Peygamberimizin Manevi Direnci ve Allah'a… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamberimizin Manevi Direnci ve Allah'a Yakınlaşma Yolları
Peygamberimizin Manevi Direnci ve Allah'a Yakınlaşma Yolları kaydında Hud suresinde yüz yirminci ayet celîlede essemle Mevla-yı Zülcelal'imiz Habibi'nin çok kederli zamanları var, üzüntülü zamanları var. Çünkü hak olan Kuran-ı Azimüşşan'a, hak olan risaletine, hak olan getirdiği esaslara, mucizatı Nebi ne söylerse onlara muhalefet ediyorlar. Ayriyeten iftiralarda da bulunuyorlar. Bundan dolayı kalbi…
Hud suresinde yüz yirminci ayet celîlede essemle Mevla-yı Zülcelal'imiz Habibi'nin çok kederli zamanları var, üzüntülü zamanları var. Çünkü hak olan Kuran-ı Azimüşşan'a, hak olan risaletine, hak olan getirdiği esaslara, mucizatı Nebi ne söylerse onlara muhalefet ediyorlar. Ayriyeten iftiralarda da bulunuyorlar. Bundan dolayı kalbi Muhammedileri inciniyordu. Bu sebeple Cenabı hak biz sana geçmiş peygamberlerin haberlerinden naklediyoruz ki gönlün rahat ede diye buyuruyor. Bu ayeti celine ile peygamberlerin kıssaları, Evliyaullah'ın yaşadıkları hallerden örnekler verirler bu Ayet-i Celileyi, Cemile'ye dayanarak. Mesela bizim yakın tarih dediğimiz belki yarım asırı geçmiştir ama ne olursa olsun mevsim de tam bu zamanı gösteriyor.
Sami Benri Hazretleri, Kaddesallahu Sırra yaz günlerinde ihvanıyla bir araya gelmek, sevenleriyle toplanmak, onlara hakkı hakikati göstermek için bu mevsimde Yeşilhisar içmecesine teşrif buyuruyorlardı. Biz daha evvelki yilları bilmiyoruz. Yalnız üstazü alimizden duyduğumuz şu. Bu yalnız ellili yıllar, e bizim gördüğümüz altmışlı yillardır O ihtilal senesinde Yeşilhisar oradan Adana'ya doğru giden işte Niğde Adana takip ediyor. O yol üzeri görmüştüm. Buyuruyorlar ki, devir de müsait değil. Biz adamiye geçerken kardeşlerimize bir el sallarız. Birbirlerimizle selamlaşırız. Üstadımız da efendim evlatlarınız sizin mübarek boyunuzu da görmek isterler. Biz daha çocuğuz. Bizim elimizden tutup gezdiriyorlar Böyle çocuğu. Yalnız biiznillahi teala her şeyiyle hissediyorum. Çocuğum ama hissediyorum. Yalnız melek gibi ne diyorlar? Bir kuş geleceğini zannettim.
Böyle semadan beyaz bir kuş inecek zannettim. Bizim köyümüzde, bizim köyümüzde Mehmet amca diye birisi var. Hirdavatçı Mehmet amca. Bu Mehmet amca Sami Efendi hazretleri teşrif buyurunca teşrif buyurunca bir Allah diyor, feryat ediliyor. Ne oldu Mehmet amca diyorlar. Semadan bir nur indi diyor. Sami Efendi hazretleri teşrif buyurunca bir zat belir veriliyor. Semadan bir ay ile güneş indi. Bu sözüme iftihar etme Sami Efendi diyor. Bu dokuz yüz elli beşle üstadimizin Adana'nın şeyh oğlu camiinde vaaz ederken de vaazından önce gelirmiş. Böyle iftihar etme diye. Çünkü evliyaullahın bir adı da muhafaza olmaktır ve hep korumaya çalışıyorlar ben. Çünkü müstesna bir vaaz elli beş yılında. Ta Şeyhoğlu Camii'nden atliyenin önüne kadar dolu on bin kişi takip ediyor. Bir buçuk saat önce cami doluyor, etrafı doluyor. Bütün camiler boşanmış.
