Peygamber Efendimizin Sünneti ve İnsanın Kemale Erişmesi
Peygamber Efendimizin Sünneti ve İnsanın Kemale Erişmesi kaydında Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Sünneti Seniyyesine riayet etme hususunda burada hususiyetleri var, bütün ayetlerle ele alınmış, onlardan bir nebze sunmaya gayret verelim. Yeryüzüne gönderilen son peygamberin üstünlük bakımından farklı bir konumda olduğunu Kuran'ın ifadesiyle anlıyoruz Sallallahu aleyhi ve sellem. Ona diğer hiçbir…
Peygamber Efendimizin Sünneti ve İnsanın Kemale Erişmesi ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Sünneti ve İnsanın Kemale Erişmesi kaydında Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Sünneti Seniyyesine riayet etme hususunda burada hususiyetleri var, bütün ayetlerle ele alınmış, onlardan bir nebze sunmaya gayret verelim. Yeryüzüne gönderilen son peygamberin üstünlük bakımından farklı bir konumda olduğunu Kuran'ın ifadesiyle anlıyoruz Sallallahu aleyhi ve sellem. Ona diğer hiçbir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Sünneti Seniyyesine riayet etme hususunda burada hususiyetleri var, bütün ayetlerle ele alınmış, onlardan bir nebze sunmaya gayret verelim. Yeryüzüne gönderilen son peygamberin üstünlük bakımından farklı bir konumda olduğunu Kuran'ın ifadesiyle anlıyoruz Sallallahu aleyhi ve sellem. Ona diğer hiçbir peygambere verilmeyen birtakım özellikler verilmiştir. Başta o son peygamberdir, Hatemül Enbiya'dır. Sonra risaletini bütün umumu kaplaması Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın, peygamberliği, diğer peygamberler gibi bir kavim ve bir millete değil umum insanlığa aitti. Risaletini cinleri de içerisine alması, hem insanlara hem de dinlere gönderilmiştir. Hanımlarının, annelerimizin, müminlerin anneleri olması. Bunun hususiyetleri var, ayrı ayrı özellikler var.
Geçmiş, gelecek günahlarının affedilmesi, kendisine inanılması noktasında peygamberlerden söz alınması, Kevser'in verilmesi, Kevser Havzı ve bu Kevser'le verilen manalar çok fazla. Mesela bir tanesi Fatımetüz Zehra radiyallahu anh annemizin verilmesi. Ganimetlerin helal kılınması, alemlere rahmet olması, özelliklerinin ehli kitap tarafından da bilinmesi, hem Yevudi hem de Nasrani tarafından Nasrani'ler cemililmesi. Getirdiği dinin korunması, teminatının verilmesi. Ona has olması Cenabı hak'ı bizzat baş gözüyle görmesi, çeşitli zamanlarda meleklerin yardım etmesi üç bin veya beş bin diye geçer Kuran-ı Kerim'de. İsmi ile hitap edilmemesi ona hürmeten, ona tazimen, Ya Muhammed diye değil de Ya EyyühennebiyüYü diye hitap edilmesin. Diğer peygamberlere Ya İsa, Ya Yok, ya İdris denilirken Efendimize ya yühen Nebi yü, ey Allah'ın nebisi diye hitap buyrulmuştur.
Kendisine soru sorma kastıyla görüşmeden önce sadaka verilmesi, kendisine itaatin aynı zamanda Allah'a itaat olması, ahirette şahit olması, kendisine makam-ı Mahmud'un o büyük şefaatin verilmesi, ümmetinin en hayırlı ümmet olması, hayatına ve beldesine yemin edilmesi, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinin lütf edilmesi gibi hususat, bunlardan bazılarıdır, hepsi değil bu. Çok azı. Alemlerin rahmet olarak yeryüzünü şereflendiren Peygamberimiz, insani niteliklerin yanı sıra aynı zamanda kendisine vahiy gelen bir elçi, bir resul. Bu sebeple Cenabı hak ona kendisi ümmetiyle olan ilişkilerinde farklı bir konum takdir buyurmuştur. Kuran'da bu gerçeği beyan etmiştir.
