Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Ayı olarak nisan ayını tensip ettiler. Yillardan beri bu şekilde devam ediyor. Rabiol evvel ayında yapılmakla birlikte, Rebioluevvel ayın on ikinci gecesi efendimiz dünyayı teşrif buyuruyorlar sallallahu aleyhi ve sellem. Bunu artık gelenek haline de getirdiler ülkemizde, insan ayının son günlerine doğru bir hafta belirlendi. Bu sadece bir tarih olarak belirlenmesi, yerinde olmakla birlikte Efendimiz her zaman anılıyor sallallahu aleyhi ve sellem. Cuma günü münasebetiyle salatü selam verildi. Hep efendimizin ismi geçti, salatü vesselamu aleyke Ya Resulullah diye defalarca ifade edildi. Biz sabah namaz kıldı, Biz namaz kılarken salli barik okuyoruz ya, orada da efendimizin üzerine Allah'ımızın Celle Celaluhu rahmeti dileniyor. Namazda ikinci rekatta ve son rekatlarda dört rekatlı kılınacak olursa hep sena ediliyor.
Diyelim ki bir mescide giriyoruz mescide girerken yine. Efendimizin ismi anılıyor. Diyoruz Ya Rabbi, rahmet hapını bize aç. Bunu derken selam dokuyoruz diyoruz biz. Bunun dışında diller duracak değil, bir konuşmaya geçecek olsa edeptir, hamdele ve salvele ile başlanır. Kitabımız zaten biz bir mütalaa yapacak olsak. Ne deriz? Mesela şimdi nasip olur, hutba okunursa hatip yine hamdele ve salvele ile Allah'ımıza hamd celle celaluhu, Habibine salahü vesselam ile başlayacak. Kişinin çocuğu dünyaya geliyor, dünyaya geldiği zaman sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet getiriyor, yine onu anlıyor. Bazen düğünler oluyor, düğünlerde de Salehü selam getiriliyor. Birçok yerlerde diyelim bir mecliste oturuyoruz, eğer zikredilmez ve salatü selam getirilmezse o meclis kokar diye buyruluyor ki her an salatü selam getirilmektedir. Getirilmediği bir an yoksa.
Yatağımıza giriyoruz öyle, kalkarken öyle, her işte öyle. Biz tevhid okumuyor muyuz? Okuyoruz. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah. Okuduğumuz tevhitte var. Binlerce defa tevhit okunuyor. Sana da selamlar getiriliyor. Anılmadığı hiçbir yer yok zaten. Hayatın gayesidir o. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem hayatın gayesidir. Şu dünyaya gelişin gayesi. O bildirdi bize. Cenabı Hak'ın Cibril-i Emin vasıtasıyla indirmiş olduğu hayat-ı ilahiyyeye de bildirildi. Hayata gelişimizin gayesi anladık. İnsanları ve cinleri zatıma kulluk etsinler diye yarattım. Beni tanısınlar diye yarattım bir manaya göre. Demek ki hayatın gayesi bu. Yoksa insan ne kural tanır, ne bil esas olur, kendi kendine bir hayat yaşar gider. O zaman da ne olur? Bir başkalarının tarif ettiği gibi birbirini yiyen mahluk olur. Bir hap yok, hukuk yok, sınır yok. Mesela biz yolda yürüyecek olsak bütün esaslar var.
Yolda insan ne yapar, yolun hakları var ona riayet eder. Bir müminle karşılaştığı zaman ona selam verir. Tebliğde de bulunur, muvafık düşerse. Sonra yolda insanlara sıkıntı açan bir engel varsa onu kaldırır. Nasıl söyleyeyim? Yaşlı birisi varsa ona hürmetden saygıyla yol verir. Adımlarını atarken huzurla atar. Kibirle değil bu toprak bir gün bizi içine alacak diyerek. Bir yürümenin dahi birçok edepleri var. Çünkü çok süratle yürümek müminin vakarını yok eder. Ağır ağır yürümek kibre de delalet eder der, orta bir yürüyüş ama bir cihattır, bir sıkıntıdır, bu haller müstesna. Bir yürümenin dahi ne kadar esası var? Bunu meşgul etmemek. Kalbini devamlı Cenabı Hak'la rabtetmek, ona bağlamak, ona teslim etmek. Bak yürümede bile kural bitmiyor. Yürüyeceğiz ama insanlara eza etmeyeceğiz. Yürüyeceğiz, tebliğ yapacağız, davet yapacağız, selam vereceğiz birbirimize.
Müminin mümin güzellik haklarının birisi bu. Ayet-i celileler var uzun, İsra Suresi'nde var, Lokman Suresi'nde var, Furkan Suresi'nde var. Bunlar hep yürüyüşle alakalı. Daha bilmediğimiz ne ayetler var hesap edemeyiz. Sırf yürümekle alakalı. Eğer bu yürümeyi ele alırsak Eshabü's Sübhanellezi Eshabü'l-Arabî Han kulu Muhammed'i yürüttü buyuruyor. Yürümek öyle basit bir iş değil ki Allah'ımızın iradesi ile yürünüyor. Sadece biz şu dünyayı ayaklarımızla yürüyüp geçmiyoruz. Ruhumuzun da bir yürüyüşü var, sırrımızın da bir yürüyüşü var. Mana aleminde de bir alım atışları var. Diyor ya Mevlana'mız, bu Türkmen kocasına diyor ben hayrette kaldım. Onu ilahi alemde adımlarını her zaman önde gördüm diyor. Yunus Emre için her zaman diyor adımlarını önde gördüm. Ruhani yürüyüşte bu ayaklara ihtiyaç yok ki. Kalp ile yürüyor, ruhu ile yürüyor ama bir sefer yapıyor. Oturduğu yerde de yürüyor.
Yatağındayken de yürüyor. Kalbi arş-ı Ala'da oluyor, ruhu secdelerde oluyor. Bak yürüyor, ruhen yürüyor. Yemek yerken bile yürüyor. Yemek yerken nasıl yürüyecek şimdi bir aklımıza, fikrimize, halimize de halimize de uygun ifade edilmesi lazım. Yemek yerken adam yürür müymüş? Hem de çok güzel yürür. Cennette öyle köşkler var ki içinden dışı dışından da içi görünür, girecek olanlar yemek yedirenlerdir. Bak ne kadar güzel yürüyüş. Gözün öyle adımları var ki ibretle baktığı zaman o adımlara vasıtaların, motorlu vasıtalardan tutun, bu füzelere kadar yetişmesi mümkün değil. Öyle bir adım atar ki ferasetle bakar, ilahi bir duyguyla nurla bakar, gözün adımını hesap edemeyiz. Eşyanın esrarını da belki müşahede ederek yürür göz. Efendimizin gelişi sallallahu aleyhi ve sellem hayatın gayesidir. O olmasa demek ki hiçbir kural tanımaz insan. Şu bir aile münasebetlerinde sayılmakla bitmez.
Evine selamla girecek, rızkını helalinden temin edecek, üstünü başını görecek, kalbini tatyip edecek, gönlünü memnun edecek, mesrur edecek, halini hatırını soracak, onu yetiştirecek. Efendimizin görevleri bu sallallahu aleyhi ve Sellem yol gösteriyor. Analarımız için hocalar tayin ediyor. Annelerimizin eğitimi için nasıl bir kural getirmiş. Kişinin hanımının ağzına vermiş olduğu lokmadan bile ecir ve mükafat kazanacağını ifade ediyor. Çoluk ve çocukların yetişmesi hususunda bir esas getirmiş. Tarif buyurmadığı hiçbir konu yok. Aile hayatında bir hocanın hanımına karşı, çocuklarına karşı vazifesi, çocukların ve zevcenin kocasına karşı, babasına karşı görevleri pek çok. Diyoruz ki yavrularımız azalıyor, yavrularımız yoldan çıkıyor, bunlara biz sahip olamıyoruz. Biz bu kuralı takip edersek olur. Kuralları takip ettiğimiz zaman. Demek ki Efendimiz hayatın gayesi, her şeyin manasıdır.
