Peygamberlerin Sıfatları ve Eminlik Vasfı kaydında İnanılacak kimseler. Peygamberlerimizin sıfatlarından biridir bu. Emanet. Emin olması. Yani inandırıcılık vasfı ona güvenilebiliyor. Bunun için efendimiz şöyle bir su halde bulundu müşriklere sallallahu teala aleyhi ve sellem. Şu dağın arkasından bir düşman geliyor desem, siz buna inanır mısınız? İnanırız dediler. Çünkü inanmasalar bile…
Peygamberlerin Sıfatları ve Eminlik Vasfı ne anlatıyor?
Peygamberlerin Sıfatları ve Eminlik Vasfı kaydında İnanılacak kimseler. Peygamberlerimizin sıfatlarından biridir bu. Emanet. Emin olması. Yani inandırıcılık vasfı ona güvenilebiliyor. Bunun için efendimiz şöyle bir su halde bulundu müşriklere sallallahu teala aleyhi ve sellem. Şu dağın arkasından bir düşman geliyor desem, siz buna inanır mısınız? İnanırız dediler. Çünkü inanmasalar bile…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İnanılacak kimseler. Peygamberlerimizin sıfatlarından biridir bu. Emanet. Emin olması. Yani inandırıcılık vasfı ona güvenilebiliyor. Bunun için efendimiz şöyle bir su halde bulundu müşriklere sallallahu teala aleyhi ve sellem. Şu dağın arkasından bir düşman geliyor desem, siz buna inanır mısınız? İnanırız dediler. Çünkü inanmasalar bile onlar efendimizin risaletine sallallahu aleyhi ve sellem onun doğruluğunu kabul ediyorlar. Diyorlar ki gerçekten doğru diyorlar. Bütün peygamberlerimizde bu var. O inanmayanlar bile onlara güveniyor. Günümüzde de öyle. Mesela inanç olarak benimsemiyor. Yol olarak benimsemiyor ama onlara güven duygusu var. Çok önemli bir iş olduğu zaman buna emanet edebilirsiniz, diyorlar. Efendimizin buradaki uygulaması sallallahu teala aleyhi ve sellem onları böyle mantıki yönden, akli yönden ikna etmeye çalışıyor sallallahu aleyhi ve sellem. İkna etmenin yolunu arıyor.
Buyuruyor ki şu dağın arkasından bir düşman geliyor desem inanır mısınız? İnanırız diyor. İnandığınıza göre inandığınıza göre ben diyor Allah'ın buyuruyor resulüyüm sallallahu aleyhi ve sellem. Cenabı hak bizim halıkımızdır. Yaratıcımızdır. Ben de onun emirlerini size bildiren bir peygamberiyim. Bana Kuran-ı Azimüşşan verilmiştir diyor. Tabii Allah'ımızın hidayet verdikleri kabul ediyor. Diğerleri yetmiyorlar. Dediğim gibi diğer peygamberlerde de hep öyle. Bunlar bildikleri halde biliyor. Peygamberimizin risaletini biliyorlar, peygamberliğini. Onu inkar edemiyorlar ama inkar ettikleri bir şey var. O da ashable, innellezine kedzebu biayatine ve tekberu anha. Böyle kibir ediyorlar. Benliğe düşüyorlar. İşte iki kariyeden birisi olacaktı diyorlar. Yani zengin birisi olacaktı diyorlar. Yetim olmaz, öksüz olmaz diyorlar. Onların değer yargıları hep madde olmuş oluyor ve kibre ediyorlar.
İşte peygamberlik bizden gelecekti, Beni İsrail'den. Artık bizden geçti diyerek, kibirleri sebebiyle. Tabii hidayetten mahrum kalmanın sebebidir. Efendim emniyet nedir çok önemli müminin sıfatıdır da onun için böyle inanılacak arz ettiğim gibi böyle güvenilecek kimseler günümüzde en çok sıkıntılarımızdan birisi bu inanılacak insanlarımızın çok az kalması işte şu ilim ehli şu maluma sahibi kimse dinse bile gönül yatışmıyor Gönüllerin yatışmama sebebi nedir? Her noktada Allah'ın emrini yaşamayışımızdan geri geliyor.