Buna göre inananların söz ve davranışlarında ileri girip de onun önüne geçmemeleri, onun emrinin önüne geçmemeleri, seslerini Resulullah'ın sesinden fazlaca yükseltmemeleri ve insanların birbirlerine hitap ettikleri gibi ona hitapta bulunmamaları, ya iveennebi ya ive harrasul diye çok tazimle ifade edilmesi. Eğer gelişigüzel hitap edilecek olursa, bütün amellerinin zayi olacağı belirtilmiştir. Peygamberimizin huzurunda seslerini ayarlamak suretiyle, gerekli saygıyı gösterenlerin takva noktasında imtihanı başardıkları, dolayısıyla mağfiret ve büyük mükafata nail olacakları vurgulanmıştır. Hasım gibi isim zikrederek kitapta bulunmamaları ancak ya Resulallah yani bilyallah gibi saygı ifade eden kelimeler kullanmaları gerektiği belirtilmiştir. Aynı zamanda böyle bir davranış ilahi ahlak gereğidir.
Allah'ın ona verdiği değeri ümmetinin de vermesi, yerine getirilmesi gerekli olan bir vecdi olsa gerektir. Cenabıhakk'a karşı birtakım görevlerimiz olduğu gibi, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı da bazı görevlerimiz vardır. Kuran-ı Kerim bu görevleri ona inanmak, ona inanmak. Tevavun suresinde yirmi sekizinci ayeti jedide'den ona hitabın çektiği, ona itaatin nasıl olması gerektiği ifade buyuruluyor esta gibi bilinen. Aynen arz ettiğim gibi efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme itaat etmemizi gerektiği vurgulanmakta. Bunun yanında onu gereği gibi sevmek sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi ve ona salat-ı selam getirmek şeklinde ifade edilmektedir eserlerde. Ve salat-ü selam üzerinde duruluyor, Peygamberimize nasıl salat-ü selam getirilecek ve sünneti. Dinin elden çıkışı, sünnetin terkiyle başlar. Dinin elden çıkışı, sünnetin terkiyle başlar.
Halat nasıl lif lif, kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar, Darimi mukaddime. İslam tarihinde çeşitli dönemlerde çeşitli sapmalar yaşandı. Farklı mezhepler İslam'ın yüzünden uzaklaşmak çeşitli sapkın itikatlara sahip oldular. Sapkın uygulamalara giriştiler. Haricilerden Batınilere, Batınilerden Mutezile'ye kadar çeşitli fırkalar, çeşitli sapkınlık dereceleriyle Kuran'ın ve Allah Resulü'nün yolundan saptılar. Oysa yalnızca Kuran sloganı ile ortaya çıkan, bu sünneti terk etmiş İslam akımı bizzat Kuran'ın hükümlerini göz ardı etmektedir. Çünkü sünnet Kuran'ın bir açıklamasıdır ve daha önemlisi Kuran da bizzat emredilmiştir. Allah, ümmeti yalnızca kitaba itaatle yükümlü kılmamış, aynı zamanda Resulullah'a itaati da farz olarak emretmiştir.
Bu nedenle, İslam ancak sünnetle birlikte gerçek İslam'ı, Kuran ancak sünnetin yardımıyla ümmet tarafından anlaşılıp uygulanabilir. Sünnetse Resulullah salsa sahih hadislerinin toplanması ve sonra da büyük alimler tarafından yorumlanması oluşan ehli sünnet itikadıdır. İşte bu kitap, sünneti terk etmiş, İslam tehlikelerine karşı ehli sünnet itikadının temellerini genç nesle aktarmak, bizim en önemli görevimiz olmalı. Kuran'ın emrettiği sünnet, kitaba başlamadan önce sünneti terk etmiş İslam tehlikelerine cevap vermek gerekir. Öncelikle bilmezler ki sünnet Kuran'dan ayrı değildir.
