Üstat. Üstat zalimizin teselliname diye şiirinden okumaya başlamıştık. Yarım kalmaması için Rabbimizin izniyle hepsini okumak istiyorum. Sabreyleip ciğerini dağlayan, teslim olup Hakk'a gönül bağlayan, iki yüz yıl zellesine ağlayan atamız Adem'e olanı düşün Aleyhisselam. Bin elli sene ömrü olan sabredip Rıza-yı rahmani bulan, kırılıp kavmi tufana dalan, ibret al Nuh'a olanı düşün aleyhisselam. Düşün oğlum peygamberin suçu ne? Musibetle beyaz geldi saçına. Mancınıkla düştü ateş içine. Berdu selam olan İbrahim'i düşün. Sallallahü Teala, güzel ve inşallah. İmtihanla has kulları seçildi. Ağaç gibi ortasından biçildi. Mübarek kanları yere saçıldı. Zekeriya dosta olanı düşün. Mevlamızdan geliyor bizlere dertler. Sabredersen kuzum sevabın katlar. Peygamber'i nasıl yemişti kurtlar. Hazreti Eyyub'a olanı düşün Aleyhisselam. Kırk sene attı Yakup'un yaşı. Genç idi çünkü Yusuf'un yaşı.
Kuyuya attılar, vurdular taşı. On iki yıl zindanda kalanı düşün. Aleyhim ve selam. Günahı söylemek sanki suç gibi. Şehitlik insana olur taç gibi. Kestiler bu zatı misli koç gibi. Yahya peygambere olanı düşün. Altmış üç varidir sultanın yaşı sallallahu teala aleyhi ve sellem. Neler çekti iki cihan güneşi? Uhud Dağı'nda kırıldı dişi. Sultanı Rasule olanı düşün sallallahu aleyhi ve sellem. Sıddık'ın ayağılarda sokuldu. Ömer'in karnına hançer kakıldı. Osman'ın kanı Kuran'a döküldü. Küfede Ali'ye olanı düşün. Radıyallahu Anhümme'cmain. Halemdar yazmakla bitmez yazılar. Maddi, manevi dertler sızılar. Kerbela'da şehit düştü kuzular. Hasan'la Hüseyni olanı düşün. Her bir kıtasında Üstad-ı Ali'mizin biz bir peygamberin hayatından birkaç kesit demekten haya ettiğim için çekiniyor bir kelime bulmaya çalışıyorum.
Hayatından riayet edeceğimiz, dikkat edeceğimiz, örnek alacağımız konuları beyan etmeye çalışıyorduk. Gerçekten bu yönde biz çok sıkıntılıyız. Çünkü Allah'ın dostları hakkında kelimeleri kullanırken riayet etmemiz gereken edepler var. Ama dilimiz çok değiştiği için izahında zorlanıyoruz. İbadet ve saatte Muhsin olduğu halde yüzünü Allahutaala'ya teslim edip, tam bir teslimiyetle teslim olan kimseden daha ziyade dini muhkem verdin yönünden en güzel kim olabilir? Allahutaala'ya itaatte batıl dinlerden hak dinine meyletmiş olduğu halde İbrahim Aleyhisselam'ın milletine ittiba eden kimsenin dini elbette her milletin dininden güzel ve muhkemdir. Allahutaala İbrahim Aleyhisselam'ı dost ittihaz etti. O zaman biz kimleri dost edeceğiz? Bu konuda birkaç kelam etmek istiyorum. Allah'ımın en aciz bir kulu olarak. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyururlar.
Kişi kiminle arkadaş ettiğine arkadaşlık yaptığına dikkat etsin. Çünkü kişi arkadaşının dini üzeredir. Burada dini üzeredir demek huyu üzeredir. Gerçekten öyle. Neden Ashab-ı Güzin kıymetli denirse Resulullah gibi sallallahu teala aleyhi ve sellem iki cihan güneşiyle yar oldular. Fedakarebi ve ümmi ve nefsi anam, babam, tatlı canım sana feda olsun dediler. Tabiin neden kıymetli? Tebe I tabiin neden kıymetli? Mezhep imamlarımız neden kıymetli? Mezhepte müçtehid olanlarımız, meşayihi zan ve sadatı kiram efendilerimiz. Bir toprak çok güzel kokar. Derler ki bu güzel kokunun sebebi nedir? Gül ile hemdem oldum. Şimdi biz de güller ile hemdem olalım. Bir kimse ilim ehli, sanihlerle beraberliğinde onlardan hiçbir şey öğrenmese bile Allah'ımız yanlarında bulunduğu için şu ikramlarda bulunur. İlim talebesinin faziletine kavuşur. İlim ehli ile kaldığı müddetçe günahlardan uzak olur.
Evinden çıkışından itibaren rahmete dahil olur. İlim ehline inen rahmetten o da faydalanır. Belki o anda anlamayacaktır ama bambaşka bir güzelliğe erişiverir. Biz bunu büyüklerimizin huzurunda bulunduğumuzda, biz inşallah büyüklerimizin himmetiyle nail olmaya çalışırız ama kardeşlerimizden işittiğim şu. Salih kimselerle sohbetten sonra sanki Arafat'tan inen hacılar gibi, kuş gibi hafifliyoruz. Sami Efendi Hazretleri haddesallahu sırra ashabı Güzin kitabında beyan buyuruyor. Günahta hantallaşmış bir topluluk onların huzurunda bulunsa Cenabı hak, Cenabı hak onların günahlarını Allah'ın izniyle def'i ref eder, hata ve isyandan kurtulmuş olurlar. Konya'da hem Esad Erbirliği hem de Sami Efendi Hazretlerinin, KADİSALLAHU SIRRA, hulefasından Dişçi Mehmet Efendi. Her zaman sohbetinde şunu söylediğine şahit olurdum. Arşı azamın üzerinde iki satır yazı vardır.
Birinci satır kişi ne kadar salih olursa olsun, eğer zalimlere meylederse, onlara muhabbet duyarsa bütün ameli mahvolur, onlarla haşr-u cem olur diye. Bunu ağlaya ağlaya ifade ederdi. Bir kimseden ne kadar kötü bile olsa Salihlerle beraber bulunursa Cenabı hak ona tövbe nasip eder. Onlarla beraber haşr u cem eyler. Bir hususu unutamam. Bu da halıkımızın gerek isimleri, sıfatları, fiillerinde yüceliğini ifade eden sözler. Bir hoca, yaşantısı pek düzgün değil. Ama onu irti halinden sonra cennette görürler. Derler ki hoca efendi biz seni biliyoruz. Güzel konuşurdun ama halin, hayatın, yaşantın konuştuğuna muvafık değildi deyince gerçekten öyleydi. Ama ben kürsiyi de vaaz ederken bireyin arkasında bir veli, benim kalp halime biiznillah muttali olur. Der ki ya Rab yaşantı olarak düzgün değil ama seni vasfediyor.
Bunu bağışla deyince o velinin duası hürmetine Cenabı hak bana bu ikramı yaptı der. Biz onların himmetini, onların teveccühünü, onların huzurunda bulunmayı her zaman isteriz. Eğer cismen bulunmamız mümkün olmazsa ruhaniyette beraberliği bunu Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri Esselamine ve sadıklarla beraber olun. Dili düzgün, gönlü düzgün, yaşantısı düzgün olan kimselerle bulunun. Onlarla bulunmanın neticesi Cenabı hak ikramda bulunuyor. Onları dinlediği müddetçe kendisine sevap yazılır. Melekler ondan memnun olup dua ederler. Attığı her adım günahına kefaret olur. Allahutaala ona daha da ikramlarda bulunur. Bunu şunun için diyorum. Bakın, camilerde cemaat halinde namaz kılamıyoruz. Hatmi hacegan, yapamıyoruz. Niye yaparız? Eshamne. Ahzab Suresi otuz beşinci Ayet-i Celile-i Cemile'de. Allah'ı zikreden erkek ve kadınlar ev halkı olarak yaparız.
İnsanın bazı gördükleri, böyle yaşadıkları unutulamıyor. Onlardan bir tanesi şu. Gördüğüm kadarıyla ehlullah'ın hiçbir hiçbir anı boş değil. Esadi Elbili Hazretleri'ne soruluyor. Efendim tecelliyata mazhar oldunuz mu? Şu hadim diyor. Her an demek ki ruhani ve manevi irtibatın içerisinde. İşi gücü buna mani değil, o halde bile. Essah'ı, Ricerun latu hihim ticaretun ve la beyunan zikrillah. Ne bir ticaret ne bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Biraz çekindiğim. Belki siz de bunları hissediyorsunuz. Şimdi mescitlere gelmeye gelmeye, sohbetleri yapmaya yapmaya acaba gönlümüzde bir soğukluk hasıl olur mu? Gaflete düşer miyiz diye endişe ediyoruz ama bugün imkanları hepsini şu teknolojide kullanabiliriz. Bak online sistemiyle, birbirlerimizle alaka kurar hayırlı tavsiyelerde bulunuruz. Geçtiğimiz sohbetleri de haber veriyorduk.
Ehlullahın birbirine yapmış olduğu tavsiyelerde ne diyorlar? İçini ıslah edenin Cenabı hak dışını da ıslah eder. Mevla ile münasebetimiz güzel olursa insanlarla da münasebetimiz güzelleşir. Üçüncü olarak ahiret işini her zaman önde tutarsak bizim dünyevi işlerimizde rast gelir. Bize kürsülerde üstadımızın anlattığı bir hususu ifade edeyim. Konuştuğu çevre belli. Yerine göre ilim ehli insanlarla da görüşüyor. Bizim gibi köylü, kentli insanlarla da görüşüyor. Ama anlayacağımız şekilde öyle güzel beyan ediyor ki biz bunu Sıddıki Azam'ın dönüyor, deniyor ki ya Sıddık bizi her zaman ileri geçiyorsun, sebebi nedir? Sebebi şudur diyor. Bakıyorum insanların bir kısmı dünyayı istiyor. Bir kısmı Ukrai istiyor. Ben ise Mevla'yı istedim. Her şeye kavuştum. Dünyevi ve uhrevi diyor. Anlattıkları şu idi. Adamın Değirmen'de onu öldürecek. Bu çok mühim.
Böyle Değirmen'deki işinin hallolması, çünkü bir ekmek yapılıyor ki o devrelerde altı ay yetecek kadar ekmek yapılıyor. Bugünkü gibi fırınlar, bilmem filanlar yok. Ondan sonra bahçesi sulanacak sıraya göre. Eğer sırayı kaybederse, sırayı kaybederse ikinci defa sıra belki bir ay sonra gelecek bahçedeki meyveler, dikmiş olduğu artık sebzeler, neyse artık, domatesidir, patatestir vesair. Bunlar neler? Olduğu gibi kuruyacak. Üçüncü bir işi var ki bugünkü vasıtalar belli. O günde de Nahl suresinde bildirildiği üzere ad, merkep, katır. Bak bununla sınırlamıyor Cenabı Hak. Daha sizin bilmediğiniz ne vasıta, vasıtalar, lütfeler Cenabı Hak buyuruyor. O günkü vasıta merkep. O yok. Onu arayacak. O olmazsa ne bahçesine girebilir. Bugünkü gibi traktör yok, nesi yok? Onunla girecek, onunla gelecek. Pazardaki işlerini onunla görecek. Her işi buna bakıyor ve ezan da okunuyor.
Der ki, evvela Rabbimin üzerime yüklemiş olduğu bu emri ilahi yerine getireyim, ondan sonra bakarız der. Allah'ımızın emrini en üne aldığı için, Rabbimizin emrine önem verdiği için namazı kılar çıkar bakar ki akırın kapısına merkep kafasını dayanmış var. Kura olursa, Rıza-yı İlahi olursa her işimiz denk gelir. Yani biz burada bütün işlerimizi bırakacağız da ahiret işine koşacağız. Önümüzde önderimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, hep ahiret işine döner de kişi dünyasını terk ederse burada öncelikliyi a Uhrevi işlere vereceğiz, o kadar. Mevlamızın rızasını takip edeceğiz. O zaman dünyasına zarar verir. Hep dünyaya döner de ukra işlerin terk edilirse o zaman ahiret işini, bunu dengeli bir şekilde, Hem hem dünyevi işlerimizde hem uhrevi Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın izini takip edeceğiz. Dünyevi işlerimizi şer'i esaslara, dinimize uygun vaziyette yapacağız, o kadar.
Yani dünyayı terk et buyurulmuyor. Dünyevi işlerimiz de İmam Rabbani Hazretlerinin ifadesine göre zikri daim devamlı zikir. İşte bir memursak vaktinde girip vaktinde çıkmak. Suistimalde bulunmamak. Bir başkasının işinde çalışıyorsak bunu bize yine büyüklerimiz anlatırlar. İbrahim bin Ethem Hazretleri birçok sınavdan geçer. Ondan sonra kendisini sarayına bile almazlar. Böyle merdivenlerden aşağı yuvarlarlar. Ta bir hamamcının bulunduğu yere kadar gelir. O hamamcı, hamamı yakmak için devamlı odun atıyor. Ocağa odun atıyor. Selam verir, selamını almaz. Öyle kalbi incelir ki, der ki neden selamımı almadın? Bir müddet sonra selamı alır. Der ki devletin içinde çalışıyorum. Eğer o selamı alana kadar devletin işinde ben bir aralık, bir gevşeklik yapacak olursam ibadet ve taatimin kabulünden korkuyorum der. İşte yücelik buradadır. Üstünlük buradadır. Kemal buradadır.
Necip Fazıl'nın ifadesi, İslam namazla başlar ama bununla bitmez der. Demek istediği namaz bizi kötülüklerden alıkoyacak, isyandan ve tuğyandan ibadet ve taate meyillendirecek, Karşılaştığımız insana selam vereceğiz. Nasihat isteyene nasihattir. Bir aksırdığı zaman dahi, Yerhamukellah diyeceğiz. Bir hastayı ziyaret edeceğiz. İhtiyaç içerisinde olanların ihtiyacını göreceğiz. Bir cenazeyi takip edeceğiz. Bakın, üstadımızın, üstadımızın kıymetli bir hocayla görüşmesindeki kararları şu, diyorlar ki kişinin böyle akşamdan sabaha kadar zikretse, böyle dili zikrullah ile eriyecek olsa, alnını da secdelerde çürse, eğer mümin kardeşlerini sıkıntıda olanları düşünmezse, onlara yardımcı olmazsa, insanın vücudunda üç yüz altmış ne var? Eklem var. O eklemlerin hepsinin sadakası var. En azından suya ihtiyacı olanın suyunu, bu ne demek? İhtiyacı neye varsa onu görmektir.
Eğer yapmazsa onun da faydasını zikrinin de, secdesinin de göremez diye. Aralarında karar bu. Farz noktasından yerine getirirler ama ibadet ve taatimizin meyvesi bu olsa gerektir. Ne olur biz Salihlerle olursak? Çünkü İbrahim Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam Cenabı Hak Halil diye ifade buyuruyor, dost diye. Kendisine dost olabilmek için ilim ehli ile bulunma Rabbimize bizi ne yapar? Sevdirir. Alime uyanlar gibi sevaba erişir. Toplulukta olanların o cemaatte birisi affa uğrasa onların şefaatine de mazhar olur. Sonra kötülerin, günahkarların gittiği yerlerden kalbi artık nefret etmeye başlar. Der ki ben kötülüğe veda ettim. Bundan sonra da dönemem. Bizi çok düşündüren bir hadisi şerif var. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki, bunu zaman zaman da söylüyoruz. Cennete bir adım kala kişi cehenneme, Allah korusun, cehenneme bir adım kala cennete girer.
Bizim memleketimizde tamamen hayatı kötülüğün içerisinde olan bir kimse. Son zamanında nedamet eden, gelir üstazımıza Rabbimize döndüğünü, günahlarından tövbe ve istiğfar ettiğini söyler. Ondan sonra hayatı çok sürmedi. Allah'ımız tam bir dönüş yaptığı için Medine-i Münevvere'de cenazesi Cennetül Baki'dedir. Allah böyle ihsan buyurdu. Bakın elli dört seneye yakın Medine'de kalan bir kimse var. Elli dört sene. Memleketine zorluyorlar. Diyorlar ki akrabanla, bir ziyaret et. Aman ha gittiğimde ölürüm diye gitmiyor. Ama sonunda öyle bir söz söylüyor ki bakın, hayatın sonu nasıl geçiyor Cenabı hak muhafaza buyursun. Hepimizi korusun. Hepimiz bir korkunun içerisindeyiz. Korkusuzluk felakettir.
Tahir hocamız Sami Efendi Hazretleriimize diyor, Kaddes Allah'ın surre, efendim dua et diyemiyorum, duanız umumadır, himmet et diyemiyorum, hizmet edemedim size ama sizi ve sevdiklerinize muhabbetim var deyince, benim de diyor bundan başka bir ümidim yok. Efendim halimden çok korkuyorum deyince korkusuzluk felakettir buyuruyor. Bakın elli dört sene Medine'de kalıyor. Sonunda zalim birisini vasfeden söz söylüyor. Zalim ki zalim. Onun yüz bin kere haşa sahabe değerinde olduğunu söyleyince Yunanistan'da akrabaları varmış. Oraya bir günlüğüne geliyor ve ruhunu Yunanistan'da teslim ediyor. Onun için hiç güvenemeyiz. Beyne el havf ve reca. Korku ile ümit arasında çok Allah'ın dostları var. Günahların içerisinde ama şarap gibi olan hayatları ne olmuş? Zemzem olmuş. Sadi Erbili Hazretleri'ni çokça Kayseri'ye davet ederler. Buyurur ki çok yaşlıyım, gidemiyorum.
Fatih evladımız Sami Efendi Adana'ya geçecek ve orada evliliklerini tamamlayacaklar. Giderken Aysel'den geçsin. Kayseri'ye gelir. Trenle geliyor. Kayseri'de bulunan ihvan, trenin sesini duyunca ağlamaya başlıyorlar, üstü ağzımız geliyor diye. Gelirler, etrafını hep deli mehri kimseler alır. Oradaki konuşmalarının biri şu. Fıkhi hususlarına misal verir. Buyurur ki, hiçbir tuz bulunmasa yemeğe, af buyurun bir merkep, tuz gönlüne düşse, tamamen vücudu tuza inkılap etse, dönüşse. Konabilir mi onun eczası yemeğin tuzu için? El cevap olur dediler. İşte bugünkü şartlarını pek bilemiyoruz. Onu çok iyi bilmemiz lazım. Şarabın içerisine bolca tuz atmak suretiyle sirkeye inkılap ettiği. Bilemiyoruz. Yani bugün de illa öyle olur diyemeyiz ama bir misal veriyorlar.
Nasıl sirkeye dönüşürse şarap, nasıl o eti yenmeyen bir hayvanın vücudu tuz gönlüne düşmek suretiyle çalkalana çalkalana tuza dönüştüğü gibi, kullanıldığı gibi hayatımız eğer bizim isyanla geçmişse, kötülüklerin içerisindeysek, ehlullah'a olan muhabbetle, sevgimizle, onların arşı azam olan kalplerinde o muhabbet dalgalarında çal kalana çal kalana temizleniriz diye beyan buyuruyor. Allahutaala'nın yolunda olanların, salihlerin yoluna girmiş olur. Allahutaala'nın emirlerini yerine getirmiş olur ve çok uzun. İnşallah başka zaman ele almaya Allah'ımız ömür lütfederse, imkan hazırlarsa konuşulur. Sonra hikmet ehli buyuruyor ki alimlerle beraber olanın ilmi artar. Salihlerle beraber olanın ibadete rağbeti ve günahlardan kaçma arzusu artar. Fasıklarla olan kimselerin ise hataları artar. Zenginlerle düşüp kalkanların dünya sevgisi, fakirlerle beraber olanın da şükrü artar demişlerdir.
Bir tanesi geliyor. Ya Resulallah Mete sağ, kıyamet ne zaman kopacak? Kıyamete ne hazırladın diye buyuruyor. Ne hazırladın? Fazla ibadetim yok fakat Allah ve Resulünü seviyorum dedi. Efendimiz herkes sevdiğiyle beraber olacaktır. Yok şer'ül meru mamen ahabe buyurdular. Şimdi İbrahim Aleyhisselam Halil öyle bir yol gösteren peygamberimiz ki hazin tefsirinde beyan bulunduğu vechine, Vacib Teala Hazretleri dini İslam'ı bu ayeti celilede iki cihetle methetmiştir. Bir, kulların vazifesi olan ubudiyeti, huzur ve huşu izhar üzere olmasıdır. Yani tevazu ve huşu nedir? Cenabıhakk'a duyulan bir saygıdır. Bir tanıyabilsek o zaman bizim hayatımız, büyüklerimizin dediği gibi biz yaşamamışız diyorlar zaten. Biz yaşamamışız. Biz taatle yapamamışız diyorlar. Bu hale gelince. Bu nasıl olacak?
Almış olduğumuz Evrak ve Ezkara son derece nihayetle ama burada asıl bize gerekli olan ölüm tefekkürünü çok iyi yapmak. Yani o bizi kaygılanıp kederlendirecek ve rabıtamızda da kalbimizde nur-u ilahi parlayacak. İbrahim Aleyhisselam'ın dinine muvafık olmasıdır. Her iki cihetle nazaran dini İslam'ın şeref ve meziyeti beyan olunduğu cihetle dini İslam'a girme, insanları teşvik ve ayette dinin menbaına işaret vardır. Burada menba olmaz ya, dinin mebnasına olması lazım. Dinimizin ikamesine. Birincisi hüsnü itikattır. Cümleyi, latifesiyle işaret buyrulmuştur. Cenabı Allah'ın varlığını ikrar ve iman ile gizli ve aşikararı her halinde tevazu, infiat ve taatinde ihlas ve emrini Allahü Teala'ya tefsir etmek. Yani işlerine Allah'a havale etmektir. İkincisi ameli salihtir. Ve hüve muhsin, kavli şerifi buna işaret eder.
Yani amelini layığı vechiyle işler, hasenatı yerine getirir, seyyiatı da terk eder. Bu uzun bir şekilde alınmış. Biz dostluk hususunda İbrahim Aleyhisselam gelince birkaç cümleyle tamamlamaya çalışalım. Muhabbette saffet, ihtiyacını Cenabı Allah'a arz etmekte, ihlas ve her halinde Cenabı Hakk'a tevekkül etmektir. İbrahim Aleyhisselam'da bu gibi ahlak-ı hasene ve evsaf-ı cemile mevcut olduğundan, Haliyullah unvanını bihaktın ihraz etmiş, Cenabı Hakk'ın kulunu, hulleti, ibadetine kudret verip masiden muhafaza buyurmasıdır. Rivayet olunur ki Allahutaala İbrahim Aleyhisselam'a şöyle vahiy buyurdu. Muhakkak ki sen benim dostumsun. Ben de senin dostunum. Sakın ki kalbine en önemli husus bu. Biz bunu, buna dikkat edeceğiz. Bunu kalbimize serlevha denir. Serlevha. Bunu kalbimize nakşedeceğiz. Mermere kazıldığı gibi böyle yazacağız. Bakın Cenabı Hak ne buyuruyor.
Muhakkak ki ya İbrahim, sen benim dostumsun. Ben de senin dostunum. Sakın ki kalbine muttali olduğum zaman, kalbine nazar ettiğim zaman üç yüz altmış defa nazar ediyor Cenabı Hak. Onu benden başkasıyla bulmayayım. Yoksa bana karşı olan sevgini keserim. İnşallah kalbimiz hırdavatçı dükkanı demir onun gibi değil de onun muhabbetiyle dolar. Habibi'nin sevgisiyle, ehlullahın edebi ve erkanıyla. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehlin ashabına, peygamberanizan ve piranizan ve bütün geçmişlerimizin ruhları için şun mübarek Cuma gecesinde hastalarımıza deva, dertlerimize şifa, borçlularımıza eda, hayatımızın aleyhissalatü vesselam Efendimizin sünneti seniyyeyi, seniyyesiyle tezyin olmasına, ümmet-i Muhammed'in kurtuluşuna, ehli İslam'ın zaferine el Fatiha.