Sami Efendi hazretleri İstanbul'da buyuruyorlar ki İstanbul'da Adana'da büyük bir feyiz var buyuruyorlar. Bir avuçta şeker göndermişler, o şekerden de hüsn-ü alimiz bir tane alıyorlar. Bir tane alıyorlar. Bu şeker dediğimiz o boşuna değil. Ladikli Ahmet Baba'nın oğulları Zekeriya var. Zekeriya'ya bir kimse gelmiş. Zekeriya şu şekerden almış. Şimdi azıcık bir almış bırakmış. Eğer yeseydin esrara vakıf olacaktım demiş. Onların vermiş olduğun evvel sırları var bütün. Şimdi Sami Efendi hazretleri geldiler. Çocuk olduğum için koştum üstadımızın eline yapıştım Hacı Hasan efendimizin. Yalnız evimiz bizim yabancı değil, Ehlullah'a. O sözler çok konuşulurdu. Adanalı Hasan efendimizi görmediğim halde biz mina gayri herhalde tarif edildi ki tıkladım. Tanıdım. Böyle orta bir boyda üstadımız gibi başında siyah bir takke biraz da Mevleviyyeye benzer. Ama çok ağır böyle. Çok ağır gördüm.
Peygamberimizin Manevi Direnci ve Allah'a Yakınlaşma Yolları ne anlatıyor?
Peygamberimizin Manevi Direnci ve Allah'a Yakınlaşma Yolları kaydında Hud suresinde yüz yirminci ayet celîlede essemle Mevla-yı Zülcelal'imiz Habibi'nin çok kederli zamanları var, üzüntülü zamanları var. Çünkü hak olan Kuran-ı Azimüşşan'a, hak olan risaletine, hak olan getirdiği esaslara, mucizatı Nebi ne söylerse onlara muhalefet ediyorlar. Ayriyeten iftiralarda da bulunuyorlar. Bundan dolayı kalbi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü evliyaullah iki kısımdır. Birisi celal sıfatı var bir kısmında, bir kısmında da cemal sıfatı var. Mesela üstadımızda cemal sıfatı galipti. Mesela o zat hiç konuşmaz fakat karşısında durulduğu zaman eğer huzurla durulursa bütün letaifler çalışmaya başlıyor. Mesela Mürsidi Kamil'imizde de böyle çok tatlı konuşmalar olurdu. Gönül alır, ildadım, yavrum, kucaklar, sever. Bu değişim. Yani bundan dolayı birinden gördüğümüz hali diğerinden görmeyince işte bu niye böyle dinler, zamanına göre gelir onlar. Bak peygamberlerin gelişleri zamanına göre mucizatı enbiyadül lekeli. Şimdi orada teşrif buyurunca zaman da çok sıkıntılı zaten ihtilal oldu. Ne sağdan ne de soldan arabalar gelmiyor. Şimdi cemaat ayağa kalkmak istedi. Üsteazımız, oturun dedi. Aynen bir komutandı. Baktım İhvan'ın şu gözünden yaşlar yürüdü. Sami efendimiz geliyorlar sırayla, yaşlılar geldiği zaman estağfurullah diyor.
Diğerlerine mübarek ellerini veriyorlar. Sonra ikinci bir grup, üçüncü bir grup, böyle üç grup yapmış mürşidimiz. Her grubun başına da bir hoca vermiş. Yani öyle bir zevk tertibat yapıyor ki. Bir böyle gördüm. Zaten o sıra mideden geçerken trafik durdurmuş. Sami efendimizin arabasında artık ehliyete mi bakmış? Niye baktılarsa bazı gerekli evraka bakmışlar. İlgili olan polis midir, jandarma mıdır neyse ikinci arabayı durdurmuş. Demiş ki Allah'ı seversen söyle. Önde bir kimse gördüm. Bu peygamber mi? Yoksa melek mi? Demişler ki ne peygamber mi melek Adana'ı Sami Efendi Hazretleri. Yani ihvan dendiği zaman yüzüne bakınca tat verecek. Gece on ikilere kadar çayları koyup gülüşmeler, bilmem filanlar, ondan sonra kız çocuklarının giymiş olduğu o elbiseler, onlar feyiz gelmez. Şer'i Şerife son derece dikkatli olur.
