Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Bismillahirrahmanirrahim. Efendimiz hakkında hakikaten konuşulacak gibi konuşamayız da zaten. Anınla ülfet eden bir nefes. En güzel onun hakkında söz söyleyenler aşıkları. Ona aşık olmuş. Yanıyor, yakılıyor. Anca bunları dinler ve bununla rahata ereriz. Çünkü yanıyor. O gönülden yanışını eline Bakın yanlış olmalı ki bunu Söylüyorum. Anınla ülfet eden bir nefes. Şimdi rüyada görülür de herkesin gördüğü değil o rüya. Size bunu söyleyeyim. Rüyada efendimiz nasıl görülür, Saganeti? Gördü mü? Güzelliği şurada. Onu görenin yaşantısı değişir. Efendimizi hakikaten görmüşse sallallahu aleyhi ve sellem, onun hayatında değişme başlar. Onun sünneti seniyyesine yaşantısına bürünür artık. Gelişigüzel bir yaşantı olmaz. Anınla ülfet eden bir nefes haşre deyin, sohbetin iyiler heves. Çok güzel söylemiş.
Eğer diyor bir an Resulullah ile buluşabilmişse, ta haşre değil kıyamete kadar, ölünceye kadar keşke bir o an zuhur etmez mi diye yanar yakılır ve gözünden döker. Der ki neydi o, 0 tat neydi, o neşe neydi, o zevk neydi, onur neydi der. En güzelini onu da söylüyor. Ziya Paşa'ya diyorlar ki, sen güzel bir şairsin, sözlerin müstesna. Fakat Süleyman Çelebi gibi senin bir mevlidin yok, neden sen mevlid yazmıyorsun dediklerinde diyor ki yazarım mevlid de. Süleyman Çelebi bir söz söylüyor, o öyle bir nur ki güneş onun pervanesi, bu mahalde. O öyle bir nur ki güneş onun pervanesi. Ben diyor Süleyman Çelebi'nin bu mısrağını görünce kefvi kalem ettim. Kalemi diyor çektim. Yazamam dedim. O kadar güzel söylemiş ki diyor, o öyle bir nur ki güneş onun pervanesi bitti diyor söyleyemem. Dense dinse bu kadar denir diye ifade etmiştir. Tıpıd iken ol diler idi ümmetin, sıfır iken ol diler idi ümmetin.
Sen kocadın, terk edersin sünnetin. Tıfıl iken efendimiz daha tıfıl çocuk değil. Doğarken zaten ümmetini diliyor. Bunun ötesine geçersek doğmadan iğver diliyor ümmetine, doğmadan evvel. Biliyorsunuz Adem Aleyhisselam'la geçelim hakikaten. Efendimizin öyle bir şefkati, öyle bir merhameti var ki, biz de kucaklaşsak, Efendimizin torunları ile kucaklaşması, onları bir koklaması bize İşte ona benzemek için dikkat edeceğimiz hususlar Hazreti Hasan onun torunu diyor ki radiyallahu anh beraber diyor dedem Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemle yürüdü. Elimden tuttu beraber gittik. İre giden sadaka hurmalarının bulunduğu yere geldik. O hurmalar sadece fakirlere yoksullara dağıtılıyor. Ben çocuğum, çocuk olduğum için bir tane hurma aldım ağzıma attım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mübarek parmaklarını ağzına götürüyor torunlarının.
Tükürüğüyle beraber, ağzından o hurmayı çıkarıveriyor. Neden çıkardınız dendiği zaman benim ehli beytime sadakadan almaları helal değildir. Burada Efendimiz ne yapıyor? Bir kere torunu Hazreti Hasan'ı haramdan muhafaza ediyor. O haram mı? Ehli beyte sadaka almak doğru değildir. Zekat doğru değildir. Onun midesini koruyor. Onun midesine hiç şüpheli bir taamın girmesini istemiyor. İşte şefkat bu merhamet. Aldıysa torunundur ağılışın komşunun işte ağacına uzanmış oradan bir meyve yemiş çocuktur deriz biz. Bakın Hazreti Hasan'a torununu çok sevmesine rağmen o sevgideki rahmetini nasıl zuhur ettiriyor. Bir beş vakit namazını kıl ya Hasan, beş vakit namazını kıl. Şüpheli olanları terk et, bu zaten takvanın gereğidir. İçinden şüphe vermeyene uy, bunların bir kısmı fıkıhta, bizim İslam hukukunda temel olan esaslardır. İçini tırmalamayanı al. Bu esastır. Müftüler ne kadar fetva verirse dahi.
Doğruluk huzur verir, yalan huzursuzluk temin eder ve sonra buyuruyorlar ki Hasan'la Hüseyin'i 7, beni sevmiş olur, onlara eziyet veren bana eziyet verir ve sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem biz çocuklarımızı severiz, torunları sevilir ama bir adalet var. Yoluğunu çocuğunu severken torununu adil efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti Ali radiyallahu anh anlatıyor. Resulullah bize geldi torunları uyuyordu. Hazreti Hasan su istedi. Kalktı, Hazreti Hasan'a su geldi. O anda şeyinde uyandı. Uyanınca o da su istedi. Efendimiz suyu evvela Hazreti Hasan'a verdi. Fatıma annemiz dedi ki radiyallahu anh, Ovacığım herhalde Hasan'ı biraz daha fazla seviyorsun Hüseyin'den. Buyurdular ki kızım evvela Hasan istedi suyu, hak onundur. Sonra Hüseyin'e ikram buyurdular radiyallahu anh.
Hazreti Hasan efendimizi dizini alıp severken malum Aprah isimli bir Arabi dedi ki on tane çocuğum var, siz çocuğunuzu torununuzu kucağınıza almış öpüyorsunuz, kokluyorsunuz. Ben bir tane olsun koklamam da öpmemle deyince senin gönlünden merhamet alınmışsa ben ne yapabilirim? Unutmayın ki merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Efendimiz minberde oturuyorlar düşe kalka, düşe kalka Hazreti Hasan'ın geldiğini gördü. Biz deriz ya emekliyor. Artık emeklemeden biraz daha öte yürüyor. Yürürken de düşüyor pat diye düşüyor. Sonra kalkıyor biraz yürüyor yine düşüyor. Efendimiz minberden olduğu gibi aşağıya indi. Mübarek ayaklarıyla onu tarif edemem, tıkır et, hep yiyecektim de. O öyle tıkır tıkır inmez. O inişinde ne sırlar meydana gelir. İndiler Hazreti Hasan'ı kucağına aldılar ve buyurdular ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihan vesilesidir. Bu oğlum şehittir.
Umarım ki iki orduyu ıslah eder. Bunu size hemen anlatayım isterseniz. Malum Hazreti Ali efendimizden sonra radiyallahu anh Hazreti Hasan Efendimiz'in çok üzerine geldiler. Dediler ki sen halife olacaksın, sana biz biat ediyoruz. Onların hrama da budur. Biliyorsunuz muhalif olan bir kısım da vardı. Kırk bin kişi diyor belki kıtalle yok olabilirdi. Derhal Hazreti Hasan Efendimiz hakkım olan hilafeti ben Muaviye radiyallahu evveldim iş usulüyle. Kırılmasın ümmet diye. Biraz uzun gidecekti. Dihyetü'l Kelbi'yi anlatacağım Cebrail Aleyhisselam bunlar. Evlatlarına bir baba olarak, Nebi yakım, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Enes radiyallahu anh anlatıyor. Hazreti İbrahim hasta oldu. On sekiz aylıkken ittihat etti biliyorsunuz. Ara ara, ara ara torununu ve oğlunu görmek için bir hayli görürdü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Kendisi Kubba tarafındaydı.
Görmek için giderler kucaklarını alır severlerdi. Kucaklarına aldıklarında artık çok hasta olduklarını bildiler. Onun o hastalıkla ızdırap çektiğini, hisselere mübarek gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Vefat etti. Efendimizin gözünden yine yaşlar süzüldü. Abdurrahman bin Avf diyor ki ben hayıflandım. Muhammed'de ağlar mı? Sallallahu aleyhi sellem. Efendimiz de bir çocuğunun ihtilali sebebiyle ağlar mı? Efendimiz buyurdular ki sana sellem gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Ve sonra evladının arkasından buyurdular ki oğlun bir süt kuzusu gibi Cenabı Hakk'a kavuştu. Cennette de Allah-u Teala ona iki tane süt anne verdi buyurdular. Kızı Fatıma radiyallahu Anhanın nikah merasiminden sonra ağladı. Niçin baba deyince, şefkat dolu yüreği ipekten yumuşak sesiyle, keşke annem Hatice hayatta olsaydı. Kızının şu neşke gününü bir görseydi, çeyizlerini kendi eliyle hazırlasaydı.
Fatıma radiyallahu anh annemiz gelirken ayağa kalkar, alnından öper. Hırkasını altına serer de hangi baba yapar bunu. Kızı Fatıma'nın radiyallahu anh hırka-i saadetini çıkar altını serer. O da sadece dünya mahhı olarak evinde bulunan minderini Efendimizin altına sererdi. Sandalasse'nin. Yoktur bu işin. Sonra arz ettiğim gibi torunlarını severken Rabbimizin emirlerini bildirmesi yavrularına da bakın Esselamü Taha Suresi'nin yüz otuz iki. Ayetkarı insanı. Ehline namaz ile emret. Ehhleke bissalah ehline namaz ile emret. Sen de bu usta dikkatli ol. Biz seni rızıklandırırız, rızkı kendisi çekme. Güzel sonuç Allah'tan korkanlar içindir celle celaluhu. Bu ayeti celile nazil olduğu zaman sabah namazına giderken es salla es salla diye kelime-i muhteremelerini ve damadı adileri Ali Kerremallahu veche efendimizi uyandırırlardı.
Bir defasında namaza davet ettiği gibi kurban kesilirken, kızım Fatıma kurbanın başında bulun. Kurbanın ilk kan damlasıyla günahların dökülür buyurdu ve şu ayeti celile'yi okudu En'am suresi yüz altmış iki ve yüz altmış üç ceseme. Benim namazım, ibadetim, taatim, kurbanım, canım, hayatım, alemlerin Rabbi Mevla'y zülcelal'e aittir. Onun eşi ve ortağı yoktur. Ben Müslümanların evveli olmakla emrolundum. Hazreti Ali radiyallahu anh ile kızının evlerine geldi. Ali efendimizi bulamadı. Dedi Ya Fatıma ne oldu, nerede, Ali nerede. Ya Rasulallah aramızda bir tartışma meydana Efendimiz mescide vardılar. Ali efendimizin tozlu topraklı bir yerde yattığını gördüler. Ellerinden tuttular, bak şimdi kızının bir sıkıntı gördüğü müşahede ediliyor. Efendimizin tavrına bakın. Yani biz şimdi duyduğumuz zaman ne diyoruz, kızımı alır götür. Böyle yapmıyor. Doğru mescide varıyor.
Ali Kerim aleyhi veche efendimizin ellerinden tutuyor, kaldırıyor, üzerine bulaşan o tozları mübarek elleriyle temizliyor. Efendimiz bunu yapıyor sallallahu aleyhi ve sellem. Damadı alisine. Tuzunu silkeliyor, kaldırıyor ve sonra buyuruyor ki Allahu Teala beni çok sevdiğim iki şu ifadeye bak. Bu peygamber ifadesi bu. Makam-ı Mahmud sahibinin ifadesi bu. İki cihan güneşi böyle söyler sallallahu aleyhi ve sellem. Ne güzel bir örnek bize şefkat, rahmet, merhamet önüne. Allahu Teala beni çok sevdiğim iki insanın barışmasına vesile kıldı. Bir aile reisi olarak da Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bir seyahatte en cese. Bu kervanla görevliydi. Kervan sorumlusu böyle kervana giderken develerin biraz daha sürekli birikmesi için, böyle ne cezler beyikler neler okur, deve heyecana gelirdi. Böyle devenin heyecana geldiğinde, endişe inmesin. Üzerinde annelerimiz var.
Üzerinde kadınlar var. Kadın kuruluşları, kadınların muhafazalısın inşallah önüne kalır. Sonra Efendimiz Essaimlahu vaşavirhum pil em. Ali İman yüz elli dokuz sallallahu aleyhi vessellem vaşavirhum pil em. Bir ve şimdi ve dememizin sebebi şu Kuran-ı Azimüşşan'da tefsir yapılırken tabii kafamıza göre adliye, Kuran-ı anlamlara göre oradaki bir vav, onu da ifade etmemiz lazım. Bir iş hususunda istişariyet Hudeybiye Antlaşması'nı biliyorsunuz. Çok büyük bir hadise. Bu siyasetçilere çok büyük bir derstir. Yani Efendimiz rahmet olurken sadece biz burada anlatmakla bitmediği için bu bölümünü aldık. Onun hayvanata olan şefkati, mahlukata olan şefkati bir ağaca, suya tarif edilmez, bitmez ve tükenmez. Sadece bir bölümün çok önemli olduğu için siyasilere büyük bir ders Efendimizin Hudeybiye-emsada'sı. Bu anlaşmada sahabe, ah diyor yüzümüzü bir Kabe'ye sürebilsek.
Zaten vatanlarından ayrılmışlar eşler, dostlar, akrabalar vesaireler. Tanıdıkları var, yaşadıkları memleket hatıralarla dolu. Görmek istiyorlar bu aşkla bu arzuyla geldiler. Öyle şimdiki gibi iki buçuk saatte buradan bineceğiz. İstanbul havaalanına bineceğiz, ciddi havaalanına düşeceğiz. Medine havaalanına düşeceğiz, yok. Mekke ile Medine arası, ta on üç gün bir sefer, bir yolculuk. Şimdiki gibi azıklar yok, yiyecekler yok, ihtiyaçlarını giderecek imkanlar yok zaten. Gündüz yatıyorlar gece yürüyorlar, gündüz yatıyorlar sıcak çünkü, gece yürüyorlar. Böyle bir sıkıntılarla gelmişler, ta Mekke'nin yakınına kadar bir türlü müsaade edilmez. Efendimiz ihramdan çıkacak ve tembihatta bulunuyor. Hiçbir sahabe ihramını çıkar. Geldik diyor buralara kadar, çıkarmıyorlar. Efendimiz bu duruma çok üzülüyor. Hazreti Ümmü Seleme radıyallahu anha diyor ki efendimiz bakın, anamıza ne değer veriyor?
Annelerimize nasıl değer veriyor? Diyor ki Ümmü Seleme radıyallahu Ya Rasulallah siz tıraş olursunuz, ihramdan çıkarsınız. Sizin ihramdan çıktığınızı gören sahabe onlarda birer ikişer çıkarır. Kabul oluyor diyor. Öyle senin aklın yetmez. Sen ne bileyim, sen bana akıl mı vereceksin demiyor. Habur buyuruyor. Çıkarıyorum lan. Sıdddîkı da çıkarıyor, Hazreti Ömer de çıkarıyor. Radiyallahu Anh ve diğer Ashab-ı Kiram. Tabii ve bu hususta sözleri pek çok kişinin Allahu Teala yolunda harcadığı paraların en hayırlısı ailesi için harcadıklarıdır. İşlerine zaman ayırıp onları eğitiyor. Eğitmesinin neticesi değil mi Aişe annemiz radiyallahu anh'a çok hadis rivayet eden bir sahabesi. Zivci-i muhteremesi. Iki bin iki yüz on Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Kadınlar anlamına Nisa Suresi'nin Levh-i Mahfuz'dan inişi malumunuz.
Tekvir Suresi'nde sekiz ila dokuzuncu ayet celle sonra ve ideril mevudetü'sü ilet, bir de yeden bin gut ilet. Biliyorsunuz diri diri kız çocuklarını toprağa gömmüyorlar. Yarın bunun hesabının sorulacağı ifade buyurulmakta. Akrabasına olan iltifatı ise zaten Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan'da çok ayet-i kerimeler pek çok akraba hakkında pek çok ayet-i celile var. Sadece bir tanesi söyleyeceğim Nisa Suresi otuz altı. Içerisinde kulluğunuzu yapın, taatinizi yapın, ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, ibadet ve taatinizde riyalar, kivirler, vücut benlikler olmasın. Katiyen, ona has kılmaya çalışın, anne ve babunuza ikram edin, yakın akrabanızı gözetin. Buyuruluyor. Kim rızkının genişlemesini veya ömrünün uzamasını isterse akrabasını gözetsin. Efendimizin biliyorsunuz amcaları Ebu Talib. Ne kadar arzu ediyor onun iman etmesin, ne kadar.
Şimdi ne kadar delil getirilirse getirilsin, getirilsin, Bir rivayete göre, bir rivayete göre annelerimizden birinin kulağımı verdim. Ebu Talib'in kelime-i şehadeti okuduğunu duydum diyor ve bir de beyitleri var Efendimiz hakkında sözleri var Ebu Talib'in. Bir kısım ulema-i kiram diyorlar ki bu beyitler onun imanına da işarettir diyorlar. Artık biz geri yanına karışmayız. Mümin değildir. O bizim bilgimizin dışında. Ama ehli tahkikin bazı görüşleri var. Amcan Ali Ebu Talib hiç gönlümüz arzu etmez. Ebu Talib'in efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme anat açması, şefkati, merhameti, ona olan ikramını güldükçe diyorum ki bu nasıl bu şekilde gidebilir. Hiç kalbime oturmaz, hiçbir zaman oturmamıştır. Oturmuyor. Allah'ım diyorum onun bu şefkatini, bu merhametini boşa çıkarmaz. Üsta-ı Ali'mizin, ulağımı verdim, okuduğunu durdum. Bilmiyoruz artık.
İtiraza götürecek bir şekil arz etmeyi de kat yiyen istemeyiz biz. Ancak nakildi bizimdir. Amcaları Ebu Talib, Hazreti Abbas radiyallahu anh, Hazreti Hamza bunlara derin bir saygı duyardı amcalardan. Hazreti Abbas'ın oğlunu biliyorsunuz Abdullah radiyallahu anh Kuran tercümanı diye tanıtıyorsunuz ve ona ey oğulcağızım, ey oğulcağızım diye nasihatler bitmez. Şimdi biz özetleyelim Efendimizin evsafı bitmez, mümkün değildir. Abdullah bin Revaha der ki, bir de o yüzlerce binlerce defa bunu deriz. Ne kadar söylesek dahi diyor ki Rasulullah için diyor, öyle sular parmağından kaynadı. Ay ikiye bölündü. Şunu bunu demeye ne gerek var diyor. Abdullah bin Riva şair yüzü diyor, iade etmez mi onun mucize olarak diyor, onun mübarek yüzü yetmez. Bir evliyasının dahi yüzüne doyamıyoruz biz. Bir ziyaret ettik üstaze alimizi, Sami Ramazanoğlu, Hadisallahu Zırra. Hiç unutmam.
Konyalı kendisi tren yollarıyla alakalı. On dakika müsaade verirler. Saatine çok bakın, biz de bakıyoruz. İki dakika önce isteriz izni. Izni. Elli sene de olsa unutmuyorum. Benim o iki dakikamı zamanın kutbul ahtabına bakacaktım, niye tiz kalktı diyor. Üstazi adimiz kırk yıldır efendimi görürüm, doyamadım doyamadım dedi. Doyamadım. Her görüşümde farklı, her görüşümde farklı. Çünkü her an tecelliye mazhar. Biz bir evliyaya doyamıyoruz. Kardeşlerimizden yaka paça olanları biliyorum. Bu Konya'da otur. Diyorlar ki siz bize neden göstermiyorsunuz? Siz görüşüyorsunuz, ayarlanmışsınız on beş kişi, biz niye göremiyoruz diyor. Tabi huzurunda olur da dışarıda. Bir ziyaretti Efendimizin nehy-i saadetinin kadınlar bölümü var. Tabii örtülü bir şekilde müstah zadi'miz teşrif buyurdular. O anda gördüm. Kadınlar bu örtüleri yırttı böyle. Tahammül edemiyor hep bağrışmuyorlar Allah'a.
Bir evliya dayanamıyoruz biz. Resulullah'a dayanır mıyız Allah'u Teala'nın. Onu sevmenin alameti kısaca ifade edeyim bize. Davasını benimseyeceğiz. Ehl-i Beyt'ini seveceğiz. Kuran-ı Kerim'i okuyacağız. Sünnetine uyacağız. Her an sallallahü selamla vaktimizi geçireceğiz. Onun dostlarını ros bineceğiz. Onu hudu huşu içerisinde yanarak anacağız. Ona kavuşmayı arzulayacağız. Onu çok anacağız. Onu herkese tercih edeceğiz. Sallallahu aleyhi ve sellem. El-Kavuhu. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.