Bu namazda okunan infak suresi buraya lütfu duan hocamız gelmişti. Üst ağzımızın ilahi alemi yürüdüğü zaman. O gelişinde bu ayeti celileri oku. İlim ehli bir insan. Bu sebeple çok iyi biliyor. Gerçekten duygulanmayacak gibi değil. İsterseniz oradan bir husus söyleyeyim. Rabbimiz celalimizden şerli bir zümre olmaktan ona sığınırız. Hayırlı bir zümre olmayı murad ederiz. Diyelim ki şerli bir zümre, ne diyeceğiz? Efendimize geldiler Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sakif kabilesinden dediler ki ya Resulallah, şöyle şöyle kavimler var. Hele bu kavim çoğu İslam'a muhalefet deniyor. Çok büyük hakaret ediyor. Siz peygambersiniz. Bir mübarek elinizi kaldırın. Allah sizin duanızı reddetmez. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Sakif kabilesine hidayet lütfet'i ya Rabbi dedi. Şimdi burada Tufeyl Bin An Efendimize geliyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Habilesinden İslam'a girmeyi reddettiğini söyleyenler var. Diyor ki ya Rasulallah, bir beddua edin. O da buyuruyor ki ya Rabbi onları imana getir. Artık uğudu biliyorsunuz. Bunun yanında siz Tai Seferi, bunu da biliyorsunuz, bir gün Aişe Sıddıyka validemiz dedi ki, ya Resulallah. Peygamberler çok büyük eza görmüşler. On iki tane peygamber anlatılır. Onların çok eza gördüğünü buyurdular ki efendimiz, ya Aişe, nebiler içerisinde en çok eza çekeni benim. Ne buyurduğu o en çok eza çektiği günde o bize görmektir. O bize misaldir. O bizim uyacağımız en güzel üsve-i hasenedir. Ya Rabbi onlara hidayet ver. Onları bilmiyorlar da onun için yapıyorlar bulurdu. Böyle bir peygamberimiz var bizim. Beddua etmiş midir? Hür yüzüne yapılan hakaretlerde hiç yapmamış. Ama din yüzüne yapılan hakaretleri bağışlamamış. Böyle bir fiil ver. Sen de Allahü Teala Aleyhisselam'ne. Şimdi biz buna imreniyoruz.
İmrenmemek mümkün değil. Fakat ulaşamıyoruz. Ne yapacağız? Aynileşeceğiz. Ayn iyileşmek nedir? Şimdi biz rabıta yapıyoruz ya, aslında rabıta ayn iyileşmek demek. Şöyle, burada bir çay veya bir süt diyelim. İçine şekeri attık. Şekeri karıştırdığımız zaman sütü ve çayı, içinde olduğu gibi kayboldu. Rabıta da biz zaten bu rabıta yaptığımız insanın özelliği çok önemli. Fenafillah olacak. Vehhabillah olacak. Allah'ımızda yok olur. Onda hakim olan Rabbimizin iradesi, bunun dışında hiçbir şey olmaz zaten. Mümkün değil. İkincisi beka haline erişmiş. Beka da varlığı Allah ile. Şimdi rabıta inerken ne oluyor? Artık onun kisvesine bürünmüş oluyor. Esad diğer birliği hazretleri sırra Mektubat'ında şunu ifade mi? Müridane Esad Efendimizin kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem müridanından biri diyor ki efendim ben rabıta halindeydim.
Sizin şu sadrınızdan yukarısını böyle yemyeşil böldüm deyince buyuruyorlar ki fena firasul hadi zuhur ediyor. Ama geçiş o kapıdan. Oradan geçiyor. Bak aynileşiyor. Ondan sonra efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Cenabı hak'ta eriyor. Ne diyeyim artık buna? Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklanıyor. Rasul-ü Ekrem Efendimizin Salli Allahu Teala ve sellem ahlakıyla ahlaklanıyor. Burada şerli zümre olmaktan Cenabıhakk'a sığınırız. Onlar Rabbi Zülcelal'imizin emrini tanımayan, Resulünü kabul etmeyen zümredir. Onlar için yarattıkların artık buradaki Türkçe anlamını demeye gerek yok, en şerlileridir. Şimdi hayırlı olan kimse nedir? Özelliğini de bildiriyor Cenabı Hak. Onlar iman eden ve salih amel işleyen. Aslında bizi, bizi çokça düşündüren bu. Bizim de Arifani İlahi, Arhani ilahi dediğim büyüklerimiz arasında fark şu.