Öyle hanımlar kolları açılmış balkonda elbiseler asıyor bilmem ne bunlar gelmez bunlar. Ne zaman gelir? Üstadımızın anneleri bizim burada yaylalara geliyorlar. Yaylaya giderken üzerine manzarasız bir evin örtüsünün üzerine çul derler. O atılır, onu attırıyor üzerine. Hatta bir defasında diyor ki dedem Rahmetullah Ali hazretlerine benim kefenimi de erkekler görmesin diyor. İşte böyle feyiz geliyor. İşte bu ihvanın gözünde gözünde bir tat meydana gelir. Şimdi devamlı kapımız örtülü olurmuş. Bir gün nasıl olduysa dört yaşında bir çocuk. İçeri girmiş. Devamlı ağlıyor üstadımızın anneleri. Anne niye ağlıyorsun? Haydi dört yaşındaki çocuk büyüdüğü zaman benim simamı hatırlarsın. Böyle Allah'ın veli kulları oldu, öyle. Oyuncak değil. Efendim bir böyle müşahademiz oldu, ikinci bir görüşümüz altmış beş senesinde idare değişmişti. Teşrif ettiler.
Efendimizin evlatları içerisinde durumu müsait olmayan çok insan var. Çalışıyorlar madenlerde, geçimlerini ancak temin ediyorlar. Arabaya para verecek durumları ile şu dağlardan tahtalıdır Direk gün üzerinde. O dağlardan aşarak gelmişler. Yok para. Para yok ama aşk çok, muhabbet çok. Müstahimiz orada Bedirhan Bey diye bir kimseyle yer arıyorlar. Şöyle bir bahçe zaten bütün tutukluklar da dolu. Sami efendimiz hazretlerine diyorlar ki Hasan Efendi'ye haber verelim de sizin için ihtiyaç yerini hazırlasınlar. Hayır hayır. Ona sadece geleceğimizi deyin yeter. O bizim için gerekli hazırlıkları yapar diyorlar. Tabii evvelden gelindi, yine üstadımız elimden tutuyor, ilkokuldayım elimden tutuyor. Böyle bahçe tespit edildi. Dedi Han Bey hakikaten böyle her şeyiyle teçhizatlanmış gibi orada bir yer bulundu, çadır kuruldu, ihtiyaç yeri için kuruldu. Ayarlandı her şey.
Daha Sami Efendimiz gelmeden önce üstadımız konuşmaya başlarlar. Buyurdular ki efendim aynen şuna benzer, bir tulum düşünün. Tuluğu şimdi kimse bilmez. Tuluğu bir büyük kap düşünelim. Onun içerisi tamamen bal dolu. Tuluğun dışına da ballardan bazen sızmalar olur. Biz dedi onu gördüğümüz zaman ancak o sızmaları görebiliriz balın sızıntılarını. Yoksa içini tarif edemeyiz diye bir tarif yaptı. Anlattılar. Sonra kendileri geldi, gelir gelmez üstadımız kollarına girdi. Öyle bir sevgi muhabbet ki ancak şeyi hatırlayabiliriz, leylavi mecnun, onu hatırlayabiliriz. Sanki leyla ve me'n, efendim deyişini bildirseydiniz bunlar böyle yol aldılar. Allah'ı böyle buldular. Oradan duyduğu söz, buradan duyduğu sözle hareket etmediler. Çok sevgiyle, muhabbetle çadıra geldiler. Orada su işleri ile alakalı olan birisine sordu, ne kadar içmemiz gerekir? Efendim yirmi üç bardak.
O Bedirhan Bey kapıya duruyordu. Zannederim onar onar insanları gönderiyordu. O esnada tabi sohbetler yapıyor. Yaptığı sohbeti anlatsan vakit yetişmez olur. Yavruyum ama içimde bir ateş yanıyor. Görünce yandı ama. Böyle bir kavrulmaya başladı. Tabii insan içi yandığı zaman su içer. Dedim ki bu yangını nasıl söndüreceğim? Yanıyor çocuğum ama. Yavrular gibiyim. Yanıyorum ben. Tamam amca, tamam. Orada Nalini Şerif'i vardı. Kimse de görmüyor. Onu alayım, yüzüme gözüme sürün. Aldım nalin-i şerifini çok uzaklara girdim. Beni öpüyorum, kokluyorum, öpüyorum. Biraz teselli ol. Sonra elhamdülillah Allah'ımıza hamd olsun onun ihtiyaç için çıktığı yere suyu götürme hizmeti ibriği bize nasip oldu, götürüyorum. Şurasını desem çok insanın kafası değişecektir. Bastığı yerden de toprak alıyor, kafasında demeyin. Bizi böyle yetiştirdi. Üstazımız yetişemediğimiz belli.
En geride olduğumu da biliyorum biiznillahi de ala, keşke bilebilsem. Bak öyle sevdik biz. Öyle sureta değil. Yol Kuran'la belirlenen bir yol. Ve Hadis-i Muhammediye ile esasları çizilen bir yol. Şimdi sıkça da dışarı çıkılıyor. Kimse öyle her çıktıktan sonra abdest almaz, kolay kolay almaz. Abdest alıyor ama suyun zerresini araya veriyor. Üstadımızın şoförü vardı, hiçhisar'da şeyde Nevşehir'de Lütfü Koçakol diye. Ben diyor Nevşehir'e geldi Sami Benri Hazretleri abdest alma hizmetini bize verdiler. Ben diyor suyu kullanırken çok açardım. Fakat diyor onun alışını gördüm, mübarek yerini yıkıyor, derhal kapat diyor. Ağzına su alıyor, derhal kapatıyor. Anladım diyor. Hiçbir israf yok. Orada gördüğüm ta şu son zamanlarda gördüm fıkıh kitaplarında ilmi hallerinde. Gözünüze su içirin buyuruyor. Onu o tarih anlayamadım. Böyle suyu alıyor, gözünün çukuruna tekrar götürüyor.
Ama öyle alış bilmiyorum. Ankara merkez vaizlerinden biri anlattı. Ben diyor Hacı Bayramda otuz sene vaaz ettim diyor. Otuz sene abdest anlattı. Sami bende hazretlerine abdest suyunu dökünce diyor ben anladım o zaman abdest nasıl alınır diyor. Efendim bunların çoğu ledüniyettir. Bunların çoğu bizzat kaynağından görmek de hasıl olur. Orada şimdi açılması. Şimdi kalplerimiz kötü demiyorum. Kötüyü kendim kabul ediyorum. Kalbimiz tam yerinde olmadığı için anlatılmaz. Onları nasıl abdest anlatayım. Nasıl abdestli? Artırinde emmareyi tatir ederler. İkincisinde mülhemeyi tatir ederler. Üçüncüsünde Nutmainne. Alışları boşuna değil. Adamın birisi hüsnüdına diyor ki, efendim diyor gece ben kalkamıyorum, kalkmak istiyorum. İbadet taat yapacağım iman da cennetin iman da cennetin anahtarıdır. Bunlar birbirini takip eder.