Sünnet son ilahi kitap, Kuran-ı Kerim'in ifadeleriyle son peygamber, alemlerle rahmet, büyük ahiret sahibi müminlere pek düşkün, onların sıkıntıya düşmesi kendisine çok ağır gelen, onların ağır yüklerini üzerlerindeki taassu zincirlerini indiren Allah elçisi Efendimiz tarafından ortaya koy konulmuş evrensel yorumudur. Bu yorum olmadan Kuran'ın anlaşılması ve hayata geçirilmesi mümkün olmaz. Örneğin, Kuran müminlere diğer müminlere karşı şefkatli olmayı, güzel söz söylemeyi, devamlı davranmayı emretmiştir. Kafirlere başıysa sert caydırıcı olmayı farz kılmıştır. Temizliğin şart korkmuştur ancak bunların nasıl gerçekleştirileceği Kuran'da detaylandırılmaz, uzun boylu anlatılmaz. Nasıl şefkat gösterileceği ya da sert ve caydırıcı davranılacağı, bunların ölçüsü bildirilmemiştir. Peki mümin bunların nasıl ve ne ölçüde uygulanacağını nereden öğrenecektir?
Kuran şu hükmü verir, andolsun sizin için Allah'a ve ahiret gününü umanlar ve Allah'a çokça zikredenler için Allah'ın Resulü'nde güzel bir örnek vardır. Ahzab Suresi ayet yirmi bir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem örnektir. Sellem'in sünnetine bakar ve uygulamaları oradan öğrenir. Nitekim sünnete bakıldığında hemen görülür ki Resulü Ekrem ümmetine her konuyu öğretmiş. Amin. Onların izzet ve şerefine yaraşır, davranışları göstermiştir. Bunda küçük işlerle meşguliyet gibi, basitlik değil, en küçük ayrıntıyı bile ihmal etmeme derecesinde bir ciddiyet, sorumluluk ve hassasiyet yatmaktadır. Bu durum Resulullah'ın ümmetine Kuran ile birlikte bir de hikmeti öğretmek ve oluşan bir sonucudur. Bu ayet, bu konuyu şöyle açıklar. Mesela sünnet nereden geldi derseniz, ayeti Cennet de var, çok uzun elimdeki bundan surati hareket ediyorum.
Al-i İman suresi yüz altmış dördüncü ayeti celladı, andolsun ki Allah, müminlere işlerinde, kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur ki o, onlara ayetlerini okuyor Kuran'ın, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. Bu ve ne anladık biz? Burada hikmeti öğretiyorum, ulema-i kiramız sünnet olarak ele almış. Dilmek istediniz, peygamberimizin sünnetini size kardeşlerimiz güzel güzel anlatsınlar. Okuyanlar, bilenler okusunlar. Tespit etsinler. Resulullah şöyle yapardı, şöyle hareket ederdi diye malumat sahibi etsinler bizi diyorum. Resulullah'a itaat, efendimizin müminler için taşıdığı hayati önem, ona hitap eden ayetler şöyle vurgulanın.
Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik ki Allah'a ve resulüne iman etmeniz, onu savunup desteklemeniz, onu en işlem ve saitliği ile yüceltmeniz ve sabah akşam onu Allah'ı tesbih etmeniz için şüphesiz sana biat edenler ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Şu halde kim ahdini bozarsa artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefat gösterirse artık o da ona büyük bir ecir verecektir Fetih suresinde sekiz ila onuncu Ayet-i Celil Burada şu dindi, Peygamberimize eğer biat denilir, Ya Resulallah her şeyimize sana teslimiz derizse, bu Allah'ımıza teslimiyet gibidir, onu söylüyorum. Resulullah'a biat eden Allah'a biat etmiştir. Bu ilahi kural bir başka ayette şöyle açıklanır. Kim Resulullah'a itaat ederse gerçekte Allah'a itaat etmiş olur.
