Hemen hemen Arifani ilahi olsun Ulema-i Kiram Aleyhisselatu Vesselam Efendimize derin bir sevgileri, derin bir muhabbet ve aşkları vardır. Dedem de bu hususta bir şiir yazmış, Kendisi bir gece kalkıyor, o zaman seccade daha ziyade postun üzerine oturuyorlar. Dedemin burada bir tekkesi varmış, geyik derisinden. Esabi Erbili Hazretleri'nden icazet almış, çok kısa zamanda almış ama, çok kısa. Oradaki altmış senelik, yetmiş senelik halifeler gönüllerinden geçmiş biz elli-altmış sene oldu bu nimete erişemedik bu Mustafa Efendi hemen hilafet aldı diye gönüllerine gelince Es'adi Erbili Hazretleri buyurmuş ki Şeyh Mustafa Efendi öyle bir ocak korumuş ki, şer-i Şerife öyle riayet etmiş ki bir kibrit çalmayalım mı buyurmuş. Bu kibrit kutbu cihanlar tarafından çalınır. O müstesnadır, izinlidir onlar.
Sonra icazetlerini almışlar, memleketine geldiğinde Efendimize derin bir saygısı var gece postun üzerinde o dergahını. İşte şöyle basit gibi görünüyor ama ilk dergahtan gelir gelmez Esadi Elbili Hazretleri'nden zikre başlamış bir karanfil kokusu yayılmış yalnız. Bu velilerin kendine mahsus da bir kokuları var. Karanfil kokusu cezbelenler olmuş, cezbelenenler olmuş. E devam etmiş irşadlarına. Dedem de bir gece kalkıyor, postun üzerinde ağlıyor, diyorlar ki baba niye ağlıyorsun? Resulullah'ı gördüm diyor sallallahu teala ve sellem, böyle bir muazzam kürsünün üzerinde, oradan inmiş dedemin alnından öpmüş. Onun üzerine şiirler söylemiş, bu şiiri bir değişik. Bir başka, e bir bakalım, şu cihanda ya Muhammed senden ala bulunmaz. Hak habibisin lütfeyle ya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vessellem.
Ya ilahi kıl inayet ol habibin aşkına, ümmetliye kabul eyle ya Muhammed Mustafa sallallahu teala. Yalnız burada önemli bir husus var, onu da arz etmek istiyorum. Bir Muhammed ümmeti olmak var, bir de Muhammedi olmak var. Mürşid-i kamillerimiz Muhammedidir. Böyle eserlere baktığımız zaman Sadat-ı Kiram Azaratı anlatılıyor, orada bir tabir geçiyor, mutlak dikkat etmiş olursunuz. O da meşrebi Muhammedidir, Muhammedidir diyor. Muhammedi meşrepte. O Muhammedi meşrepte demek ona vekil demek. Nebilere varis olmasıdır. Burada çok büyük bir hakikat var. Muhammedi özelleşiyor artık. Ta gönlünden geliyor, içinden geliyor. Biliyorsunuz Hazreti Bilali, Selman radıyallahu anh, Suheyb-i Rumi bunların neseb olarak hiçbir yakınlığı yok ama evladım diye buyurdu. Bu evladım ifadesi fegalen Nebi'yi sallallahu teala aleyhi ve sellem, külli takiyyin eylü Muhammed.
Şimdi bir el var, devam eden bir silsile var, bir de ehli olmak var. Bu münakaşa götürür. Yalnız şunu diyeyim, bu ancak ahbaba ve yarana söylenebilir. Mesela Ömer İbnü'l-Fağrıl diye bir Arap şairi var. Bir gün uyanırken ya Resulallah, ya Resulallah dedi. Efendimiz buyurmuşlar ki sen benim evladımsın. O da diyor ki ben Mısır'ın falan karyesindenim ya Resulallah, sen benim evladımsın buyuruyor. Ona evlat olmuş. Bu Medine-i Münevvere'de Kuba tarafında üstadımıza bir eza olmuş. Arabalarını taşlamışlar. Bu Nevşehir'den kıymetli bir zatini askeriyeden Lütfi Koca Kor diye o kullanıyor arabayı mahzunleşmiş ama Efendimiz. Böyle bir taşlama olunca gelmiş Ravzai Paki Nebi'ye Ashab-ı Sofraya oturmuş. Mahzun otururken Efendimiz derhal zahir olmuş sallallahu aleyhi ve sellem. Evladım buyurmuş. Bak bu büyük bir nimet bu.