Peygamber Mirası ve Manevi Değerler kaydında Çarşıya uğradı. İşte bugün buranın pazarı. Şehirlerde bazı bölgeler işte çarşamba pazarı, perşembe pazarı dedikleri gibi pazarlar var. Medine'de bir pazara uğradı alışveriş yapılan bir mekan. Dedi ki Dedi ki siz burada ne arıyorsunuz? Gidin mescide orada Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mirası dağılıyor. Dediler ki hani nerede ya…
Peygamber Mirası ve Manevi Değerler kaydında Çarşıya uğradı. İşte bugün buranın pazarı. Şehirlerde bazı bölgeler işte çarşamba pazarı, perşembe pazarı dedikleri gibi pazarlar var. Medine'de bir pazara uğradı alışveriş yapılan bir mekan. Dedi ki Dedi ki siz burada ne arıyorsunuz? Gidin mescide orada Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mirası dağılıyor. Dediler ki hani nerede ya…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çarşıya uğradı. İşte bugün buranın pazarı. Şehirlerde bazı bölgeler işte çarşamba pazarı, perşembe pazarı dedikleri gibi pazarlar var. Medine'de bir pazara uğradı alışveriş yapılan bir mekan. Dedi ki Dedi ki siz burada ne arıyorsunuz? Gidin mescide orada Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mirası dağılıyor. Dediler ki hani nerede ya Eba Hureyre. Mescittedir dedi. Böyle miras Onlar dönünceye kadar Ebu Hüreyre Hazretleri bekledi. Dedi ki ne yaptınız? Dediler ki ya Eba Hüreyre biz mescide geldik. Orada miras olarak dağıtılan biz hiçbir şey görmedik. İşte sana şu kadar, bir diğerine bu kadar, sen şunu al, sen şunu götür, böyle bir şey yok. Ebu Hüreyre hazretleri dedi ki Mescitte siz bir kimse görmediniz mi? Evet gördük. İşte bir kısım insanlar gördük ki onlar namaz kılıyorlar. Bir kısım insanlar gördük ki onlar da Kuran okuyorlar. İşte şuraya girdiğimiz gibi.
Bir kısmı rahlenin üzerinde Kuran azimüşşan'ı koymuş, okuyor. Allah'ın kitabını celle celalühü bir kısmı da tahiyyetü'l mescidi kılıyor veya kaza namazı kılıyor. Neyse. Ve gavmen yte sekerunel halale vel haram. Bir kısım kimseyi de gördük ki onlar dinimizde haram nedir, Helal nedir? Alışverişte nelere dikkat edilir? Bu gibi konuları işliyorlar. Ebu Hureyre hazretleri onlara dedi ki, ey hakum fedealike mirasın Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Yazıklar olsun size hiçbir şey anlamadınız mı? İşte Rasulullah'ın mirası budur. Buradan çıkaracağımız dersler, bu miras olarak bize düşenler bir gün başkasına aktarılacak. Yani hiç kimse malıyla mülküyle ahirete gitmiyor. Hepsini terk Çoluğunu çocuğunu terk ediyor, ailesini, akrabasını, malını mülkünü burada bırakıp ameliyle giriyor. Burada bize dinmek istenen bunları hep siz terk edeceksiniz.
Size kalan o kavmin, camiye Rasulullah'ın mirasını elde etmek için koşan kimselerin bir kısmının namaz, bir kısmının Kuran, bir kısmının da ilmi meseleleri görüştüklerinden başka bir şey kalmayacak. Ebu Hüreyre Hazretleri buyurdu ki Şimdi sabah erken mescide giriyor. Burada öğrenmek istiyor. Dini meseleleri öğrenmek istiyor. İşte farz, vacip, sünnet, müstehap, ibadete müteallik konular vesaire, muamelat. Bunları öğrenmek istiyor veya öğretmek istiyor. Bir başkalarına bu konuları dini meseleleri öğretmek istiyor. Eğer bu şekilde arzu ve istekle giderse, öğrenmeye ve öğretmek için giderse, onun için tam bir hac yapmama ecir ve mükafatı vardır. Tam hac yapmış gibi ecir ve mükafat vardır. Yoksa hac vazifesi üzerinden düşmez. Haccın ecir ve mükafatı gibi bir nimete de mazhar olur hiç şüphesiz. Cennet bahçesi. Siz cennet bahçesine eğer yolunuz düşerse, istifade edin.