Şimdi biz burada namaz kıldık ya, yerine göre evradımızı da okuduk, ezkarımızı yaptık. Diğer neyse Kuran-ı Kerim. Biz ne deriz? Elhamdülillah taatlerimizi yaptık. Bunlar bunu bilmez işte. Onlar der ki yaptık ama kabule şayan buldum der. Hadisi şerif aleyhissalatü vesselam efendimiz kişi namaza durur mu diyor. Eğer gönlümüz karışık olursa, öyle sağa sola saparsa, değişik düşünceleri, rüya, kibir, benlik, kendimizi beğenmek gibi hallere bürünürse güzlerimize çarpılıyor. Aynen hadis-i şerif, onlar bu devrinkine düşüyor. Acaba amelimiz Salih midir, deyim midir? Şimdi biz de bize tefekkür ediyoruz. Amelimizin Salih olması ne demek? Diyelim ki biz memleketimizde meşhur her yöreye göre meyveyi Cenabı Hak lüt etmiş. Bizim memleketimizde de elma veya armut yiyoruz. Armudu yediğimizde, isterse adamın gözü bölmesin, önüne getirsek meyveleri biz demiyoruz. İşte buyurun yiyin.
O elimi atıyor, eline bir meyve geliyor veya doğranmış da olabilir, dilinlenmiş bir şekilde. Bu armut diyor. Ondan sonra elini bir atıyor, ağzına götürdüğünde o meyve, bu da şeftalidir diyor. Ondan sonra bir diğerine elini atıyor, bu da elma diyor. Gözü gülmüyor. Tadını alıyor. Şimdi biz namaza durduğumuz zaman gözümüz görse ne olur? Gözümüz görürse Allah'ımızı görür gibi ibadet etmiyor oluruz. Görmeyince onu görür gibi taat yapmak işte namazdaki haşyet zaten bu ifade ediliyor, haşyet hususu. Onun tadını alırız. Ondan sonra elmanın tadını aldığımız gibi armadım da. Ne yaptık diyelim? Allah için bir araya geldik. O Allah için bir araya gelmenin de lezzetini alacağız. Mesela ne diyoruz? Allah için biz kardeş olduk. O kardeşliğin tadını alacağız. Diyelim ki diyelim ki bir mümine acıyoruz. Onun sıkıntıya düşmesini. O kardeşliğin tadını alacağız, lezzetini alacağız.
Ona yardımcı olmanın, ona hizmet etmenin verdiği tat ve lezzet bizim gönlümüzde hissedilecek. İşte salih amel denildiği zaman yaptığımız taatlerin zevkine ermek. Secdeye vardığımızda da, kıyamında da, vukufunda da bütün diğer taatlerde. İşte bizi düşündüremiyor. Kabul olup olmama noktası bu. Bir de salih amel ancak mutmainne sıfatında meydana gelir. Şimdi gel de düşünün. Bu mayınne sıfatı, nefsinin mertebelerinin kişi geçmiş. Burada akşam gelenler var. Değişik yerlerden gelenler var. Düşündü. Allah'ımızın kulları dedim. Hallerini anlatalım, temiz kimse der. Oturduk. Bu nefis mevzuuna geldi. Hatırmada tren istasyonu. Şimdi bilmiyorum istasyonlarda durur mu? Durmaz mı? Mutlaka durur. Tren diyelim Kars'tan çıktı. Sivas'a geliyor. Sivas'a gelene kadar birkaç yerde ne yapar? İstasyon olur. Ondan sonra Ankara İstanbul'a gidecek. Böyle belli yerler var istasyonlar. Oradan geçerek gider.