Onunla ne varsa o yerini bulmuştur. Onun gelişiyle her şey yerini bulmuştur. Ne olmuştur? Cahiller ilme nail olmuştur. Her şey yerli Kalp onu zikirle bulmuş, her şeyin manasını bulduk. Yoksa sadece yiyip içmekle bu hayatı tamamlayıp geçmiş, gitmiş oluruz. Ama öyle değil. Her şeyin manasını buldu gelişiyle Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ne dedik yememiz ve içmemiz bizim misafirimizi taziz edip, ona ikram edip, onu en güzel şekilde sahibine ulaştırmaktır. Bir eve misafir geldiği zaman ona ikram ediliyor. Bizim evimizin şu vücut evimizin misafiri ise ruhumuzdur. Biz ruhumuzla Rabbi Zülcelal'imizin huzuruna varacağız. O zaman her şey yerli, yerince olmuş oluyor Efendimizin gelişiyle Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Demek ki bizim şu vücudumuzu beslememiz ruhumuzu kuvvetlendirmek için, ruhun vazifesini en güzel şekilde icra etmesi için, mesela biz burada cuma namazını kılacağız ama onun gelişiyle her şeyin manasını buluyor. Kılarken ne yapıyoruz, azamet-i ilahiyeden titremeyi elde etmeye gayret gösteriyoruz, bu yerini buluyor. Ve cuma cem olmak, toplanmak, bir araya gelmek, bakın manasını buluyor. Müminler bir araya geliyor, halini soruyor, hatırını soruyor, ihtiyacı varsa bunu gideriyor, ne güzel. Ruh beklentisini buluyor. Ruh da safhaya kavuşuyor. Sadece bedenin değil ki Safa. Zaten bedenen çok muzdarip olan insanlar şu hayatta, ruhlarının safhaya huzura ermediği için, ruh huzura erse onu isterseniz dağın başına bırakın, ondaki neşe ilahi feyiz, rahmani coşkunluk ve tecellilerden dolayı büyük bir huzurun içerisindedir. O bu dünyaya hiç şefkat nazarıyla bakmaz. O hep ahirete bakar.
Ruh beklentisini buluyor. Ruhumuz gıdasını artık almaya başlıyor. İbadetle alıyor, zikirle alıyor, hakkı tavsiye etmekle alıyor, sabrı tavsiye ile alıyor, Kuran Azimüşşan'ı tilavetle alıyor, buna göre amel etmekle alıyor, onun ahlakıyla ahlaklanmakla alıyor, Efendimizin edebiyle edeplenmek suretiyle alıyor. Karanlıkta kalan, üşüyen dünya kainatın ufkundan doğan güneşle hayata kavuşuyor. Karanlıkta ne emir ve karanlıkta kaldı ki. Karanlık ne ki? Bak apaydındır her tarafta. Karanlıktan eser yok. Bu karanlık itikadi karanlıktır, ibadetteki karanlıktır. Kulluğun Mevla Zülcelal'e yapılmamasının karanlığıdır. Ahlakın fesada gitmenin karanlığıdır. Üşümemiz ise küfrün soğuğudur. Şirkin soğuğudur, nifakın soğuğudur, kötü ahlakın bizi üşütmesidir. Onun demek gelişiyle dünya hem aydınlanıyor hem de ısınıyor. Isındı, Cenab-ı Hak gönülleri ısındırarak karı zoluyor.
Mesela bir nikah mevzuunda karı ile koca, evlilikte birbirlerine mutlak ısınmaları gerekir Rum suresinde zannederim yirmi birinci ayeti celile-i cemilede Mevla-yı Zülcelal'imiz bize bildiriyor. Yirmi birinci ayeti celile-i Eshab. Her şey ısınıyor, kardeşleri birbiriyle ısınıyor. Donmuştu ya dünya, şirkle dolmuştuk, küfürle dolmuştuk. Efendimizin hayatıyla artık ısınıyor, insanlar ısınıyor, kafirler bile ısınıyor, onlara hidayet duygusuyla bakılıyor, ısınıyor. Müminler imanla ısınıyor. Aşıklar ve sadıklar, salihler ihsanla ısınıyor. Cenabı hak üşütmesin, karanlıkta koymasın. Velhamdülillahi rabbil alemin. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.