Mesela biz geçip cemaate imam oluyoruz orada imam olduğumuz gibi aile hayatında da imam olup onlara hakkı öğretebilmek mesela cemiyette de öyle olmak her türlü münasebetimizde düzgün olmadıkça inanç meydana gelmiyor inanmıyor Mesela şu şahısta diyor şöyle bir yanlışlık var bunda böyle bir yanlışlık var Bunu dedirttirmeyecek bir şekil almamız gerekiyor Bu şekli almamız gerekiyor. Bizim her hususta dinimizin emirlerine uymamız gerekiyor her hususta inandırabilmek için I temenehu aleş şey calehu eminen aleyh. Eğer inanacaksak, güveneceksek onun eminlik sıfatını inandırıcılık yönünü kazanmamız gerekiyor burada da şu izahı yaptı bu emniyet sıfatının gönül gözlerinin açık olması ile ilgilendirdi Dedi ki bu göz bu alemi görüyor ama kalp görünmeyen alemleri görüyor. Şu görünen alemler içerisinde yaratılan eşyanın sırrını da görüyor. İnanılacak insan budur demek istiyor.
Mesela buraya bir tarih şairlerden seyran gelmiş Bir şelale var O şelale de halka demiş ki Demiş ki şelale de bursu demiş ne diyor onlar da demişler ki su akar göz bakar demişler bakın gönül gözümüz olmazsa suyun sadece şarıl şarıl akışını ve inişini görüyoruz ama gönül gözü açık olsaydı bu Kayseri'de reşadiye diye bir yer var reşadiye diye bir yer var reşadiye diye bir yer var Orada bir çağlayan gibi bir su akıyor. Akıyor. Efendimiz dedi ki Bursu dedi ne diyor biliyor musunuz Hiçbir ses çıkmadı huzurlarında Ondan sonra Ondan sonra dedi ki Siz dedi suya kulağınızı iyi verin su dedi Hu hu hu diye zikrediyor buyurdu işte bu evsafa haiz olan kimselerin inanılacak kimseler olduğu beyan ediliyor el-İtiman makamın min makamatil keş yine aynı anlamlarda Efendim, emanet. Emniyet sıfatını elde etmek. Başta, el emanetü leti, gıtdul hıyane.
Mesela işinde Haim mesela bir yerde çalışıyoruz saat beşten sekize kadar sekizden beşe kadar artık tayin edilen vakit ne ise o vakitte hırsızlık yapmamak, riayet etmek. Gelişimize, gidişimize rızkımızın helal olmasına riayet etmemiz. Etmezsek ne olur? Görevinde hainlik yapmış olur. Mesela ticarette karaborsacılıktır vesairedir. Haksız kazanca gitmektir. Bunlar nedir? Hıyanettir. Başta hıyanet nefsimize yapmış oluruz. Mesela emanettir bu vücudumuz. Azamızı biz rabbımızın istediği şekilde kullanmaz isek o zaman bu meznun kötü sıfata düşeriz.
Gözümüz rabbımızın razı olduğu yerlere değil de hayvani duyguları tahrik eden yerlere bakarsak gözümüze biz hainlik etmiş oluruz Diğerleri de aynen öyle başta kendimizle emin olacağız ve diğer insanlarda da muamelemiz düzgün olacak Demek ki emanet hıyanetin hainliğin nesidir zıttıdır ve manahu sükunü'l kalp Emin olabilmek kalbinde bir huzur var Düzgün hareket edince düzgün hareket edince o hareketin düzgünlüğü onun gönlüne huzur veriyor Tarifi zor yaşanan bir hal diğeri ise tasdiktir artık Cenabı hakk'ın bildirdiğidir habibinin bizi kılavuzladığı bütün esasları canı gönülden kahul etmek bu ifadeler velayete işaret eden sözler bu emniyet emin olabilme sıfatı nefsimizin tamamen kötülüğü terk edip şimdi elle yapmayız Azalarımızla yapmıyoruz Azalarımızla yapmadığımız gibi gönülden de geçmiyor Mesela biz isyanı terk ederiz de kalbimizde o isyanın zevki kalır Yani fırsatını bulsa yapacak ama yine bunu da engelliyor fırsatı eline düşse bile fırsat kötülüğü yapmıyor bu değil işte o mutmainne sıfatı kalbine o kötülük girmiyor bile nasıl ki bir ışık yandığı zaman nur diyoruz.