Şimdi biz Kars'tan başladık yolculuğa. Ana rahminden geldik pazara. Bir kefen aldık gittik mezara. Ne kadar yüksek olsa da şanın iki taş olur, şanın. Şimdi biz İstanbul'da vereceğiz. Gelin Medine'ye verelim. Medine'ye vereceğiz. İstasyonlardan geçiyoruz. Bu istasyonları Rabbi zülcelal'imiz bize nasıl haber veriyor? Sure-i Yusuf'ta emmare. Nefis ne derse o yapılıyor. Canım benim, şöyle yiyecek canımı istiyor. Pek tadı yok yapamamışlar. İşte şu yemek, işte istasyonları nasıl geçeriz böyle bir en malum bu. Ne yiyeceği, ne giyeceği, ölüp bu deftere düşmüştür. Nereden ne yiyeceğiz, ne yiyeceğiz, nasıl zevkli bir hayat yaşayacağız, nefis bunu ister. Artık Sure-i Kıyamet'den, Kıyamet'den nevvame sıfatı var. Ondan sonra Şems Suresi'nde Münevvere, Fecir Suresi'nde Mutmain'de, Razi'ye, Merci'ye. O zaman amel salih oluyor.
Hatta öyle bir kıymeti haiz ki, şu balgam vesair yerden biz yapı için taşlar getiriyoruz. Bütün umum umum ne kadar çeşidi olursa olsun taşların genel adı mıdır? Çünkü zümrüt de bir taştır. Yakup da bir taştır. Onlar gönüllerimiz zümrüt gibi, Yakup gibi rabıtasıyla da, zikriyle de, Mevlamıza dönüp münim oluşuyla da bu hale getirmiş. Şimdi onlarla biz farklıyız. Aynı taş ama o taş, Zümrüt. Ne olmuş? Biz bu yola girmişiz. Böyle dediler ya, dontulmamış dediler. Allah korusun bu tabir de hoş olmadı ama, gelin şu güzel bir taş gibi girdik. Ama bu taş Allah'ın izniyle istiğfarımızı okurken, tevhidimizi okurken, salat-u selam getirirken, perhizlerine de dikkat ederken haramlara düşer. Sonra rabıtamıza da bilhassa murakabelerle çünkü bunun da aşamaları var. Bununla beraber ahlakın gelişmesi de var. O zaman tabii ki değeri ölçünemiyor. Bunu Cenabı Hak bize haber veriyor.
Bakın, o zümrüt gibi olan, yakut gibi olan, değeri ölçünemeyen ecir ve mükafatına sevap verilirken bihavi-i hesap olan, hesapsız olanlar bunlar işte. Türkçesine döndüğümüz zaman dediği, dediği gibi şimdi, şüpheli demiyorum. Ama mana otur. İnanıp yararlı iş işleyenler işte onlarla yaratıkların en iyileridir. Hayır. Dendiği zaman öyle bir iman ki, öyle bir iman ki, aynen Ammar bin Yasir'in Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz onun kemiklerine de işlemiştir buyuruyor. Kemiklerine işlemiş. Öyle bir iman ki şöyle bakıyoruz bir dağ görünüyor. Dağa bakarken dağdaki o ilahi güzellikler yaratılışındaki hikmetler görünüyorsa, iman bu işte. Kulağımız sabah vakitlerinde kuşların ötüşünü çok duyarız. O kuşlar öterken Allah'ı zikretmeyen hiçbir varlık yok. Öyle cik cik ötüyor gibi değil. Allah'ımızı zikrini duymak bir iman bu işte. Biz bunlarda yoğunlaşacağız. Yüzünden geçersek ne olur?
Yüzünden geçerse, biz nohutla, fasulyeyle, buğdayla, arpayla uğraşırız dağın yüzüne ettiğimiz. Altındaki o kıymetli madenleri göremez. Bor madenleri, bir tanesini. Eğer tam çalıştırılabilse ülkemizde, dört yüz sene hiç çalışmaya gerek yok bunlar. Sırtüstü memleket kazanır. Biz hep yüzünde kaldığımız için bu kadar yeter, ister bu kadar yapabiliyoruz diye diye, diye diye buharı geliyor. Onlar ne diyor? Efendim bizi bırakma diyor. Sohbetlerde bulunduğum için duyardım. Yoruldum efendim. Biz per ve perişanız. Bırakma. Şöyle, sizin burada ifade ettiğiniz özel vasıfları haiz kişilerden olalım. Şu dünya fırsatı bize bir defa elimize geçer, ikinci defa da yok. Ne oldu? Şuna bir yetişelim. İyip yalvaranlar olur. Bırakmazdı. Sorarlardı. Efendim ne yapalım, nasıl bilelim? Bir bir tarif buyururdu zaten. Asılıyorum. Zaten Cenabı Hak da öyle olduğu zaman lütfediyor. Mesela Allah'ımız isteğin buyuruyor.