Nisa suresi ayet seksen dikkat edilirse ayette, Resulullah'a itaat üzerinde durulmaktadır. İşte bu kavram, Rasulullah'ın az önce değindiğimiz örnek olma vasfının yanında ikinci bir vasfını hüküm boyunca özelliğinden kaynaklanmaktadır. Birinci olarak nedir? Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem örnek alacağız yaşantımıza. İkinci olarak da peygamberimiz de Allah'ımız hüküm koyduğu gibi o da esaslar belirtir. Şunu yapın, şunu yapmayın diye hüküm koyabilir. Kuran bunu göstermektedir. Resulullah'ın emirlerine ve koyduğu kurallara uymak, aynı Allah'ın kitabındaki ayetlere uymak gibi vardır. Allah'a. Nitekim bir başka ayette onlar ki yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de geleceği yazılı bulacakları, ümmi haber getirici, nebi olan bir ki, Nebi-i Ekrem'e, Resule uyarlar. O onlara marufu, iyiliği emrediyor. Münkeri kötülüğü yasaklıyor.
Temiz şeyleri helal, muhtar şeyleri haram kılıyor Ve onların ağır yüklerinin üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler, işte kurtuluşa eğlenler bunlardır. Araf suresi yüz elli yedinci ayet-i celile. Demek ki Tevrat'ta, İncil'de peygamberimizin güzelliğini bunlar görüyorlardı. Neden iman etmediler? Benliklerinden, kibirlerinden, neden bizim kabilemizden, milletimizden gelmedi, çılgınlığına düşmelerinden oldu. Bir diğer ayette de Rasul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Haşr suresi ayet gibi. Bu ayette peygamberimizin Kuran'da haram kılınmış olan şeyler dışında bazı şeyleri ümmetine yasaklayabileceğini göstermektedir. Bu nedenledir ki peygamberimiz bir hadisinde sizi bir şeyden men ettiğim zaman ondan kesinlikle kaçının.
Bir şey emrettiğimde ise ona gücünüz yettiğince yerine getirin. Başka ayetlerle de peygamberimizin söz konusu hüküm koyucu özelliği haber verilir. Müminlerin anlaşamadığı herhangi bir konu Resulullah'a götürülecek ve karar verecektir. Bu da Nisa suresi elli dokuz. İman edenler, Allah'a itaat edin, edçiye itaat edin Resulullah'a ve sizden olan emir sahiplerine de eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık bunu Allah'a ve Resulüne döndürün, Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, o hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. Resulullah Salli Allahu Aleyhi ve Sellem'in söz konusu hüküm verici özelliği bu denli kesindir ki buna itaat etmeyen, hem de kalbinde bir sıkıntı duymadan seve seve itaat yetmeyenler mümin sayılmazlar. Hayır, böyle değil.
Rabbine andolsun, aralarında çek çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp, sonra senin verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. Nisa suresi ayet altmış beş. Başka ayette Ahzap suresi otuz altı, Nisa suresi yüz on beş. Peygamberimizin hüküm koyuculuğu ve örnek bulma vasfı Kuran'da bu denli muhkem bir biçimde açıklanmışken, Resulullah'ı sünnetinden yüz çevirmeyi savunmak, kuşkusuz Kuran'a aykırı bir düşüncedir. İki veciz söz var, her yaptığı işte ve her emirde ona ittiba etmek, İslam'a ittiba etmenin kendisidir firmanın. Onun sünnetinden uzaklaşmak ise İslam'ın hakikatinden uzaklaşmaktır. Nitekim Ashab-ı Kiram böyle yapmıştır. Her işlerinde Kuran'la birlikte Kuran'ın hayata geçmiş hali olan Resulullah'a buyurmuşlardır.
Bir sahabi de şöyle söyler, hiçbir şey bilmezken, Allah bize Muhammed'i peygamber olarak gönderdi, sallallahu aleyhi ve sellem. Bir, Muhammed'i neyi nasıl yaparken örmüşsek, onu öylece yaparız, sallallahu aleyhi ve sellem. Şu halde Kuran'a dönelim fakat sünnete ihtiyacımız yok düşüncesinin İslam'a uygun bir düşünce olmadığı ve İslam'ı bilmemekten kaynaklandığı ortadadır. Bu görüşün sahipleri muhtelif şekillerde bu yanlışlıklarını ifade ederken, bir misal veriliyor. Bir köşke girmek isteyen fakat kapısını açabilecekleri anahtarı kullanmayı istemeyen kimselere benzetmektedir der, Resulullah'ın yoluna uymayanları. Diyor ki bir köşke girmek isteyen fakat kapısını açabilecekleri anahtarı kullanmayı istemeyen kimselere benzemektedir. Kuran bir manevi saraydır. O saraya girebilmek sünnetle olacaktır demek istiyor. Sünnetin kendisine sarılanları kurtaracağı kesindir.
Daha şöyledir, cennet ile sünnet aynı konumdadır. Zira ahirette cennete giren, dünyada sünnete sarılan kurtulur, tefsiri Kurtubi. İmam Malik de sünneti Nuh Aleyhisselam'ın gemisine benzetmiş ve kim ona binerse kurtulur, kim binmezse boğulur demiştir. Sünnet bu denli büyük bir kurtuluş oldu ki, Kuran Resulullah'ın emir ve yasaklarını hayat verecek şeyler olarak tanımlar. Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere, sizi çağırdığı zaman Allah'a ve Resul'üne icabet edin ve bilin ki muhakkak Allah kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten ona götürülür toplanacaksınız. En fark yirmi dört. Tüm bu ayetler sünneti terk etmiş, İslam kavramının Kuran'a aykırı bir batıl inanç olduğunu göstermektedir. Sünneti terk etmiş, İslam gavuranın Kuran'a aykırı bir batıl inanç olduğunu göstermektedir. Din, kitap ve Resulullah'la birlikte bir bütündür. Birisinin eksilmesi söz konusu olamaz.
Resulullah'ın mürne davranışlarını, öğrettiği hikmetleri ve verdiği hükümleri bize ulaştıran kaynak ise sünnettir, ehli sünnet itikadıdır. Şu halde bu itikat Nuh'un gemisidir. Resulullah'a itaat ya da sünnete tebaiyet, size sarıldıkça sapıtmayacağınız iki şey bıraktın. Onlar Allah'ın kitabı ve benim sünnetimdir Tirmizi. İnsanlık tarihine bakıldığı zaman peygamberle başladığı görülür. Çünkü bir elçi olmadan dinin anlaşılması ve uygulamanız mümkün değildir. Bu zahir için diyor, biz Resulullah diyoruz. Bu yüzden her ümmete yol gösterici olarak bir peygamber gönderilmiştir. Allah diğer peygamberlere olduğu gibi Hazreti Muhammed'in de mükemmel bir din, dosdoğru bir yol üzerinde göndermiştir Ve onu kıyamete kadar bütün insanlığa peygamber gömmıştır. Resule itaat, ona saygı ve sevgi, onun yaşam tarzını uygulama ve onun sünnetini yerine getirmek insanlar için bir sorumluluktur.
Nitekim Kuran'da peygambere itaat, Allah'a itaat ile ben birlikte değerlendirilmektedir. Müminlere anlaşmazlığa düştükleri konularda kendilerine yol gösterici olarak Kuran'ı ve Peygamberimizin sünnetlerini almaları emredilmiştir. Kuran-ı Kerim'de bu konu ile ilgili olarak birçok Ayet-elliler var Nisa suresinde altmış beş, asa otuz altı, Nur suresi elli, birinci ayeti celileler daha, Necm suresi üç, dört, Nisa Suresi elli dokuz, Ali İman Suresi otuz bir, Nisa Suresi on dört, Tevbe Suresi yüz yirmi sekiz. Böyle bir emrine üzerinde durmamızın sebebi şu. Şimdi ehli sünnet hususunda görüşlerine başvurululacak, ehli sünnet hususunda görüşlerine başvurulacak İmam-ı Buhari Rahmetulvari, Kuran'ın ikinci, İslam'ın ikinci kaynağıdır o. Bakın öyle gayret gösterdik ki on yaşında İmam Buhari Hazretleri yetmiş bin hadis ezberledi. Altı yüz bin hadis üzerinde çalışma yapmıştır.
Şimdi bize sorsan kaç tane soru yapabilir, bize sorsanız. On yaşında yetmiş bin hadis ezberlemiş. Bu din böyle olayına gelmedi. İmam-ı Müslim Rahmetullahi üç yüz bin sahih hadisten faydalanarak, eserler meydana getirmiştir. Hocası Abdülveh Haber Ferra, halkın diyor kendisine ilim dağarcıklarından biridir diye onu nitelendirmiş. Öyle bir kimsedir ki diyor İmam-ı Müslim, ilim dağarcıklarından birisidir. Onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum demiş. İmam-ı Tirmizi hadisleri toplamakla birlikte hadis ilminin gelişmesini sağlamış. Sahih olan hangisidir, olmayan hangisidir bunları ifade etmiş. Ebu Davud üç yüz alimden ders almıştır. Sünen-i Ebu Davud adlı eseri beş yüz bin hadis üzerinde çalışarak temin etmiştir. Ondan bitiremiyoruz biz, bunu da kitap gibidir, domuz gibidir, elimizde, ayetler, Hadis-i Şerifler, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a uymanın gerekliliği ifade edilmekte.
Mesela Sahabe-i kiramın sünnete iktibada gösterdiği hassasiyet, Kuran-ı Kerim nasıl efendimizin risaleti ve sunduğu mesaj mevzuunda hassasiyet gösteriyor, Kuran-ı Kerim, nasıl ki efendimizin peygamberliği ve sunduğu mesaj mevzuunda hassasiyet gösteriyor, Habibi meuhün diyor, sahabeyi ikram da aynı şekilde, ondan gelen her şeyi kemali hassasiyetle gururleniyor, korumaya alıyor ve neşrediyorlardı artık. Nasıl titiz olmasınlar ki, Kuran-ı Kerim meseleyi bir iman mevzu olarak ele alıyor ve hayır hayır Rabbine andolsun ki aralarında anlaşmazlığa badi meselelerde seni hakem yapıp sonra da bir din hükümden dolayı içlerinde en ufak bir burkuntu duymadan ve tam bir teslimiyetle sana teslim olmadan iman etmiş olmazlar. Nisa Suresi, ayet altmış beş. Bir gün Hazreti Ömer radıyallahu anh, el parmaklarının diyeti mevzuunda, içtihatta bulunmuştu.
Sahabeden biri ona itiraz edip, iki el tam bir diyet, Bir elde onun yarısıysa, tek tek her parmağı on deve düşer. Dedik o sahabe, ben Resulullah'tan böyle duydum Hazreti Ömer, beyninden vurulmuşa döndü ve ey Hattab oğlu, Resul-i Ekrem'in eserinin olduğu yerde sen nasıl içtihadiler hüküm verirsin dedi. Hazreti Ali Radıyallahu anh, Meysere İbn-i Yakub'un rivayetine göre Kufe'deyken bir defasında ayakta su içti. Meysere ayakta su mu içiyorsun diye sorunca, o şu cevabı verdi, ayakta içmişsem Resulullah'ı ayakta içerken gördüğümdendir. Otururken içersem Resulullah'ın oturarak içtiğini gördüğümdendir. Ebu Ubeyde radıyallahu anh aşk kumandanken, Amvas'ta İslam ordusuna veba musallat olduğu bir hastalığıydı. Hazreti Ömer Amvas'a kadar gelmiş ve vefakar dostu Ebu Ubeyde'yi ziyaret etmek istemiş ama salgın vebadan dolayı amma girmesi uygun bölünmemişti.
Ama o, askerlerini ve hele Ebu Ubeyde'yi görmeden oradan ayrılmayı hazmedemiyordu. O, bu düşünceler içindeyken Abdurrahman bin Avuk geldi ve Ya Emir'in mümin, ben Resulullah'tan şunu işittim, buyurdular ki bir yerde veba çıktığını duyarsanız, oraya adımınızı atmayın. Bulunduğunuz yerde veba baş gösterirse, o zaman oradan çıkmayın. Hazreti Ömer, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnet hakkında vefakar dostunun göremeyecek içi yana yana, bulunduğu yerden geri döndü Resulullah demek. Veba olan yere girmeyin, eğer bulunduğunuz yerde ise çıkmayın dediği için böyle bir hassasiyet gösterirler. İslam dininin, Kuran-ı Kerim'den sonra ikinci kaynağı olan sünnet, ilk dönemlerden günümüze dek İslam'ın yorumlanması ve yaşanması, sünnet verilerine dayalı olarak hürküregelmiştir. İtisam bissünne, bu bir tabirdir ulema binin'de. Bir ettisam bir sünnet, sünnete bağlılık.
El ittisam bir sünnet şeklinde ifade edilir. Bu kelimenin anlamları üzerinde dururmuş, yorulduğunuzu çok iyi biliyorum ama siz eğer oku, oralara gidip geçiyor, anlıyordum. Şimdi Kuran-ı Kerim'de itisam kelimesi pek fazla kullanılmamıştır. Ancak kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir Risale-i Nur'de Peygamber Efendimizin veda haccında söylediği, size sarıldığınız takdirde asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktın. Allah'ın Kitabı ve Nefisinin Sünneti. Hadis aynı zamanda ihtisam kelimesinin, yani Resulullah'a, onun sünnetine bağlanmanın, teslim olmanın, bu kelimenin kullanışına delil olmakta, hem de Kuran-ı Kerim yanında sünnete sarılmanın gerektiği belirtilmektedir. Bunun dışında Allah'a inandım, Allah'a sarıldım ve Allah Teala sizin Allah'ın ipine sarılmanızdan razı olur hadislerinde de ittisam kelimesi ayetlerde olduğu gibi Allah'a sarılmak anlamına kullanılmıştır.
Buyurun Kelime-i Şehadet kelimesi ile cümlemize, Nuhatinde tevfikeyle. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem sözlerin en güzeli Allah'ın kelamı, yolların en doğrusu, en güzeli ise Muhammed'in yoludur buyurarak sünnetten daha doğru ve üstün yol olmadığını belirtmek suretiyle sünneti seniyyeye rivayeti teşvik buyurmuştur. Kim sünnetimi ihya ederse beni seviyor demektir. Kim beni severse cennette fenimle beraberdir buyuruyorlar. Sünnetin kaynağının vahiy olduğuna, Kuran olduğuna işaret edilen hadislerde sünnete teşvik gider, Hazreti Peygamberim Sallallahu Aleyhi ve Sellem dikkat edin, bana kitap ve onun misli verildi, dikkat edin, bana Kuran ve onun misli verildi hadisi sünnetin önemine ve konumuna kaynak göstererek dikkat çekmektedir. Kuran'la peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hadisi varken neden iştihada iş ihtiyar duyuldu?
Kainatta meydana gelen olaylar Allah'ın koyduğu birtakım kurallara tabidir. Her şeyde bir sebep sonuç ilişkisi vardır. Buna da Sünnetullah denir. Bir ağaç büyürken, bunun yanında bir su akarken, bir güneş doğarken hep Allah'ımızın koyduğu esasa göre duvarlar. Ona göre karlar, yağmurlar, yağmak suretiyle arzı, ihyaya mescidi olurlar. Cenabı Hak cümlemize şefaati uzmalarına mazhar kılsın. Efendimizin sünneti, Allahu Teala'nın bizden istediği bir ölçüdür. Sünnet, Allahü Teala'nın bizden istediği bir esastır, yaşama tarzıdır. Festa deyminun kem meaum mirte Memrolunduğun gibi dosdoğru hareket edip soruyorlar Ya Rasulallah, bu Hud Suresi ve onun yanındaki sureler beni yaşlandırdı buyuruyorsunuz. Acaba Hud Suresi'nde enbiyanın başına gelen mesaip mi ümmetlerine? Hayır buyuruyor, bu ayettir. Estagin kema virte Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et.
Demek ki sünnet, Rabbi Zülcelal'imizin istediği ölçüler dahilinde yaşamaktır. Aynı zamanda Sünneti Seniyye bir edeptir, terbiyedir. Rabbim beni terbiye gitti diye buyuruluyor. Benim terbiyem de ne güzel oldu. Rabbim beni terbiye itti ve terbiyem de ne güzel oldu. Bütün edebin madeni odur ve onda toplanmıştır ve sünnet-i seniyye aynı zamanda güzel ahlaktır. Ona inanmayanlar bile peygamberimize hayran kalıyorlardı. Onun inanılacak bir kimse olmasına ve el-gemin diyorlardı ve kendisi, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim diye buyurdular. Sonra Sünneti Seniyye'ye riayet etmek bir zarafettir, bir nezakettir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, günde beş vakit namaz ve abdest, cuma günü gusül, misvak kullanmak ve kaba ve katı olmayışı zarafetini ve nezaketini gösterir.
Sünneti seniyye aynı zamanda toprağı altın eden tılsımlı bir formül, davranışları ibadet derecesine yükselten bir iksirdir. Gerek akışı, kalkışı, yemesi, içmesi her türlü davranır. Sünneti seniyye Cenabıhakk'a vasıl eden en kısa yoldur. Bizi Cenabı Hak Hakk'a ulaştıran. Sonra sünnet-i seniyye Rabbimizi sevmenin de en güzel ifadesidir. Çünkü buyuruyorlar ki, kul inküntum tuhibuneallah, beni sevdiklerini iddia edenlere söyle Muhammed'im, et-tebirunni, bana tabi olsunlar ki Allah da onları sevsin. Demek ki sünnet-i seniyye Rabbimizi sevmenin bir işaretidir. Aynı zamanda sünnet-i seniyye İslam'ın da bir temel taşıdır. İslam onsuz olamaz ve mümkün değildir. Kuran anlaşılamaz, bilemez zaten. Bu hususta yine mezhep imamlarımızın görüşleri var sünneti seniyye hususunda, onu da size arz ediyorum. Ne kadar kıymetli ve üstün olduğunun bir tanesini söyleyeyim.
Mesela İmam Malik Hazretleri Sünneti Seniyye'yi aynen Nuh'un gemisine benzetiyor Nuh Aleyhisselam'ın gemisidir. Kim ona binecek olursa kurtulur, kim binmezse mahvolur der. Ecdadımız sünnetleri eksiksiz yaptıkları için birçok fetihler gerçekleştirmişler, medeniyet bulmuşlardır. Sünnetlere ve edeplere titizlikle uyan bir mümin insanı kamil olur. Mesela Hazreti Ömer radıyallahu anh devrinde isyan deneyene ordu gönderilmiş fakat fetih hiç müyesser olmuş. Sebebi araştırılmış, neden böyle fetih hiç müyesser oldu? Öğrenilmiş ki sahabe-i kiram, meslek sünnetini terk etti. Divelerle istekler gönderilmiş aman ha sünnet seniyyeye uyulmadığı için böyle oldu diye. Kuran hep hassas davranmışlar Efendimizin mübarek adetlerinden sallallahu aleyhi ve
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Sünneti ve İnsanın… | Mihmandar