Olduğu zaman karanlıktan eser kalmıyor. Ama ışık kesilecek olsa ortalık kararıyor. Böyle gönülde ilahi nurun zuhur etmesi. Eminlik vasfı budur ve kendisinde artık korku diye bir şey yok. Bu deyişimiz Allah'ın veli kulları için korku da yok Mahzun da olacak değillerdir yalnız bu korku dediğimizde onlar Allah'ımızın Azameti ilahiyesinden dolayı büyük bir haşyetin içerisinde olurlar Emanetin bizim dinimizdeki karşılığı nedir? Tabi olmaktır. Kime tabi oluruz? Kuran-ı Azimüşşan'da, Mevlamız, Atiullah ve Ataurresul ve ulli'l emri minkum. Allah'a, resulüne ve sizden olan ulü'l-emrine itaat edin, buyuruyor. Ve gönülden bir uyanıklık diye ifade etmişler ve sonra şu Hadis-i Şerif'i de almış Külli küm rahim hepiniz mesulsünüz.
Ve Külli rahim mesulün anraiyeti hepiniz bir idareci, sorumlusunuz eliniz altındakilerden de mesulsünüz buyruluyor bu Ayet celleyi almış Ayet celle de Cenabı Hak emanetleri bu ağırlığından dolayı. Sorumluluğun ciddiyetinden dolayı semavat ve arz bunu yüklenmekten çekindi. Halbuki cesameti var. Gücü var. Kuvveti var. Heybeti var öyle olduğu halde çekindiler ancak bunu insan yüklendi insan da yüklenmiş olduğu bu emanete riayet etmeyecek olursa kendisine zulmetmiş olur ve Allah'ımızın kendisine vermiş olduğu o nimetin inkarında olması onun kıymetini bilmeyişinden dolayı da cehalete incel olur Allah korusun Emanet önemli. Üzerinde durmuş müfessirini izam efendilerimiz.
Başta bir kere namazınızı vakti vaktin kılın geçirmeyin üç tane var ya indi ilahide makbul olan ibadetlerin efdali olan birisi de Namazı vaktinde eda etmek bunu koruyun diyor muhafaza edin ve edeuz zekat zekatınızı da verin ve saun orucunuzu tutun ve hacül beyti menistata ileyhi sebila. Eğer yolda bir ürkülecek, korkulacak bir şey yoksa, yol emniyeti varsa siz gücünüzle yetiyor şartlarında haiz iseniz Hac vazifenizi yapmaktır emanet bu daha innehe emanetun nes. Ey ve daimumulleti. Evet. İnsanlar arasındaki sözleşmelerimize. Mesela bir diyelim ki söz veriyoruz bir hususta insanlar arasında. O sözü yerine getirmek. Diyoruz ki şurada bulunacağız şu vakit. O nasıl bir vakit tayin etmişsek o anda bir araya gelmek ve insanlar arası olan emanetler ise başta nedir? Nefsimizi, ehlimizi ve etrafımızı yakıtı taş ve insanlar olan ateşten korumak için hakkı tavsiye etmek. Sabrı tavsiye etmek.
İyilikte ve takvada yardımlaşmaktır. Yine emanetler hususunda geniş ele alınmış bir kısmını ifade etmeye Rabbimizin izniyle çalışalım Ebul Haseni şazeli Emaneti şu şekilde tarif etmiş sorumluluğumuzu El Marifetul Hak demiş Allahu Zülcelal'i tanımaktır diyor zaten Mevlamızı tanıdığı zaman onun yanlış yapması mümkün değildir Onun yüceliğini onun sıfatlarındaki işsizliğini Esma-i ilahiyedeki müstesna oluşunu tarif edilmez o bunları tanıyacak olursa insan elbette her hususta riayetkar olur bunu ifade ediyor sonra insana diyor öyle bir görev verilmiştir ki Allah'ın yeryüzünde hükümlerini gerçekleştirmek için görevlendirdiği kimselerdir insanlar Bizi onun için yaratmış. Hükümlerinin gerçekleşmesi için halk buyurmuştur.