Bul istediği zaman Allah'ımız veriyor. Biz canı gönülden ya Rabbi, sana kul olmak istiyoruz. Gerçek bir kul olmak istiyoruz. Böyle yüzeysel değil, candan. Abbilyeti elde edebilmek. Buna neden ulaşamıyoruz? Biz akşamki o gelenler bize çok büyük bir açılır oldu bizde onları görmek, onların himmeti oldu bize. Biz kendimizden değil. Onların herhalde özel milliyetleri bize bunları hatırlattı. Dedim ki biz bağ bahçeye tarlaya bir tohum atıyoruz. Ne tohumu diyelim? Bu haber ilmekle bitmez ki. Ne oldu olur? Fasulye olur ve sahip olur. Ama bunun yanında otlarda verir. Eğer otiler onu kullanılmaz, sonra mücadele edip de onları biz yolu yok etmezsek ne olur? O gittiğimiz füze nohutunda, fasulyesinde kıymetli nimetlerin üstün dürter onu. Üstün dürter büyütmez onu. Halbuki çok kıymetli nimetleri.
Şimdi bizim ruhumuzda olan bu güzellikleri nefsimiz bitgul diyemediğimizden, o nefsimizin heva otları neleri onu olduğunu müsaade. O zaman Esselamle Allah'ımız ilk ilham, buyurmuyor. Başta fücura, kötülükleri bir kere yolun taşlarını atın buyuruyor ki yola devam edebilesiniz. Yoksa olmuyor. Bak Tevhid okuyoruz. Tevhid'de Rabbimiz bize bana nail bulmak istiyorsunuz, o zaman nefsinizin engellerini kaldırın buyuruyor. Es'amina. La ilahe demek şirk, nifaktır. Ondan sonra büyük günah, küçük günah, masiva, her şeyi kaldırıp illallah demek. Yoksa olmuyor. Temizlenmedikçe mümkün değil, mümkün değil. Bunlardan da kurtulacağız biz. Ondan sonra hasır hocam. Hepiniz biliyorum, hepimiz çiftçiyiz diyelim. Adem peygamberimizin mesleği. Evinin önünde az bir yer de olsa ne yapar? Eğer bir taş ne varsa ekeceği dikeceği yer. Onu bir kaldırır. Çalısı, çırpısı bilmem filan varsa onu da kaldırır.
Sonra toprağa verimli bir hale getirir. Aynen bunun gibi. Kalbimizdeki nefsin de, şeytanın da, dünyanın da, şeytan sıfatlarını da, da, sıfat insanların da biz de açmış olduğu kötülükleri kaldırmadıkça yürün. Ancak o zaman açmayın. Bayezid gibi İslami efendilerimiz dedi ki Ya Rabbi, ben sana nasıl ulaşırım? Nefsin arzularını bırak ve üre gel. Bunu uzun boylu anlatmaya gerek hadisi kutsiler var. Demek ki salih amel işlenirse onlar insanların böyle yaratılmış varlıkların en seçkinidir. Zaten yaratıklar bizim kulluk vazifemizi icra için. En son kısmında onların mükafatları anlatılıyor Cenabı Hak onu ifade buyuruyor. Mükafatları cennetlerdir. Cennet diyoruz ama biz hangi cennettir o? Diyoruz cennetler. Cennet iki şekilde. Birisi huriler. Bu menkulat ve menkulat. Böyle nikah edilecek huriler. Menkunat yiyecekler. Cennetü'l maarif olursa ne demek o? 0 ilahi nimetleridir.
