Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, nübüvvet silsilesinin hem çekirdeği hem de en son veren mükemmel meyvesidir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bütün cinlerin ve insanların peygamberidir. Mihrab-ı Mekke, minber-i Medine ve yeryüzü mescid olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Kuran-ı Azimüşşan'da üç sevgi haber verilir. Ayet-i celîle, yukarı ile elbette münasebetli. Münasebeti işte babalar, kardeşler, kavim, kabile, evler, barklar, ticaret malları, size şu üç şeyden daha sevgili olmamalı diye ifade edilirken, birinci sevgi Allah sevgisi celle celaluhu. İkinci sevgi Resulü'nün sevgisi, sallallahu aleyhi ve sellem. Üçüncü sevgi cihad sevgisidir.
Eğer size Allah'tan celle celaluhu, resulünden ve onun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise, o zaman Allah katındaki, hakkınızdaki toplumsal çöküş emrini gönderinceye kadar bekleyin. Eğer bu sevginin üzerinde sevgilere, Cenab-ı Hakk'ın habibinin ve cihadın dönülecek olursa, meyledilecek olursa toplumsal bir çöküş meydana gelir. Bu gönülde de meydana gelir. İnsan hayatında huzursuzluk. Gidelim mahkemelere, bununla alakalı olanlara soralım. En çok dava aile hususunda, geçimsizlik had safhada. Bunu artık hep alakalılar ifade ediyorlar, söylüyorlar ve görüyoruz. Sebebi bu işte. Allah'ın merasulü'nün ve cihad sevgisinin bizde galip olmamasından dolayı, ailede öyle, iş yerlerinde öyle, mesai her yerdeki sıkıntı bundan ileri gelmekte. Bunda da hiçbir şüphe yoktur tabii. Bu hadis-i şerif çokça zikredilir. Zaten burada anlatılmayan bir husus yok.
Yalnız bunlara riayet etmek, mühim olan bunu hayatımıza geçirebilmek, yoksa haber verilmeyen hiçbir şey yok. Enes bin Malik radıyallahu anh tarafından rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Sizden biriniz beni anne babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam anlamıyla iman etmiş olmaz. Şimdi biz bunu okuduk. Diyoruz ki bize Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem her şeyden sevgili olacak. Bu nasıl olacak? Bunun nasıl olacak demeye hiç gerek yok. Biz Kitabı Kerim'e, Sünnet-i Muhammediye'ye, aldığımız evrat ve ezkara dikkat edeceğiz. Eğer bunları yerli yerince yapmaya çalışır, devam edersek o zaman zuhur eder. Yoksa olmaz bu. Bakıyoruz, yıldız ay. Ne zaman görünüyor? Ortalık karardığı zaman. Gözümüzle bizim maddi olan değerler, maddi olan değerler zaten sayılıyor. Hem şeyde de var.
Al-i İman Suresi'nde on dört diye biliyorum. Ayet-i celîle şu, es-Subl-i Burada yedi veya sekiz, Tevbe Suresi'nde yirmi dördüncü ayet-i celîlede de haber verilir. Bu Al-i İman Suresi'nde on dördüncü ayet celîle imiş. Bu kavramlar bizde hakim oldukça bu sevgi zuhur etmez. Bu duygular bizde kararacak. Yani bitecek bu duygular. O zaman ilahi yıldızlar, ilahi nimetler peydah olsun. Diyeceksiniz ki Güneş, güneşin yüz üç, yüz dört katı büyüklükte yıldızlar var. Bir kere onu karartacağız. Gözümüzde onu büyütmeyeceğiz. Bu da dediğim gibi evrad ve ezkarımız. Bir düzenine baksak, Tevrat'ın ve ezkarı öyle bir güzel tanzim edilmiş ki hayran kalmamak mümkün değil. Biraz düşünmemizle alakalı, biraz tefekkür edeceğiz. Nereden tefekkür edelim? Biz bunu metrubat'ta, Es'ad-ı Erbili Hazretleri'nin baş taraflarda Evrad ve Ezkarı haber verin. Dilimle diyor haber verdiğim gibi, bir de kalemle diyor.