Her şeye şerhi esaslara, dinimizin kurallarına riayet ederek yaparsak düzelleşir. Sadece bu abdest değil mesela yolda yürümenin çok edepleri var. Nasıldır? Yürürken vakarla yürülür. Hepsinin bir kuralı var. Yeryüzünde şımarık şımarık yürümeyin. Eğer bu yürüyüşünüzle siz bu yürüyüşünüzle yeri yaramazsınız, semaya da ulaşamazsınız. Bu kötü bir sıfattır buyuruyor. Yani yürümenin bile hedefleri var. Mesela karşılaştığı kimseye selam verir. Yerine göre nasihatte bulunur, engel varsa o kaldırdı. Şimdi burada hiç kimseyi dışlamamak şartıydı. İşte bu bizim kardeşimiz değil. Bunu dediğiniz zaman biz tarikatı aliyyenin boğazına bıçağı çalmış oluruz. Efendim sen ne diyorsun? Biz bizim ihvanımızın içerisinde biraz ters hareket eder olunca bile muamelemiz değişiyor. Değişmeyecek işte. Bak bunu özellikle söylüyorum. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz zalime de yardım edin, mazluma da.
Ya Resulallah biz mazluma yardım ederiz. Çünkü Arakan'da işte görüyorsunuz Filistin'de, Kutsi Şerif'te bir bayram namazını ne hale getirdiler. Bayram namazını filan. Onlara yardım ederiz zalime zulmünü gidermek için. Yine özellikle diyorum bunu şimdi kayda da veriyorum zaten, özellikle bir insanı kötü görmek Peygamberimizin adetine yanlıştır, adetine muhalefettir, adet seniyyeleri Uhud'da ve tağair'de gördüğü zulümde Hatta Hazreti Ömer Radiyallahu Anh bu kadar eza ve cefa ya Rasulallah Artık duanız kabuldür. Yapın beddua diyor. Hatta şunu söylüyor. Nuh aleyhisselamın kavmine yapmış olduğu bedduayı söylüyor Hazreti Ömer Radıyallahu Anh. Kavmine yapmış olduğu bir beddua var. Maalen sudur. Diyor yeryüzünde gezip dolaşan, yeryüzünde gezip dolaşan bir tane kafir bırakma diyor Nuh Aleyhisselam'ın. Bu bedduasıdır. Sen diyor, Ya Resulallah yetmeyecek misin beddua bu kafirler böyle azdır mı?
Her türlü ezayı yapıyorlar deyince, Kavmin bilmiyorlar da onun için eza ediyorlar, onlara hidayet. Efendim o kötülükler ne olacak? Allah ile kendi arasında. Zaten bu havuzumuz Allah'ımızın Celle Celalühü, Allah'u Zülcelali emrine uymayan günlerdir. Bu havuzumuz günahınadır, isyanınadır. Allah'ımıza isyan olan tarafınadır. Yoksa katiyen yapılamaz ve cahil de değildir. Neymiş? Bizim buğzumuz ancak, ancak kötülükler nedir? Ayet-i celilenin soru kısmı deyiyara diye geçer. Esselamü ve kadem dedi ki Rabbi ya Rabbi Yeryüzünde gezip dolaşan hiçbir tane kafir bırakma çünkü bunlar zarar veriyor da. Demek ki buğzumuz Allah'ımıza olan isyan tarafı yoksa Mevla'mız yaratmıştır. Böyle bir görüşme Allah'ımız lütfetti, ihsan etti. Biz konumuza dönecek olursak o anlattığı hususu geçiyorum ve unutulmayan bu hak dostları yaşadıkları haller müstesnadır. Nasıl bir hal yaşamışlardır, tarif edemeyiz.
İfadesi de bunun çok zordur. Fakat imreniyoruz. Allah'ım diyoruz, bize de bu güzel hallerden lütfet onlardan yansısın. Yansıması hiç şüphesiz rabıtamız ile olacak, rabıtamızın güçlü olmasıyla hasıl olacak hiç şüphesiz. Bazı sorular soruyorlar Abdurrahman Bin Zeyd Rahimehullahü Teala. Ben bazı diyor seferler yaptırıp, o seferlerde böyle basit bir elbise giymiş birini gördüm. Fesallimtü Ali. Ben ona selam verdim. Dedim. Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. Ben size bazı şeyler soracağım. Gal evciz. Sor ama aman kısa sor. Çünkü Mevlamızda olduğu için uzun bir cevaptan sıkılıyorlar uzun bir sorularda. Çünkü günlerimiz geçiyor. Beni oyalama demek istedi. Günlerimiz geçiyor. Her geçen gün de ömürden geçiyor dikkat edersek. Her geçen gün ömür gibi çok kıymetli sermayeden geçiyor. Nefes ise, nefes ise sayılıdır, nefesim sayılı. Rabbimiz ise her halimizi görüp gözetmektedir, ona göre.