Rabiatü'l Adeviyye annemiz buna eriştiği için Vakfa suresinde canınızın canınızın istediği kuş etlerinden ikram bulunacaktır deyince Esselamü bir cezbeye geldi. Allah'ım dedi Rahbiyetü'l Hazmiyye annemiz. Beni kuş etleriyle oyalama dedi. Ben senin cemalini istiyorum dedi. Cennetül maalif budur. Atlarından ırmaklar akan cennetler, Orada ebedi olarak kalacak. Çünkü Allah'ımıza imanda ebedi, taatlerde ebedi mümkün. Allah'ımız onlardan onlar da Cenabı Hak'tan razı dediler. Allah'ımız onlardan, onlar da Rabbimize razı dediler. Bu nimet kim için? Hiç şüphesiz, asil, mühim olan nokta budur. Rablerinden korkan kimselerdir. Şimdi bunu böyle alırsa biz hata etmiş oluruz. Hayır. Azabından korkuyoruz, cezasından korkuyoruz. Haşyet nedir? Haşyet onun zevi karşısında. Artık anlatılamayacak ashabe efendimiz bile öyle buyurdu. Onu hakkıyla kimse tatmin edilemez.
İlla müşrikler için kullanmayın bu ayet Cennet'i. İşte onlar Allah'ımızı tanımaz da putlara taptık. Evet, doğru. Bunun yanında biz Allah'ımızı tanıyabildik. Böyle, nazari olarak ifade ediyoruz ama şuhu değil olanı yok. Bir veliyi okudum hayatını. Onu anlatırken şöyle bir izah gördüm. Ama bu güzellikleri elde eden Allah'ın dostu. Hiç diyor gözünün yaşı korumazdı diyor. Bu niye anlıyor? Mesela biz görünüyor ya, efendimizi ne ya tanımış değiliz. İnşallah siz tanıyan kimselersiniz ama biz tanıyamamışız. Bakın o gösterimde bir şey söylüyor. Devamlı diyor, daha akıl vali değildi, çocuk yaştaydı ağlardı. Bak orada öyle bir mesaj veriyor ki. Bazı hocalar geliyormuş. Dedeme diyorlarmış, Hasan Efendi niye ağlıyor? Bilmiyorum hocası, hiç gözyaşı durmuyor, ağlıyor. O ağlayışı hatasından değil. O ağlayışı Allah'ımızın azamet-i ilahiyyesi karşısında.
Ashabı Güzin Ashabı Güzin Sıddıyki Azama bakıyoruz vesairlerine radiyallahu anhüm ecmain efendilerimize çok ağlıyorlar. O ağıtlar azameti ilahiyeden dolayı. Bu nimetler kim içindir? Onun azamet-i ilahiyesinden. Onun karşısında bu nimeti eğlendiler. Geçenlerde ifade edilir ama şimdi hatırlayabilirsem değil mi desem? Onlara iki cennet verilir satırladınız. Birisi dünyada ibadet ve taatin, ona kulluğun, aşk ve muhabbeti, ikincisi ilahi nimetlerin üstünde bir nimet cemali ilahisi. Elhamdülillahi rabbil alemin. Yalnız biz o ayeti celileyi altmış yedinci Ayet Celil Zuhruf suresinde okumadık. İnşallah vakit bulduğumuzda yalnız şu kısmını söyleyelim. Yani nice dostlar vardır. Burada İmamı Gazali rahmetullahi ilvari efendimiz kardeşliğin esaslarını sıralıyor. Diyelim bir sekiz madde. O sekiz maddede her maddede üç esasa dikkat ederek gülüyor.
Mesela birinci maddede bunun diyor üç sınıf halinde ifadesi var diyerek gülüyor. Şu bulunduğumuz yerden bunun sanki Ravzai Mutahharasının bir şubesi gibi olan mekanda Medine-i Münevvere'de mübarek vücudu saadetinin bulunduğu mekanda onun ruhaniyetine ve peygamberan nizam ve piran nizam. Bütün geçmişlerimizin hususen şu sabah vaktinde aşkla muhabbetle buraya gelen, buraya gelme nimetini gerip kıymetini takdir eden kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhuna