Mahmut Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eserinden bir sohbetle bir bölümle inşallah İhsan Mektebi programımıza devam ediyoruz derdine işlerimiz. Uhud'dan Şiddetli Gün Akabe başlıklı bölümle birlikteyiz bugün inşallah. Aişe Radıyallahu Anha'dan rivayet olunduğuna göre Aişe bir kere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ya Resulallah sana Uhud Gazası gününden daha şiddetli olan bir gün erişti mi diye sormuş. Resulullah Efendimiz ya Aişe Kureyş kavminden gelen birçok zorluklarla karşılaştım fakat onlardan Akabe günü karşılaştığı müşkil vaziyet hepsinden zoru idi. Ben Kureyş'ten gördüğüm eza üzerine Taif'e gidip hayatımın siyanetini Abdi külah'ın oğlu İbn Abdi Yale'yle teklif ettiğim zaman dileğime cevap vermemişti. Ben de kederli ve mütehayyir bir halde yüzümün doğrusuna Mekke'ye dönmüştüm. Bu hayretim karnı seyalip mevkiine kadar devam etti.
Burada başımı kaldırıp semaya baktığımda bir bulut beni gölgelendirmekte olduğunu gördüm. Buluta dikkatle baktığımda bunun için de Cibril olduğunu gördüm. Şimdi Cibril bana ya Muhammed Allah senin hakkında kavminin dediklerini muhakkak işitti. Seni sıyanet etmediklerine, korumadıklarına da vakıf oldu. Allah sana şu dağlar meleğini gönderdi. Emrine müheyyadır. Kavmin hakkında ne dilersen onu emredebilirsin. Bunun üzerine de dağlar emrine musahhar olan melek seslenip selam verdi. Sonra ya Muhammed dedi, Cibril'in söylediği bir hakikattir. Sen ne dilersen emrine hazırım. Eğer Ebu Kubeys'le Kayahan denilen şu iki Yalçın dağın Mekkeliler üzerine çevirerek birbirine kavuşmasını ve müşrikleri tamamıyla ezmesini istersen onu da emret dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de. Hayır. Ben onu istemem.
Ben isterim ki Allah bu müşriklerin sulbünden yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiçbir şeyi şerik kılmayan muvahhit bir nesil meydana çıkarsın dedi. Bu Hadis-i Buhari meleklerin bir nevinin dağlar emrine musahhar olduğunu bildirmektedir. Aziz Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Uhud Harbi'nden daha güç bir vakasının cereyan ettiği Akabe mevkii, Mina'da Hac menasikinden Cemre sünnetinin icra edildiği yer yahut Taif'te hususi bir mahallin adı olduğu hakkında iki rivayet var ise de bu vaka Taif seferinde vuku bulduğuna göre ikinci rivayet daha kuvvetlidir. Resul-i Ekrem Efendimizin zamanı nübüvvetinin üçüncü senesinin Şevvalinde Taif seferi vuku bulmuştur. O tarihte Hazreti Hatice ile Ebu Talib birbirini müteakip vefat etmiş ve müşkil zamanlarda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi himaye ve teselli eden iki mühim mesnetten mahrum kalmıştı.
Müşriklerin tecavüzleri günden güne artmakta ve ashab hakkında işkenceler reva görülmekteydi. Artık Mekke'de kendi hayatını koruyacak ve ashabını himaye edecek kimse kalmamıştı. Bu cihetle Mevahibi Lüdüniyye'de Peygamberimizin ve İslam dininin hayatında geçen en ızdıraplı yıl bu olduğu vechile amulhözn, keder yılı denildiği bilinmektedir. Resulullah efendimiz Hazreti Hatice ile Ebu Talib'in vefatından sonra Taif'i irşad etmeyi düşündü. Taif şehri ve Sakif kabilesi eşrafından Abdi Yail ile kardeşleri Hubeyb ve Mes'ud'un yanına gitti. Bunlara İslam dininin esaslarını bildirdi. Kureyş'in gerek kendi, gerek ashabı hakkında reva gördükleri mezalimden bahsederek himaye talep etti. Megazi bahsindeki rivayete göre Resulullah Efendimiz bu üç kardeşten yalnız Abdü Yale ile görüşmüştü. Bu cihetle hadiste yalnız onun adı yazılmıştır. Sakifoğullarının en büyüğü veren ziyade muteber olanı o idi.
Mücahit'e göre ne olurdu şu Kuran iki şehirden yani Mekke ve Taif'ten büyük iki kişiye gönderilseydi mealindeki Haşr suresi yirmi birinci ayeti Utbe Bin Rebia ile İbn Abdi Yail hakkında ve bunların halk arasındaki mevkilerini beyan sadedinde nazil olmuştur. İbn Sad'ın rivayetine göre Peygamber Efendimiz Taif'te on gün ikamet etmiştir. Fakat Cezire'nin en nüfuzlu adamı diye müracaat ettiği İbn-i Abdi Yalın, fena bir suretle reddettiğinden fazla kalmamıştır ve kalmak da mümkün olmamıştır. Çünkü Taif'in ayak takımını da Resulullah aleyhine teşvik etmişti. Bunlar tarafından atılan taşlarla Resulullah'ın iki ayağı cerihadar olup kanamıştı, yaralanmıştı. Mahiyetinde Zeyd Bin Harise'den başka kimse yoktu. O da Resulullah efendimizi muhafaza için kendisini siper eylediğinden birkaç yerinden yaralanmıştı.
Peygamber efendimiz mütecavizlerin taarruzundan kurtulmak için Utbe bin Rebia bağına iltica etmiş, o da sıyanet ederek kendisine üzüm ikram edilmesini kölesine emretmiştir. Taif'ten avdetinde Mutim Bin Adiyy'in himayesiyle Mekke'ye girebilmiştir. Hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Cibril'i gördüğü karnise galip Nevevi'ye göre Nicitlilerin mikatı ve ihrama girdikleri karnı menazildir ve Mekke'ye iki konak mesafededir. Bu vakada Hatimul Enbiya Muhammed Mustafa hazretlerinin ümmeti hakkında ali merhamet ve şefkatini iş'ar eden bir nokta vardır ki Peygamber Efendimiz bu kadar müşkil zamanda bile nesillerinden Müslüman gelmesi me'mul olan umulan müşriklerin kahır ve helakini istemeyip bunların sulbünden mümin, muvahhid bir neslin gelmesini arzu buyurmuştur.
Değerli dinleyicilerimiz şimdi de bundan sonraki bölümlerimizde inşallah sizlere Uhud Gazvesi'yle ilgili ayetleri zikretmek istiyorum. Ey müminler. Gevşemeyin. Mahzun olmayın. Siz eğer gerçekten mümin iseniz düşmanlarınıza galip ve onlardan üstünsünüz. Düşmanla mücahedenizden size isabet eden meşakkatten zayıflamayın ve sizden şehit olanlara mahzun olmayın. Halbuki siz düşmanlarınızdan alisiniz. Eğer siz Allah'ın nusret vereceğine imanınız varsa azminize fütur getirmeyin. Fahri Razi'nin beyanına nazaran bu Ayet-i Celile'nin Uhud Gazasında ehli imana arız olan meşakkate karşı tesliye ve teşci için nazil olduğu mervîdir. Eğer size Uhud'da bir yara değmiş bulunuyorsa Bedir'de o kavme de o kadar yara değmiştir.
Biz müminleri günahlardan tathir temizlemek ve kafirleri helak için günleri ve o günlerde vuku bulan muharebeleri nas beyninde insanlar arasında nöbetle gezdiririz ki menfaatiniz hasıl olsun. Bu da Allah'ın ezeldeki ilmini iman edenlere açıklaması, içinizden şehitler edilmesi, müminleri tertemiz yapıp kafirleri murdar ölümle helak etmesi içindir. Allah zalimleri sevmez. Bazen kafirler zaferyab olur, müminler mağlup olur ve bazen de müminler galip kafirler mağlup olurlar. Ta ki herkes her şeyin kudret-i ilahiye tahtında olduğunu bilsin. Daima zafer bir tarafta olsa galip olan tuğyan eder, azgınlık gösterir ve kudret-i ilahiyeyi unutur. Böyle olunca ise nefsinde aczini itirafla Cenabı Allah'a iltica eder. Harbin evvelinde kah Nusret ve zafer ve kah ızdırap ve hata üzere olmasının hikmeti şudur.
Birincisi, bir sebep budur ki eğer ki daima ehli İslam Mansur ve muzaffer olsalardı halkın mecmuu yani insanların tamamı ripka-i itaatlerine girip birzarure boyun verip müminle münafık hangisi olduğu fark olunmazdı. Fakat bazen inkisar şekli zuhura gelince münafıklar kendilerini aşikare edip Müslümanlar da sabr-u sebat ile mümtaz, şerefraz olurlardı. Bir hikmet dahi Hak sübhanallah ve teala Hazretleri dar-ı kerametinde müminlere bazı meratibi aliye takdir buyurmuştur ki bela ve mihnet çekmeyince o meratibe vuslat müyesser olmaz. Onun için bazı şedaidle müptela kılar. Üçüncüsü, bir hikmet dahi budur ki, ya Hak Sübhanehü ve teala hazretlerinin muradı dini İslam düşmanlarının kahrına müteallik olur ki bunlardan envai küfür ve dalal ve tuğyan ve isyan zuhura gelmesini halk eyler. Onları sademat sarsar. Sadmeler, vuruşlar sarsar. Kahrile ve azapla şecerei hayatlarının kökünü çürütür.
Hayat ağaçlarının kökünü çürütür. Allahu alem tabii ki. Ve Allahu Teala müminleri münafıklardan ayırsın ve mağlubiyetiniz sebebiyle sizden birtakım şehitler ittihaz eylesin de onlar mertebei şehadeti ihraz eylesinler, kazansınlar diye Allah günleri nöbete bağlar ve bazen müşrikleri galip kılar. Halbuki Allahü Teala zalimleri sevmez.
Ulasa bazen kafirlerin garibesiyle ehli imana zarar isabet ederse me'yus olmamak lazım geldiği yani ümitsizliğe kapılmamak lazım geldiği ve harp hali ise zamana göre Nas beyninde insanlar arasında münavebe nöbetleşe cereyan ettiğinden galibiyet ve mağlubiyet eş olduğu binaenaleyh her zaman galibiyet bir tarafta karar etmediği, müminler mağlup olduklarında azimetlerine fütur getirmemek elzem olduğu, eyyamın nas arasında nöbetle devir etmesinde faide olup, münafığın müminlerden ayrılması ve müminlerin de münafıkları bilmesi ehli imandan bazılarının şehit rütbesine nail olması, müminlerin günahlarından tathir olunup temizlenip kafirlerin de kahren helak olmaları ve Allahutaala'nın nefsine ve başkalarına zulüm eden zalimleri sevmediği bu ayetten müstefat olmaktadır.
Yoksa siz Allah içinizden savaşanlarla savaşmayanları belli etmeden sebat edenlerle etmeyenleri belli etmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? And olsun ki siz ölümle karşılaşmadan evvel onu arzulamıştınız. İşte onu gördünüz de siz seyirciler gibi bakıyordunuz. Belki sizden mücahede edenleri ve mücahedede tesadüf edeceği zahmetlere sabredenleri Allahutaala bilmeksizin siz cennete dahil olacağınızı zannettiniz. Zat-ı uluhiyetime yemin ederim ki siz mevte mülaki olmazdan, ölümle karşılaşmazdan evvel muhakkak mevti istediniz. Size mühlet verildiği halde siz ihvanınızın vefatını gördünüz. Allahü Teala düşmanla mücahedeyi farz kıldığından bu farzı eda etmedikçe cennete girmek uzak olduğuna işaret için istifham-ı inkarı suretiyle yani olumsuz soru taktiğiyle buyurularak bu misillü zandan nehy buyurmuştur.
Bu ayet-i celile de ehli imanın mevti ölümü temenni etmeleriyle Murat, mevtin esbabı olan mücahedeyi cihadı temenni etmeleridir. Çünkü ayet-i celile Bedir gazasında bulunamadıklarından müteessif olarak üzülerek Resulullah'a ısrar edip sonra mevkilerinde sebat etmeyerek inhizama bozguna sebep olanlar hakkında nazil olup onları tekdir olduğunu Beyzavi ve Medarik beyan etmiştir. Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan evvel nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür öldürülürse ökçelerinizin üstünde gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim böyle iki ökçesi üzerinde ardına dönerse işte Allah'a hiçbir şeyle zarar yapmış olmaz. Allah şükür ve sebat edenlere mükafat verecektir. Diğer mana, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ancak bir Rasuldür ki o resulden evvel birçok Resul-i Kiram geçti.
Eğer Muhammed ölür veya katlolunursa siz onun dininden döner, ökçeleriniz üzerine inkılap eder ve irtidat eder misiniz? Eğer sizden bir kimse ökçesi üzerine döner gibi dininden döner, irtidat ederse o kimse elbette Allahutaala'ya hiçbir zarar veremez. Zira Allahutaala zarardan münezzehtir ve Allahutaala elbette nimetine şükredenleri güzel mükafatla mükafatlandırır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemdarı bekaya irtihal edince Müslümanlar o güne kadar görülmedik bir şekilde mustarip olup dehşete kapıldılar. İçlerinden kiminin dizlerinin bağı çözülüp yere yığıldı. Kiminin dili tutuldu, konuşamadı. Kimisi de şaşırıp Resulullah'ın vefatını kabul etmedi. Hatta Ömer radıyallahu anh bile Ali İman suresinin yüz kırk dördüncü ayetini unutarak kalkıp bir kısım münafıklar Resulullah'ın öldüğünü söylüyorlar. O ölmedi. Rabbine gitti.
Musa'nın kırk gün kavminin gözünden kaybolup sonra geri geldiği gibi geri gelecek. Resulullah'ın öldüğüne inananların ellerini ve ayaklarını keserim diye bir gürledi ve bu sözünü ortalıkta Ebu Bekir görününceye kadar tekrar etti. Ebu Bekir de gelip Allah'a hamdü sena ettikten sonra ey nas kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a tapıyorsa bilsin ki Allah hayyula yemuhd dur. Sonra Ali İman Suresi'nin, Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan evvel birçok peygamberler gelip geçmiştir. O ölür yahut öldürülürse siz eski halinize mi döneceksiniz Mealindeki ayetini okudu. Ravi diyor ki, vallahi insanlar sanki o güne kadar bu ayetin Resulullah'a nazil olduğunu bilmiyorlarmış. Ebubekir bu ayeti okuyunca herkes Resulullah'ın irtihal-i dar-ı beka eylediğine inandılar. Hakikati hali sorarsanız Resulullah'ın vefatına dağlar, taşlar bile matem tutuyorlardı.
Ondan ayrı kalan müminlerin kalplerinin ne halde olacağını takdir etmek gerekir. Bunu mescitte minber yapılınca Resulullah'tan birazcık ayrı kalan hurma kütüğünün halinden anlamak lazımdır ki çocuk gibi ağlamıştı kütük. Resulullah minberden inip onu sıvazlayınca sükunet buldu ve ağlaması kesildi. Kıyamete kadar ondan ayrı kalanın halinin ne olacağını takdir edebilir misiniz? Dostundan ayrılanın halinin ne olacağını bilebilir misiniz? Hususan bütün hayatı yani hayatta kalması Resulullah'ı görmeye bağlı olanları düşünebilir misiniz? Rabbim son nefesimize kadar. Onun yolundan ve izinden gidebilmeyi ve son nefesimizi onu görerek verebilmeyi hepimize nasip eylesin ve cennette onun sohbetinde bulunabilmeyi. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımıza inşallah devam edeceğiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü Sirrahü'l-Aziz'in Uhud Gazvesi isimli eseriyle inşallah.