Size anlatayım. Orada bir ölüm tefekkürünü anlatışı var, bir rabıtayı ifadesi var. Çok müstesna. Şunu diyor, iki taş, bir kese yok. İki yok, ne diyor? İki kesek bir taşa bela diyor. Yalnız bunun yanına biz neyi alacağız? Ruhaniyet onu söylemek istiyor. Aman ha, ruhaniyeti yardımcı olarak alıp, güç ve kuvvet sizde hasıl olsun ki nefse yenik düşmeyin. Ne güzel haber veriyor. Diğer bir ayet-i celîle, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, müminlere öz nefislerinden evladır. Şu son zamanda iyi sarılalım Kur'an-ı Azimüşşan'a ve sünneti Muhammediye'ye, Ehl-i Sünnet velcemaat görüşü olan kimselere. İtikat kitaplarında biliyorsunuz bunları ev verdik biz kardeşlerimize. Bunlara dikkat ederiz, itikadi noktalara dikkat ederiz, yanılmamaya çok çalışırız. Eğer biz Ehl-i Sünnet Vel'cemaat üzere olan alimlerimize dikkat edersek, şaşırmayız Allah'ın izniyle. Evet.
O Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, müminlere öz nefislerinden evladır. Zevceleri müminlerin analarıdır. Bunu söylememin sebebi şu, Ehl-i Beyt'e bizim gayri ihtiyari bir muhabbetimiz var. Ehl-i Beyt sevgisiyiz. Üç sevgi haber verilir, bir evladı yetiştirirken üç sevgi ile yetiştirin buyruluyor. Birisi peygamber sevgisi, sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ehl-i beytin sevgisi, belki sıra değişik olabilir, Kuran-ı azimüşşan sevgisi. Bunu şunun için söylüyoruz. Bunu çoğu kere duymuş olabiliriz. O duymakla yetinilmiyor. Amel etmemiz gerekiyor, duyuyoruz ama amel etmemiz için ifade buyruluyor. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu, Üç özellik vardır. Şimdi bu özellikler sayıldığı zaman, kendimizi bir veznedeceğiz, ölçeceğiz. Acaba bu bizde var mı, yok mu? Bu dünyadaki hadiselerle belli olur. Bunlar kimde bulunursa imanın tadını tadar.
Allah ve Resulü'nü bu ikisinden başka herkesten fazla sevmek. Bunu nasıl bileceğiz biz? Şimdi biraz geçer gibi oldu da düğünler neler yapılıyor. Yapılıyor. Geçse bile düğün salonlar var vesaire oralarda bu vazifeyi icra ediyorlar. Diyelim nikah çok önemli bir sünnet. Bu nikahı biz emri ilahinin dışında şeytanın arzusuna göre mi yapıyoruz? Yoksa Rabbamızın istediği şekilde mi? İşte burada belli olur. Canım bu ömürde bir. Biz abdest alın, namaz kılarız, istiğfar okuruz. Bir omre yaparız, hac yaparız, geçer gider, ondan geçmesin. Umulur ki buyuruyor Cenab-ı Hak. İşte bak buralarda belli olur. Benim yavrumun bir neşe günü, neşe günü Kuran-ı Kerim'le de yapılır. Güzel bir ilahi ile diyelim o günün mahiyeti de olur, başka hususlarda olur, bunu anlatan bir kimsenin sohbetiyle de yapılır. Biz üç düğün yaptık, üçü de salonda da yaptık. Hiç bunlardan birisi yoktu.
Ne çalgısı, ne buna benzer emri ilahiye muhalif bir şey yoktu. Bundan insan kaybolmaz, şereflenir. Bu nasıl bir fikir? Bu nasıl bir fikir demeyelim. Biz peygamberimizin sözüne cami gönülden sarılalım çünkü bu insanı rahatsız ediyor, üzülüyor insanı. Çünkü iti cihan güneşi var. İşte belli oluyor. Bir ticarette belli olur. Allah ve Resulü'nün sevgisinin her şeyden üstün olması gerektiğini, inan öyle hususlar var ki, Efendimiz'in diye düşünüyordum, Hz. Ömer'in olduğunu radıyallahu anh sonra kayıtlardan gördüm. Kişinin namazına bakmayın, taatlerine bakmayın, dirhemine bakın buyuruyor. Acaba o dünyevi hususta menfaat baş gösterdiği zaman nasıl hareket ediyor? Buralarda belli olur. Yoksa konuşuruz, bize o her şeyden sevgilidir demekle olmuyor. O fiiliyatta gösterilmesi icap ediyor.