O bahçenin elmasından da yiyin, armutundan da yiyin, çileğinden de yiyin. Yiyin işte kirazından da yiyin, muzundan da yiyin, portakalından da yiyin, mandalinasından da yiyin, fındığından, hıslığından, istiğfar edin yiyin. Dediler ki Ya Rasulallah nedir o cennet bahçesi, istifade ilim meclisleridir. Demek ki cennet bahçesi kıymetli yerler değil. Dedikodulu hiç yerlendi. İftiralı yerler de değil. O sözlerin konuşulduğu mekanlarda değil. Cennet bahçesi ilim meclisleridir. Lokman Aleyhisselam'ın oğluna nasihati hepimize de bir övdü. Şimdi bu kısmına geçmeden önce biz birçok şeyler duyduk. Artık kulaklarımız da doldu, kalbimiz de taştı. Duymadığımız sözler kalmadı. Ne yapacağız biz tekrar dinliyoruz, tekrar dinliyoruz. Hayırlı bir söz denir. Yüz defa da, iki yüz defa da tekrar edilse, yine faydalıdır. Belki birinde fayda etmezse, bir diğerinde faydalı olur.
Fakat bu kadar kulak dolmuş, kalp dolmuş, dinle, dinle dinle dinle dinle. Nasıl olacak bunun tesiri? Bunun tesiri aldığımız evrak ve ezkara çok güzel dikkat edeceğiz. Perhizlerine de riayet edeceğiz. Biz bunu kardeşlerimizle duyuralım. En güzeli bu. Yoksa duyulmayan söz yok. Şimdi radyoları açtığınız zaman da çok güzel konuşuyorlar. O kadar güzel hatipler var ki. Ayetleri, hadisleri, kendi gönüllerinden doğan misalleri çok hoş veriyorlar. Hayran kalıyor. Görsen cihazlarda da öyle, belli vakitlerde, sabah da, akşam da, gecenin bir vaktinde de konuşuyorlar. Konuşuluyor. Ama şimdi burada konuşuluyor ama bir değişimin de riayet edeceğiz.
Sünneti Seniyye'ye, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın sünnetlerine işte bir mescide girerken nasıl girmiş, çıkarken nasıl çıkmış, hanelerine girerken nasıl girmişler, insanlarıyla konuşurken nasıl bir muamelede bulunmuşlar, zevceleriyle nasılmış, çocuklarıyla nasılmış, Onun da akrabası var, akrabası ile muamelesi nedir? Komşuları var, komşularıyla nasıl? Kendilerinin de ticaretleri var, ticaretinde nasıl ve ticari hususta neleri buyurmuşlar? Hep bunları mütalaa ede ede ede ve elimizden geldiği kadar de riayet edersek tesiri ancak o zaman olur. Olur. Lokman Aleyhisselam oğluna şöyle nasihat etmiş. Lokman Aleyhisselam oğluna demiş ki Ya bir ney, ne kadar da şefkat dolu, merhamet dolu. Bu Arapça ismi tasvir. Ey oğulcağızım diyor. Sevgiyle, şefkatle yavrum diyor işte, yavrucuğum diyor. Sana gereken alimlerle olur. Şimdi çocuğu zorla buraya getirmeniz mümkün değil.
