Peygamberlerin Hayatı ve Manevi Terakki kaydında Aleyhissalatu vesselam Efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahhar mücella, ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygambere nizam ve piran nizamın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve mümatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif Hud Suresi'nden Rabbi Zülcelal'imizin ayat-ı ilahiyelerinden bazı hikmetlerini anlatmaya gayret göstereceğiz izni…
Peygamberlerin Hayatı ve Manevi Terakki ne anlatıyor?
Peygamberlerin Hayatı ve Manevi Terakki kaydında Aleyhissalatu vesselam Efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahhar mücella, ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygambere nizam ve piran nizamın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve mümatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif Hud Suresi'nden Rabbi Zülcelal'imizin ayat-ı ilahiyelerinden bazı hikmetlerini anlatmaya gayret göstereceğiz izni…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aleyhissalatu vesselam Efendimizin aziz, latif, pak, münevver, mutahhar mücella, ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygambere nizam ve piran nizamın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve mümatın ervahına bir Fatiha üç İhlas şerif Hud Suresi'nden Rabbi Zülcelal'imizin ayat-ı ilahiyelerinden bazı hikmetlerini anlatmaya gayret göstereceğiz izni ilahi ile. Mevlamız Hud suresinin son ayetlerinde Es-Ra'yla, hepimiz için hiç şüphesiz geçerli. Rabbimiz buyuruyor, ey Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem hepimize ilahi tap peygamberlerin haberlerinden, peygamberlerin kıssalarından işte Adem aleyhisselamın Maide suresinde geçer, diğer peygamberlerimizin Nuh aleyhisselamın vesair daha çok yoğunlukta olan Araf suresinde geçer, Kamer suresinde geçer, diğer sure-i celile-i cemileler de geçer.
Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem peygamberlerin haberlerinden kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Aleyhissalatü vesselam Efendimizin bazı sıkıntılı anları oluyordu. Kavminin yapmış olduğu biçimsiz hareketler. Ondan dolayı üzülüyor, mahzun oluyor. Allah'ımız buyuruyor ki habibim mahzun olma. Senden önce geçen peygamber kardeşlerim de başlarına neler geldi, neler geldi, ne sıkıntılar gördüler diyerek habibini teselli etmiş oluyor. Bizim için de çok büyük bir örnek, büyük bir misal vazıu nasihattir. Peygamberlerimizin hayatı çünkü biz Fatiha suresinde bunu her zaman tekrar ediyoruz. Diyoruz ki Kuran-ı Kerim'i mutlak bileceğiz, manasını bileceğiz. Eğer bilmiyorsak bilmek için gayret göstereceğiz. En azından namazda okuduğumuz surelerin olsun anlamını çok iyi öğrenelim. Namazda okuduğumuz neler var? Sureler var.
Diyelim çokça alıştığımız, işte akşam namazını kılıyoruz. Birinci rekatta Kevser suresi, ikinci rekatta İhlas. Daha dolu sureler var, yüz on dört tane sure var. Kitabı Kerimimizden hiç habersiz olmayacağız. Kardeşlerimizden bir kısmı ABD'ye gittiler. Orada gördüklerini anlatıyorlar. Bazı işçilere tesadüf etmişler. Bunlar diyor, çalışıyorlar. Bazen artık nasıl sonların vermiş olduğu mola, çay molası da olur, yemek molası da olur, Diğerlerini diyemiyorum edep dışı hareketler. Böyle molalar verildi mi diyorlar, hemen kitapları İncil'i açıyorlar, okuyorlar. Biraz da kardeşimiz dertlenmiş. Onlar diyor muharref artık hükmü kaldırılmış, ehli kitap olmaktan çıkmış. Çünkü kendi elleriyle değiştirmişler kitaplarını kendi elleriyle. Şu yüzümüz yani edep erkan buna müsaade etmez. Nasıl değiştirdiklerini siz de bilirsiniz. Öyle yasalar koydular ki kendi kafalarından çok edep dışı hareketler var.