Yine emanet hakkında Allah'ımızın zatı isimleri ve sıfatlarının hem bunu bileceğiz hem de hayatımıza geçireceğiz Bir zati sıfatlarında Cenabı hakk'ın kendisine mahsus olanı da var. Hem kendisine mahsus hem de insanlarda velayet ölçüsü içerisinde olanlar da var.
Mesela Allah'ımız Semiun basir Semi mutlak duyan basir görendir ama bizim görmemiz duymamız sınırlıdırdır fakat Allah'ımızın görmesi ve duyması bunda bir sınır yoktur çünkü Alimü'l haybi ve şehadet gizli olanı da açık olanı da her şeyi bilir ve duyar aman nassıttırma en gizli düşüncelerimizi dahi bilir mevlamızı Emanet hususunda yine beyanda bulunmuşlar Biraz ağır yalnız hiye kabulu tecellil-i cemıyethi diyor bu artık Rabbimizin tecellileri elimizden geldiği kadar buna erişebilmek için başta bir arınmamız gerek Şem suresinde de Rabbimiz evvela kötülüklerden kurtulmamızı ifade buluyor Onlardan kurtulacağız ki bunlar zuhur ile biz nefsimizin arzuları istekleri ve heva nefsin hevasıdır bu öyle bir güçlü ki Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de nefsinin arzularını ilah edineni gördün mü diye uyur. Yani o kadar güçlü ki nefsin istekleri ve arzuları bunda ilah tabiri kullanılıyor. Bunu yenebilmek asıl.
Onu yendiğimiz zaman kalbimiz bu kötülüklerden tamamen arındığında o tecelliyatı ilahi o nurlar zuhur eder. Ancak bu şekilde. İnsan neyi yüklenmiştir? İfade diyor. İnsan neyi yüklenmiştir? Dağlar ve semavat bulunan çekindi ya. İnsan yüklendi. Yüklendiğimiz emanet başta hilafettir. Bunun kadar üstün bir nimet olamaz. Allah'ımız ne semavata ne arza değil insana bunu tevdi buyuruyor ki hilafet görevi. Bu geneldir, umumdur. Bütün insanlar bununla sorumludur Bir de hususi olan yönleri vardır ki o da bizim İrşad ve ıslahımıza tayin buyrulanlardır iki şekilde ele almışlar sonra ve teklif görevimizi yerine getireceğiz Çünkü biz kuluz Biz kendi başımıza hareket etmemiz mümkün değildir O kendi başına hareket eden Esselamü Ey Ahsebul insan ey Nutrakesüde İnsan başıboş bırakıldığını mı zanneder Af buyurun hayvanlardır onlar Fakat insan olduğumuz için biz sorumluyuz.
Vel marife, Rabbımızı da tanimamız icap eder. Onu tanıyacağız. Aleyhissalatü Vesselam benim. Allah'ı en çok tanıyanınız benim. Ondan da en çok korkanınız benim.
Tanımamız nispetinde ilahi korku, tanimamız nispetinde ona olan saygı, tanimamız nispetinde dikkatimiz riayetimiz başlar emanet indiği zaman Rabbimizin yüklemiş olduğu bu görevler, ilahi isimlerin sırrıdır buyuruyor yani Arifani ilahi emaneti sorumlu olduğumuz hususları ifade ederken bunu ancak nebilerin yüklendiğini ve Allah'ımızın seçkin kullarının Ümmeti Muhammed de seçkin kullarında tecelli eden bir haldir diyor uluhiyetin Cenabı hakk'ın ilah oluşunun sırları onda zahir oluyor yani kabukta kalmıyorlar daha çok emanet dindiği zaman şer'i dinimizin bizi sorumlu kıldığı yönlerdir İsimlerinin Cenabı hakk'ın ve sıfatlarının anlamıdır diyor Allah'ımızın isimlerinin ve sıfatlarının anlamı sadece bunu saymak değil de sayarız ya Rahman Rahim diye başlar sayarız bunun hayatımıza geçmesi manasını bileceğiz bir de hayatımıza geçireceğiz nasıl olacak derseniz mesela Settar sıfatı Biz insanların ayıpları ile meşgul olmayacağız O Allah ile kendi arasında ama Hakkı göstermeye çalışacağız Yani bizim sorgulama hakkımız yok o Cenabı Hakk'a ait bize düşen o kusuru örtüp hakkı ve hayrı tavsiye etmek onları bildirmektir Emanetin sırrı nedir?
Cüneydi Bağdadi, gaddesallahu sırra bize, emanetin sırrını ifade buyuruyor. Hiyel muhafafa tu alel cevariha. Aman ha azalarınızı koruyun, buyuruyor. Ne için yaratılmışsa o yönde kullanın. Azalarınızı isyana götürmeyin. Çünkü şahitlikte yapacak. Rabbimizin huzurunda. Emaneti gözetmek nedir denince, Abdurrahman es-Sülemi rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyor. En gürakibe sırrahu, iç alemimizi hep gözetliyoruz mesela biz tartı aletlerinde kilomuzu öğrenmek istiyoruz ya yerine göre akşam da tartıya çıkıyor Sabah da çıkıyor Nasıl biz şu vücudumuzun tartısını ölçüsünü bilmek istiyorsak kalbimizin ölçüsünü ve tartısını da bileceğiz Ne diyeceğiz acaba benim gönlüm nelere muhabbet ediyor. Allah'ımızın sevdiklerine mi muhabbet ediyor. Kalbimde ağırlık hangi noktada. Teraziyi şimdi koyuyoruz. Terazi Kitabullah ve sünneti Muhammedi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ölçüyoruz şimdi kendimizi.
Nelere sevgimiz ağır geliyor? Nelerden biz nefret ediyoruz? Neyi seviyoruz? Neden kaçınıyoruz? Bu kontrol etmek nedir? Kendimize çeki ve düzen vermek demektir. Evet. Allah'ımızın, Allah'ımızın yüce kudretini düşünmenin dışında bir düşüncede diyor dalmamaktır. Emanet bu. Mesela düşünceler bir, nefisten de olur, şeytandan da olur, melekten de olur, Rahman olan Allah'tan da olur. Bu düşüncelerimizi kontrol ediyoruz. Bunların hep kaynağı kalbimizdir. Bunun için kalp üzerinde durmuş Allah'ın dostları bize ölçüler vermiş. Buyuruyorlar ki kalp ilahi korkunun bulunduğu mahaldir. Kalp Allah'ımızın azametine saygı duyulan yerdir. Haşyet. Diyorlar kalp Cenabı Hakk'a dönüşün yeridir. Münib olmaktır. Hal Allah'ımıza olan zikir. Allah'ımızı anmak. Bunun yeridir diyorlar. Aman ha başkalarına teslim etmeyin. Gönlünüzü katiyen, Allah'ımızın razı olmadığı onun düşmanlarına teslim etmeyin.
Kalbinizi yaratan Allah'a teslim edin. Celle Celalühü. Ancak böyle bizim düşüncelerimiz düzelebilir zaten demiş ve yuhafilla cevheri hau hal olarak böyle durumumuz artık hal deyince bilmemiz gerekir. Bizim kalbimizin durumu görüntümüz hem zahir ve batın görüntümüz ne Allah'ımızın razı olmadığı yere yönlenmemesidir. İnsanın hem kendi cinsiyle olan insanlarla münasebeti, hem de Rabbimizle olan münasebetimiz var. Emanet bunları korumaktır. İnsanlarla olan muamelemizde mesela nedir? Af affedilecek yerleri de bağışlama iyilikle emretmek bunun gibi yine emanet ehilleri kimdir Allah'ımızın bizi sorumlu tutmuş olduğu hususlarda nelere dikkat edeceğiz nedir onlar hümul arifune billah hep bunun üzerinde durur zaten Rabbi Zülcelalimizi tanımak diyor İnşallah. Ve'l-alimunebi esrarı, Allah'ımızın mesela ilimde de olur, ibadette de olur, muamelatımızda da olur.
Onlarda bizde, bize gösterilen yol nedir? Bunu bilebilmek. Mesela Ramazan-ı Şerif geliyor. O oruçta bizim nasibimiz ne olacak oruçtan? Böyle kuru kuruya tutma değil de tuttuğumuz oruçta bizim nasibimiz ne olacak? Kısmetimiz ne olacak? Oruç ayeti cellesinin son kısmında takva geçiyor. Allah korkusu bizden ne kadar tecelli edecek? Mesela teravih kılınacak. Kıldığımız teravihte bizim nasibimiz ne kadar olacak? Çünkü namaz kötülüklerden alıkoyuyor bizi. Bunda biz ne kadar nasipler olacağız? Mesela zikrediyoruz. Allah dediğimizde artık ne kadar tarif etmişlerse bu zikirden biz ne kadar nasiplenebiliyoruz? O zikirden bizim nasiplenmemiz, kalbimizin Allah dindiği zaman ilahi bir ürpertinin meydana gelmesi, ilahi bir korkunun meydana gelmesi. Cenabı Hak'ta yakınlığın meydana gelmesi. Allah ile dostluğun zuhur etmesi demektir. Mühim olan o. Yoksa insanlar kılmıyor, Rabbimizi anlıyor değil.
Anıyorlar. Ama bunu sadece beden olarak değil, kalp olarak ne kadar nasiplenebiliyoruz. Mühim olan bu. Ve bizim ayağımızın bu ayaklar bize emanet. Bunun korunması nasıl olacak? El meşhu ile taat, Allah'ımızın razı olduğu yerlere adım atacağız. Mesela bir hastadır, hastanın ziyareti. Diyelim bir cenazedir. Bir cenazedir. Cenazeye iştirak etmek. Diyelim ki bir kısım insanlara, bizim gibi kimselere bir öğüt ve nasihat vermek için. Diyelim göçük altında kalan mümin kardeşlerimize yardım için adım atmak. Hep hayırlı yerlerde bulunmak. Dinimizin i'lası için, yücelmesi için, cihat için adım atmak. Ve isyandan da kaçmaktır. Bu sadece ayak deniyor da kalpte uzaklaşmadıkça gönül ayak çekinmez ondan. Kalpten onu bitirmemiz gerekiyor. O kötülüğü silmemiz gerekiyor. Onu sileceğiz ki bizde bu güzellikler meydana gelsin yoksa olmaz. Aynen şey gibi, toprağa atmış olduğumuz tohum gibi.
Şimdi o tohum toprağın altında esarettedir. Ne zamanki toprağın üstüne çıkacak olursa büyür, gelişir, yapraklanır. Çiçek, yaprak, dağlık. Bu da meyveye durur. O zaman esaretten kurtulmuş oluruz. Biz şimdi nefis toprağının, şeytan toprağının, nefsimizin arzu ve isteklerinin, insan şeytanlarının yerine göre dünyanın toprağının altında esiriz. Nasıl kurtulacağız? Dünyanın geçici olduğunu bilirsek, bura bize cennet değil, bura bizi ahirete götüren bir köprü olarak bilecek olursak, buranın geçiciliğini, fan oldu. Şeytandan ona düşman olmak suretiyle, Nefisten ona karşı koymak suretiyle ancak böyle bu esaretten kurtuluruz biz. Şu anda denebilir bizim elimizle bağlı değil. Ayağımız da bağlı değil. Bir köşeye atılmış zindanda da durmuyoruz Ama nefsimizin zindanındayız ama. Bundan çıkacağız biz.
Emanetüssem, kulağımız ona yüklenen görev, kulağın emanetini nasıl korumak, kulak emanetini siyanetuha anil lave ver repes. Bu uygunsuz sözler, kelimeler, Sonra lav, boş kelimeler. Bunlardan kulağımızı korumak. Ve ihtaruha, mecaliseliktir. Onu zikir meclislerine alıştırabilmektir. Ulağımızı. Böyle öğüt yeri olur. Nasihat yeri olur. Zikir yeri olur. Çünkü muhtacız biz. Bir bahçeyi sulamadığımız zaman ne yapıyor? Ektiğimiz, diktiğimiz kurumaya doğru yüz tutuyor. Biz kalbimizi sulayacaksak kulağımızdan sularız. Kulağımızla evliyaullahın hikmetli sözlerini dinlerken dinlerken kalpte güzel ahlak meyveleri ve fidanları gelişmeye başlar. Yoksa kururuz Tezkiretü'l Evliya'yı okuruz Buna münasip Ehlullah'ın güzel sözlerini işitirken işitirken kalpte bir yerine göre nedamet meydana gelir. Emanetü'l ayn, gözümüzün korunması nedir? Haram olan neyse ondan gözlerimizi çekiyoruz. İsnana bakmıyoruz.
Bakıyorsak sadece zahirine ve güzelliğine bakmıyoruz eşyanın. Ne kadar güzel bir tabiat demiyoruz. O tabiatı halk eden Cenabı Hakk'ı görüyoruz. Bu Allah'ımızın bir nimetidir diyebilmek. Gözümüzün korunması ve ders almak. Su içenlere hayat veriyor. Benim ise halim, tavrım insanlara ne kadar faydalı oluyor gibi düşüncelere dalmak. Halimize göre, durumumuza göre manevi hal ve makama göre bakışlar da değişir. Bizim emanetül fem, ağzımız büyük bir nimet. Bunun korunması nasıl olacak? Ancak yediğimiz lokmanın helal olmasıyla alakalı. Diyoruz ki gözümüzde bir yaş yok. Kalbimizde de bir duygulanma olmuyor diyorsak hep helal rızıkla alakalıdır. Emanetü lisen dilimizin korunması içtinebul gıybeti velbühte. Yani dediğimiz zaman bir insan hakkında konuşurken onun razı olmayacağı sözleri ifade etmemek. İftirada da bulunmamak ve müdavemetü zikr, Allah'ımızı anmaya devam etmektir.
Kalbimizin korunması nedir? Müraatul hakki ala devamil evgati vakitlerimize dikkat ederek Cenabı Hak'kın emirlerini gözetlemektir. Bizim bu şahsımızın korunması, bu da yersiz düşüncelerden, yersiz kaygılardan kurtulup Cenabı Hakk'a karşı acziyetimizi bilerek ilticada bulunmaktır. İltica dua değildir. Dua dilimizle Allah'ımıza yalvarıyoruz, yakarıyoruz. Bu iltica, tazarru dendiği zaman o gönülde olur. Gönülün Cenabıhakk'a karşı aşkı, muhabbeti, ilahi korkunun tecellisi, aynı zamanda Mevla'mıza karşı ben neyim ki deyip muhtaç olduğumuzu bilebilmektir. Allah'ım sen lütfetmezsen, sen ikram etmezsen, sen bize yardım etmezsen biz bir şey yapamayız diye böyle bir iftihar yokluğun içerisine girmektir. El emaneti, harama elimizi uzatmamak ve emri ilahiyi koruyup muhafaza etmektir demişler.
Allah'ımızın rızasına dikkat etmek, riayet etmek yine azalarımızı korumakla bunun yanında sadece bu dış organlarımız değil iç organlarımızı da korumaktır. Mesela bu kulağımızı koruduğumuz gibi gönül kulağımızı da korumaktır. Bu gözümüzü koruduğumuz gibi gönül gözlerimizi de korumak ve muhafaza etmektir. Sonra elemin vasfına geliyor. Emin, inanılacak kimselerin kim olduğu haber veriliyor. Yalnız dinde emin derken bir kere imanda yakine eren kimsedir. Basirete eren kimsedir. Bu eminlik vasfı ifade edilirken, başta Allah'ımızın vermiş olduğu iman nimetine şükretmektir denilmiş. Böyle de bir izah yapmışlar. Velhamdülillahi rabbil alemin
Kaynak: Genel
Peygamberlerin Sıfatları ve Eminlik Vasfı | Mihmandar