayası, Kuran mayası, fakrı kainatın mayası olarak sallallahu aleyhi ve sellem nur etmemiz gerekir. İki, her halinde Allahu Teala'ya muti ve münkad olmasıdır. Allahu Zülcelal'e itaat etmesidir. Münkad, teslim demek. Üç, daima doğru din ittihaz etmesidir. Din, İslam. Sonra bizim arayacağımız, tarayacağımız hiçbir şey yok esamle.
Efendimize Cenabı Hak hidayetle, risaletle ve bütün görüşlere Allah görüşü İslam verdin. Bunun hakim olması için gönderiyor. Hepimize bir emir bu. Dört. Muvahhid olup müşriklerden olmamasıdır. Beş. Nimet-i İlahiyenin cemine şükretmesidir. Şükründen aciz. Altı, Allah Teala'nın onu dost edinmesidir. Yusuf aleyhisselam da diyor ya, dünya ve ahirette sen benim dostumsun diyor. Demek ki tehlike bir durum var ki Yusuf Aleyhisselam dahi Ya Rabbi beni Müslüman olarak öldür, salihlerin içerisine kat buyur. Hep böyle salihler olacağız. İman-ı kamille kavuşabilmek için gayret göstereceğiz ve gelecek hayırlara da kendimizi hazırlayacağız. Tabii. Allah Teala'nın onu dost edinmesi. Yedi. Dünyada sırat-ı müstakime hidayette kılınmasıdır. Dünyada hasene verilmesidir. Dokuz. Ahirette salihin zümresinden olup makamat-ı aliyede bulunmasıdır. Velhamdülillahi rabbil alemin el-Fatiha.
Kaynak: Genel
Peygamberlerin Tavsiyeleri ve Manevi Terbiye | Mihmandar