Böyle olduğu halde diyor, bizim kardeşlerimiz de diyor, Müslüman olarak Kuran-ı Kerim'le münasebetimiz sıkı olsa daha çok bakıyoruz, Ramazan-ı Şerif geldi mi Kuran-ı Kerim'de yoğunlaşıyoruz, güzel. Zaten Kuran-ı Azimüşşan'ın indirildiği bir ay. Kuran-ı Kerim bu ayda indirilmiştir, çokça okuyacağız. İmam-ı Azam rahmetullahi hazretleri gündüz bir hatim iniyor, gece bir hatim iniyor, teravih namazını da hatimle kıldırıyorlar, altmış bir hatim yapıyor. Daha böyle birçok Allah'ın dostlarının Kuran-ı Kerim'le hemhal olduklarını görürüz. Yalnız sadece Ramazan-ı Şerif değil de her zaman hazır olacağız, her zaman. Kuran-ı Kerim'le belli bir vaktimiz olur, ayarlarız. Bunlar işimize gücümüze hiç mani değildir. Eğer programlı olursa hayatımız çok zaman var. Yeter ki bunu iyi takip edelim, vaktimizi güzel tanzim edelim. Bu hususta hocalarımız da var. Bunu çok iyi bilen üniversitede hocalarımız var.
Bize o tarihte üretirlerdi. Mesela onlardan bir tanesi şu, diyordu ki işte sekiz saat uykumuz var, ondan sonra sekiz saat çalışma, böyle zamanı tanzim ediyorlar. Yalnız diyorlardı, uykuyu altı saate indirir, iki saatini olsun şahsi görevlerimize ayırırsak bu çok faydamız olur diye. Kişinin evradı olur, ezkarı olur, böyle zikri olur, virdi, bunları yapar. İki saati de diyorlardı, ona ayıralım. Şimdi vaktimizi hep ibadet ve taat ederken işimizi gücümüzü doğru dürüst yaparsak aleyhissalatu vesselam efendimiz işini düzgün ve doğru yapanı Allah sever diye buyuruyor. Buna dikkat ederiz. Yalnız, evrak ve ezkar deyince şimdi bunu kaldırdılar. Bir noktada buna müsaade etmediler. Başı ağrısa hemen bakkallarda bile ilaç satılıyordu. Ondan sonra kendi başına giriyor, İşte bende şöyle bir rahatsızlık var. Şu ilacı bizim geçmişlerimizden de kullanırlardı. Bunu ver dedirttirmiyorlar artık.
Çünkü ona iyi gelen ilaç belki bir diğerine iyi gelmeyecektir. Bunun için ne yapılır? Hazik, böyle ehil bir doktora müracaat edilir. Doktor teşhis eder, tabii muayene edecektir. O teşhisine göre ne gerekiyorsa ilaçlarını yazıyor, eczaneden alıp biiznillahi teala şifaya kavuşuyor. Burada şu misali verirler. Musa aleyhisselam da bir ağrı meydana geldi karnında. Rabbimizle da kolayca görüşebildiği için dedi ki, ya Rabbi karnımda bir ağrı var. Halık'ımız ya Musa falan ot, buna şifadır buyurdu. Falan ot buna şifadır. Onu kullandı ama geçmedi. Dedi ya Rabbi emri ilahiyyede zerre kadar bir şüphem yok ama hastalığım geçmedi. Mevla'mız buyurdu ki o otu sen yerden çıkardık diyelim, söktük. Onu bir tozundan, toprağından ayıracaksın, silkeleyeceksin. Daha sonra bir kabın içerisine koyacaksın, kaynatacaksın. İlk evvela acı olabilir. O suyu dökeceksin. Tekrar bir daha kaynatacaksın.
Bunu sabah akşam aç karnına yarım bardak içeceksin. Musa aleyhisselam dedi ki ya Rabbi böyle deseydin de bu şekilde yapsaydım o zaman buyurdu ki Rabbi Zülcelal'imiz, ya Musa herkes senin gibi benimle konuşup görüşemez. Doktora müracaat etsinler diye bunu tavsiye ediyorum buyurdu. Şimdi buradan alarak ehli hikmet diyorlar ki nasıl ki maddi devamımızda doktora müracaat ediyorsak biz manevi hastalıklarımız için de mürşid-i kamil ama gerçek bir mürşid-i kamile müracaat edilir. O anlar zaten. Biiznillahi teala Allah'ımızın vermiş olduğu feraset nuruyla anlar. Mesela Es'zade Erbili Hazretlerinin huzuruna Saidin Nurisi geliyor. Bu hususta çok kuvvetli şahitlerim var. Çok kuvvetli. Geliyor. Yalnız Saidin Nurisi hazretleri çok heyecanlı bir Allah'ın velisi, müceddid. Said kardeşim oturun buyuruyor. Bir risale hazırlamış.
