Peygamberlerin Görevleri ve Zikirlerin Önemi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamberlerin Görevleri ve Zikirlerin Önemi
Peygamberlerin Görevleri ve Zikirlerin Önemi kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Gerek Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem gerekse bütün peygambere nizamın gelmiş olduğu ortam çok mühim. Acaba Adem Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam vesaire peygamberler nasıl bir ortamda hizmet ettiler? Bu çok mühim. Geldikleri o…
Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Gerek Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem gerekse bütün peygambere nizamın gelmiş olduğu ortam çok mühim. Acaba Adem Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam vesaire peygamberler nasıl bir ortamda hizmet ettiler? Bu çok mühim. Geldikleri o kavim salihlerden miydi? İbadetli, taatli, zikirli, fikirli, şükürlü, ibadetli, taatli hepsi Cenabı Hakk'a tam teslim olmuş kimseler miydi Yoksa kafirler, müşrikler, münafıklar, I işit kavimler onlar üzerine mi geldi? Hiç şüphesiz peygamberlerin gelmiş olduğu kavimler inkarcı kavimlerdir. Şimdi bu cemaate konuşulur. Ne konuşulur? Namazın fazileti konuşulur. Haccın, zekatın, tebliğin, davetin bunlar konuşulur. Zikrullahtan konuşulur. Rabıtadan konuşulur. Murakabeden konuşulur. Cemaate konuşulur. Çünkü burada namaz geçiren kimse yok.
İsyan mahalline düşmüş bir kimse yok. Hepsi elinde tespihi, geceleri kalkıyor, ibadeti de böyle bir cemaat. Hiçbir söz bu cemaate ne konuşulacak? İstiğfardan, tevhidden, salatü selamdan, evrattan, ezkerden, zikirden bahsedilecek. Letaiflerden anlatılacak. Kalbimizin zikri, ruhumuzun zikri, bütün vücudumuzun zikrullah'a geçmesi bunda. Bak bunlar anlatılırken gaye nedir? Evet biz şimdi elimize tesbihimizi alıyoruz, okuyoruz. Ama bunu okumaktan mana, kasıt gaye nedir? Bunu biz mevcudata baktığımız zaman kainatta görüyoruz. Bir gayesi çekirdeği, bir kiraz olsun, bir elma olsun, bir buğday olsun, Kuran-ı Kerim'de buğdaydan misal verildiği için, onu söyleyeyim, diğer meyvelerden de hem hadislerde geçer hem de ayetlerde Kuran-ı Azimüşşan'ın meyvelerden çokça misaller verilir. Bir tohum, mesela bir buğday tohumu.
Ayet-i celileye, Bakara Suresine bakarsınız buradaki Bakara Suresindeki ifade edilir öyle ortaya geçilecek durumda değil sizler. Bundan ders alırsınız. Bilirsiniz Allah'ın izniyle Bakara Suresi iki yüz altmış birinci ayet-i celile bir tane, bir buğday tanesi. Ne oluyor bu iki yüz altmış birinci ayet-i celilere? Bir buğday tanesi, yedi tane başa bulunuyor. Şimdi her bir başakta da yüz tane var. Yedi yüz tane oluyor. Sadece bir buğdayda, bir buğday tanesinde bundan biz neyi anlıyoruz? Neyi anlamamız gerekir? Diyeceğiz ki bu bir sorumlu varlık değil. Üzerine ibadet ve tahart yüklenmiş. Şu vazifeleri yapacaksın. Zekatını vereceksin. Onunla yükümlü bir mahluk değil Ama bu vazifesini yapıyor. Bu görevini yapıyor. Birkaç dahi görevini yapıyor. Bir ay, bir güneş, bir yıldız yapıyor. Allah'ımız onu nasıl tespit buyurmuşsa sabah doğuyor, akşam batıyor görevini yapıyor.