Dedim Allah'tan korkmanın başı nedir diye sordum. Buradaki ifade temel Nahl suresinin son ayetini hatırlatır. Allah'tan bir sabır ile sabretmektir diyor. Yani bunu candan talep edeceğiz. Yani duada en önemli hususlerden birisi bir kere duanın kabulüne inanacağız. Duanın kabulüne inanacağız ve candan yapacağız. Duamızı candan yapacağız. Sabrın başı nedir? Allahü Zülcelal'e tam bir teslimiyet ve bağlılıktır. Bu teslimiyeti, bağlılığı, tevekkülü İbrahim Aleyhisselam'da görürüz. Örnek olarak, misal olarak, tevekkülün başı nedir? Allahü teala, Allahü zü'l-celal'e tamamen teslim olun. Her şeyimizi. O nasıl gerçekleşecek? Her şeyde Rabbi zülcelal'imiz. Yemek yerken de rızık veren o, su içerken de o, yatarken de o, kalkarken de o, yürürken de o, konuşurken de o, hep Rabbimiz duyuyor, biliyor, her şeyden haberdardır gibi. Bu nasıl hasılur? Allah'ın dışında her şeyden uzaklaşacaksın.
Uzaklaşmak mümkün değil. Senin çocuğun var, çocuğun var, ailen var, evin var, barkın var, işin var, gücün var. Bunları hep şer'i esasa uygun şekilde yapmaktır. Insanın tabiatında vardır. Tatlı olana meyil vardır. İnsanda olur bu. Güzel olana da meyil olur, ondan sonra yemeğin tatlısına da meyil var. Giymede de öyle, evde de öyle. Mesela pet burnuma müsait değil, en güzel telefonu almaya çalışır. Böyle insanda. Mesela biz haberdar oluyoruz, bazen konuşun diyor. Ayda bir araba değiştiriyor. Ayda bir değiştiriyor. Çünkü en güzelini elde etmeye çalışıyor. Ne dedi de en güzeli? El-i şuma Allah. O arabaların, telefonların, evlerin, işte yemelerin, içmelerin, pikniklerin vesairlerin en iyisi değil Allah ile olmaktır. Bir zerresi hasıl olsun bunun. Bugün sabah okuduk. Allah'ımızın muhabbetinden bir zerre gönle gelsin. Güneşin doğup battığı her şeyden üstündür, buyurun.
Efendim şunu da çok dikkatli olalım. Bunu çok söylüyorum, kusura bakmayın. Halimize ve yaşantımıza çok dikkat edelim. Evimizin de barkımızın de diyelim yapamazsa ne ala yapmazlar ama biz duyuralım ve örnek olmaya da çalışalım. Yoksa bizim aslında ibadetlerimiz yerinde oluyor. Bazen taatlerimiz güzel ama kaybettiğimiz bu noktada. Bura muamelattır. Muamelat ibadet ve taatün Allah'a kulluğun yüzde yetmiş beşidir. İstersek sabaha kadar zikredelim. Yani bu yönümüz düzgün olmazsa ticari yönümüz, ailevi yönümüz, akrabalık yönümüz çok kaybedelim. Asıl bu noktalardır önemli olan. Bunu niye söyledi bilmem. Eşyanın en yakın olanı neyi söylüyorsa artık, Allah'a olan yakınlıktır. Allah'a olan yakınlıktır. Mesela kullandığınız eşyanın Allah için olması. Mesela hatırladığım bazı şeyler var. Şimdi değil tabii o zaman yapılmıştı üstazı validemizi.
Herkes imreniyordu işte dört kapısı var bilmem filan diyor. Bakın o ne diyor, ancak bunlarla misal verilebiliyor. Hatırladığım o oldu. Dedi ihvanım olmazsa ben salona bile çıkmayı istemiyorum dediler. Bak her şeyi Mevla'ya. Yakınlıkları her şeyi de Mevla. Yiyor içiyor o diyor. Geçen bir tanesi dedi, nereden duymuşsa üstadımızın zevce-i muhteremeleri Meryem Vali demiş. O evliya idi. Bizzat söylüyorum ve rahat ederek gönlüm Allah'ın veliye bir kuluydu, Meryem bali denir. Böyle bahçeden bir fasulye toplasa, nohut toplasa ihvanım için gördüm. İşte bu ve çok doğru. İhvanın hasını da bilirdi. Bizim gibi olanını da bilirdi. Allah böyle bir sevgi lütfetmiş, ihsan etmiş. Gördüğüm bir şey var da diyemiyorum. Onun irtihalinden önceydi bir şey gördüm ama arşı azam yürüyor diye bir şey gördüm. Bilmiyorum artık. Gördüğüm gerçek anneydi. Böyle hiç kimseye bükülmeyen bir kimse, tesir altında kalmıyor.
Vay oğlum kızım yok. Allah Celle Celalühü. Gültü dedim. Eyyüşeğin ev celdiina gal, kalbe en ahır gelen nedir? Kalbi sızlatan, inciten nedir? Gal, firakullah. Allah'tan uzak kalmak dedi. Bu büyüklerimiz diyorlar ki bir an Allah'tan gafil olmak celle celalühü bize cehennem ateşinde yanmaktan zor gelir diyor. Ne güzelmiş bu konu, çok hoş. Böyle arif Mevla'yı tanıyan insanların arzuları, istekleri nedir? Onlar neyi isterler? Neyi arzu ederler? Allah'ımıza kavuşmayı isterler. Ne isteyecekler? Allah'ımıza kavuşmayı isterler. Cennetçiler. Böyle sevmenin, böyle sevginin alameti nedir? Kalp, huppo zikrullahı sevmektir. Bazen görüyorum arkadaşlar da diyorlar efendim az geliyor, zikrullah az geliyor. Az gelmemesi eğer kalbe tesiriler de rabıta ile ne ile yanmaya başlar. Ondan sonra o yanmaları bıçak saplanır gibi bulmaları kötü ahlakımızın kesilmesi demek. Ondan sonra bir vurma hali başlıyor.
O zaman doyurmaz işte ona geçerken o zaman yemek yerken de yapın. Ağzımızda lokmayı çiğnerken kalbimizi de hareket ettirebilmek. Şimdi bu kardeşimiz Sami efendimiz hazretlerinin hatırasının bulduğu yeri bize ifade etmişti. O sebeple hareket ettik. Efendi hazretlerinin bak kimsemiz anlamayacak bunu. Bir lokmada yedi lafzai Celal okuması var. O zaman nasıl yetiştirecek? O senin ve benim için. Evet efendim. Allah ile dostluk nasıl olur efendim, nasıl temin ederiz? Gerçekten bu söyleyen zat, ne bileyim velayetin herhalde son noktası olsa gerek. Şu ifadeye bakın. Gal Allah'ı ne diyor cennet dostu? Bir kere içten düzgün olacak, kalpten düzgün olacak. Allah'ımıza güvenin başı nedir? Böyle bir teslimiyetin, bağlılığın, her işi ona ısmarlamanın emrine cani gönülden teslim olmaktır. Okumursa hemen inşallah.
Aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruh tayyibelerini, ehlinin ashabını, peygamberanızdan ve piranızdan ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervanına, hususen burada bulunan kardeşlerimizin, geçmişlerinin ruhlarına, hastalarımızın şifa bulunmasına, dertlerimizin devasına, borçlularımızın edasına, sıkıntı ve meşakkat içerisinde olanlarımızın sıkıntılarının geçmesine, İslam'ın ve Kuran'ın hakimiyetine El Fatiha.