Peygamberlerin Hayatından İnsanlık Dersleri ve Manevi Zenginlik
Peygamberlerin Hayatından İnsanlık Dersleri ve Manevi Zenginlik kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ve Fatiha-i Şerife tercüme etsin. Burada Es'ad-i El-Dîd-i S. S. Hazretleri mürşidin ahlak ve erzafı üzerinde duruyor. Harikulade Gizem insanları başıboş bırakmamıştır. Bütün hareketlerimizi bir kayıt altına almıştır. Neşeliyetin atası, babamız Adem aleyhisselam bir…
Peygamberlerin Hayatından İnsanlık Dersleri ve Manevi Zenginlik ne anlatıyor?
Peygamberlerin Hayatından İnsanlık Dersleri ve Manevi Zenginlik kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ve Fatiha-i Şerife tercüme etsin. Burada Es'ad-i El-Dîd-i S. S. Hazretleri mürşidin ahlak ve erzafı üzerinde duruyor. Harikulade Gizem insanları başıboş bırakmamıştır. Bütün hareketlerimizi bir kayıt altına almıştır. Neşeliyetin atası, babamız Adem aleyhisselam bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ve Fatiha-i Şerife tercüme etsin. Burada Es'ad-i El-Dîd-i S. S. Hazretleri mürşidin ahlak ve erzafı üzerinde duruyor. Harikulade Gizem insanları başıboş bırakmamıştır. Bütün hareketlerimizi bir kayıt altına almıştır. Neşeliyetin atası, babamız Adem aleyhisselam bir peygamberdir. Hem de Safiyullahtır. Onu bize Cenab-ı Hak örnek olarak sunmuş, İnsanlığın kurtulması için ona sahifeler göndermiştir. Safiyullah oluşu ayrıyeten bir lütuf, bir ihsandır. Halikımız örnek alacağımız kimseleri, ashabinden salih ilmi, Allah'ımızın sadır kullarını, dili düzgün, kalbi düzgün, yaşantısı düzgün kimseleri, Allah'ın veli kullarını, Salihleri, şehitleri bizim için örnek olarak ihsan buyurmuştur. Adem Peygamberimiz bir kere, Safiyullah, Allah'ımız onu seçmiş. Nasıl seçmiş? Bir nübüvvetle seçmiş. Ona peygamberlik ihsan duyurmuş.
Bunun yanında melekler ona secde etmiş. Onu kıble ittihaz etmişlerdir. Aslında meleklerin secdesi Adem Peygamberimizin alnında Muhammedi Nur'u öldüler ve bu nura hayranlıklarından dolayı, kıble ittihaz ettiler. Sonra Cenab-ı Hakk ona Esma-i ilahiyeyi öğretti. Bu tarife sığmayan büyük bir nimettir. Adem Aleyhisselam babamıza, bize örnek olarak sunduğu Peygamberimize öyle bir hususiyet verdi ki bütün isimleri öğretti. Onun gecelisine mazhar kıldı. Bu Kainat kitabı demektir. Kainatı okumak demektir. Kainatın sırlarına erişmek demektir. Bir anlamı bu. İkmez ve tükenmez. Daha sonra Cenab-ı Hakk onu öyle seçti ki Adem Aleyhisselam'ı, sahifeler vermek suretiyle seçti. Sonra halife kılmak suretiyle seçti. Beşenin atası olması suretiyle seçmiştir. Bakıyoruz Adem aleyhisselam dan sonra gelen Peygamberlerimize diyelim Nuh aleyhisselam.
O kadar Peygamberler gelmesine rağmen bu aralarda insanlık yine şaşırttı. Çünkü Adem Peygamberimizi bile Adem Peygamberimizi bile Araf Suresine baktığımız zaman göreceğiz. Şeytan, insanoğlunun solunda, sağında, önünden, arkasında, altta üstten, altı cihetten geliyor şaşırtmak için. Adem Peygamberimizi bile ne yaptı? Cenab-ı Hak malumunuz bir meyveden yememesini tembih buyurdu. Geldi Şeytan, geldi Şeytan Adem ile Havva annemize işte bu meyveden yiyecek olursanız vallahi siz ebedi cennette kalırsınız. Tabii bunun çok büyük hikmetleri var. Efendimizin zuhuru var. Çünkü cennet böyle neslin devam edeceği bir yer değil. Çoluğun, çocuğun olacağı bir yer değil. Hicaz ediyorum onu daha bir açık ifade ile söylemekten. Ondan dolayı da Habibullah geleceği için de bir anlamı yeryüzüne inmiştir. Daha birçok sebepleri var.
Adem Peygamberimiz biliyordu ki Allah'ımız üzerine Celle Celalühü yemin edilmeyeceğini biliyordu. O da Allah adına yemin ederek şaşırtmaya çalıştı. Bak ilk babamız, ilk Peygamber, Adem Aleyhisselam'a bile dahil olun. İnsanın vücudunda damarlarımıza kanın devrettiği gibi şeytan dolaşıyor bozmak için. Ama ne yapacağız biz? Allah'ımızın gönderdiği Peygamberler, indirdiği kitaplar, sahifeler ve onu takip eden bizzat işaretli, Efendimizin manevi meclisinden haber verilerek gelen sadıkin, sadık kullara teslim olmak suretiyle kurtulacak. Şimdi kutup yıldızını bilirsiniz. Kutup yıldızı denizaltı gemilere veya yolculara ne yapıyor? Yön tayin ediyor. Allah'ımız Peygamberlerini ve sadık kullarını bize nasıl hareket edeceğimizi, ferdi münasebet, ferdi yaşantımız ne olacak? Ailevi münasebetlerimiz ne olacak? İnsanlar arası münasebetimiz ne olacak? Ticaretimiz ne olacak?
İşimiz, gücümüz, her şeyimizi bir kayıt altına aldık. Bakın tabii ki yolun engelleri çok. Adem Peygamberimizi bile şaşırtmaya çalışıyor, Melhum. Ondan sonra takip ediyoruz peygamberlere Nuh aleyhisselam. Dokuz yüz elli sene Kuran-ı Kerim'de haber verildiği üzere hayat sürmüş. Dokuz yüz elli sene içerisinde öyle bir mücadele etti ki bu hayretten ele alınacak bir konudur Nuh Aleyhisselam. Çok önemli bir Peygamberimizdir. Onun mücadelesi, bir tevhid mücadelesi var. Hepsinde bu var. Nuh aleyhisselamın evlatlarına tavsiyelerinden birisi şu İki hususa iyi riayet edin, hiç terk etmeyin. İki hususu da aman ha ona yaklaşmayın. O iki hususa da yaklaşmayın. Birisi, subhanallahi ve bihamdihi Duasımı hiç terk etmeyin diye irlaklarına, ümmetlerine tavsiyede bulundu. İkinci olarak tavsiyede bulundu.
La ilahe illallah zikir şaşırmasın insanlar diye birisi Süphanallahi ve bihamdihi bir de Kelime-i Kerim'dir. Aman diyor şu iki hususa da yaklaşmayın. O sizi helaka götürür. Böyle yol gösteriyor. Buyuruyor ki, Şirkte yaklaşmayın. Hükmü Cenabı Hakk'a gelir. Bunları çok manalar çıkar mısınız siz? Bizde faydalanırız. Sizdir de. Bir düğünümüz var. Düğünümüzün nasıl yapılacağı Allah'ın hükmüydü. Cenab-ı Hakimiz var Allah'ımızın hükmüydü. Ne yaparsa, ne ederse, adımımızı attığımızda da bir çocuğun anasının vermesini emişinde de hep hükmü ilahiyeye teslim olmak. Sesimizin sonuna kadar Cenab-ı Hakk'ın hükmüne teslim olmak. Alıp verdiğimiz bütün nefeslerde onun hükmüne teslim olmak. Bakıyoruz Nuh aleyhisselam dan sonra büyük bir mücadele, tufan meydana geliyor. Gemiye inananlar biniyorlar. Bu büyük sıkıntıları görmelerine rağmen Nuh aleyhisselamı kov, işmiş. Tekrar kutlara kalkmaya başladılar.
Öyle bir evler, öyle bir taşlar yutuyorlar ki, dünya zenginliği, varlığı muhabbeti bunların yoldan çıkmalarına sıra oku. Salih Aleyhisselam, Salih Aleyhisselam'a ben bütün Peygamberlere sıra olarak demiyorum da ara ara söylüyorum. Şaşıran bu kavmi yola getirmek için öyle bir mücadele ediyor. Salih Aleyhisselam'a söyledikleri söz deli diyorlar. Bu en düşük insandır diyorlar. Buna itibar edilemez diyorlar. Henüz sözü söylüyorlar ama o katiyen yıl diyor. Allah'ımızın emirlerini bildirmekten vazgeçmiyor. Hatta diyorlar Salih Peygamber'i çıkarın diyorlar. Sonra onun mücadelesini, onun arzimle gayretini görünce dediler ki, sen bize bir mucize getir. Ne olacak? İşte şu taştan bir deve. Salih Peygamberimiz işaret buyurdu bir deve. Allah'ımız lütfetti, ihsan etti. Tabi özellikleri de var. Buyurdu ki su istifade edeceklerin bir su kaynağı vardır. Bir günde bir deveye müddet tanıyacaksınız.
Nöbet vereceksiniz. Bir günde siz Allah'ımız düğüne lütfetti öyle ihsan etti ki devenin sütü bütün haklarını ne varsa, artık o zamana mahsus ne varsa hepsini onun sütüyle dolduruyorlar. Büyük bir mucize. Çok mucizesi var. Cali a. S'a aidiyet de mucizeleri var. Bütün halklarını, nelerin dolduruyorlar. O bir gün su içmedikleri zamanda deveye rübet ezdikleri andılar. Onun sütünden istifade ediyorlar. Böyle olmasına rağmen şaşırdılar. Dokuz tane asi, dokuz tane çılgın yapmayın diyor. Sadi aleyhisselam bu deveye dokunmayın. O deveye dokundular. Okursunuz. Sure devam eder. O Peygamberi yalanlıyorlar. Sure deveyle boğazlıyorlar. Bu devenin çığlığını, bağlığını duyunca Salih Peygamber çok üzülmeye başladı. Bütün ona tabi olan kimseler de çok mahzun oldular. Dediler ki ilk Salih bizimle uğraşıp dururdü. Hali belayı getirdin dedi. De. Zaten bir kıtlık da başladı, bir sıkıntı da başladı.
Böyle hava kararmaya başladı. Bir rüzgarla, bir sayha ile ile helak oldular, Gamet suresinde Cenab-ı Hak ifade buyuruyor. Öyle oldu ki bu kavimler, isyan eden kavimler aynen buyurduğun akıldaki atın, katırın, hayvanların altına dökmüş olduğunuz o battı diyoruz ya biz buna, mahaldil bir tabirle, ona Kürtler. Öyle oldu ki, böyle sökülmüş, kökünden tamamen yerler sökülmüş bir küçük gibi bir hale geldiler. Mahvoldular. Bunu harikamız bize Sure-i Cebile-i cemilesinde bildirir. Öyle oldu ki bu fil ashabı Kabe'yi yıkmak için gelen kimseler ne oldu? İçi yenmiş buğday tanesler döndüler. Helak oldular. Halikımız, halimiz Peygamberlerimizi müteakipden kimleri gönderdi? Bizzat işaretli Sıddıy-i Azam'dan itibaren mürşid-i kamillerimizi gönderdi. Ne için gönderdi? Allah'ımızın Kitabı Kerim'ine sımsıkı tutunmamız için gönderdi. Ne için gönderdi?
Sünneti Muhammediyye'ye tam yapışmamız için gönderildiler. Allah'ımız bunları bize örnek olarak sundur. Bakın nasıl örnektir bunlar bize. Bir şeriat-ı Mutahharanın mucibiyle istikamet üzere amil olmaz. Allah'ımızın emirlerine son derece dikkat etmeleri. İnsanları şeriata tabi olmaya ve Allah ta A'yı huzur ile zikre ifşa etmesin. Mümkün mertebe bütün insanlara nasihat etmesin. Şimdi onların zaten üç tane meclisi var. Birisi, birisi umuma hitap ediyorlar. İkincisi sizin gibi seçkin kimselere konuşuyorlar. Daha bir de hususen yetiştirdikleri, hususen yetiştirdikleri ricalü'l-HAYIP diyebileceğimiz kimseleri, manevi güç ve kuvvet sahibi kimseler üzerinde de hususen duyuyoruz. Biz Mürşid-i Kamilimizde bunu görüyoruz. Zaten kendisinin yetişme tarzı, zahiri ilimlerle mücehhez. Bir gün mektebim yok diyen üstadınız, bakıyoruz Hacmi Kefasir'de Hazin tefsiri var. Hazin tefsirini okumuşlar.
Bunu gelişigüzel böyle bir insan okuyup da talim edilemez. O bir seviye ister. Haideleri Arapça bilmemiz gerekir. Sargı, Nahiv'i bilmemiz icap eder. Bunu okumuşlardı. Bunun yanında Tarikatı Muhammediye diye hakikaten ilim ehlinin elinden hiçbir zaman düşmeyen bu eseri de okumuştur. Ama anladığımız kadarıyla çok mütevazi olan Mürşid-i Kamil'imiz ne yapmış? Her zaman işte hocaları daha üstün görmeye, daha ileri götürmeye çalışmış. Tabii dedikodu olacak hiçbir sözü söylemem diye çalışıyorum. Bir gün mektebim yok diyen üstadimizin hakikaten muazzam bir talimi var. Bunun yanında Üstadımızın batıni talimi on dört yaşında başlar. Bakın şiirlerinde geçiyor. Bu boşuna söylenen söz değil. Çok anlamı var onun. Buyuruyor ki, on dört de vurdular manevi aşı, durmadan akardı gözümün yaşı. Ne demek bu? Bu manevi aşı ledünni ilimdir. Hak tarafından verilen ilimdir.
Eğer dinliyorsanız misalleri çok veriyorum. Çokça misalleri veriyorlar. Konuşmalarında görüşmelerinde bu yedünni ilimdir. Allah tarafından lütf edilen ilimdir. Şimdi elimizde Üstad-ı Alimizin sohbete vaaz ruhları var. Baktığımız zaman bu putlara, umuma kitaplarında bir Ayet-i Celil almış iki Hadis-i Şerif. Bakıyorsunuz eğer takip ediyorsak, bir Hadis-i Şerif üzerinde duruyor. Bir buçuk saat öyle geçiyor. Görüşmelere öyle bir buçuk saat. Bir Hadis-i Şerif üzerinde duruyor. Mesela Kim salatü selam üzerine getirmeyi unutursa, cennetin yolu ona unutturulur. Onu bir buçuk saat olur. Ve ezan okunuyor, bitiyor. Çok vaktinde dünce geliyorlar. Rabbimiz lütfetmiş, ifsad etmiş. Yani bulunduğu çevre olarak düşünün. Bulunduğu çevre bizim gibi insanlar. Ne yapsın? Dağlar gelmiş, bayandan gelmiş kimseler. Buyururlar ki, eğer bizi görmek istiyorsanız karşıma koca getiren buyururdu. Ne yapsın?
Okuması yok, talimi yok, hiç anlayamıyoruz. Bizim gibi insanlara böğüretmek için öyle gayret ediyor, böyle çaba gösteriyor ki bunu misallerle, ne verme. Evliyor, toparlıyor. Beyinlerimize, kafamıza sığdırmak için çaba göster. Öyle olarak da Şidi Kamil'imiz, böyle kırsal bir yer diyelim. Bundan da hicab ederim. Çünkü güneş doğduğu zaman ben kırsal yere doğarım da bir şehre doğmam deniyor. Her yere doğuyor. Fakat yaşantı olarak coğrafi yerde çok önemlidir. Bir Mürşid-i Kamil için. Bir Peygamberi anlatırken, bir Peygamberi anlatırken coğrafi yönde anlatırken. Mesela Efendimiz aleyhisselatü vesselam'ı anlatırken bulunduğu toplum çok önemlidir. Onu bizzat tarihçiler ele aldık. Yani Mürşid-i Kamilimizin bulunduğu yer doğru. Ne yapsın? Buna rağmen gitmiş olduğu büyük şehirlerde bile kendilerinin not defterleri vardır.
Bakıyorum not defterlerinden ayetler, hadisler, Evliyaullah'ı dan seçme sözler bunlarla sohbet ediyor ve diyorlar ki, Üstad'a ne olur. O kitabı çıkarın da bize biraz konuşun. Yani elinin olmadığı yerde yok. Ta çok uzak yerlere uzanmış. Oralarda hizmetlerde bulunmuş. Üstadımızın zahiri talimiyle birlikte kendisinin batıni talimi de var. Damadı alimleri Mahmut sardık. Hoca kardeşimize. Diyor ki Mahmut oğlum beni her hoca dinliyor. Niye biliyor musun? Hacı Baba niye deyince, bana diyor mana aleminde harflerin talibini Resulullah yaptı. Eğitim bu. Bunun yanında umuma hitabı elli yıl, bu en azı söylüyor. Elli yıl mürşidimiz işte cami gibidir. Geçen bir vesileyle bulunduk. O köşeye baktım. Aynen buradaki mahalle bir su ardı gibi. Her mahallede hazır, erkek olduğu gibi camiye yürürdü. Hazırlar böyle örtülerini alırlar. Herkes hazır olur. Gelir dinlenen caminin alması mümkün değil.
Öyle konuşması kırk beş dakika ölür. Diyorum ya size bir saatten fazla olur. Yani bir eğitim alınmışsa, eğitim alınmışsa Mürşid-i Kamil'imizin çok büyük kesirleri olur. Sadece bura değil etraf berdeler olur ve insanlara asılmış. Mesela hoca tabakasına asılmış biliyoruz. Hocaları toplayın, onlara yemek verdiğini. İşte kitaplarınızın tozlarını silkeleyin aman çalışın deyip dini bir mesele atarak onun münakaşasını yapıyorlar. Bir kere umuma hitabı anlatmakta bitmez. Yani bu ona ait de bir özelliktir. Bu seçkin kimselere ait. Ne yapar kendi üç beş kişisi olur. Onlarla konuşur, görürsün. Bunun dışındakilerle pek münasebet kurmak. Ama öyle değil. Alimiyle de alaka kurmuş. Cahiliyle de alaka kurmuş. Yerine göre dahi durumda olan kimselerle, en yüksek kademede olan kimselerle münasebet kurmuş. Onlara yol göstermiş. Fakiriyle de olmuş, zenginliğiyle de olmuş anlatmakla bitiremiyoruz.
Daha sonra Mürşid-i Kamilimizin hususiyle bir eğitimi var. Hele o bir letaifleri anlatışı var. Bir salatalığı, bir domatesin nasıl salatalığı, salatalığı meyve Allah'ın lütfuyla döktüğünü, o domates stillerinden, domateslerin hasıl olduğunu, eğer dikkat edersek gönüllerimizden de manevi meyvelerin mesela harp zikrinin zuhur edeceğini, ruh zikrinin devam edeceğini bunları meyvelerle çok güzel misal ediyor. Ve bu boşuna değil dikkat edilirse, bunu ayeti kerim'de Cenabı Hak meyvelerle misal veriyor. Bunlar da misal verilmiş. Bakıyoruz Hadis-i Şeriflere Efendimiz Kuran usulüne Turunçgillerden misal veriyor. Hurmadan misal veriyor. Reyhan çiçeğinden misal veriyor. Yani her konuşmaları müstesna. Elimizde Vahdettin Razi Hazretleri'ni çok zor temin ettik bunu. Tefsirü'l-kebir var. İnanın görüyoruz. Üstadımızın bize hikaye gibi anlattıkları o tefsirü'l kebir de geçiyor. Bunu nerede buluruz?
Nerede okudun? Resulullah'ın Saygın Vadisi'den talim ettiği bir kimse daha da rütbesini görür çünkü. Yani bulunduğu yer itibariyle böyle. İlmimi gizliyorum dediğinde biz şahidiz. Çünkü anlaşılmaz. Ebu Hureyre Hazretleri buyuruyor ya Ben Resulullah derim. İki halk dolusu ilim aldım. Birisini insanlara yayıyorum. Bir diğerine hasret olsam bu başım giderim. Gizlemiş. Elhamdülillah siz kardeşlerimizle takdir ederek, onların himmetlerine, onların şefaatlerine gelişmek için bir araya geldiniz. İlerisini anlatmayın. Saygınızla ona artık onun büyük bir lütfına geleceğimizi biiznillahi Teala ümit ediyoruz. O bizim herkesin bize hizmet etti. Bu mahallemizden bir tanesi diyor ki üstadım diyor, eğer sen olmasan dört ayaklı hayvan da buraya gitmez. Tabii siz sevgili güven işlerimiz takdir edilen kimselersiniz. Herkes kendi değerini ortaya vurur. Efendim umuma bir, umuma bir hüsnımızın hizmeti var da.
Bunun yanında, bunun yanında hususi yetiştirme tarzı var. Daha da bir hususi yetiştirdiği kimseler var. Ona herkes tahammül edemez. Bu İbrahim bin Ethem'e benzer. Hadisallahu Musa. Bu Yunus Emre'ye benzer. Kırk yedi yıl, kırk yedi yıl dağlar odun getirip desen hizmete katlanmadın dediği kimselerdir onların. Kırk yedi yıl hizmet ediyor. İbrahim bin Ethem Hazretleri, üst ağzından sadece bir himmet istiyor. Himmet isterim demek bize diyor ders verme anlamına gelir. Bu yoruldum deme manasına gelir. İpi baltayı ver sen çek diyor. Bunun gibidir hususi yetiştirmeler budur. Muhammed Bahaeddin Hazretleri'nin böyle soğuk bir kış gününde, Emir Külal Hazretleri'nin kapısına gelip içeri girmek istediğinde dışarı bırakılır. Dışarıda harın uzun altında öylece gelişi var ki, aşk ve muhabbetle geliyor. Üstat onu kapının dışına atıyor. Üzerine karlar yağıyor.
Efendi Hazretleri çıktığında evinden tutup içeri alıyor. Donuyor mu orada buz gibi bir havanın içerinde? Hayır. Onu manen gözetliyor zaten. Madem gözetliyor evladım diye hatta ayaklarına dikenler batmış onları çıkarmış. Aslında o dikeni çıkartır. Kalbindeki yaramaz halleri de çıkartmak demektir. Onların sırları anlatmakla bitmez. Biz daha gördüğümüz hiçbir şey yok onlarda. Ancak sıcaklığından istifade ediyoruz. Hep bunları anlatmam, bunları örnek alarak mesela, Azap Risalesini şu kış gününde başından sonuna kadar bir talim edelim. O kadar güzel yazılmış ki o eserde Sami Efendimizin yirmi beşin üzerinde eseri, üstadlarımızın çok güzel tavsiyeleri bunlarla kendimize göndermeye gayret edeceğiz. Efendimiz bir hadisi şerifinde Sallallahu aleyhi ve sellem Allah Celle Celalühü bir kimseye hayır murat ederse kendisini kendisine vaiz eder bunlar.
Zahiren okumuş, bahinen okumuş, bunun yanında umuma hizmeti tarifi mümkün değil. İkinci olarak hususi yetişme tarzı var. Onun için adap Hustanesi diyorum. Orada bize edepler haber verilir. Hususi yetiştirilişle onun son bölümünde okuyacak olursak büyüklerimizin hayatları anlatır. Nasıl eza görmüşler, nasıl cefa görmüşler ama o ezalar, cefalar bunlara bağ kokması olur. Şimdi birimiz ona tahammül edemez. Bunu Sami Efendimiz Hazretleri ve Kaddafi Allah'ın sırra buyurmuşlar. Hassel Efendi aman ha tabilerinizi imtihan etmek diyor. Şimdi imtihan edilecek kimse kalmadı buyurmuş. Onu kalben yapın diye kalben yine de buna rağmen hususi meşgul olduğu kimseler var. Mümkün mertebe bütün insanlara nasihat etmesi, onlara takva ve istikamet yolunu göstermesi, şer'an yapılması, caiz görülmeyen şeylerden de nehy etmesi. Bütün mahlukata şefkat ve merhamet nazarıyla bakması.
Küçüklere merhamet, büyüklerine sahip göstermesi. Müritlerine gerekli olduğu kadar fıkıh ve tevhid akidelerini iyi bilmez. Ama o Zahiri Basin'in şifa tarifindedir fıkıh ile hadis övülen nefsini yıkmaya davran, Mürşide binde bir uğran sakal altı sual gitsin diye. Müminlerin ayıplarından muttali olduklarını sep etmesi, ürkmesin. Mürşit ehli keşiften ise, kalplerin kemalatını ve adabını, nefsani hastalıkları ve afetlerinin ölmesi gerekir. Şayet ehli keşifliği ise müride arız olan hallerde veya görünüşünden bunu bilmelidir. Asıl bilişi şudur. Elini tutuşunda biliyor. Evladının elini tutmasında hastasını da bilir. Onun derdini de bilir. Sıkıntısını da bilir. Ahlaki durumunu, kalbi yönünü, her şeyi bir iznillahi idare çıkar onu. Bu onlara mahsus bir haldir. Anlatılmaz. Siz müstesna böyle kalbimizde eğer bir manevi hastalık olursa anlamaz. Ne? Olacak bir şey, el tutacak da bunu bilecek.
Biz bunun ötesine inanıyoruz bu ayrı. Bütün masiyetleri ter farzlara, vaciplere, kulağına geldiği kadar sünnetlere uyma, mümkün olduğu kadar zikrullah'a ve Salavatı Şerife'ye devam gibi vasıflardan başka bir şeyler mürşid için şart değildir. Yani illa diyor keşif olacak, keramet olacak bunlara meyletmeyiniz. Mühim olan onların istikamet üzere yaşamalarıdır. Gönül zenginliğine sahip, ancak Allah rızasına muhalif işlerde kızan, güzel ahlak sahibi bir zatı Kamil olmasıdır. Hız nazarı kızar ver. Kızarlar. Kızmaları da gayretlerindendir. Çünkü görüyorlar. Bunlar favir halini görüyor. Müzelerini müşahede ediyor. Tahammül edilemiyorlar. Bundan dolayı büyük bir şefkatle çırpınıyordu. Bizim gibi hiçbir şey ifade etmeyen kimselere ayağınıza turabım yapmayın diye ağlamaklı ifadelerle cemaate yakalanıyor. Bunu kimse öyle söylemez. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar.
Onun edebinden, nikahından, ahlakından bizi ayırmasın. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Peygamberlerin Hayatından İnsanlık Dersleri ve… | Mihmandar