Siz gelirsiniz, biz de geliriz. Çünkü vakit geçiremiyorum ben. Nasıl vakit geçiriyorum, Kuran okuyoruz kitaplardan, sonra bir sağa bakıyoruz, bir sola bakıyoruz, bir önümüze, bir arkamıza. Önümüze arkamıza ne yapacağız? Diyoruz ki aman ha camiye girelim, camide serindir otururuz diyor. Benimki bu şimdi. Bizim halimiz bu. Şimdi çoluğu çocuğu getiremezsin. Çoluğun çocuğun gireceği yer nedir? Onun güzel bir güzel bir çevre. Mesela bize üst ağzımız, bin beş yüzün üzerindeydi o zaman İmam Hatip'teki Say, Kayseri'de öğrenci sayısı, bir kişi buldu. Aman oğlum dedi bununla görüştük. Biz onunla beraber olurduk. Konuştuğumuzda görüştüğümüzde hatta bir defasında el ele tutuştuk. El ele tutuştuğumuzda aynen bir cereyan geçer gibi ilahi bir sevgi oluştu. İkimiz de de kalbimizde bir yumuşaklık, gözümüzde bir yaş meydana geldi. Evrad asker daldı. Onu da öyle teneffüsünde yapıyordu.
Çevremizi böyle ayarladı. Aman memlekete geldiğin zaman da şu kimselerin gönülleri temizdir. Onlarla konuş, onlar da görüş dedi bize. Böyle ayarla derdimize düştü. Yani bir çaba istiyor, demek istiyor. Yoksa siz getirmemiz hakikaten zor. Demek ki onlara münasip arkadaşlarla bunu temin edeceğiz. Çocuk oturacak ondan sonra kendisine mahsus dinimizde meşru olan oyunlar var, eğlenmeler var. Onları yerine getirecek veya daha evvel bunu yapıp ondan sonra oturacak, bunlar temin edecek. Şimdi yapıyorlar bunu imam kardeşlerimiz yaz günlerinde öğrencilerini okuturken mescitte alıyorlar, dağlarda pikniğe götürüyorlar, yüzme havuzlarına götürüyorlar vesair yerlerde gençlerin o ihtiyacını tamamlıyorlar. Böyle olur yoksa gelip de siz onu zikir meclisine oturtturmamız zordur. Sana dedi gereken ilim meclislerinde otur. Hayırlı insanlarla lerinde otur. Hayırlı insanlarla buluş.
Çok güzel bu eski bizim geçmiş büyüklerimiz bir cami cemaati, eskinin bir cami cemaati. Onlar konuşurken hep hocalarından nakiller yaparlardı. İşte Camgöz'ün Yusuf Efendi şunu söyledi, Ahmet Efendi şunu anlatmıştı, işte Muharrem Keçecizade Muharrem Efendi bize şunu nakletti, bir yerde yedik, Hacı Zühtü Efendi şunu konuştu. Kardeşlerim Usta Efendi de şunu anlattı, hep böyle bahsederlerdi. Demek ki onlar hep ilim meclislerinde bulunurlarmış. Hayırlı insanların hayırlı insanların huzurlarında otururlar. Onlardan edindikleri bilgileri hep naklederlerdi. Hep anlatırlardı. Şimdi de bunun tekrarı önemli. Öyle kimseler bulamıyorsak en aminla kitaplar var. Yine hayırlı insanlar eksik değildir. Memleketimizde bize yol gösteren bize bazen böyle dini meselelerimiz hakkında bilgi veren, ne diyeyim size kitaplardan mütalaa ile kardeşlerimizle bulunursak, onları anlatırlar.
Böyle oturur kalkarsınız, bir ara şöyle bir oturumda şükünet hali meydana gelir. O anda size açar kitaptan veya tefsirden, hadisi şeriflerden okumak suretiyle malumatımız olur. İlla siz Kayseri'nin müftüsünü bulacaksınız da onun yanına oturacaksınız. Bununla siz çok kısa bir zaman buluşabilirsiniz. Belki ilçeleri gezerken bir saatlik vaazında oturursanız, diyelim şimdi vaiz kardeşlerimiz geziyorlar, bölgeleri tarıyorlar. Onlarla görüşmemiz ne olur, kısa bir zaman olur. Çok kısa bir zaman olur. Bizim daha ziyade kendimizi yetiştirmemiz icap ediyor. Kendi arkadaşlarımız arasından, mahallenizde, diyelim köyünüzde, ilçenizde, illerde böyle hayırlı kimselerle bir gün tespit edersiniz. Dersiniz ki zaten yoruluyoruz, biz sabahtan akşama kadar çalışıyoruz. Bu dünya işleri de bizim gönlümüze hakikaten sıkıntı veriyor. Şimdi ruhumuzu bir aydınlatalım diyerek, onlarla oturur, bölüşür, anlaşırsınız.