Burada bize Cenabı Hak siz de bir buğday tanesi gibi bir iken yedi yüz olabiliyor musunuz? Yedi yüz tane insanın gönlüne ilim, hikmet, marifet, güzel ahlak yerleştirebiliyor musunuz? Bunu buyuruyor Cenabı Hak. Burada geçen bu. Bizim mürşid-i kamilimize hizmet edenler olurdu. Tabii onlara hizmet ne demek? Cenabı Hakk'ın sevdiği bu kolay hizmet, zatına hizmet. Vücudu saadetlerine, tabii rahatsızlıklarından dolayı pek çok hizmetler yapılıyordu. Bunun yanında bir kardeşimiz de okulda olsun vesaire yerlerde olsun onun huzuruna insanları getiriyorduk. İrşad olalım, ıslah olalım, yönümüzü tayin edelim, hakka irelim diye getiriyorlar. En çok bunu söylüyor. Bu bizim için verimli diyordu. Biriken tüm oluyor diye. Şimdi ortamı çok iyi tespit etmek lazım. Yani biz acaba bir kişiyken ne oldu? Evimizde bir buğday tanesi gibi ürün verebildik mi? O Bakara suresi iki yüz altmış bir.
Peygamberlerin Görevleri ve Zikirlerin Önemi ne anlatıyor?
Peygamberlerin Görevleri ve Zikirlerin Önemi kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Gerek Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem gerekse bütün peygambere nizamın gelmiş olduğu ortam çok mühim. Acaba Adem Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam vesaire peygamberler nasıl bir ortamda hizmet ettiler? Bu çok mühim. Geldikleri o…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi siz kaydederseniz bunu, bunun üzerine konuşursunuz siz. Tefsirlere de bakarsınız, hadislere de size çok büyük bir malzeme. O din nasıl gelecek en azından hiçbir şey yapmasak dahi şurada bu gayet şekilde not alırız. İşte o bir buğday tanesiydi, yedi yüz oldu. Biz niye Allah'ımız mükerrem insan olarak halk etti sorumluyuz, neler yetkimiz yok düşünürüz böyle. Bu bizim ufkumuzu açar. Sonra İbrahim suresine bakarız. Mevzuya bu şekilde yavaş yavaş girmiş oluyoruz. Girerken de belki de bu tarzda bitmiş oluyor. İbrahim suresine baktığımız zaman Allah'ımız bak. Şimdi, ürünlerden, meyvelerden misal veriyor orada, buğdaydan, hurda da hurmadan misal veriyor. Hurmayla misal. Hurmayla neden misal veriyor? Hurmanın kökü çok sağlam. Hurma dört mevsim ürün veriyor. Bununla Halıkı Lemyezel bir hurma ağacıyla kökünün sağlam oluşuyla sizin itikadınız sağlam olsun. Dünya sizi değiştirmesin.
Nefsani arzular değiştirmesin. Şehevi, hayvani duygular sizi dininizden katiyen imanınızdan vazgeçirmesin buyuruyor Cenabı Hak. O buyuruyor bunlar ibadet ve taatler. Bakın yine en azından Hasan Basri Çantayı Hocamızın mahaline bakın size bol bilgiler yazıyor. Hasan Basri Çantayı Hocamızın. Rahmetullahi aleyh. Sonra işte kardeşlerimiz bunu yazarlar, kimi katiplik yapmış, kimi müftülükte hizmet etmiş, vesair kurumlarda kardeşlerimiz kaydederse bunu, arkadaşlarına anlatırlar. Ne yapalım böyle bir hizmet edebilir miyiz? Belki yemek yeriz de çay verileceği zaman biraz durursanız bir dinlemiştim. Şunları da anlatayımdir. Onlara da not aldırır. Onlarda bir başkasına bu şekil duracak. En azından bir şey yapamasak dahi Sami Sultanımız sohbet buyurmuşlar, eş esası sınırlamışlar. Orada argümenin faydalarını. Üstadımızdaki üretkenliğe bakın rabıta bu işte.
Efendim müsaade buyurur musunuz bu notu bize bahşiver misiniz? O da buyurmuş. Efendimiz burada bunu yaydı. Efendimizin taht dolusu yoktu, bilmem filan yoktu, baskı aleti yok, bir şey yok. Onu erdenele, erdenele mübarek Efendimiz o yaptıreyi biz duracak mıyız? Bize yol gösteriyor Efendimiz. Mürşid-i kamilimiz siz de böyle yapın diyor. Bizzat bize söylediğim diyeyim ne kadar dikkatsiz ise dedi ki oğlum üç kişi bul üç kişi. Üç kişi olsun bunu Ne güzel bir mürci-i kamil olsun. Ne güzel bir Efendimiz. Bu ayetin numarası sürem yirmi dört. İbrahim suresinde, ''uke'yi kulla külli min bir nirabya'' deyince ezanıyoruz ki her zaman meyve verecek hurmalar döküleceğiz. Hurmanın dört yüz tane çeşidi var zaten. Daha siz hurmanın en üstünü buraya getiremiyorsunuz. O başka yerlere giriyor zaten. Mesela bu Rize'deki çay gibi. Çayın döküntüsunun döküntüsunun nesi geliyor belki bilemiyoruz.
Bunu böyle değil de biz de acaba gözümüz nasıl ürün verecek? Gibretle bakacak mı? Bakmayacak mı? Kulaklarımız, hakeza. Allah'ın sizin zikrini duyacak mı? Mahlukatın zikrini ehlullah en çok ilk evvela başlangıcı nebatattan işitmeye başlar. Duyuyor mu diye. Bütün azalarımız bu şekilde. Bu böyle faydalı olurdu işi. Elhamdülillah görüyoruz sizin bu güzel çalışmanızda. Diğer kardeşlerimize örnek oluyor. Seviniyoruz da memnun oluyoruz. Biriken buğday tanesi yedi yüz, bir hurma ağzından misal veriyor Mevla. O kolay kolay da diyor devrilmediği için misal veriliyor. Uzun uzun anlatır bir tanesi size diyor ya Elmalılı Hamdi Yazır Hocamızdan tutun. Misayrler güzel güzel anlatırlar. Ne kadar hoş, ne kadar güzel. Bir Elmalılı Hamdi Yazır hocamız beş yüz tefsirden kaynaktan istifade etmiştir. Yani bu olayını hazırlamayın. Allah'ımıza tazarru ve niyazı var onu hazırlarken.
Nasıl yemek verilmiş, nasıl gayret göstermişler. Şimdi peygamberlere baktığımız zaman peygamberler inanmış kavimlere gelmiyor. Bunu şunun için söylüyorum. Hani nasıl bir mücadele etmiş? Namazda bile düşündüm, bir türlü bulamadım ayet-i celileyi. Her zaman okuduğum ayet-i celileyi Kerem'i kerime için. Şuydu, mesela Bize bak dört grup kimse yol gösterir. Nebiler, sıddıklar, şehitler, salihler. Bunları Mevlamız zikir buyururken neyi ifade buyuruyor? Bunların yolunu takip edin, bunların. Bunların yollarını takip edin. Bunlar nasıl mücadele etmişse siz de öyle mücadele edin. O verdiğimiz misalleri neyi Rabbimiz şu şekilde anlatıyor. Okuduğunuz zaman sureleri onunla onun diri olanları uyarması için indirilmiştir. Siz etrafınıza faydalı olun diye buyuruyor Cenabı Hak. Dili olanları uyarmak için. Ya ben bunların hiçbirisini yapamam. Yapamazsan yapan kurumlara hizmet edeceğiz. Ne diyeceğiz?
Burada mesela bir kurumumuz var. Hemen evin karşısında aman Ahmet Efendi, aman Adnan Efendi ne hizmet gerekiyor, siz çalışıyorsunuz, ben bir şey yapamıyorum. Ben de şöyle bir yardımda buldum. Bu böyle kalkaraya. Hep birden tutulması icap. Yaşlı hiçbir şey yapamazsak elimizi kaldırır, Rabbimize dua ederiz. Allah'ım hizmetlerinde başarılı kıl, muhafaza buyur deriz. Elimizde, dilimizle, gönlümüzle hep hizmet. Siz mesela bir hadis-i şerif var. Olarak söylüyorum. Hadis-i Şerif olduğu için belki ifade edemediğimiz yerler olabilir. Bir kötülüğü gördüğünüz zaman dediğinizde, bunu illa bir kötülüğü gördüğünüz elinizle mani olmak bu uzun, izahı uzun bir kitap bu. O idarecilere verilen bir görevdir. Dil ile olan mücadele, Ulema-i Kiramımız bunu ifade eder. Mesela Şam ulemasında bir ara bir otelilerde yanlışlık vardır. Ulema ayağa kaldı verdi Şam-ı Şerif'te. Olmaz dediler, bu yanlış ve durdurdular.
Bunun gibi. Biz halim de değiliz. Kalbimizde olsun o kötülüğe razı olmayacağız. Burada şu, elimizle hizmet edeceğiz, gidemezsek dilimizle, gidemezsek kalbimizle yardımcı olacağız. Çok mühim. Hadis-i şerifdir. Allah'ımızın bizden istediği bu. Sami Sultanımız yazmışlar hangi müsaabet olduğunu şu anda çıkaramıyorum. Kendileri kaleme almışlar. İşte bir kavmin helakini Murad edince Rabbimiz Cebrail Aleyhisselam karşı çıkıyor. Aman Ya rabbi diyor ben hiç onların helaki için bir şey yapamam, adım atamam. Çünkü seksen bin kişi hep gece kalkıp ağlaşıyorlar. Namazlar kılıyorlar, teheccüd namazlar ben nasıl dokunurum? Rabbimiz buyuruyor ki mücadele etmiyorlar. Allah yolunda bir gayretleri yok. Allah için sevgi, Allah için buğz, yolunda Rabbimizin cihadı. Bunlar yok. Mevla bunu istiyor bize. Peygamberlerimize baktığımız zaman, Peygamberlerimiz şimdi Kamer suresinde ele alırsınız.
Gayri dedim ben rahat oldum şimdi yüzünden. Siz anlatacaksınız. Efendim, biraz önce dedim ya bunu bilir kardeşlerimiz siz ibadethanelere Allah'ın izniyle taahhüt kılacak kimselere hazırlayacak kişilersiniz. Kamer suresinde Peygamberimiz mesela Hud Aleyhisselam anlatılıyor orada. Salih Aleyhisselam anlatılıyor. Başta ben aşağıdan aldım, karıştırılan aldım. Lut Aleyhisselam'dan anlatılıyor. Daha başta da Nuh aleyhisselamdan. Sonunda Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın burada ilk defa dikkatinizi çekmiştir. Kalk mı dedim acaba? Kamer suresi. Kamer suresi. Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem bakıyoruz o Peygamberlerin yanında şimdi peygamberlere çok büyük hakaretler var. Siz diyorlar bizim en hakirimizsiniz. Ne bileyim çok, ben diyemiyorum çünkü. Aşırı peygamberlere deli diyorlar. He deli taşlıyorlar. Peygamberleri taşlıyorum. Hep bunların yanında Efendimizin gelmiş olduğu kavme bakın.
Diğer kavimlerde inkar var. Fakat Efendimizin gelmiş olduğu kavimde tamamen inkar ediyorlar. Hiçbir şey kabul etmiyorlar. Peygamberimiz böyle bir kavme geldi. Böyle bir devre geldi. Bize örnek şimdi. Bizde böyle bir kavim yok ama nasıl kurtulacak? Siz bir araya gireceksiniz, çocuklarımız diyeceksiniz internet haberlerden nasıl kurtulacak? Bu Facebook'lar nasıl olacak? Bir zikullah yaparken, onların kaçıp kaçıp gittikleri, bulundukları ortamlar oralarda tek serbest istediği gibi bir hareket Bir genç düşünün şimdi. Hayvani duygusunun çok güçlü olduğu bir zaman. Eğer tarikata giriyorsak bunun için gireceğiz. Dervişlik yapıyorsak bunun için yapacağız. Zikrullah yapıyorsak bunun için. Bunları nasıl engel oluruz? Bir araya gelin gelin toplanıp konuşun. Bunu yasaklayamazsınız ama bunu nasıl olur da ıslah ederiz, bu yavruları nasıl düzeltiriz, nasıl kurtarırız?
Tebrik ettiğim burada kardeşlerimiz de var. Bunların arkadaşları var. O yok burada değil mi? Konuşmamızda onlar biliyorlar. Elhamdülillah bu sözleri baş tacı ettiler ve çok güzel de ellerinden geldiği kadar gayret gösteriyorlar. Yani hiçbir şey yapılmıyor değil ama biz tamamen de yok demiyoruz. Var Elhamdülillah ama tam olamaz. Mahalli olarak denir ya selininden kütük kapanmaktan ne yapabilirsin? Biraz daha rahatlatıcı şekilde olsun. Kayser'de Sami Efendimizin halifelerinden Hacı Şaban Kavabul. O geleceği hutbeye ermiştir. Çünkü kutbu cihanınız, kutbul aktabınız onu sena etmiştir. O bulmuş. Çünkü onlar ehli beyti aynen hadisi de gemiye benzetiyor. Kim diyor izahında mürşid-i kamilin sözlerine dikkat ederse bunlar kurtulurlar diyor. Kurtarmış kendini Allah'ın izniyle. Buyurmuş ki Sami Sultanımız şeriat Hacı Şaban Efendi'den incinmedi buyurmuş. Ne kadar güzel. Apartmanlardan neden?
Birilerinden tutarlar. Desturulanlar komşularını getirirlermiş. Hacı baba buna bir ders verir. Bir diğerini getirdiler. Hacı baba buna bir ders verir. Herkese veriyor dersin. Demişler ki Hacı baba sen veriyorsun ama bunlar çekmiyor. Demiş ki on kişiden bir tusa yine yeter evladım demiş. Kurtsunlar yeter ki bunlarınmiş. Kötülüklerden bir muhafaza olsunlar diye. Bir gün Sami Efendimiz'den bir risale gelir, bir mektup gelir. Yirmi yedi kişinin listesi ver. Hacı Aban Efendimiz açar, okurlar. Babalarının isimleriyle göndermiş Sami Efendimiz. Bugünkü şartlar içerisinde, Şamililerin bunlar derslerini okumuyorlar. Bunları çizelim mi yoksa yazalım mı? Devam edecek mi? Etmeyecek mi? Tabi bu haberi algılamaz hemen toplanmış. Demiş derslerinizi okuyor musunuz? Okuyoruz hacı baba. Hiç yok demiyorlar. Listeyi çıkartmış babalarının isimleriyle burada Sami Sultanımızı gönderiyor.
Ağlaşmışlar yine de iyi insanlarmış. İçlerinden bir tanesi onu demeyeceğim. Bu dikleşmiş. Gireğen de hep ağlaşmış. Hacı baba çekeceğiz gayrı derslerimizi gider. Bak bir kişi bilememiş kurtulsa yeter. Yani Allah'ımızın yanında kurtulacağımız bir çalışmayı yaparsınız inşallah. Hep bu çok kolay. Mesela Kuran okuyacak çocuklara diyelim Kuran alamıyor. Bir Kuran-ı Kerim alıp da versen işte, kalıcı taahhüttir. Mesela hizmet eden çünkü. Burayı uzatmayayım Efendimiz'i anlayabilmek için gelmiş olduğu ortam çok önemli. Müşrik bir ortam, mümkün bir ortam. Yahudi'e var, Hristiyan da var, diğer kavimler de var. Yalnız bu Araplar neler tamamen ateist değil. Biz Yunus suresindeki otuz birinci ayeti celleye baktığımız zaman Sema ve arzda sizi kim rızıklandırıyor diye sorulunca daha yahut o kulaklar ve gözlerin sahibi kim?
Ölüden diriyi diriden de ölüyü kim çıkarır diye sorulduğunda sonra bu işleri kim düzenliyor diye sorduklarında bu müşrikler diyorlar ki Allah diyorlar. İnkar etmiyorlar. O halde Allah'tan hala korkmaz mısınız? Şimdi sadece Allah'ımızı yaratan olarak değil yani varlığını kabul ediyorlar. Aynı zamanda sıfatlarını da kabul ediyorlar. Çünkü gözleri kim verdi, kulakları kim verdi, rızkı kim veriyor, işleri kim düzenliyor diye Allah diyorlar. Kabul ediyorlar, etmiyor değiller. Sonra Kabe'ye bir hizmetleri de var bunların. Mesela Hilful Fudul, bu çok meşhur. Efendimiz de bu direğe girdiler sallallahu aleyhi ve sellem. Bunlar gezilmiş insanların haklarını korumaya çalışıyorlar. Hani bu müşrik dediğimiz kimseler akrabalarında ziyaret ediyor, fakirleri de yediriyor. Böyle hizmetleri var. Mesela inanç yönünde bunların kabul edilmeme noktaları şunlar, Çok uzundur.
Rabbimizin varlığını kabul ediyorlar Celle Celalühü. Tak onu tek ve işsiz kabul etmiyorlar. Allah'ımızı kabul ediyor ama tek ve işsiz değil. Ona ortak koşuyorlar, putlara tapıyorlar. Sapıttıkları bu. Sonra bunlar ahiretin varlığını da kabul etmiyorlar. Kuran-ı Kerim'e baktığımız zaman Yasin-i Şerif'in son sahifesinde bu anlatılıyor. Bunlar şu kafasındaki dünya, işte doğduğumuz, büyüdüğümüz her şeyin kendisiyle başlayıp bittiği bir mekan olarak kabul ediyorlar. Her şeyin kendisiyle başladığı ve bittiği bir mekandır diyorlar. Ahiret inancı yok. Özel bunlarda. Übey bin Halef çürümüş kemikleri aldı. Ey Muhammed aldı kemikleri bir efendimize geldi sanrı selam. Bunları un ufak haline gelmişken mi yeniden diriltecek Allah diyordu. Nasıl olacak bu diyor. Müşrik kafası ya. De ki onu ilk defa yaratan tekrar diriltecektir. Allah her şeyi yaratan ve bilendir. İlk nasıl yarattıysa diriltecektir.
Siz neydiniz ki? Hiç belli belirsiz bir madde iken Allah size nasıl şekil ve şemail verdi, yarattı. Sonra Mekke aldı, peygamberlere de inanıyor, onların varlığını da biliyorlar. Onların kıssalarını neyi çok iyi biliyorlar. Efendimizin gelmiş olduğu kavim, Mesela Hud aleyhisselamı, Salih aleyhisselamı, Şuayb aleyhisselamı, İbrahim aleyhisselamı, İbrahim aleyhisselamı bunlar hiç yabancı değil. Mesela onlarda Varaka bin Nevfel. Efendimize vahyin geldiğini duyunca söylediği söz şu. Ey Muhammed sana vahiy getiren mel'e Musa'ya da getirmiştir. Ona da peygamberliği getiren namusu Ekber Cebrail'dir diye söylemiştir. Şimdi Yahudiler kadar olmasa bile Hristiyanlar da var. Kuran-ı Kerim gerek Hristiyan olsun, gerek Yahudilerin hiçbir zaman olumlu yönlerinden anlatmaz. Size burada ayetleri söylesem ne biter ne tükenir.
Bakara suresine birinci ayeti celileden alıp siz ta yüz on birinci ayet-i celileye kadar gelirsiniz. Daha gelirsiniz yüz kırk altıncı ayet-i celileye kadar bakarsınız. Al-i İman suresinde yirmi üçüncü ayet-i celileden yüz altmışıncı ayet I celileye kadar bakın. Maide suresinden on üçüncü ayet I celileden yetmiş dokuzuncu ayet I celileye kadar. Hep bunların olumsuzlukları anlatılır. Ne anlatıp? Birkaç tanesini değil. Bir kere kitaplarını gendelileriyle bozdu bunlar. Allah'ın indirdiği kitabı gendelileriyle bozdu. Allah'ımıza oğul isnat ettiler, iftirada bulundular. Sonra melekler Allah'ın kızlarıdır derler. Emaneti gözetmeyen, peygamberlerine verdikleri sözde durmayan rüşvet vesair her türlü kötülüğün içerisinde. Şimdi burada bazen deniyor ya yahut ve Nasara'nın da cennete gireceği hususunda bazı sözler kulaklarınıza gelebilir. Bu şu, şimdi Necaşi var biliyorsunuz Habeşistan'da.
Müslümanlar çok Mekke'de sıkıldılar, bunaldılar. Kuran okuyamıyorlar. Verdiğimiz şu dört zuleyi hiç ihmal etmeyeceğiz. Sıddîk azam ne bunun için çıktı. Tabeşana ne var ki saymayın tek tek her zaman dört sureyi gidebilirsiniz. Enbiya Suresi de ilanlar. Anlayan. Niye böyle hiçbir şey diyeceğim. Bak günler uzadı. Yaptığımız hiçbir şey yok demeyip ve mahsun gibi göstermeyin de dışarıda. Olumsuzluğa götürmeyi çalışırız inşallah, gayret gösteririz. Burada Necaşi sonra Medine'de İslam'ı kabul eden Yahudi asıllı Abdullah bin Selamın samimi bir Müslüman oluşunda hareket ederek bunu genelleştirip de müspet tanıtarak onların da misyonerlerin faaliyetlerine zemin hazırlayarak onlar da cennete girecek demek doğru değildir. Bunların birincisi iki kişi. Neden diyeceksin ve ayrı bir konu da sadece şunu bilin. Amentu var ya bizim okuduğumuz altı tane esas.
Bunlar Beni İsrail'den gelen peygamberleri kabul eder ama peygamberimizi, peygamber kabul etmiyor. Kitabı Kerim'i de kabul etmiyor. Nasıl olacak? Açıkça diyorlar zaten, söylüyorlar. Belki oturup kalkıp onlarla fikir alışverişinde bulunursunuz ama biraz Kuran'dan, biraz Tevrat'tan, biraz İncil'den alıp da kitap çıkaramazsınız. Efendimize gelen Kuran Azimüşşan'la hepsinin hükmü kıstır. Musa Aleyhisselam geçse bile Peygamberize teslimdir. Yani mürşidimizi rabıta edeceksek bu mürşidimiz bizim okuldan yemeğin isimlerini müdürüydü, müdür yardım et hep geldiler. Efendimiz inanın bunlar anlattı. Bu dinler arasında bir anlaşma deniyor ya. Bunu Efendimiz anlattı. O tarihte bunu anlattı. Yani diyoruz ya fikir alışverişi yaparsınız da bir ondan bir bundan almak suretiyle karıştıramazsınız. Çünkü Ayet-i Celileyi okuyabilirsem Maide suresinde Artık her şey tamamlanmış, bitmiş.
Din olarak İslam'dan Cenabı Hak razı olmuştur. O zaman da okuduğu üstadımızın esrarı. Yahu Dursun, Nasarau hangi sorusu olsun? Peygamberimize tabi olmadıkça kurtulmaları mümkün değil. Bunu anlattı vermiş. Yani bugünün defterine deva olacak ne güzel söze söylerim. Efendimizin doğup büyüdüğü ve peygamberlik görevine başladığı Mekke'de, Hazreti İbrahim'in getirmiş olduğu Haniflik İslam dininin birçok etkisi de görülmekteydi. Hanif deyince tevhid inancı üzerine demedi. İbrahime Hanifa diye geçse de birinci cüzde olması lazım. Mekte halkının çocuklarını sünnet ettirmeleri, cünüplükten sonra yıkanmaları, Kabe'yi tavaf etmeleri, hacılara hizmetleri, İbrahim Aleyhisselam'ın getirdiği tevhid dininden falan uygulamalardı. Bunları yapıyorlar ama bunlar şimdi müşrik kısmı değil bu hani. Daha Peygamberimiz gelmemiş. Yani bunlar bir yanlış saplantı içerisinde değil.
O yanlış saplantı içerisinde anlar putlara takmaya başladılar vesaire. Sıraladım ayetleri verdik ki o şekilde çılgınca davrananlardır. Sonra bunlar şiirde de çok üstünler, ticarette de çok üstün. Mesela biz kuruş diyoruz ya, oruç diyoruz. Şimdi bu iş dinmesinin sebebini alimlerden bir kısmımız vuruşa bağlıyor. Ticareti de çok iyi biliyorlar. Bunda da çok üstünlüğün. Yani biz bunu iyi tanımayacak olursak Kuran'ı da tanıyamayız, Peygamberimizi de tanıyamayız. Burada efendimizin ahlaki yönlerinden haya hususunda konuşuldu. Biz de efendimizin her yönüyle güzel olan bir tarafını bulmaya çalışıyor. Efendimizin mesela eğitimle meşgul olması, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ilmi bir mesele sorulduğunda bilgisini gizleyen insanların kıyamet gününde ateşten bir gemle ağızlarının gemleneceğini haber veriyor. Yani anlatın buyuruyor. Mesela bazı kimseler var üstadımızın evlatlarından.
Hiçbir şey yapamasam bile diyor kelime-i şehadeti oturuyorum diyor. Çünkü diyor, eşberlü diyorlar diyor. Ben de onlara eşherlü diyeceksiniz diyor. Mesela bu bazen dış devletlere nelere gittiğinde onların dillerine göre yazdırmış, hazırlatmış. Eğer bunu okursanız başın yok kalbinizdeki sıkıntılar gider diyorum diyor. Bir okuyor diyor. Biri tutmazsa ikincisi kelime benim havuz atan gönlümü açtı, bir sürur verdir deyip Müslüman oluyor. Yani bu kadar olsun yapın demek istiyor bize. Ali Efendimiz'i radiyallahu anh bu noktalarına yetiştirmiş. Ali Efendimiz öyle olmuş ki Allah'ın kitabından istediğinizi sorunuz demiş. Efendimizin ilim cihetinden öyle faydalanmış ki şimdi şu şekilde daha iyi anlaşır, anlaştırıp bir fener düşünün. Bir fener ortasında ışık. Dört tane bunun cephesi var. Bir cephesi Sıddık-ı Azam. Peygamberimizin sadakat nurunu Sıddık-ı Azam'da görüyoruz. O bütün aleme saçıyor.
Sıddık-ı Yev nurunu. Hazreti Ömer Adalet, Hazreti Osman Haya, Hazreti Ali ki ilim radiyallahui Mecmui. Sonra Efendimiz ilim noktasında öyle yetiştirmiş ki, Abdullah bin Mesud hazretleri diyor ki, peygamberin ağzından sallallahu aleyhi ve sellem, yetmişten fazla sure öğrendim. Hangi surenin nerede, ne için indiğini benden daha iyi bilen birisini duyarsam, ona idim öğrenmek için giderdim diyor. Allah'ın ayetlerini okuyan kötülüklerden, her türlü inkarcılıktan onları temizleyen, kendilerine kitap ve himmetli öğreten bir peygamber olarak tanımlıyor. Burada bu mübarek kulun esasları da geçer burada. Siz bunu ayrıyeten incelersiniz. Hem bu Alara suresinde geçer hem de yok, Al-i İman suresinde yüz altmış dördüncü ayeti cellenin bir de Cuma suresinde geçer burada.
Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem her şeyi güzel, annelerimizi öğretmesi, onları yetiştirmesi, Medine'de yedi tane mescidi ilim merkezi haline getirmesi, sırf hafızlık için, kıraat ilmi için mescit tahsis etti. Cenabı Hak şefaatlerinema sarf kılsın. Bu sene neydi bir hoca kardeşimiz çekindiğim şu, birden de münafıktan da muhafaza etsin. Her şeyini Allah korusun. Kendini anlatıyor dedikleri için bir hoca diyorum, bilmem filan diyorum. Ben de sıkıntının içinde kalıyorum. Kardeşlerimize daha iyi nasıl sunabileceğim dua çalışıyor. Bu seneydi, geçtiğimiz sene verdi de Efendimize salah-ı selam verirken hediyelerimizi de sunalım. Ya Rasulallah, senin ümmetlerinden şu kadar insana da vesile olmaya çalıştım, şu kadar kimseye ulaştım diyebilecek bir yüzümüz olsun diye. Yoksa kundelere nelere çok gidiliyor hele bu sene de.
Bildiğiniz gibi değil ama bu duygularla mürşidimiz öyle buyururdu Bizim dedim, Türkiye'den gelenler aynen orman yangınına benziyor. Diğerlerinin ellerinde Kuran-ı Kerim'ler, çocuğu da babası da hep okuyor. Bizimkiler okumuyor. Bak göreceksiniz orada dizlerinin birini kaldırıyorlar, biri yere isabet ediyor, tesbihi sanılıyor. Çok konuşmuyorlar. Bak keşke hayır konuşulsa ekseriyette büyü de oluyor. Şükgut etmiyorlar, çok da utanıyorlar. Yani bir şey de denmiyor. Hadis-i şerifi şükür etseniz ne? Dinemiyor. Üstadımızın bu benzetmesi Hadis-i Şerife çok muvaffak. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Allah'ı zikreden ve etmeyenin misali kurumuş ağaçla yeşeren bir ağaç gibidir buyuruyor. Yani bir orman yangını demesi kurumuş bir ağaç gibi teşvik buyurmuşlar. Siz korumazsınız. Bizim de inşallah üzerimizin nemlenmesine, kalbimizin nurlanmasına vesile olursunuz.
Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini dinlediniz.