Malum önümüzdeki ay önümüzdeki ay derken şurada bir gün kaldı. Ramazan-ı Şerif ayı. Biz burayı aleyhissalatu vesselam efendimizin mübarek sözlerinden devam etmeye çalışalım. Çünkü dini mübin'in mübelliği o. Şeri esasları koyacak olan o. Kuran-ı Azimüşşan'ı hiç şüphesiz açıklayan o. Kapalı olanları beyan eden o. Tefsir eden o. Aleyhissalatü vesselam efendimiz Cenabı hak ona temiz olanları helal, temiz olmayanları haram kılma yetkisini lütf etmiş, ihsan etmiştir. Bunun için biz aleyhissalatu vesselam efendimizin kavli olsun, fiili olsun, hem kavli hem fiili mübarek sözlerine de tavırlarına da hareketlerine de riayet ederiz. Ashab-ı Güzin efendilerimizde şöyle bir güzellik var. Her şeyleriyle güzel olmakla birlikte Nebi-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin bir hadisi şerifi okurken tavırlarını da ortaya koymuşlar. O anda hangi şekildeydi?
Bunu ifade ederken mübarek yüzlerindeki veç-i saadetlerindeki hale kadar haber veriyorlar. Ne kadar efendimize bir bağlılık ve teslimiyet. Zaten Nebi Ekrem Efendimiz kendisine bağlıyor nurdur o. Her hareketi onlara bambaşka ufuklar açıyor aleyhissalatu vesselam efendimizin. Bulunduğu yer değişiyor, konuşmaları değişiyor. Bir kimseye iltifat edecek olsa o değişiyor. Her şey farklı oluyor. Allah'ımızın nebisi o sallallahu teala aleyhi ve sellem. Nebisi, resulü sonra Hatemün Nebi, bütün peygamberlerdeki güzelliğin madeni, membaı, kaynağı o. Bir Yusuf Aleyhisselam'daki güzellik Efendimiz aleyhissalatu vesselamdan gelir. Bir Musa Aleyhisselam'ın Kerimullah olması Efendimizden gelir. Bütün güzellikler ondan doğuyor. Hatemün nebiyyin demek budur. Sadece nebilerin sonuncusu değil. Hepsinin güzelliğinin kaynağı o. Şöyle de bir izah getirmişler. Diyorlar ki bir padişah düşünün.
Bir de onun vezirleri var. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem bir padişah gibi. Diğerleri de vezirleri diyor adeta. Çünkü ona ümmet olmayı istemişlerdir. Şimdi iftar sofrası malum Ramazan-ı Şerif'te oruçlunun iki sevinci var buyuruluyor iftar sofrasında. Bir iftar etme sevinci var. Böyle ailesiyle çoluğuyla çocuğuyla beraber olmuş. Ne kadar güzel Allah'ımızın rahmeti yağıyor. Bir o iftar etmenin sevinci var. Bir de Rabbi Zülcelal'imizin cemali ilahiyesinin sevinci var ki bu tarif edilmez artık. Bunun ötesinde bir şey yok. Bazen bunu kayıtları da almışlar. Biz tabir hac seferiydi. Hocamızın ismin neyini biliyorum, Karadenizli Rabbimizin izniyle. Orada bir söz söyledi ama çok güzeldi. Belki o farkındaydı bunun, belki de değildi. Dedi ki biz dedi aleyhissalatu vesselam efendimizi görseydik halimiz daha bir başka olurdu dedi. Çok güzel söyledi. Ama göremez miyiz?
İmam Şarani Hazretleri buyuruyor ki, kalpte Salatu Selamiu Sırrı, çokça salatü selam getirin. Çokça diyor salatü selam getirin. Onu evvela rüyada görürsünüz. Ondan sonra da açıktan görmeye muvaffak olursunuz diyor. Mehmet Şevket Koçer diye bir ayar memuru vardı Kayser'de. Buraya gelirdi artık belediyelerde ne de onun hizmeti olurdu. Geldiğinde de bizde kalırdı. Üstadımızın mübarek hane-i saadetinde. Zaten Resulullah'ın vekili oldu mu her güzellik yine velayet olarak onlarda oluyor. Her şeyiyle mükemmel oluyorlar. Bir sohbet halkasında güzel olduğu gibi sofrası da güzel oluyor. Bir çayı da güzel oluyor. Beşeri münasebetleri de güzel oluyor. Aile hayatı da güzel oluyor. Biz de bir söz söylerler. İnşallah unutmayın bu noktayı da eğri mastardan doğru çizgi çıkmaz derler. Eğer eğri olursa bu sıvacılar çok güzel bilir onu. Sanki o şakül gibi bir teracı gibi. Doğru olursa çizgide doğru.
Gönülleri doğru olduğu için şimdi dil doğru. Sonra yaşantı doğru. Kalp doğru. Hep güzellikler meydana geliyor. Bu zat gelirdi bize. Cuma günleri de vaaz ederdi. Bu bir eser çıkardı. Kayseri uleması diye gerçekten güzel o. Çok güzel. İnsana zevk veriyor. Böyle ulemayı kiramın hayatı olsun, meşayı izamın okunduğu zaman gönüllüler rahatlıyor böyle. Sonra kalplerinizi dinlendirin buyuruyor. Kalp dinleniyor. Hani o menkıbe öyle hikaye gibi ne değil. Onlardan anlatılan sözler ayeti celileye dayanıyor. Hadis-i Şeriflere dayanıyor. Bambaşka bir güzellik hasıl oluyor onlarda. Orada anlatacağım şu. Daha ziyade ilim mehirlerinin ziyaretini Cuma günleri yaparlar burada kıymetli bir hocamız vardı o da cuma günü gelirdi, hem vaaza giderdi. Şöyle düşünürdüm, herhalde derdim aküsünü burada dolduruyor. Üstadımızın huzurunda, ondan sonra gidiyor, coşuyor diye. Çünkü buraya bir hocalardan bir kimse gelir.
Tat konuşurken arif gerçekten arif oluyor. Üstadımız onun konuşma anındaki gönül alemini biiznillahi teala seyrediyor. Böyle bir iftihar. Böyle bir iftihar, benliğe düşme endişesinden dolayı hemen diri duruyor. Bir söz söylüyor, onu yirmi otuz defa söylüyor. Yaptığı hatayı da anlıyor, ne olur efendim diyor bizi bağışlayın. Aşağıda da bir cuma günüymüş herhalde vaaz etmesi gerekiyormuş. Haydi diyor, müsaade ediyorum açılmış ki, dili açılmış ve hayran kalmışlar. Velilerde bambaşka bir güzellik oluyor. Tarif olmuyor. Geçen böyle araba da giderken bellekten mi, bellek herhalde onda bir konuşma dinliyorum. Konuşmayı dinlerken Allah'ım diyorum, bu acaba bu günahkar mı diyorum? Hiç inanamıyorum. Bu söz diyorum nereden çıkıyor Allah'ım bu kelamlar arka arkasına arka arkasına. Sonra anladım ki o söz bizden değil. Hac Abdullah amcamız irtihal etmişti.
Nasıl olduysa Hacı Hasan efendimiz buyurdu ki oğlum konuş dedi. O konuş deyince hiç hatırına gelmeyen sözler geliyor. Kalbine doluyor adeta. Baktım o. Bu boşuna dememişler. Okuduğumuz ilim ehillerinin himmetine de erişmemiz lazım. Bu himmeti şöyle daha bu kardeşimizden biraz büyüktüm, bu kadar değil. İlkokula girer değil mi bu? Böyle ilkokul çağı. Biraz daha büyük olabilirim. Sami Efendi Hazretlerinin Kayseri'deki görevlisi bir kimsenin mübarek elini öptüm. Fakat bu yaşta olmama rağmen bir değişiklik meydana geldi. O gönülde oluyor. Sonra Casisın efendimiz dedi ki oğlum himmet etti dedi. Evliyanın himmeti çok önemli. Bunu alırsak dünyevi işlerimizde de rahat oluruz, uhrevi işlerimizde de rahat oluruz. Dünyevi işlerimizde kazancımız helal olmaya başlar. Öyle bir duygu insanda hasıl olur ki her şeyde şer'i Şerife son derece dikkat meydana gelir. Himmeti bu işte.
Şimdi o bir kitap hazırladı, Kayseri uleması diye orada geçiyor. Bunu üstadımız çokça da naklederlerdi. Dedik ya İmam Şarani hazretlerinden naklettik. Bir de cuma günü halktan demek ki o zamandaki cemaat de çok seçkin. Güzel insanlar. Böyle bir hoca kadar hemen hemen halkın malumatı var. Bir cami cemaatinin. Hiç unutmam. Bir camiden çıktık. Buna belki kırk seneye geçmiş olabilir. Orada amcalardan birisi bize kaza namazlarının nasıl kılınması icap eder, hangi vakitlerde kılınır onu anlattı. Sonra nafile namazlar nasıl, hangi vakitlerde kılınır onu anlattı. Ama aynen ilmihal kitaplarında yazılıymış gibi, Yazılıymış gibi değil, yazılı olanları söyledi. Bir idrak namazının vaktini tarif etti. O günkü duydum. Zaten iştirak vakti deyince güneşin bir yayılması gerekiyor. Şu çeneyi döşüne dayayıp gözünü şöyle kaldırdığında güneşi görürse dedi. Çok güzel.
Çünkü biz ibadette de batıllara benzemeyeceğiz. İbadette de değil. Giyim, kuşam, yeme, içme, ibadette bile benzememiz istenmiyor. Bakın Muharrem ayında oruç tuttuk. Onda, onlar dokuzunda tutmuşsa biz dokuz on. Onunda tutmuşsa on, on bir. Benzememek için. Çünkü Rabbimiz ve la tevkenu hilellezina ve ala mafetemessaküminler, onlara rükun olmayın. O zaman ne yapalım? Bak çok güzel. Bu bazı arabalarda görüyorum, böyle torpido gözünde. Güzel eserler var, küçük küçük. Mesela aleyhissalatu vesselam efendimizin adeti Muhammediyelerini bildiren bir eser, mecmuul adap. Bu dergimiz promosyon olarak da dağıttı bunu. Evet bazı eksiklikler olabilir ama özellikleri çok. Orada efendimiz yüzük olarak nasıl takınırmış, yemek olarak nasıl, giyim olarak nasıl, Bunlar bize aleyhisselatu vesselam, beynimizin mübarek tavırlarına uyduğumuz zaman ecir ve mükafat getirir. Birden ne güzel.
Neden bir başkalarını örnek alalım ki? Ne lüzumu var? Onları Cenabı hak ashable, innemel müşikune necesin. Neces aynıyla pis demek. Allah'ın nuru, esable. Nur o. Geldiği devre bakıyoruz, İşte Mehmet Akif der ya Rahmetullah aleyh. Kumdan ayın on dördü bir nur çıkıverdi der ya. Çıktı ama kıyamete kadar her taraf aydınlanıyor. Sadece bizim ibadet ve taatimizde de değil. İnsanlar arası muamelemizde de aydınlatıyor. Öyle ki savunma sanayimizde de aydınlatıyor. İlaç sanayinde de aydınlatıyor. Daha tarif edemeyeceğimiz gök cisimlerinde de astronomide de vesair ilim ve fende her şeyde aydınlatıyor. Savunma sanayinde nasıl aydınlatıyor? Cenabı Hak Enfal suresinde altmışıncı ayeti celile-i cemilede düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın buyuruyor. Sonra enerjide efendimiz aleyhisselatu vesselam yol gösteriyor. Her şeyde örnek.
Hangisini söylersek, söyleyelim, o bizim en büyük riayet edeceğimiz, dikkat edeceğimiz numuneyi imtisaldir. Ona uymamız aynı zamanda Allah'ımızın muhabbetini meydana getirir. Bağışlanmamıza sebeptir resalimle. Habibime tabi olun buyuruyor Cenabı hak. Ona tabi olursanız Allah da sizi sever ve sizi bağışlar, mağfirete, rahmete mazhar olursunuz. Onu sevmek ne büyük taat. İmanda kemali ifade ediyor. Artık Hazreti Ömer'den nakledilir radiyallahu anh. Onu canımızdan da fazla sevebilmek, öyle buyuruyor. Beni annenizden, babanızdan, canınızdan da daha fazla sevmedikçe imanda kemale eremezsiniz. Biz o hocayı niye söyledik Arafat'ta dua eden? Sevemiyorsak öyle demeyin. Sevemiyorsak demeyin. Sevmeye çalışalım. Aleyhissalatü vesselam efendimizi dedi görseydik halimiz değişirdi. Gerçekten geçen bir tanesi de anlattı. Hocalar arası bunu hocalar münakaşa etmemesi lazım. E belirlenmiş, her şey konmuş.
Bunda bir eksik gedik aramak ne demek yani? Bir İmam-ı Azam'ın sözüne Rahmetullah Ali kalkıp da şöyle değil böyle demek bir İmam Ahmet bin Hanbel'e yakışmaz bu. Onun yaşayışı gibi bir yaşayışımız var mı? Bilemediği bir hususta Resulullah'tan soruyor, bizim üstadımız öyle değil miydi? Hacı Hasan efendimiz. Böyle bir hutbe hazırlanıyordu. Daha çok gençtim. Böyle hutbeyi okurum, namaz kıldıramam. O yaşa değilim. Yalnız hutbenin başlangıcı bir ayeti celile-i cemile ister, o yok. Ama okunması lazım. Onu kendilerine arz edince zorluk yok efendim. Kalbinde öyle bir gönlünden, gönlünün hemen kalbinin yanından geçen bir damar var ki alakayı kuruyor. Şu bildiğimiz telefonlar bilmem planlar gibi değil o. Uydular vesaireler hiçbirisi gibi değil o. Derhal mübarek gözlerini yumdu. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz Karada ve denizde meydana gelen fesat. Artık düşünelim. Her türlü sıkıntılar.
Bunu anlatmaya gerek yok ya, hastalıkların çeşitleri de çok arttı zaten. İşte diyor ya doğal afetler vesaireler, hep elinizle yapmış olduğunuz hatalardan zuhur ediyor. Bir defasında Medine-i Münevvere'de bir sarsılma oldu. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz, ey dağı üzerinde bir nebi var bir de Sıddık var dedi. Bir nebi var bir de Sıddık var. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh böyle bir sıkıntıda hemen minbere çıktı. Ben asi ve günahkarsam tövbe ediyorum. İstiğfar ediyorum. Siz de istiğfar edin diye buyurdu. Bir yere üstadımız davet etmişler yağmur için, havada hiçbir bulutun esamesi yok. Eseri yok. Biraz da ileri geri de konuşulmuş. Üstadımız gelmeden önce oruç tutmalarını ve istiğfar okumalarını tembih etmişler. Varmışlar, gözleri yumulu vaziyette istiğfar okuyorlar. Diyorlar ki şöyle kılıç gibi bir buluttu. Pek öyle ümit edilmiyordu yağmura niye?
Şakır şakır Cenabı hak lütf etmiş, ihsan etmiş bu Allah'ın velisi Cenabı hak. Buraya Kayseri ulemasından Hacı Hüseyin aksakallı hocamızı getirmişler, yağmur duası için. Gerçekten o gün de halkımız ne kadar güzelmiş, inşallah şimdi de büyüklerimizin yolunu izlersek güzelleşiriz. Dua etmiş, yağmış yağmurlar. Demek ki o zaman dile göre o zamanki, nili mübarek demişler. Nil nehri var ya, aktığı her yeri böyle yemyeşil çayır çimen haline getiriyor. Hayat buluyor ölü topraklar. Nihili mübarek diyorlarmış. Nihili mübarek. Efendim daha ziyade cuma günleri sabah ziyaret ediyorlar. Böyle ulema-i kiramdan birisi ziyaret etmişler ama halinden belli çok kaygılı bir durumu var. Demişler efendim çok mahzun görünüyorsunuz, öyle der demez ağlamış. Meğer cuma günleri aleyhissalatu vesselam efendimizi görürmüş. Nebi Ekrem efendimizi sallallahu teala aleyhi ve sellem. O gün görememiş.
O anda bunu büyüklerimiz anlatıyor. Mübarek gözleri diyor yumuldu, Böyle yakaza halidirler. Uyku ile uyanıklık arası sevinerek uyanmışlar. İnşallah sevincimiz bu olur. Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de bize Yunus suresi elli yedi elli sekizinci ayet celle de bakın neye sevineceğimizi anlatıyor. Anlatıyor demişiz. Neye sevineceğimizi Cenabı hak ifade buyuruyor. Eshabimle. Halıkımız buyuruyor. Ey insanlar, işte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için bir yol gösterici bir rehber ve rahmet olan Kuran geldi. Kuran-ı Kerim geldi. Burada hatırlayabilirsem, Konevi'nin haşiyesinde, Konevi'nin haşiyesinde, diğer eserlerde de var bu. İbni Acibe'de de olabilir. Diğer eserlerde de gördüm. Biz İbni Teala. Burada dört tane esas ver. Bu şeriat diyor. Meşifeu limafis sudur. Bu gönüldeki kin, kibir, hasetlik, şehevi, hayvani duygular bunların yok olması için de tarikat diyor.
Aynen böyle geçiyor. Daha sonra marifet ve hakikat, işte buyuruyor Cenabı hak bununla sevinsinler. Öyle maaşım arttı bilmem filan. Arabam şöyle oldu, telefonum şöyle oldu, hayat şartları şu kadar güzelleşti bilmem filan bu değildir. Asıl sevineceğiniz ne olmalı? Sevineceğiniz şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olsun buyuruyor. Buraya Sami Efendi Hazretlerinin teşrifinde, teşrifinde işte Hacı Abdullah amcamız kardeşleri, üvey kardeşim demiş ki kardeşim bir müjdem var, daha acasın efendim çok genç. Bak söylediği söze yani o tarihlerden değil, çok eskiden onun kemalini hissetmişler zaten. Demiş ki kardeşim ben dünya arzusuyla isteğiyle nimetleriyle sevinmem. Işte baban seni evlendirecek bilmem filan evin barkın Bunlar temin edilecek. Bunların demiş, hiçbirisine sevinmem. Yok ahiret müjdesi ağabeyi demiş. Sami Efendi Hazretleri geldi demiş.