Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi Hamd alemlerin rabbi olan gökleri ve yeri karanlıkları ve nuru yaratan Cenabı Hakk'a salat ve selam ise Onun resulüne ve resulünün ehli beytine ashabına ve onların yolundan gidenlere olsun. Peygamberimiz efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Şemail I şerifi. Ramazan-ı Şerif'te iftar sofrasında bir araya gelmişti kardeşlerimizle. Onlardan bir tanesi gözyaşlarıyla bize şunları anlattı. Dedi efendim ben bu yola süluk ettiğim için, bu yola dahil olduğum için Cenabı Hakk'a ne kadar hamdetsem az. Efendimizin huzurunda oturuyordum sallallahu aleyhi ve sellem. Cennet bahçesine yakın bir mekanda idim. Rabıtalı bir şekilde murakebeli bir şekilde boynumu büktüm. Onun dergahına Rabbi zülcelal'mizin kalbimi ve gönlümü açtım. Fakrımı acziyetimi ifade ettim. Bir de ne göreyim. Bütün nuruyla, heyetiyle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem teşrif buyurdu.
Yanında Bilal-i Habeşi vardı radiyallahu anh. Efendim ben çok Şemail kitaplarına baktım. Onun evsafını, onun güzelliğini kitaplardan, satırlardan okudum. Ama o satırlarda yazılana efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hiç benzemiyor demişti. Yine bir kardeşimiz geriden müşahede ettim o mübarek boyunlarını tarif edemedim. Az bir yüz kısmı sakalları görünür gibiydi ama tarif edemiyor. Bizim memleketimizden Ahraz Ali diye bir kardeşimiz hem omresini hem de haccını yaptı. Bir gün sabah namazını müteakip, idrak vaktinde Kuran okuyoruz Ravzai Paki Nebi'de sallallahu aleyhi ve sellem.
Şöyle bir gerime baktın rengi bembeyaz olmuş belli ki kendinden geçmiş bize ahrazca ahrazın dili gibi efendimizi öyle bir ifade etti ki sallallahu aleyhi ve sellem ahrazca tabiriyle Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi öyle bir güzel sevgisini, muhabbetini ifade etti tarif edilmez, yüzünden de anlaşılıyordu ki o nebiler nebisini müşahede etmişti sallallahu aleyhi ve sellem. Dokuz yüz yetmiş üç ve yetmiş dört. Üstazi Alimiz Hacı Hasan Efendi Kadı savra öğle vaktine yakındı. Ashab-ı Sofvede ayağa kalktı. Efendimizin mübarek kabri şerifini anlatmaya başladı. Dedi ki aynen zemzem kuyusuna inilir gibi bugünkü şekliyle değil. O günkü zemzem kuyu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem üzerinde efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine teveccüh buyuruyor. Nurunun şekillerini anlatmaya başladı, Daha başka güzelliklerden de öyle bir ifade etti ki tahammül edilemezdi.
Hiç unutmam, cidden bir zat geldi bize, kendisi bir okulun da müdürüydü. Allahu alem hak üzerine çalışma yapan Muhammed Ali Zihni. Onun gelişi ile üstazı zalimiz, Lihye-i Saadeti Efendimiz sakalı şerifini çıkardılar. Mübarek sakalı şerifinin bulunduğu can fanusu ele aldıklarında zaten nurlu idi. Nuru ziyadeleştikçe ziyadeleşti. Ziyadeleştikçe ziyadeleşti. Mübarek sakalları sanki bir toplanır gibi oldu. O anı görmek gerekirdi. Efendimizi biz Şemaili şerifini ifade edeceğiz ama burada yazılanlar gibi değil. Onun asıl vechi saadeti cennette müşahede edilecek. Efendimizin şemail I şeriflerine gelince, efendimiz orta boylu idi. Boyu ne uzun ne de kısa idi. Rengi alileri ne çok beyaz ne esmer ikisinin arasıydı. Saçı ne kıvırcı ne de düzdü. Göl ve taranmış idi, parlaktı. Yüzü sanki dolunay gibiydi. Yüz rengi beyaz, içinde hafif kırmızıyı andırırdı. Boynu güzeldi, kemikleri iriceydi.