İşte şu kitaptan başlayalım dersiniz. Mesela önünde şimdi diye bir eser. Bunun yanında şu anda elimizde mevcut olan, elimizde olan, insan için Allahü zül celalin razı olduğu ve razı olmadığı ameller diye Arapça bir eser. Mesela yine El Hristiyanlar leavmil miyad, yine elimizde olan Semiul müminin diye bir eser. Hep bunlardan güzelce konuşulur, anlaşılır ve faydamız olur, istifade ederiz. Biz bunu yoksa diyoruz, size hacasın efendimiz, kaddesallahu sırra bu yolun, bu yolun yapılacak vazifelerini sadece anahtar olarak size verir. Der ki beş yüzünü dıştan okuyacaksın, beş yüzünü işle. Ondan sonra çalışma bize ait. İşte madeni gösterir. Çok kıymetli bir zattı. Herhalde o yönde de yeteneği var ki, madencilerden birisine demiş ki şurayı kaz. Hakikaten kazmışlar, çok büyük gelir elde etmişler.
İşte mürşid-i kamilimiz buyuruyor ki, elinize kazmayı küreyi, kepçeyi, dozeri, ona ait ne ise her şeyi veriyor. Haydi gidin kalbinizi kazın, kalbinizi kazın, içindeki kirleri istiğfarla, tevhidle, salatü selamla atın. Ondan sonra güzel bir tefekkürü mevt yapın, tarlayı da yaramaz maddelerden, çalıdan, çırpılan, taştan kurtarın. Rabıta-ı Şerife ile de, rabıta-ı Şerife ile de toprak işleniyor ya, bak toprağı, gönül alemi, Nuri ilahi yapsın, siz de ekin olarak Allah diyorsunuz beş yüz veya bin iki bin neyse Celle Celalühü, onu da manevi tohum olarak artindir. Başka ne diyecek? Bunu yapacak olan biziz. Yoksa senin alacak da gözünü yumacak kalbine dönecek, kalbini de çalıştıracak ruhunu da onu yapar. Allah'ın ismiyle bütün vücudunda zikir uyanır. Ama bu aynen yağmurun çok süratli bir şekilde akıp, her tarafı silip götürmesine benzer. Bu geçerli olmaz, bir anlık olur.
Ama dönsün diyorsun, kalbimize dönsün. Allah'ımız emretmedikçe dönmez o. Allah'ımızdan bir işaret olacak ilahamat I ilahiyi öyle yapar onu. Yoksa yapamaz. Bunu üstallarınla anlattılar, dinledim buyurdular ki efendim benim çok yakınlarım oluyor, bir türlü evlat ezkar veremiyorum. İstiyorlar yalvarıyorlar ama içim dönüyor. Fakat dağdan şalvarı yırtık, eski eli lise içerisinde olan saçı sakalı birbirine karışmış adamlar geliyor, kalbim ona yönelin. Gönlümde ne varsa onu akıtıyorum. Buyurdular ki bu mevhibe-i ilahidir. Allah'ımızın ihsanıdır. Şunu da çok iyi bilelim kibirli kalplere gelmez. İsterse murakabeler de güzelim. İsterse çok büyük hal sahibi olalım gelmez. Mütevazi gönüllere gelir o. Ancak böyle olur. Efendimiz aleyhisselatu vesselam için Cenabı Hak, Allahü Zülcelal hidayet etmedikçe sen gidemezsin. Ancak inleme ente müzekkir beste aleyhim bir musayitir, sen zorlayıcı değilsin.
Ancak tebliğcisin, davetisin, Rabbımızın emirlerini duyururlar. Dediğim gibi bir anahtar oğlum alıyor sana Zikullah'ın şu kadarını dışını, şu kadarını içinden okun. Kalbin üç hali var. Bunu devamlı anlattılar zaten. İlk anda yanar batar sonra kuvvetli bir şekilde vurur. Bununla da olmaz. Normal bir halini aldığı zaman zaten belli olur. İnsanda bir sıcaklık, bir tatlılık, bir taşa baksa haz alır, bir dağa baksa lezzet alır, semaya baksa duygulanır, yere baksa duygulanır, hep kalbine ilahi güzellikler gelmeye başlar. O toprak belki onunla konuşur. Der ki ben ya toprağım, beni işliyorlar, dikiyorlar, dikiyorlar, sana ne güzel nimetler olarak Cenabı hak bunları sunuyor. Sen toprak kadar da mı olamadın? Bak sen insansın diyor mesela. Diyor derken bunu duyacak kulak gerekiyor. Bu olur. Bu anahtarı vermiş zaten, aç diyorsun. Büyük bir saray ilahi bir saray.
O sarayın bütün anahtarlarını veriyor. İşte bizi manevi bir baba olarak kabul ettin mi diyor ya, sen de diyorsun ki evet kabul ettim. O zaman anahtarı veriyorsan çalışacak olan biziz. Ama biz anahtarı alıp, kapının kilidini eğer açmak için yönelmezsek hiçbir şey olmaz. Talebi de ne Allah'ımız verir zaten. Kim talep ederse Cenabı Hak ona nimetini ihsan buyurur. Allah'ımız adalet sahibidir. Ey oğulcuğum buyuruyor, sana gereken ilim meclislerinde bulunmaktır. Ya kendi kendine oku, mütalaa edip, bilmediğin meseleleri onlara götür. Bu çok kolaylaştı şimdi devrimizde zamanımızda. Bir kardeşimizdi, güney tarafından bizim orada hoca patlaması var dedi. Yani çokça dedi ilim ehli insanlar var. Demek istifade edeceğiz. Bundan faydalananlar var mı elhamdülillah? Biliyorum kardeşlerimizi tanıyorum, sadece fotoğrafını çizebilirim.
Mesela her gün pazar günü sabah veya belli vakitlerde ne yapıyor tefsirlerden okuyor. Cuma günleri akşam ile yatsı arası veya yatsıdan sonra, artık geceler müsaitleşmeye başladı, okuyor. Başka yerlerde de mütalaa ediyor. Beş iken on, on iken yirmi otuz kırk duyduğum yüzlerce insan iştirak eder. Böyle uygun zamanlarda seçmiş. Bu gibi meclislerde bulunun, faydalanırsınız buyuruyor. Hikmet ehillerinin sözlerini dinleyin. Çok sözler söyleniyor ya, evet güzel, faydalı. Ama siz hikmet ehli'nin sözlerini dinleyin. Dilinde Allah tarafından celle celalü lütfedilen, ilimle kelam edenleri dinleyin. Nasıl ki ölü bir toprak, ölü bol bir yağmur, bul taneli demek zaten. Bir vavil deyince. Bol taneli yağmurlar yağıyor. Böyle çok da süratli değil. Sükunetli bir şekilde toprağın ta tabanına kadar işliyor. Ve toprak ne oluyor? Canlanıyor.
Bakın şimdi Allah'ımız lütfederse önümüzdeki günlerde de tahmin olarak söylüyorlar. İşte yağmurlar geliyor. Biz dağlar bozardı diyoruz, sarardı diyoruz, kurudu diyoruz. O yağmurlar yağdığı zaman bakıyorsunuz hep yemyeşil oluyor. Delillerinin sözlerini dinlediğiniz zaman sözlerine de gerek yok. Eğer hikmet değeri olursa hakikaten, hikmet değeri olursa hikmet ehli olursa sana baksa yeter o. Veya biz ona baksak yeter. Dersin ki ya kendimden geçmiş dünyanın insanına benzemiyor dersin. Ne o alnındaki Nuri ilahidir. Diyorlar ya sen Mevlana ol, Şems gelir. Onlar Mevlana olmuş. Onların alnında ilahi bir ışıltı var. İlahi bir işaret var. Ricalü'l gaybı da ona gelir. Hızır aleyhisselam da ona gelir. Görür o madeni görür. İlahi madeni gördüğü için gelir der. Yoksa bizim yarı semtimize uğramaz. Ağız bir başka göz bir başka gelmez yaklaşmaz mümkün değil.
Siz neden mesela bazı yerler oluyor, hemen burnumuzu tıklıyorsunuz. Ya şurayı tez geçelim diyorsunuz. Oraya ah buyurun bir köpekle aşese atılmış, atılmış, aman daha geçelim diyorsunuz. Ondan sonra bazen bahçeler neler gübreleniyor. Bu gübrenin de kokusu oluyor. Arabanın şöyle camını açık bırakmışsanız, gelen kokuya dayanamıyorsunuz. Kapıyorsunuz, süratle geçiyorsunuz. Yani bir gıybet laaşesidir, bir dedikodu laaşesidir, bir iftira laaşesidir, ondan bundan duyduğunu gelişi güzel naklediyor, günah olarak zaten insana yeter. Bu laaşedir. Gözün harama bakma laşesi, hasetle bakma laşesi, elin onu bunu, böyle alay eder bir şekilde ifadeleri, bu dağcelerden dolayı yaklaşmazlar. Ne melek yaklaşır, ne de Allah'ın sevgili kulları yaklaşır. Bakın diyorum ki, onların etrafı boş olmaz.
Siz mesela buraya mübarek bir zat gelse, Rasulullah'ın hilafeti, hilafeti kendisinde mevcut olan, hakikaten o emanetlere halis bir kimse gelse, ne yaparsınız? Duramazsınız yerinizde. Derhal bir heyecan alır içinizi. O heyecan sadece bunu görme değil, onun etrafı dolu. Hayırlıcülese, hayırlı meclisten nedir? Kimle oturup kimle kalkalım? Sen ona baktığın zaman senin gönlünde dünya muhabbetine kalmıyor. Evet dünya ile meşgul oluyorsun ama sevgisi kalmıyor, hep ahirete yöneliyorsun. Bir görmen yetiyor. Çünkü o Rabbımızın tecellilerini görüyor. O müşahede makamında. Onun gördükleri çok müstesna. Dünya var artık ona kopmuş. Bir cife şeklinde. Görüyor, Ehlullahı görüyor. Hayırlı meclislerde bulunuyor. Onların içerisinde oturup kalkmıyor. O mecliste en azından bu gibi mecliste ismi geçiyor. Değiştirir tabi. O konuştuğu zaman size böyle bir ilmi meseleleri halletme gibi güzellikler de doğuyor.
Sen okumamışsın hiç. Okumadığın halde bir hoca ne konuşacak olsa, onun konuşacağını Allah'ın izniyle, derhal hissediyorsun. Seninle de şeyler diyorsun. O da diyor ki ya sen okuyan bir kimse değilsin, bunu neden öyle? Çok böyle rahnesini hiç okumamış hikmet ehli insanlara terk edenler var. Onun konuşması senin ilmini de artırır. Sana bir bir şer'i meseleleri öğretmek için de kalmaz. Bizim okullarda okuduğumuz gibi, işte Emsiler, bina, Avamid, İshar, Kafiye, El Fi'ye, Molla Cami böyle gitmez. Biz okumuşuz Allah'ın izniyle bunları. O öyle değil. Onun huzurunda bulunduğun zaman Allah'ımız senin kalbine malum eder onu. Ve onun ameli sana ahirete hatırlatır. Onun bu bize davranışları, hareketleri hep ahirete yönlendirirsin. Anemi Hüreyre'da radiyallahu Hüreyre'dan radiyallahu anh, galgale Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem siz ilmi talim ediniz.
Çünkü ilmi talim edeceğiniz insanların da şu güzel evsafta bulunması icap eder. Sekine hali, makar hali ve onun konuşmasından gönüllere bir mütevazi, alçak gönüllülük meydana gelir. Baktığın zaman onlar mutmainne sıfatı demek bu. Mesela bazı hayırlı kimseler olur bizimle fazla oturamaz. Zorunlu oturmaz. Mesela evinde bir akrep çıkmış, bir türlü giremiyor eve. Yılan çıkmış gidemiyor. Hani bizim tabiatlerimiz güzel olursa, güzel olursa severler. Sen gelmesen dahi arar olsun. Der ki yahu nerede benim o kardeşim varıldı? Göremiyorum bir durun. Neden? Rabıtaasına çok dikkat etmiş, zikrine çok dikkat etmiş. Edebi ilahiye ile edeplenmiş. Onu arar o. Unsuz duramaz. Ama bunlardan uzak olunca ve yolda değişmeye başlayınca nefsaniyet görmeyi de pek istemez. Rabbımızdan da korkarlar. İşte birine iltifat edip diğerine iltifat etmemek bizi mesul kılar diye riayet etmeye çalışır. Ama insan da ne yapar?
Biraz o gibi hallerde ya direğin arkasında durur ya biraz geri çekilir. O arar da dese. İlla gözünün önüne oturulmaz. Çok yaşadım bunu ben mürşidi kamilimizin huzurunda yaşadım. Oda dolusu cemaat çekti gitti. Oğlum konuş şunları dedi bıraktı. Ben konuşamıyorum dedim. Çünkü adam mirasını ilahi edebe riayet etmemiş, konuşamayı verirdi. Dedi ben bağlanıyorum konuşamam dedi. Böyle oturduklarına bakma, şeri emirlere riayetsiz oldukları için ben tahammül gidemiyorum dedi. Ne oluyor insan bir tövbe ederiz, istiğfar ederiz. Madem biraz sıkıntılı hali var böyle sakınıyor, biz de biraz edeple geri dururuz yani gözünün önüne de oturtulmaz. Hani çok yardımcı olmamız lazım bizim büyüklerimize. Bir gün şimdi üstad-ı alimize büyüklerimize yardımcı olmamız lazım. Bir gönüllerinin ferah olması gerekir. En azından biz usulluyuz, hatalıyız ifadesi bile onları sevindirir.
Onları memnun eder, onların görüşmesi bizim görüşmemize benzemez. Biz sadece sizin cisimlerinize ruhuna bakar. Gönlündeki hale göre konuşur. Ve şu kalbine hitap eder o, senin kulağına da hitap etmez. İsterse hiç konuşmasın. Öyle insanlar olur ki, onun şöyle bir nazarında bir çift dolusu kitap öğüdü ve nasihati alır gider. Ve onlar mektuplaşmasında, selamlaşmasında, görüşmesinde öyle yazı da yazmaz. Biz bunu kardeşlerimize anlatmıyoruz. Şöyle bir kağıda içinden gelen bir ah diye bir sadası olur, onunla her şeyi ifade eder. Bir anlıktır. İşte bu alana girelim dediğimiz, bir şifre lazım dediğimiz bu. O şifre takva. Her yaptığımız işi Allah rızası için yapabilmek. Bir lokmayı ağzınıza götürürken kimin verdiğini bilmek. Böyle olunca ancak biz anlayabiliriz. Yoksa ne anlaşılır ne edilir. Ancak irtihad ettikten sonra kapalı bir sandık gibi gor gider. Bakarız gelene bakarız, gidene bakarız.
İşte mürşid-i kamilimiz için tashih ipten gelirmiş, bilmem filandan gelirmiş, dünyalar dolmuş, kim kanadı onu? Onu tanıyan İpek hocamız gibi, Hasan hocamız gibi bir kimse tanıyor. Bir de tombakta Ahmed Efendi Hazretleri. Bir de irtihal ettiği halde diyemiyorum çünkü kalplerimiz bozulmasın diye. Bir de o kıymetli kardeşimiz ruhu şadusu o da. Az olun. Tanırız ama kabiliyetlerimize göre gönüldeki huzurumuza göre, Gönülde ne kadar Cenabı Hakk'a tekrarrup var, yakınlık var, o kadar tanırız. Yoksa tanınmaz, yoksa bilinmez onlar. Cenabı Hakk şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin.