Peygamberlerin Hayatlarından İBRET Ve İnanç… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamberlerin Hayatlarından İBRET Ve İnanç Deneyimleri
Peygamberlerin Hayatlarından İBRET Ve İnanç Deneyimleri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklerimiz bir söz söylerler. O da zehirle pişen aşı yemek. Zehirle pişen aş derttir, beladır, sıkıntıdır. Bunları bal lokması gibi tartmak. Peygamberlere baktığımız zaman aleyhimüsselam İsa aleyhisselam Allah'ın yoluna insanları davet etti. Tevhid inancını…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklerimiz bir söz söylerler. O da zehirle pişen aşı yemek. Zehirle pişen aş derttir, beladır, sıkıntıdır. Bunları bal lokması gibi tartmak. Peygamberlere baktığımız zaman aleyhimüsselam İsa aleyhisselam Allah'ın yoluna insanları davet etti. Tevhid inancını yerleştirmek için gayret ve çaba gösterdi. Neticesi kavmi kendisini öldürmeye kalktı. Musa a. S zehirle pişen aşırt yuttu. Dört yüz sene firavunla mücadele içinde oldu. Dört yüz sene firavun'a karşı direndi. Görmediği zulüm kalmadı. Bunu Taha suresinde ve diğer surelerde hepsini görürsünüz. Yusuf aleyhisselam kuyulara atıldı. Zindanlara girdi sırf bu uğurda. Yakup aleyhisselam kırk sene Yusuf aleyhisselamın hasretiyle yandı, tutuştu. Gözleri görmez hale geldi. Bu zehirle pişen aşı tattı. Bal gibi tattı. İsmail Aleyhisselam boğazını bıçağa teslim etti bu uğurda.
İbrahim Aleyhisselam Nemrud'un yapmış olduğu ateşe atıldı bu tevhid inancı uğruna. Yine Nuh aleyhisselam yapılmadı, ceza kalmadı kendisine. Vesair peygamberlerin ahvalini de tevhid inancı, hani diyoruz ya. Allah'tan celle celalühü bir başkasına katiyen boyun değmeme. Her şeyi ve ona teslim olma uğrunda çekmedikleri eza ve cefa kalmadı. Bunların benzerini daha derli ve toplu bir şekilde Kamer suresinde görürüz. Bundan biz neyi demek istiyoruz? Buradaki la cinsini nefyeden ladır. Dünyada mümin için rahat yok. Dikkat edilirse mümin için rahat yok. Cenabı hakk'ın emrini, Habibullah'ın sünnet seniyyesini, ehlullah'ın haliyle hallenmek suretiyle çaba gösteren kimse için bu dünyada rahat yok. Bu ifade ediliyor bize. Peygamberlerin başından geçen hadiseler. Dört mezhep imamımızın çekmiş olduğu sıkıntı.
Nasıl ki bizim için bir örnekse, Nebiler, sıddıklar, şehitler, salihler bize refik olarak yani örnek alacağımız yollarını takip edeceğimiz kimseler olarak bildiriliyor. Bunlar bu zehirle pişen aşı yuttular. Aişe-i Sıddıyka validemize efendimiz aleyhissalatü vesselam ya Aişe, enbiyayı uzan cefa gördü, eza gördü, sıkıntılar duydu. Onlar içerisinde en çok eza göreni ben Bunu biz böyle bir kahvaltı anında veya oturduğumuzda keşke konuşsam ama hikaye nevinden değildir bu. Ey kullarım, nasıl ki Kamer suresinde kardeşlerin Hud, salih, Nuh ve Lut aleyhisselam vesairleri nasıl eza çekmişse sen de bunlara katlan ve davandan katiyen vazgeçme buyurulduğu gibi müminin de gayretle çabası istenir. Dört mesele imamının görmüş olduğu rahmetullahi aleyhim ecmain, sıkıntılar malum. Ahmet bin Hanbel Hazretlerine Kuran mahluktur diyeceksin diye, halbuki Kuran Allah'ın kelamıdır.
Öyle insanların bir beşerin sözü değildir. Demek suretiyle çılgınlıklarını rahat bir şekilde yapabilmek için görmüş olduğu eza malum. Tek tek anlatmakla bitmez bu. Diğer ulemai kiramun ve sadatı zamın çekmiş olduğu meşakkatler ve sıkıntılar. Bunlar bize bir derstir, bir öğüttür. Nasıl bir öğüttür? Allah'ımızın emrini yaşamakta aleyhüssalatü vesselam efendimizin ahir zamanda imanı muhafaza etmek, hor ateşi elde tutmak gibidir. O ateşin ezasına katlanın demek, cefasına katlanın demek, en azından şahsımızla ilgili vazifelerimizde katiyen tembellik göstermemek. Farz olan taatlerimizi mesela cihat farzdır. Bunu yaparken, bu vazifemizi yerine getirirken tebliğ ve davet elbette büyük bir cihattır. Cihat bir gayrettir, bir çabadır. Bir emektir. Kendimizi yolunda feda etmektir. Bir düşünürün ifadesiyle kan dökmeyi önlemektir. Cihat illa kan dökmek değildir. Kan dökülmesini önlemektir.
Peygamberlerin Hayatlarından İBRET Ve İnanç Deneyimleri ne anlatıyor?
Peygamberlerin Hayatlarından İBRET Ve İnanç Deneyimleri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklerimiz bir söz söylerler. O da zehirle pişen aşı yemek. Zehirle pişen aş derttir, beladır, sıkıntıdır. Bunları bal lokması gibi tartmak. Peygamberlere baktığımız zaman aleyhimüsselam İsa aleyhisselam Allah'ın yoluna insanları davet etti. Tevhid inancını…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunun için biz kendimize yapmış olduğumuz, kendimize olan acımamız, şefkat ve merhametimiz, ilahi hükümleri yerine getirmekteki gayretimiz, acaba nasıldır? Namazdaki gayretimiz, sünnetleri yerine getirmemiz, nafile olan saatler, işrab gibi, kuşluk gibi, evvabin gece namazı ve teheccüd namazı bunun gibi. Görevlerimizi yerine getirmekte acaba zehirle pişen aşı yutabiliyor muyuz? Kendi dışımızda bitmez. Yavrularımızı irşenk ve ıslahtaki çabamız nedir? Evimizin hayatı kimin hayatına benziyor? Acaba ev hayatı Cenabı hak eden Musa Aleyhisselam ile kardeşi Harun Aleyhisselam'a bildirildiği üzere Kuran Azimüşşan'da bir ibadetgah taat yapılan bir yer mi? Ailenin, çocuğun çocuğun ellerine Kuran azimüşşan'ı alıp okudukları bir mekan mı? Veya ilmihal kitaplarını alarak dini meselelerimizi öğrendiğimiz bir yer mi? Yoksa bunun aksi mi?
Acaba yememiz içmemiz bizim Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yeme ve içmesine uygun mu? İstediğimiz gibi mi yiyoruz? Yoksa Aişe Sıddıyka validemizin bildirdiği gibi ne zaman karnın doysa ağlar? Çünkü Resulullah bu dünyadan arpa ekmeğiyle karnını doyurmadan ayrıldı. Acaba giyim ve kuşamımızda ne durumdayız? Bir çıplak kimsenin gelip ona elbise giydirilmesi için efendimiz aleyhissalatü vesselamın eğer bu kimseyi giydirecek olursanız, o kimse benimle cennette beraber olacaktır. Sözünün karşısında Medine tepeden tırnağa aranır. İki kat elbisesi olan kimse bulunmaz. Acaba riayet edebiliyor muyuz bunlara?
Çocuklarımızın eğitiminde çılgınca davranışlardan kurtulup anne ve babasına muti, etrafına sıkıntı vermeyen, arkadaşlarıyla hoş geçinen, Kuran Azimüşşan'ın edebiyle edeplenen Kuran kıraatiyle, Resulullah'ın muhabbetiyle yetişen, ehli beytin sevgisiyle olgunlaşan bir yavrumu yoksa bir başka şekilde mi? Asıl Cenabı hakk'ın razı olacağı ameller, Onun sevdiği amelleri yapmaktaki gayretimiz nasıl? Kendi işimiz mi ön planda? Yoksa Allah'ın kullarının daha bir huzura kavuşması, kötülüklerden kurtulup Mevla'yı Zülcelal'i bulmaları için yapacağımız hizmet acaba hangi noktada? Kendi işimizi düşündüğümüz kadar bunu da düşünebiliyor muyuz? Şu kış günü yaklaşırken, kendi evimizin odun ve kömürünü, yakıtını düşündüğümüz gibi acaba bir başkası ne haldedir? Kardeşimin sıkıntıda olduğunu da duyuyorum. Acaba ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu diye bunu tefekkür edebiliyor muyuz?
Onların ihtiyaçlarını yemeler ve içmeler düşündüğümüz gibi, acaba itikadi noktada nasıldır? İmanı yakin bir halde midir? Kesin bir inanç. O halde midir? İbadet ve taatte nasıl? İlk günlerde gösterdiği gayret ve çabayı şimdi de gösterebiliyor mu diye bir darbe düşebiliyor muyuz? Zehirle pişen aşı yiyebiliyor muyuz? Çünkü bizim büyüklerimize bakacak olursanız onların hayatlarında gördüğümüz şu. Bir kısmını ifade etmeye çalışayım. Şimdi Bayezıd-i Bistami'nin zamanı mı? Şimdi Ebul Hasan-ı Harakani'nin devri mi? Yetimin devri? Kimin zamanı? Nasıl tespit edeceğiz bunu? Kimin devri şimdi? Biz bu arza geldiğimizde görevimiz nedir? Vazifemiz nedir? Allah'ımız bizi bu dünyaya gönderirken ne maksatla gönderdi?
Eğer bu devir Peygamberlerin devri değilse, Ashab-ı Kiram'ın devri değilse, sadatı kiramın devri değilse, insanlara her yönden faydalı olan kimselerin devri değilse biz bu dünyaya niçin geldik? Rabbi Zülcelal'imiz İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk yapsın diye halk ettim. Kulluk vazifesi artık kul olarak halk ettim, ilahi sözünün altında yatmayan hiçbir hakikat yoktur. Şu gözümüzün, çipliğinin hareketinden tutun, Ayağımızın adım atışından her türlü tavrımız ve davranışımız, Halık İl Lemyezel'in emrine göre olması icap ettiği vurgulanmaktadır. Aman ha bakarken boşuna bakma. Eğer ibretsiz bir gözle bakarsan şefkatsiz ve merhametsiz bir gözle bakarsan israf etmiş olursun o gözü. Çünkü bu bir nimettir. Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın ha o nimetin küfranında olmayın. Çünkü insanın tabiatında nankörlük vardır. Adiyat suresinde bildirildiği üzere.
Hem de şok nankör diye geçer. Kulağımızda acaba israf var mı? Kulağın israfı Allah'ımızın emrine muhalif sözleri duymak, dilde bir israf var mı? Aleyhissalatü Vesselam efendimizin, zikrullah ve insanları irşad ve ıslahın dışındaki sözlerin doğru olmadığını ifade buyuruyor. Onun dışında mümin bir ifade de bulunmaz. Rabbimiz, ayet kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Acaba nasıl? Bunu biz nasıl idrak edeceğiz? Derin derin düşüneceğiz. Tefekkür edeceğiz. Çünkü büyüğümüz tefekkür etmiş bunu. Eğer zaman o zaman değilse Allah'ımız Kuran azimüşşanında Sizi yaratan Rabbınıza ibadette bulunun. O zaman bu emri ilahiyeye nasıl uyar bu söz?
O zaman Kuran-ı Kerim'de sadıklar, sabredenler, ibadet ve taatte daim olanlar, seherde istiğfar edenler, yolunda infak edenler, her şeyiyle kendisine dönen münih kullar, takva sahibi kullar, muharrep kullar, ebrar kullar, kötülüklerden tamamen kaçınan kullar ifadesini nereye koyacağız? Devir bunların devri değilse bu tarifleri Kuran geçen bu tarifleri nereye oturtacaksındır? Nereye oturtacağız? Ne diyeceğiz? O zaman sağa bakıp hizaya geleceğiz. Bayezidi Bistami kırk yıl ben gönlümü gözetlerim demek tefekkür içerisinde düşünüyor. Kırk yıl gönlümün gözetleyicisiydi. Şimdi kendisine kendilerini gözetliyorlar. Ölçüp biçiyorlar, tartıyorlar. Kalbimizde Allah'ın sevgisi ne kadar? Habibi'nin sevgisi, ehlullahın muhabbeti ne kadar? Akşam ve sabah tartılmıyor muyuz? Belki daha fazla. Kilom nereye çıktı? Kilo acaba kaç kıran düştü diye ölçüp biçiyoruz.
Onu ölçüp biçtiğimiz kadar hiç gönlümüzü de ölçüp biçtik mi? Gözümüzü de ölçüp biçtik mi? Allah'ın kullarına hizmetteki tembelliğimizi de ölçüp biçtik mi? Zamanımızdan arta kalan bir vakitte onu da başkalarına havale etmek suretiyle bizim ne hale düştüğümüzü ölçtük, biçtik mi? Acaba mürşid-i kamilimizin gecelerini bu ümmet nasıl kurtulacak diye uykusuz kaldığını da tefekkür ettik mi? O yudum yudum içtiği sularda bize yapmış olduğu şunlar isyandan kurtulsun diye gösterdiği gayreti hiç tefekkür ettik mi? Bayezid kırk yıl gönlümün gözetleyicisi, gözetleyicisi. Bir gün gönlüme baktım, gönlümde şirk zünnarı var. Zünnar küfre alamet bir işarettir. Bir kuşaktır. Burada Bayezid I Bistami ne kastediyor? Bu itikadi yöndeki şirk değil. Şehir suresindeki son ayetlere baktığımız zaman buluruz orada. Yapmış olduğu ibadetle, saatte, bir başkasına da yer vermek şirk, ortak koşmak demek.
Bir olan Allah'u zülcelal'e taat yaparken bir başkasını kastetmek demek riya. Burada Bayezid-i İslami hazretlerinin şirk ifadesi şudur. Mevla'yı Zülcelal'in dışında bir sevgiye iltifat var mı? Cüneydi Bağdadi Hazretleri bir gün koştu, taştı dedi ki herhalde ibadet ve taatim tamam oldu. Cenabı Hak tarafından bir ses geldi Zünnarı kuşanasın ya Cüneyd diye. Üç gün başını secdeden kaldırmadı. Bunlar zehirle pişen aşı yutan kimseler. Şu kış günü için yapmış olduğumuz hazırlık, ona göstermiş olduğumuz gayret karar, ahiret işlerimize de güldükten sonraki hayat için de bir çaba gösterdik. Mevla yüz Zülcelal'in dışındaki sevgilere iltifattan dolayı bu sözü söylemiştir. Öyle yaşamış ki, verağı bedel alırken, vera'ı Allah korkusunu celle celalühu, ulemayı kiramız şöyle bir tasnifte bulunur.
Haramlardan kaçınmak, şüphelilerden kaçınmak, helalde bile dikkatli olmak, Mevla'nın muhabbetinin dışındakileri atmak. Bunların seviyeleri bu. O zaman ne yapacağız? Bunlara imreneceğiz. Ey imrenenler asıl bunlara imrenin buyuruyor Cenabı Hak. Devir o zaman değil bilmem falan düşüncesiyle nefsinizi siz hesaba çekmemezlik yapmayın. Bakın Bayezid-i Bistami Hazretleri, çünkü sözü ondan başlattığımız için Bayezid-i Bistami Hazretleri'nden misaller vermeye kalktığımız için ifade ediyorum. Dediler ki ya Bayezid, Allah yolunda celle celalühü sana en ağır gelen nedir? Sana ne geldi en ağır? Ben bunu diyemem. Bu bir sırdır buyurdu. O zaman Ya Bayezid Allah'ın yolunda sana en kolay gelen nedir? Bir gün nefsimi taate davet ettim ibadete. O ise tembellik gösterdi yapmadığından değil az bir geri kaldı. Bir sene çok arzu ettiğim bir nimeti tapmadın. Ey nefis sen bana bunu mu yaptın?
Demek ki sen güçlenir ve kuvvetlenirsen, istediğin gibi yersen, yemeğin güzelini ararsan, giymenin en güzelini ararsa, istirahatın en güzelini ararsa, beni sen öyle belalara sokarsın ki, daha sen güçlenip kuvvetlenip benim ruh hayatımı kirletmeden ben seni ezeceğim dedi. Bir sene şok arzu ettiği nimeti takmadı. Ve böyle bayezid olduk. Ve çok hikmetli sözler söyledi. O hikmetli sözler bu tavrından ileri geldi. Ve baktığı her eşyadan ibret aldı. Çünkü gönül Allah'ın zikriyle nuruyla parlayınca göze de ışık geldi. Dev elektrikle aydınlanınca nasıl ki pencerelerinden ışık saçılıyorsa onun da kalp devinde iman nuru, irfan nuru, tecellilerin nuru parladıkça gözünden de öyle bir nur cereyan etti ki, onur dile bakın şu ibretli sözleri söyledi eşyaya bakınca. Ben bakıyorum bir kadın, haize hali üç gün en çok on gün. En uzun zamanı on gün.
Eğer ziyade olacak olursa alışılığa gelen gündem üç gün, beş gün, yedi gün. Bu ta ilk günlerinden beri mutlak bir vakittir. Artık özür halidir o. Her vakit için abdest alıp namaz kılar. Bakıyorum dedi bir kadın, haize halinde üç gün kirli oluyor. Eğer on günse en nihayeti on gün kirli, on gün kirli, ondan sonra temizleniyor, Temizleniyor ve park oluyor. On günden sonra park oluyor. Ey nefis, ben bakıyorum sana yirmi yıldan otuz yıldan beri park olmadın, temiz olmadın. Bakın şu düşüncesine. Yirmi yıl diyor, yirmi yıl. Ey nefis ben sana bakıyorum bir kadının üç gün. En nihayet on gün kirli bir hali oluyor ve temizleniyor, fark oluyor. Ey nefsim sen yirmi ve otuz yıldır bakıyorum daha temizlenmedin Yirmi yirmi, otuz yıl oldu da kalp zikri tecelli etmedi. Ruhum zikretmedi. Sırrım zikretmedi. Olmadı.
Dinimin vazifelerini yaparken takva esası benim hayatımın hiçbir tarafından da geçmedi diye kendisini hesaba çekti. İbret aldı. Zehirle pişen aşı yuttu. Nerede ne yemek yiyeceğiz diye onu aramadı. İnsanların zenginini, insanların şahıs olarak düzellerini seçip fakirini bir geri bırakmadı. Fakirdir yoksuldur diye ona iltifatsızlıkta bulunmadı. Allah'ımızın kuludur diye şefkat ve merhamet kanatlarını gerdik. Allah'ın yarattıklarını engin görmedi. Bir diğerlerini evine beş davet ederken, onlara iltifatsız bulunmadı. Sofrasında Resulullah gibi onlar, sallallahu aleyhi ve sellem iki sofra olsa fakir ve yoksulun sofrasına otururdu. Riyazet, takva, ilim ve hikmetle süslendiler. Ebu'l Hasan'ı Harakani Kaddesallahu Sırrı Hazretleri. Bizi diyor güzelleştiren riyazettir. İstediğimizi konuşmadık. İstenileni konuştuk. O zaruri olan kelamı da fazla uzatmadım.
Çünkü amel defterimize yersiz bir satırın bir kelamın geçmesini hiç arzu etmedik. Mevlayı Zülcelal'den korktuk. Emrine son derece saygıyla yapıştık. İlme önem verdik. Evimizi adeta bir mektep haline getirdik. Kuran okunmayan ev kalmadı. Dini meselelerimizi hep öğrenmeye çalıştık. Ve sonra son derece zikrullah'a verdiğimiz ehemmiyetle hiç kahtiyen verdiğimiz söze muhalefet etmeden aldığımız evrakle ezkara Rabbim beni hiçbir zaman unutmazken, vermiş olduğu hava ile unutmazken bir an kesilsin alem de hayat biter. Şu güneş ışığını eğer vermeyecek olsa canlı kalmaz. Bu kadar nimet bahşeden Cenabıhakk'a karşı ben nasıl nankör olurum diye ibadet ve taatteki gösterdiği gayeler ve çaba ile Cenabı Hak hikmet nuruyla onlara bahşişte bulundu. Gönülleri böyle aydınlandı Ve bu evsafta olan insanlar iki kısma ayrıldılar. Birisi Allah'ımızın muhabbetinde yok oldu.
Onda Mevla'nın dışında hiçbir hareket zuhur etmedi. Her hareketi Mevlaülcelal'in emrine muvafık düşürdü. Böyle olunca halkı irşadla ıslaha başladılar. O zaman bizim halimiz ne olacak? Biz kime yol göstereceğiz? Biz başta dini emirlere saygısızlık gösterdikten sonra kim bize itimat edecek? Kim bizim sözümüzü, sohbetimizi dinleyip de ıslah ve irşad olacak? İkinci bir zümre riyazetiyle, takvasıyla, ilim ve hikmet nuruyla nurlandıktan sonra ona vasıl oldular, halkaları dönmediler. Cenabı hak cümlemizi şefaatlerine mazhar kılsın. Velhasıl zehirle pişen, aşı yutmak suretiyle cennet nimetleriyle daha dünyada iken marifet nimetiyle nimetlendiler. Bazı rahatsızlıklar da deniyor ki tedavi ayakta yapılmıştır. Öyle fazla bir sıkıntı yok. Kimileri için şimdi biraz istirahat etmesi gerekir. Hastanemizde bir hafta kadar kalsın bir kontrolümüzden geçsin.
Eğer hastalık çok şiddetliyse yoğun bakıma alalım diyorlar. Eğer gafil hallerimiz varsa dilimizde ne de gözümüzde ve hayatımızda, çalışmalarımızda, ayakta bir tedavi gibi biraz gayret ve çaba ile belki kurtulabiliriz ama dilerse. Neden belki diyoruz? Bunun sebebi Cenabı hak bize Tahrim suresinde, Eğer isterse Cenabı hak dilerse bağışlıyor. Hem de tövbe-i nasuh bir daha kötülüğü işlememek üzere ah dedi, gayret edip, ceh dedi, çaba gösterirsin. Dilerse. Böyle bir çabamız neticesi dilerse bağışlar. Şimdi öyle oluyor ki bazen bile bile hatalara giriyoruz. Bile bile hata ve isyana giriyoruz. Bazen düzeliyoruz. Tekrar yine kötülüğe bulaşıyoruz. Gözümüz harama bakmasın diyoruz. Başkasının namusuna çok rahat bakıyoruz. Allah korusun başka hallere neredeyse dönülecek gibi bir durum meydana geliyor.
Biraz daha istiğfarımızı arttırarak tevhidimizi salatü selamımızı, ölüm tefekkürümüzü, rabıtanızı ve zikrimizi çoğaltmamız gerek. Gerek. Çünkü bizim istirahat etmemiz gerekir. Ruhumuzun dinlenmesi gerekir ibadet ve daha farklı. Biz biraz hastanede kalacağız. Daha çok gayret göstereceğiz. Yok eğer kötülüğü işleyip amelimiz de Allah korusun, kabul olunmama durumuna gidecek bir durum olursa yoğun bakıma alınmamız gerekir. İşte Bayezid-i Bistamin'in nefsimi ibadet ve taate teşvik ettim. Tembellik gösterdi. Ben de bir yıl ona istediğini vermedim dediği gibi. Onun bunun iltifatlarına hiç kanmadan, onun bunun bizim methedişlerine, dövüşlerine, senalarına hiç iltifat etmeden. İltifatı ben Rabbimden bekliyorum. İltifatı ben Habibinden bekliyor bekliyorum diyerek.
Kuran-ı Azimüşşan'a tam teslim olup Ashab-ı Kiram'ın yaşadığı gibi bir ayeti celile'yi yaşamadıktan sonra ikinci bir ayete geçmedikleri gibi. Efendimizin sünnet seniyyeleri hususunda azami gayret gösterdikleri gibi kendimizi yoğun bir bakıma alırsak inşallah kurtuluşa doğru gideriz. Çünkü onun rahmeti hesap edilecek gibi değildir. Ve rahmeti onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O bizden bir dönüş bekliyor. Yeter ki kulum bana dönsün mü diyor. Az bir dönüşle onun lütuf rahmet ve mağfiret kapısını açması tarihte sığmaz. Dedi ki sen Hadis-i Şerifleri nereden alıyorsun? Bir kimse Hadis öğrenmek için Irak'a gidiyor. Nereden alacaksın? İşte bir hoca da biz sana dedi bu usta talim yaparız Ebulhan sana arkanı Hazretleri. Dedi senin hocan kimdir? Benim hocam Resulullah'tır. Ya bu olacak bir şey değil. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Gece rüyasında bizim divan mertlerimiz hata etmezler.
Yalan da söylemezler. Allah'ın izniyle sabah oldu ders halkasına oturdu. Bazı hadisler getirildi. Dedi ki bu hadis değildir. Dediler ya şeyh nasıl oluyor? Şimdi ilimde hakikaten derinleşen, aynı zamanında, zamanda takvasıyla derinleşen Kimselere biliyorsunuz ilim ehli bunu çok iyi bilir. Şeyh tahirini kullanırlar. Dedi ki ben Resulullah'ın mübarek yüzüne bakıyorum o anda. Mübarek taşları çatılıyor. O zaman bakıyorum ki bu hadis doğru değildir. Öyle bir hale geldi ki bu güzel tavır ve hareketleriyle sözlerinde de bir başkalık var. Gönlüne verilen nur ile uzun boylu bir talimi yok ama Cenabı hak bunu talim etmiş. Diyor ki beş kıble vardır. Birisi müminlerin kıblesidir. Bu müminlerin kıblesidir, o da Kabe'dir. Beş kıble vardır. Birisi müminlerin kıblesi. Şimdi namaza durduk ya, Kabe'ye döndük.
Bir ikinci, ikinci kıble Peygamberlerin, peygamberlerin ve onların sevdiklerinin kıblesi ki bu peygamberlerin ve onların sevdiği ümmetlerinin kıblesi ki bu beytül mukaddestir. Kulç-i şeriftir. Üçüncüsü meleklerin kıblesi ki bu da beytül mamurdur. Bir de duaların kıblesi vardır. O da arş-ı Azamdır. Beş, bir de hakikaten Mevla'nın dostu, hakikaten Mevla'nın dostu. Burada sıraladığımız mübarek insanlar gibi onların kıblesi de Cenabı Hak'tır. Siz nereye dönerseniz dönün Allah'ın kıblesi olabilir. Ne demek bu? Onlar kıble ters düşünebiliyor. Onlar evine döndüğü zaman evini ıslah ederler. Bu deme bu. Onlar ticaretlerine döndükleri zaman Allah'ın emrine Celle Celalü Aleyhi uygun yaparlar. Orada da Mevla'cüc Celal'in emir kıblesine dönmüşlerdir. Bu deme bu. Yoksa bir sağa, bir sola, bir doğuya, bir batıya, kuzeye, güneye dönüş değildir bu. Eğer çocuğuna dönerse irşatla ıslah için döner.
Halk içinde bulunursa halka döndüğünde nasihat için döner. Eğer kadınlara doğru dönerse onların namuslarını korumak için Velhasıl her işlerinde arzu ve istekleri Mevlayı Zül Celal'dir. Cenabı hak onların nurlu yollarından bizi ayırmasın. Öyle dönüyorlar ki bakınız evlatlarına dönüşlerde Cenabı Hak'tan korkunuz. İn'an ve ihsan hususunda evladınız arasında adalet gösterilir. Birisine meyledip, bir diğerini terk etmeyiniz. Ölçülü hareket ediniz. Evlatlarına dönüşleri, bu sadece birini misal olarak gösterir. Evlatlarınızı, peygamberinize ve ehli beytine ve Kuran okumaya muhabbet gibi üç hasletle terbiye ediniz. Bir kimsenin üç yavrusu olur da birisini olsun Muhammed ismi şerifi ile isimlendirmişse cehalet etmiş olur. Çocuğun kokusu cennette bulunan Reyhan kokusunu andırır. Cenabı Allah şu babaya merhamet buyursun ki evladına hayırlı işler için yardımcı olur.
Evladın babası üzerindeki hakları güzel bir isim ile isimlendirilip, adabı İslamiye, İslami hedefler ile kendilerini edeplendirmek ve talim etmektir. Öyle bir isimlendireceğiz ki çocuklarımızı biz, onlar ahirete göçtükten sonra iyi bir isimle yağ dolunacaklar. Bu demek bu. Öyle bir isimle isimlendireceğiz ki, şimdi ismini Muhammed koymuşuz veya Ahmet koymuşuz. Fakat biz onun edebiyle erkanıyla meşgul olmamış isek, nasıl anılacaktır o çocuk? Gitti de kurtulduk, öldü de kurtulduk demektense keşke içimizde bulunsaydı, ne hayırlı bir kimseydi. Ne yapsa iyi işler yapıyordu, Fakir yoksul düşünürdü. Hangimiz yanlış bir harekette bulunacak olsa onu ikaz ederdi. Velhasıl bütün güzellikler onda meydana gelirdi diye hayırla yad edecek bir güzelliği ortaya koymaktır. Velhamdülillahi rabbil alemin. Allah'ımız cümlemizi gafletten ikaz buyursun. El Fatiha.
Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.