Sevdiğini Allah için sevmek, Cenab-ı Hak kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek. Bu sözlerin dışında bir şey söylemeyelim diyoruz ama bu büyük bir oyun. Bunu işte bir atasözü gibi de söyleniyor. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in mesela kişi sevdiğini Allah için sevecek. Öyle bir batıl ifadeler var ki, ne bileyim, sevgide koç gelecek, girdin, koyun esirgenmiş. Bu ayet değil, hadis değil. Ne biçimsiz sözler. Evet, ayetler ve hadisler var ama onları bilmemiz gerekir. Buna mümasil doğumlu yanlışlıklar var. Hani konuşurken bakıyoruz ayet mi okunacak, hadis-i şerifler mi okunacak? Yok. Böyle klişe bazı sözler, bunlarda geçiştirilip bir gün. Bizim inşallah bütün gayretimiz bu olacak. Biz şunu hatırımızdan hiç çıkarmayalım. Allah'ımız bize neyi emretmişse, o 0 kadar bir huzur verir ki insana, bunun tarifi olmaz.
Hem maddi faydasını görürsünüz hem de Allah'ımız en az bire on vermek suretiyle mükafatlandırıyor, hem de gönlün huzur içerisinde oluyor. Diyelim ki bu mübarek yolda Sıddîk-ı Azam'la, Ali Keremullah ve Sellem Efendimizin devam eden yolunda Abdülhalıkı Vojrevani Hazretleri Hızır aleyhisselamdan on bir esas alıyor. Bir nefyi ispat var. Tevhit okunurken nefes göbeğin altına alınır. Nefessiz tevhid okunuyor. Ol. Okuyorum böyle, bazı eserlerde görüyorum, adam stresli, sıkıntılı, ruhi bunalım içerisinde, diyor ki bu bir tanesi. Bunun gibi neler var neler var. Siz diyor bir dakika kadar nefesinizi almayın diyor. Ya bu nefesimi ben boş yere almamaktansa Hızır aleyhisselamın Abdülhalib ve Vojdevani Hazretleri'ne öğrettiği tevhidi yaparım. İman kemale erer. Belki bunun sebeplerini şu anda bilemeyebiliriz Ama öyle bir ruhani, manevi hal yaşanır ki tarifi yok. Her şeyiyle müstesna.
Çok şükür bu batılların söylediği sözler biraz unutuldu. Hep onlar söylenirdi. Ayet-i celil okunur, hadis-i şerifler okunur, fazla üzerinde durulmaz. Ama alır bir yabancı düşünür diyor. O düşüncesi olmaz yabancının. Tefekkür mümindedir, Müslümandadır, inançlı insanlardadır. Bizim Kitabı Kerim'imiz bu tefekküre haber verir, onların bundan haberi yok. Kaşif diyor. Kaşif demek keşfeden, iç gözlere açılan demek. Kuran-ı Kerim'de geçer bu Hac Suresi kırk altıncı ayet-i celîlede. Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur, kalp gözleri açılırsa eşyadaki esrarı görür, ne kaşif. Hiçbir şey yok. Yemin olun hiçbir şey yok. Hepsi Kitab'ı Kerim'imizde, EHadis-i Muhammediye'de, Ondan istifade eden Evliyaullah'tır. Buna iyice gönlümüzü verelim. İnşallah çok faydamız olur. Niye ulema-i kiram demiyoruz? Zaten veliler alimdir. İlim ehli kimselerdir. Allah'ımız ilim vermediğine velayet de vermez.
İnşallah çok dikkat ederiz, riayet ederiz. Bu Allah'ımızın emri mi, başımın tacı diyeceğiz. Canı gönülden. Sonra Efendimiz'in o kadar güzel özellikleri var ki, Kuran-ı Kerim'de Cenab-ı Hak Hani. Cenab-ı Hak her birine elçilik görevini verirken peygamberlerimize, risalet görevi veriliyor. Peygamberlerden şöyle söz almıştır. Bakın, ben size kitap ve hikmet verdikten sonra, eğer günün birinde elinizdeki hakikati doğrulayan yeni bir peygamber size gelecek olursa ona mutlaka iman edecek ve kendisini muhakkak destekleyeceksiniz. Bütün peygamberlerden söz alın. Ayrıca bu görevi ümmetinize de açıkça bildireceksiniz. Sonra Cenab-ı Hak her birine ayrı ayrı sormuştu. Şimdi bana karşı ağır bir sorumluluk yüklenerek bu şartlar altında sözleşmemi kabul ediyor musunuz? Peygamberler, evet kabul ediyoruz ya Rab diye cevaplandırdılar.
Cenabı hak da o halde şahit olun, ben de sizinle birlikte buna şahidim buyurdu. Peygamberlerden söz almadım ve ümmetlerinizi haber verin buyuruyor. Nebime Aleyhissalatü Vesselam Efendimize ulaşırlarsa onu tasdik etsinler. Fetih Suresi'nde Efendimiz'i tevgir etmek. En güzeli bu. Saygı kelimesi çok basit kalıyor bunun yanında. Haydi biz anlaşılsın diye saygı diyelim. Onun şerefi, onun üstünlüğü, onun değeri ölçülemez ki. Ona karşı saygılı olun buyuruyor Cenab-ı Hak. Onun şanını yüceltin. Efendimize saygı Allah'ımızın emri zaten. Efendimize canı gönülden teslim olmayı, ona inanmayı, risaletini tasdik etmeyi, emri Muhammediye'ye uymayı bize Cenabı Hak Fetih Suresi'nde ikinci sahifede haber veriyor. Çok bitmez Kuran-ı Kerim'de aleyhissalatü vesselam Efendimize ait vasıflar. Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur. Beni 7 de cennete benimle beraber, cennette beraber olur.
İnsanlardan bazıları Cenab-ı Hak'tan başkasını Rabbimize denk Tanrılar edinir ve onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Cenab-ı Hakk'a olan sevgileri ise onlarınkinden çok daha fazladır. Esailbillah. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman anlayacakları gibi bütün kuvvetin Cenab-ı Hakk'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. Hz. Mevlana dünya tamamıyla bayram olsa, neş'et olsa sizin olsun dünya, sevgili bizim olsun yeter bize, Efendimiz'i ifade ediyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ve bütün arifan-ı ilahi bakıyoruz hep yazılarında olsun, sohbetlerinde olsun, şiirlerinde olsun, hep Efendimize sena içindeler, onu vasfederler. Burada Hac ilahileri deyip geçiyoruz ama çok güzel üstadımızın. Şükür döndük Medine'ye, bir ateş düştü sineye. Aşık oldun şu binaya muhabbeti Muhammed'dir, Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Uzaktan kubbe görünür, üzerinden nur salınır, kokudan ciğer delinir, ki Reyhan-ı Muhammed'dir, sallallahu aleyhi ve sellem. O gönül gözleriyle alakalı üzerinden nurun salındığını görebilmek, dahil olundu harama, hamdolsun eridik merama yani arzumuza kavuştuk buyuruyor. Merhemler sürdü yarama, o macunu Muhammed'dir. Alemlere rahmet olan, vahid ile kelam kılan, gönül pasını tamam silen füyuzat-ı Muhammed'dir Sallallahu Teala aleyhi ve sellem. Bunu artık çok güzel söylüyorlar. Bütün emraz bulur şifa diye, bir de kolay gelir herhalde. İlahi tarzında çok güzel söylüyorlar bunu. Anı 7 görmez cefa, sende Muhammed Mustafa, düştü arzun Medine'ye sallallahu teala aleyhi ve sellem. Çok fazla uzatmadan dedemden de ifade edeyim. Ravza-i Pakin de Hayson rü'yetini isterim. Ruzi ceza arz olunca eyle bize şefaat. Çok güzel ama. Hem de hem ayet hem de hadis-i şeriflere dayanıyor.
İstima içsem ismini, istima duysam diyor. Mesela Muhammed deniyor, sallallahu aleyhi ve sellem. Vacip olur evvela, terk edersem azap olur, ruhuna san salavatı. Haşr-u neşri sırat, mizan kurulur ulu ulu divan, vech-i nuru ile müzeyyen olur, orada arasat. Efendimizin mübarek ayı, biz sadece Ay'a hasretmeyiz ama doğduğu Ay olması münasebetiyle de büyük bir saygımız var, sevgimiz var. İnşallah muhabbetimiz var. Elbette bunlar hiç karşılıksız kalmaz. Yani gelip istirahat anı gibi görülen şu yatsı vaktinde camiye gelmek, beraber toplanıp Cenabı Hakk'ı zikretmek, bunun elbette bir bedeli var. Cenabı Hakk'ın katında büyük bir ecri mükafatı var. Bu uğurda görülecek. Efendimizin cihanı nurla doldurduğunu söyleyen Süleyman Çelebi, beruk urup çıktı evimden nagehan, göklere dek nur ile doldu cihan. Hayret ettiğim bir şeyi söyleyeyim de devam edeyim. Çok üzülüyorum, siz buna ne diyorsunuz, bilmem.
Şimdi Rebiu Rebila'nın on ikinci gecesi efendimiz teşrif buyuruyor ya, o gece bir toplanılıyor. Yahu Efendimiz her zaman doğuyor. Asıl onun doğuşu gönüllerdedir, kalpte onun muhabbetidir. Acaba diyorum, farklı mı düşünüyoruz biz? O gün bakıyorsun, her cami dolmuyor. Caminin normal namaz kılından yeri doluyor, üst oluyor, daha bir üst dışarılar. Yahu Efendimiz her zaman doğuyor. Cemaatle namaz kılın buyuruyor. Bunu bu kafam alındık. Hatta diyorlar ki bize güzel öğüt ve nasihatte bulunanlar, bugünü başlangıç kabul edelim, ibadet ve saatte azimli ve gayretli olalım. Hiç alakası yok. Olanlar müsteşmeli. Diyelim o gece, her taraf doldu diyelim. Bizim Müslümanlığımız, bizim efendimize muhabbetimiz bir geceye mahsu edilir. Bir gece mi? Ondan sonra gelin ikinci gün Allah ömür verir de yatsı namazına gelirsek, cemaat yine eski tas, eski am.
Bakıyoruz Ramazan-ı Şerif'te de bir yoğunlaşma, ondan sonra da bitti mi, zaten adı da Şeker Bayramı oldu. Kurban Bayramı geldiği zaman et, çok şükür bundan kurtulduk. Bizim kardeşlerimiz, et bayramı değil Filistin'deki, Gazze'deki yokluk çeken hatta dünyada en az yirmi ülkeye ben diyor evde yiyip ne yapacağım, o kardeşlerimiz ızdıraptayken deyip onlara bahşediyorlar. Gayri et bayramı geçti. İnfak bayramı. Fakiri, yoksunu görüp gözetme bayramı olacak. Kendi şahsımla alakalı, geçtiğimiz bütün bayramlarda bir üzüntüyle geçirirdim. Böyle derdim, yani niye sevineceğim. Arakan'da Müslümanlar ızdırapta. Diyelim vesair yerlerde saymakla bitmez, Müslümanlar bir zulmün altında nasıl bayram yaparsın? Bunu şahsım için demiyorum, elhamdülillah. Böyle duyarlı olan insanlarımız bu kanaatte. Bu şekilde. Bizim bayramımız, inşallah inancımızın hakim olduğu gündür.
Karanlık bir çöl gecesinin ve çölün içinden yükselen dolunayım, Akif'in muhaygilesi üzerinde ciddi bir muharrik unsur olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Şimdi çölün ortası derken, çölden daha beteriz şimdi. Keşke çöl olsun. İtikadi noktadaki sıkıntılar, çölden daha biber var. İbadet noktası öyle, ahlaki noktaları da öyle. İnşallah bunlar müspet olarak zuhur ederdi. Gönüllerimiz nur ile dolar. Mehmed Akif bunu söylüyor ama günümüz daha bir beceri. On dört asır evvel, on dört asır değil, günümüzüydü. On dört asır evvel yine böyle bir geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi. Efendimiz her zaman doğuyor, her zaman çıkıyor. Namaz kılacağız, oturuyoruz. Biz son halde de Ettahiyyatü, Tahiyyat okuyoruz, Salli Bariy dok okuyoruz. Daha namaza başlamadan önce ezanında zaten mübarek ismi faki söyleniyor. Hamed'de söyleniyor.
Camiye girerken yaptığımız dualar da öyle, salat-ü selamla, her şeyi değil. Efendimiz alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu gerçek Kuran-ı Kerim'de Enbiya Suresi'nin yüz yedinci ayet-i celilesinde esranü ve maarüsselneke illa rahmetel lil alemin, ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik şeklinde ifade edilmiştir. O adalet isteyen herkesi dini mübin-i İslam'ın adil kanatları altında toplamıştır. Biz şöyle diyelim, risalet kanatlarının altında toplamıştır. Çok güzel söylemişler. Dünya neye sahipse onun vergisidir hep. Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi, medyundur o masuma bütün beşeriyet, yani borçludur. Onun hürmetine yiyip içiyoruz, onu demek istiyorum. Ya Rab bizi mahşerde bu ikrar ile haşret. Çok uzun günümüzdeki söylenen güzel sözleri almışız daha ziyade ama hayran kalmamak mümkün değil Necip Fazıl'ın rahmetullahi aleyh.
Berry gel serseri yol. O kadar bir cihad eri ki bu zat, öyle bir cihad ediyor. O nutku ifadesiyle beri gel serseri yol, onun ümmetinden ol. Sel sel kümelerle dol. Onun ümmetinden ol. Çok hoş, uzun bir eser. Hele şu sözü artık son haddine ulaşacak şekilde muhabbetin bir ifadedir. Efendim, kurtarıcım, müjdecim, peygamberim. Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim. Bir güzel söylemiş. Kendinde zaten böyle bir celadet var. Hazreti Ömer'de olduğu gibi radiyallahu anh, onu şiirlerinde de gösteriyor. Çok güzel. İnsanın böyle şiirleri neler? Tabiatıyla da alakalı gibi geliyor. Şimdi Arif Nihat Asya'nın Gel ey Muhammed bahardır. Hepsinin ayrı ayrı bir stilde ifadesi var. Ayrı ayrı bir mizaç. Bu da Cenab-ı Hakk'ın tecellilerindendir. Hep ayrı ayrı tecellilerde bulunuyor. Bir Necip Fazıl'ın ifadesindeki bakın imandaki İslam'daki celadeti şiddetini sözlerinde de gösteriyor.
Biz aynı okuduğumuz değil de bir başka kıtasından alalım. Gel dünya, mundar kafes. Gel gırtlaktaki, gırtlakta son nefes, gel arşı arayan ses onun ümmetinden ol. Yani karakteri yansıyor sözlerine. Hani iman, bu güçlüğünü demek istiyor. Arif Nihat Asya'da da gel ey Muhammed, bahardır. Biraz daha yumuşak. Dudaklar ardında saklı aminlerimiz vardır. Hac dan döner gibi gel, miraçtan iner gibi gel, bekliyoruz yillardır. Efendimiz gelmiştir. Onun yine Necip Fazıl'nin dediği gibi Rahmetullahi Ali, mantosuna iyi bir sarılmak. O manto dediği Sünnet-i Muhammedi demektir. Alışageldiklerimizi söylemekten çekiniyorum. Hiç duymadığımız sözleri beyan etmek istiyorum daha çok. Mesela Yunus Emre'den Müslümanlar zamana yatlı oldu. Helal yenmez, haram kıymetli oldu. Okuyan Kuran'a kulak tutulmaz. Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu.
Yunus Emre, Yemen illerinde Veysel Karani diye, runda acemde aşık olduğum Yemen illerinde Veysel Karani. Hak peygamber sevdi ve dostum dedi. Yemen illerinde Veysel Karani. İmam-ı Rabbani Hazretleri ile artık bitirelim inşallah. İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin mektubatında geçen bir Arap şaire ait olan Ben kelamımla Hazreti Muhammed'i sallallahu aleyhi ve sellem övmedim. Ancak Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile kelamımı yücelttim. Velhamdülillahi Rabbil alemin el-Fatiha.