Es'adi el-bili Hazretleri namaz hakkında namaz hakkında bir risale hazırlamış. O risaleyi gösterince efendim diyor, Esad erbili hazretlerine, ben de namaz hakkında size malumat verecektim. Sizde bir yanlışlık olmaz da etrafınızda namaz hakkında daha bir dikkat edilmesi için tavsiyelerde de bulunmak istiyordum diyor. Kendisi Said I Nursi hazretleri açılmışken biraz diyeyim, böyle kürsüye çıktığı zaman oturmazmış. Bir de Allah'ımız gönlüne ne lütfederse onu olduğu gibi ifade eder. Çok heyecanlı Allah'ın bir dostu. Onun bu halini bildiği için Esad erbili Hazretleri size buyuruyor, Kadiri evladı, evradı verelim. Kadiri evladı siz meşrep olarak çok açık bir meşrep bu size daha faydalı olur diyor. Demek ki mürşid-i kamilin biiznillahi teala gözleri görüyor. Evlatlarına vazife verirken onların durumuna göre bunu çok iyi sezinliyor ama çünkü nur vermiş Cenabı hak.
Kamil müminin anlayışından sakının, onlar Allah'ın nuruyla bakar. Saidin Nursi Hazretlerinin hatırladığım birkaç, birkaç hatırası var. Biz vaizlerin bir kursu olduk Kastamonu'da. Oraya gideceğiz. O zaman da Erciş'te görev yapıyorum. Orada otelci isminde diyebilirim. Otelci Abdülkadir diyeyim, rahmetle yad edilsin. Dedi ki Kastamonu'ya gideceksen orada Mehmet Feyzi Efendi var, görüşürsün dedi. Bu Said I Nursi Hazretleri ile çok münasebeti olan bir kimse yillarca beraber olmuş, hususen anlattı bize. Kardeşlerim dedi, size ben anlatıyorum. Said I Nursi Hazretleri, Es'adi Erbili Hazretleri'nin dedi, görevlisiydi dedi. Onu anlattı. Daha başka duyduklarım da oldu. Said I Nursi Hazretleri Van'da bulunmuş. Orada yanlış söylemeyeyim Erek dağları olacak herhalde. Orada ibadet ve taatle meşgul. Böyle dizlerinin üzerine oturuyor. Böyle ayaklarını uzatma yok.
Öyle bir hakkın dostu ki velilerden birisi ama ricalü'l Gayb onlardan birer hastalık olur müstesna. İnsanlar da olsa özür makbuldür. Biz namazda ayakta duramazsak oturarak yanı yerdeyken kılmaya Cenabı hak müsaade buyurmuş. O ricalullah'tan zat ayağını uzatmış bir ara. Derhal Cenabı Hak'tan hitap geliyor. Bu ilhamen olur bu. Ey kulum topla ayaklarını seni ricalullah divanından silerim. Said I Nursi hazretleri müstesna bir Allah'ın veli kulu. Öyle bir zat ki tahrif edilemez o. Böyle dizlerinin üstüne duruyor. Tırnakları demek kan gelmediği için çürümüş. Mollası var. Diyor efendim melhem'le tedaviye çalışıyoruz ama biraz istirahat buyur sen, Molla, kabirde çok istirahat ederiz diyor. Burada biraz olsun yorulalım. Görüyor musunuz? Dünyaya bakış açısını görüyor muyuz? Kabirde diyor çok istirahat ederiz, burada biraz yorulalım diyor. Bu veliye Allah'ın dostuna o zamanlar matbu değildi.
O lemalar neler? Sonra matbu oldu. El yazısı ile geliyordu. Üstadımız okunmuş. Onu öyle bir haber verirdi ki bu emir dağlarında neden? Said Nursi hazretlerine bir türlü imkan tanınmıyor. Orada bazı notlar alacak, güzel hizmet edecek Allah'ımızın kullarına böyle peynirine onu üç, beş beyaz kağıdın içerisinde sarıyorlar. Yani peynir işte götürüyorlar yemek için. Bu süsü veriyorlar. O kağıtlara yazmak suretiyle bu çilelerle bu sıkıntılarla o eserleri meydana getiriyor, yazıyor. Üstadımızın haber verdiği şu oldu. İnsanlar yaz günüymüş, yaylalara çekilmişler. Bu sokaktaki hayvanlar bilhassa kediler bunun nezarethanedeki penceresinin önüne gelmiş bir kedi. Verdikleri bir kuru ekmek. Ondan bölmüş, bir parçasını vermiş. Ondan sonra iki kedi, üç kedi çoğalmışlar. O azıcık ekmeği onlara da bölüp bölüp veriyormuş.
Sain-i Nursu hazretleri buyurmuş ki, o kedilere şefkatimden, merhametimden azıcık ekmek karnımı doyuruyordu, artıyordu bile demiş. Bereket bu işte. Ma ne kasat, sadakatüm mimmal, sadaka vermek suretiyle mal eksilmez, buyruluyor. Allah'ımız arttırdıkça artırır. Bakın, üstadımızın haneleri anneleri bütün hizmette, babaları hizmette, öyle fazla yiyecek de yok. Bir bulgur pilavı var, bir de turşu. Sabahtan akşamlara kadar sofra kaldırılmıyor. Devamlı yeniyor. Devamlı yeniyor. Bir ara hizmet eden bir kardeşimiz üstadımızın anasına diyor ki anne diyor ben pekmez alacaktım küpten, baktım ki pekmez taşmış ta kapının ağzına kadar gelmiş halbuki yarısına kadar boş olan bir küp. Onlar manevi hallere de aşina, aman kızım diyor bunu duyurma, bir başka kaba boşaltın. İkram edildiği için Cenabı hak öyle lütfediyor ki taşırıyor. İslam tarihinde bu misalleri pek çok. Bu bağ çubuğuyla haber verirler.
Eğer bağdaki çubuklar böyle budanmayacak olursa odun olur. O üzümle meydana gelmez. Budandıkça onun meyveleri arttıkça artar. Yani verdikçe Cenabı hak lütfediyor, ihsan ediyor. Mesela Allah'ın sevgili kulları böyle öyle bir salik ki gönlüne Allah'ın nuru akıyor böyle. Akıyor. Onu diyor, sadık bir kardeşinin kalbini gözünün önüne alarak aktarabilir diyor. Bunu Kayseri'de Mehmet Efendi diye Esad Erbili Hazretlerinin de böyle görevlilerinden bir kimse, Esad Erbili Hazretlerinin sohbetinde bulunuyor, bulunuyor. Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur buyuruyor Cenabı hak suresi kırk altıncı ayeti cellede. Bu göz bu dünyayı görüyor. O göz bu dünyadaki eşyanın da hakikatine vakıf olur, görünmeyen alemleri seyreder. İşte hacasan efendi budur. Hacasan efendimiz ve sıddıkı Azam'a kadar varan mürşid-i kamillerimiz bu gözlerimiz açılsın diye çalışıyor.
Bir sineğin üç bin gözü olur da bir sinek üç bin gözü var, tespit edilmiştir. Kamil bir müminin iç gözleri olmaz mı? Hepsi de ayrı kayıt yapıyor. Üç bin tane göz daha bilemediğimiz ne esrar? Efendim bereket müstesnadır. Allah'ımıza şükredelim, hamt edelim, Eshable. Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. İşte hesap ediyoruz, elektriğin faturası şu, su faturası şu. Ondan sonra evladımın okul masrafları bu. Bunu yapacak olursak pek münasip düşmez. Allah'ım yatarken bile duamız Allah'ımıza tevekküldür. Allah'ımıza güvenle teslimiyetle yatırıyor. Halık'ımız az bir nimeti çoğaltır da çoğaltır. Bakın, üstadımızın bir asker arkadaşı var. Konuya gireceğim inşallah. Dua buyurun siz. İsmini vermeyeyim. Yukarı mahallelerimizden birinde o kıtlık dönemi kırklı yıllar sıkıntılı. Manen evladı olur, evladı olur. Böyle daha yaşım çok gençti. Mürşid-i kamilimiz kendinden yaşlı birisine evladım dedi.
Bir türlü o zamanda beynim almadı. Sonra dedim ki bu nereden evladım oluyor, yaşlı mı dedim. Oğlum bu manen benim evladım dedi. Manen evladım olur dedi. Ben evladım diyor, anlaşılmaz ismindeyim. Evladım Hasan diyor. Nasıl geçiminiz? Efendim diyor, evin bir köşesinde şiniyi bilirler mi ola? Birkaç şinik buğday var, teneke diyelim biz, ölçek diyelim. Bilinir yani. Orada buğday var, götürüyorum değirmene, Bakın berekete. Bu nereden meydana geliyor? Yine diyor orada aynı buğdayı görüyorum. Kendisi ibadetli. Annemiz ibadetli. Evin bütün ferdi şer-i şerife dikkatli. Öyle olunca Cenabı hak bereket ihsan ediyor. Efendim diyor, orada yine diyor götürdüğüm halde buğday meydana geliyor. Çok misaller tükenmez. Biz ekonomiden anlatıyoruz da bir de bereket ekonomisi var. Bunu da bilelim. Arttırdıkça artırıyor Mevla Zülcelal. Yavaş yavaş konumuza dönelim.
Said Nursi hazretleri o zamanın müftüsü, vaizleri, tabii o devirde çok ilim ehilleri var, ilim ehilleri var. Özellikle de istedikleri Said-in Nurisi Hazretleri, bir bahçe hazırlanmış. Said I Nurisi hazretlerine bir ağacın böyle dayansın, rahat etsin diye dibine bir güzel minder sermişler yastıklarıyla, nereleriyle? Çay hazırlamışlar. Said I Nursu hazretleri gelmiş, gösterilen o mindere oturmuş. Bir müddet sonra da kalkmış. Efendim demişler, neden kalkıyorsunuz? Haberiniz yok mu? Bu minder otların üzerine serilmiş. Esriubillah. Allah'ı zikretmeyen hiçbir şey yoktur. O otlar Cenabı Hakk'ı zikrediyor. Nasıl üzerinde otururum diyor. Böyle bir Allah'ın dostu. İsra suresinde geçer ayeti celile-i cemile. Es sahible Allah'ımızı zikretmeyen hiçbir varlık yok. Okulda okuyorum. Okuyorum. Bazı tavsiyeler oldu. İşte şu evrak okunursa şöyle faydası, hasıl olur diye. Bir de diş konusu var.
Geldim huzuruna Acasın efendimizin, Kaddafi, hiç konuşmam etmem yok. Kitabı açtı, hemen bizim meseleye parmak bastı. Muhyiddin Arabi Hazretleri buyuruyor kimsenin zikrin ismi Cami olsun. Allah Lafza-i Celalinin dışına çıkma. Tamam dedik. Biz mürşid-i kamilimiz ne öğrettiyse ona dikkat edeceğiz. Ondan sonra diş konusunu aldı. İkinci mesele buydu zaten. Şunu anlattılar, böyle hacda, Mina'da bulunuyorlar. Sami Efendi Hazretleri de çadırlarında yalnız alıyor. Diyorlar ki, Hasan Efendi hem haçlarını tebrik edersiniz, bayramlarını tebrik edersiniz hem de bir garipliği gider, yalnız kalmasın üstadımız diye otururlar. Oturunca bazı konular üzer diye söyleyemeyeceğim. O da şu, hiç reddettiğiniz oldu mu demiş. Şah-ı Nakşibend Hazretleri Kaddafi Allah-u sira biz reddetmeyiz buyurmuş. Ama kişi kendi bağını çözer giderse ne yapalım demiş.
Çünkü aleyhissalatu vesselam efendimiz şefaatim ümmetimin günahkarları üzerinedir diye buyuruyor. Bu şefkat var, bu merhamet var ama kişi diyor kendisini reddederse, bağını çözerse, gönül bağını o belli olur zaten. İlk anda sararır. Sonra morarır. Sonra da kararır. Bu hadis-i şerif olarak söylüyorum Allah'ın izniyle. Böyle bir meyve düşünelim biz meyve, ağaçta bir meyve. Çok güzel yetişmiş, gelişmiş, tatlanmış. Eğer bu meyve dalından kopacak olursa ne olur? Onu geliştiren neydi? O daldaki meyveyi su geliştiriyor. Ondan sonra toprak geliştiriyor. Güneşin ışınları onu geliştiriyor. Ama yere düştüğü zaman bakıyorsunuz o toprak onu çürütüyor. Güneş onu hayırsız bir hale getiriyor. Su ise bozuyor.
Eğer Ehlullah'ın manevi dalından kopacak olursa diyor kişi, büyüklerimiz, halbuki bunlarla gelişiyordu, koptuğu zaman o faydalı olan güneşidir, o toprağıdır, o suyudur, onda çürüme meydana gelir, hiçbir hayırda göremezsiniz. O onu bilir zaten. Buralara pek girmeyelim. Biz elhamdülillah itaat eden kardeşlerimizin içerisindeyiz. Biz de muti olmak için onlardan dua bekliyoruz. Said I Nursi hazretleri bitmez, Allah'ın velisi. Onu anlatırken insan diğer velilerin de özelliklerini söylemiş oluyor. Hud aleyhisselam, biz Hud suresinden önemli notları sunacağız. İsterseniz Hud aleyhisselamın kıssasından geçelim, Ad kavmine gönderilmiştir. Özetleyeyim, kendisine çok büyük hakaretler edilmiş, hatta öldü diye bırakmışlar. Hud Aleyhisselam'ı kavmi o kadar eza etmiş ki sen demişler bizim putlarımızı inkar için mi geldin? Bakın bela ve musibet geliyor diyor bir kasırga tabii.
Sonu çok acı, inanan çok az bir zümre var, çok az bir zümre var. Onlara meltem gibi geliyor. O onlara azap için gelen rüzgar, meltem gibi Rabbimiz koruyor. Şimdi Nuh aleyhisselama bir annemiz süt getiriyor, Süt getiriyor. Her gelişinde de diyor ki, ya Nuh tufan olduğu zaman beni haberdar et. Tufan'da boğulup, mahvolup gitmeyin. Olur anne diyor. Haber veririm. Yine adeti üzere süt getiriyor. Aynı arzuyu tekrar edince Nuh aleyhisselam diyor ki, tufan oldu bitti. Halbuki dağların en yükseğine çıkmış. Gel diyor, oğlu için gel diyor. Yok dağların diyor, yükseğine çıkarım diyor. Bir türlü itaat etmiyor. Tabii her tarafı su kaplıyor. Allah'ımız korusun, muhafaza buyursun. Buradan diyorlar ki ehli hikmet, Halık'ımız inandığı için onu inandığı için bir muhafaza altına aldı. Halbuki her taraf bir derya idi diyor.
Kamer suresinde bakarsak orada Cenabı hak buyuruyor ki semanın kapılarını aştık diye buyuruyor. Öyle bir yağıyor öyle bir yağıyor ki helak oluyorlar tabii. İnanan zümre için Cenabı hak koruma ve muhafaza altına alıyor. Üç zümreye dünya ve ahiret fitnesi dokunmaz. Kadere iman ve ikrar eden Allah'ın takdirine razı oldum. Abdülkadir Geylani, Kaddesallahu sırri hazretleri buyuruyor ki kader oluğunun altına yatın, ne akarsa yılan, akrep razı olun. Bunu Yunus Emre ne güzel söyler ister hil'at ister kefen ister gül ister diken ya rabbi diye bu bambaşka bir huzurdur. Bu teslimiyet bu tevekkül var ya tevekkül bambaşka bir ikramdır. Bu peygamberlerimizin halidir, ahlakıdır. Ehlullah'ın en güzel sıfatlarından birisidir, kadere teslim olmak. Üç zümreye dünya ve ahiret fitnesi dokunulmaz. Kadere iman ve ikrar eden, nücuma itibar etmeyen, işte o yıldıznameler neler?
Sünnetime tam sarılan kimseler için dünya ve ahiret fitnesi yoktur. Yani dünyada rezil olmaz, huzur içerisinde olur. Aşını, ekmeğini ağız tadıyla yer. Evladıyla çocuğu, çoluğu, hanımı vesaire böyle gül gülistanlık içerisinde olur. Ahirette de en büyük nimet zaten huzur içerisinde olmak ve sünneti Muhammediyeye tam sarılmak. Her zaman ahdimizi tazeliyoruz aslında biz namazlarda bile öyle. Taatlerimizde öyle. Tekrar tekrar ahdimizi tazeleyelim. Efendimize itaatımız çok güçlü olsun. Ne büyük bir örnek bize, ne büyük bir örnek ahdizelim böyle. Böyle hırslanmazsak olmaz bu. Şeytana hırslanalım. Dünyanın geçici zevklerine hırslanalım. Nefse hırslanalım. Şeytan sıfatlı insanlara hırslan alın, peygamberimizin sözüne sımsıkı tutunalım sallallahu teala aleyhi ve sellem. Emelimiz bu olsun. Kurtuluşumuz bu olsun. Öyle bir esas ki Resulullah'a tabi olmak her hususta örnektir bize.
Şimdi anlatmakla bitiremeyiz. Efendimize bütün peygamberler ümmet olmayı isterken, Cenabı Hak bu nimeti bize lütfediyor, bize ihsan ediyor. Uyanıp bize büyüklerimiz şöyle anlatırlardı, sizin gibi bizim de nefsimiz vardı ama ona muhalefet ettik. Diyelim ki namaz kılacağız, kılarken ağır geliyor, ağır geliyor, işte farzından başlayalım. Hayır diyeceğiz. Sünnetiyle kılacağım. Şöyle bir onun ümidini bir kestirsek bu mel'un o bizim gevşek tavrımızdan dolayı bir fırsat bulmaya çalışıyor. Yani öyle takip ediyor ki şu vücutta damarlarımızda kanın devri gibi şeytan dolaşıyor aldatmak için. O mel'una karşı sen böyle mi diyorsun, sen Allah'ımıza beni asi etmek istiyorsun, sana mı uyacağım, Rabbime mı diye bir iddia edelim böyle. Bu dinecek bir söz olmayabilir ama kurtulalım diye bir ahd edelim, bir cehd edelim, Gayret göstermezsek devleriye dökme suyla değirmen dönmez.
Bir azim istiyor, bir gayret istiyor. Bak burada büyüklerimizden de anlatılıyor. Bir Sami Efendi Hazretleri için Esad Erbili Hazretleri Şevkuş'a taratını gördüm diyor. Bir kabiliyet görüyor. Yirmi beşinci mektupta görürsünüz bunu. Mektubat'ta evladım diyor, şu hayatın, hayatın sonbahar olmadan diyor, gel de biraz çalışalım, onu da görüyor zaten. İlahi nimetleri görüyor onda. Öyle bir kabiliyet var ki onda, yerimi ihraç edecek, koruyacak kimse geliyor geliyor diyor Galata Köprüsü üzerinde karşılaştığı zaman. Hepimizde bu kabiliyet var. Allah'ımız öyle donanımlı göndermiş ama bunun da vebali var. Bu sebeple kaderi ilahiyi unutup müneccimleri tasdik etmemek ve imanı bulandırmamak gerekir. Belki biraz zor gibi olacak ama burada Hud suresinde Ayet-i Celile'nin ışığında iki esasa dikkat çekiliyor.
Bir, Mevhibe-i ilahiye olarak bazı makamatın tadını alan, bazı müşahedelere nail olan, sonra hatalarının son derece münasebetsizliği ve nimetlere karşı sui edebi sebebiyle kendisinden bu hal alınan kimse halini düzeltmeye gayret edip Cenabı hakk'ın rahmetinden ümidini kesmemeli. Öyle bir nimete kavuşmuş ki onu tarif edilmez o. Bal değil, börek değil. O kalbin duyduğu bir hazdır. Böyle bir hazzı duyduğu halde nefsine uyan bir kimse diyor. Cenabı hak'tan ümidini kesmemeli ve iblis gibi küfranı nimet etmemelidir. Üstelik her bakımdan perdelenmekle ve kapılar yüzüne kapatılmakla müptela kılınsa bile şartı ubudiyet olarak yine Rabbine müracaat etmeli. Adem aleyhisselam da olduğu gibi işte bir zaman şöyle dikkatliydik, böyle riayet ederdik. Şimdi böyle olduk, böyle demeyin buyruluyor. Deme Rabbimizin kapısına başımızı koyacağız.
Nasıl ki Es'adi Erbili Hazretleri bu bir şiirinde çok güzel diyor. Hatta bu şiirini Elmalılı Hamdi Yazır hocamız takmis yapmış. Yani iki mısraın üzerine üç mısra daha eklemiş. Çok güzel bu. Piri Muvane bende ol. İskender-i Dara'yı kov diye. Bu da değişik bir beyitleri oldu. Aynısı olmadı. Pir-i mugane bende ol. Mürşid-i kamile bende ol. İskender-i darayı kov yani şöyle bir hale geleceğim, şöyle bir makama geleceğim, şöyle zengin, şöyle üstün mertebelerini elde edeceğim, bunları bırak. Dünyayı koy, ukbayı koy. Ula ile ukrayı koy. Var ol kuru sevdayı koy. Matlab yeter, Sübhan sana buyuruyor. Allah yeter sana. Ne bu dünya, hatta ahireti bile buyuruyor. Burada aleyhissalatu vesselam Efendimiz insanları üç kısma ayırıyor. Birileri dünyayı ister, hadis-i şerif. Birileri ahireti ister. Öyle bir Allah'ın sevdalısı ki Celle Celalühü Mevla'yı ister.
İkincisi affı ilahiye nail olmanın serinliğini ve ibadetin halavetini tadan bir kimseye gereken kendisini masum ve muahhar addetmemek. Öyle bir zevk alıyorum ki bayılasım geliyor. Bu zevki kimse tadamaz ki demeleri neleri terk et. Kendine masum ve mutahar addetme. Ben artık isyandan uzak, temizlenmiş bir kimseyim deme. Gözlerinden hicapların kalktığı zannına kapılmamak, asla ucube düşmemek, yani kendisini beğenip başkalarına hakaret gözüyle bakmamaktır. Efendim misal verilecek olursa Esad Erbili Hazretleri Kutbu Azam'dır. Dedem Rahmetullah Ali hazretlerine yazmış olduğu o icazetnamenin son kısmında hadimül fukara diyor. Dervişlerin hizmetçisi diyor. İşte üstadımızı okuyorsunuz burada. Okuyoruz. Kölenin ücreti olmaz ya diyor. Sizin kölenizm diyor, koskoca bir zamanın kutbu. Buna göre bir azim, buna göre bir gayret. Bir gün bu caminin de yeni yapıldığı süraydı İçeri giriyorum.
Öyle bir mübarek sesi gür çıkıyor ki herhalde dedim cami dolu ama çok gür geliyor seslerini. Baktım ki iki kişi oturuyor. O iki kişiye heyecanını bir görseniz bizim hiç mi heyecanımız olmayacak? Sıddık-ı Azam iman edince diyor eşi, dostu, akrabasından kimse kalmadı, iman etmedik Yani biz bir dala tutunmuşsak bu daldan tutunmak için eşimiz, dostumuz, akrabamız, torunumuz, dostluğumuz, hepsinin bu güzel yolla münasebet kurup nura ermesine gayret ve çaba göstermeliyiz. Bir müminin nefsinin yedi sıfatında terakki edebilmesi için vücudunun müştemil bulunduğu letaifi sebadinle letaifinde zikir fikir tefekkür tasfiye ve terbiye görmesi lazımdır. Bu biraz ağır gelecek gibi görüyorum. Şöyle diyeyim. Yaptığımız ibadet ve saatler bizi belli bir noktaya getirir. Böyle günahlardan korur bir iznini ale ama terakki ve gelişme mürşid-i kamilin tasarrufu ile olur, teveccühüyle olur.
İşte ben dikkat ediyorum, yapıyorum, bulunmuyorum ama çok fikirdeyim demekle olmaz bu. Onun bizzat gözetimi manevi ışıklarının altında kalmakla olur bu iş. Allah'ımız öyle bir nur gönüllerine lütfetmiş ki o nurun aksetmesi ile insanda bambaşka ufuklar açılır. Uzatmayın. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Peygamberlerin Hayatı ve Manevi Terakki | Mihmandar