Peygamber Efendimizin Sevgi ve İlim Dersleri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sebe Suresi var. Bu surede otuz dokuzuncu ayet-i celîlenin izahında şu haberi almıştır. Zübeyr ibnün Avva radiyallahu anh. Büyük bir nimete mazhar demek ki Resulullah'ın mübarek dilleriyle cennet ehli demiş. Cennet ehli, buyurmuş. Bu zata haber verdiği hadis-i şerif…
Peygamber Efendimizin Sevgi ve İlim Dersleri ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Sevgi ve İlim Dersleri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sebe Suresi var. Bu surede otuz dokuzuncu ayet-i celîlenin izahında şu haberi almıştır. Zübeyr ibnün Avva radiyallahu anh. Büyük bir nimete mazhar demek ki Resulullah'ın mübarek dilleriyle cennet ehli demiş. Cennet ehli, buyurmuş. Bu zata haber verdiği hadis-i şerif…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Sebe Suresi var. Bu surede otuz dokuzuncu ayet-i celîlenin izahında şu haberi almıştır. Zübeyr ibnün Avva radiyallahu anh. Büyük bir nimete mazhar demek ki Resulullah'ın mübarek dilleriyle cennet ehli demiş. Cennet ehli, buyurmuş. Bu zata haber verdiği hadis-i şerif çok uzunca ele alınmış. Tirmizi Hakim'de. Uzak duyulur ki ben düğüne çok faydaları içeren hadisleri görmedim. O kadar güzel ki diyor, çok manalar içerisine alıyor. Ben Resulullah'a geldim, mübarek huzurlarını oturdum. Oturunca, benim sarığın şu arka kısma sarkan tarafından tuttun. Burada bize birçok dersler çıkıyor. Sarığın sünnet oluşun ve iki omuz arasından sarkıtılmasının gerekliliği edep olarak beyan buyuruluyor. Benim sarığından tuttuğum bu ifadede de anladığımız, demek ki Peygamberimiz çok seviyor. Böyle siz sevdiğinizin koluna girersiniz.
Elbisenizden tutarsınız. Dizini elinizi korursunuz bunun gibi işte. Efendimiz'i seviyoruz sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Zübeyir, ben sana hususi bir peygamberim. Hazreti Zübeyr'in özelliği, Radıyallahu Anh, ben sana hususen bir peygamberim. Diğerlerine umumi, ta kıyamete kadar gelecek insanların, Ben peygamberiyim, Allah beni gönderdi Celle Celalühü, ben Resulüm. Onlara Allah'ımızın haberlerini bildiririm ama sana hususi ben bir peygamberim. Bu ifade de soruyla geliyor. Efendimiz bunu iki şüphesiz biliyor. Sorusu dikkati çekiyor ve sevgisini ifade ediyor. Rabbimiz ne buyuruyor sen biliyor musun ya Zübeyr? Sahabenin de bu edebini gösterir. Allah ve bunun Rasulü en güzelini bilir. Öyle ben de şunu bilirim, ben de şunu iderim, yok. Sen bize Allah'a yetişsin. Sen bilmeyeceksin de kim bilecek ki? En güzelini Allah bilir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bilir. Bu bir edeptir.
Büyüklerimiz karşısında bir edeptir. Doğru düğün deyip dinmesin. Bu bir istişare mahiyetinde ise ve kabul buyurursanız, şu şöyledir denir. Çünkü bir itaatle emrolunmuşuz biz. O zaman bunun hiçbir manası kalmaz. Hiçbir görev yapılmaz. Ne yapılır? Derhal dinen, dinimizin ölçüleri içerisinde olduğu sürece kabul edilir ve rahatır. Sahabe bunu gösteriyor. Allahu ve Resulu'l-alemin. Allah, arşın üzerine oturdu, halkına nazar etti. Bunu nasıl ele alacaksınız siz? Akaid kitaplarında mutlaka bakıyorsunuz. Akaid, bir arabanın kaportası, tekeri, koltuğu vesaire aksamı değil, motor olmazsa hiçbir işe yaramaz o araba. İsterseniz bu tarihte en güzel arabalar olsun, zaten adedini sayamazsınız. Onun en önemli can damarı motorudur. İtikadi bilgi bizim can damarımızdır. Bundan takip edin. Dergiden takip edersiniz. Adenarın on beş itikat kitabını bir araya getirmiş, oradan öğrenirsiniz.
Kes dedi diyeceğim Arapça bilenler. Hem de Arapça'da rüsuh sahibi olanlar bilir ve diğer akaid kitapları var. İlmi hac kitaplarında de en başta itikadi hususlar bak çoğunluk İmam Hatip mezunu olanlar bilir. Ömer Nasuh'u Bilmen Hocamızın, Ahmet Hamdi Aksekeli'nin Rahmetullahi aleyhimah. Bunların eserlerinde başında itikat, ibadet, ah bu şekilde yazar okur ve bunlar talimi verilecek. Şimdi hakikaten saygı duyulan bir zat, Üstad-ı Ali misin sene-i devriyesinde bir söz söyledi. Dedi ki, bizim Resulullah'ın ruhi yönüne varis olan, ahlakımızın güzelleşmesi için çalışan kimseler, kafamızı ortadan yaracak, içerisine bir avuç dilim koyacak. Bu değildir. Gelin siz hocalardan öğrenin demek istedim. Kitaplar aracılığıyla öğrenirsiniz bunu siz. Durun. Adevi belirsiz. On iki bin temel eser Arapça. Onun yanında Türkçeleri mevcut. Öğrenirsiniz, hocalardan da öğrenirsiniz. Kitaplardan da hocalardan.
Bizim onlardan da öğreneceğimiz şu kalbimizin, ruhumuzun istifadesi olacak. Onu bilin size haber dolu söylerler, bildirirler Allah'ın izniyle. Biz bu gibi kimselerin Sıddıy-ı Azam, radiyallahu anh ben bu zamana kadar gelen, Rabbi Zülcelal'imizin sevgili kullarının karşısında gönüllerimizi ihya etmekte asıl işimiz. Fakat yine de bizim bunlar hatalarımızı bildiği için dini bilgiler girdilerdi. İtikhadi bilgiler, ibadete ait, ahlaka ait. Yoksa bunların huzurudur. Sebebi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, onlarla oturan şaki olmaz buyuruyor. Ateşe ede olmaz. Oturduğumuzda, kalbimizi rabıta döneminde ise, Mürşid-i Kamilimizin kalbinin altına bırakmıyoruz. Muratabede ise bir ikaz semayı yok bilip aşağı azama çekip. İşin gereği bu. Neden? Sivas'ta müftüvar, vaiz var. Hepsini takdirle karşılıyorlar. Hizmet eden insanlar var.
Bir şark iştahının, Sokulların Mengen köyünde Çoban Bekir Efendi'nin yanında ne arıyordu insanlar? O diyanet reisi gibi insanlar oturuyordu yanında. Ne konuşuyordunuz ha? İşte kadınlara kocanıza itaat edin. Erkeklere hanımlarımızın hukukunu gözetin. Gözlerinizi görsel cihazlarda kirletmeyin. Soru topu ama insanlar niye geliyor? Onun yanına. Bu bir tefsirci değil, bu bir hadisçiyiz değil, bir fakir de değil. Gönülün istifadesi için. Bakın tarihe, şöyle kafamızı açacak olursak tarihe, insanlar daha ziyade aşık kimselerin, gönül nurunu kimselerin etrafında dolaşmış. Burada ruhumuzun istifadesi, bunların bizim bu yöndeki eksikliklerimizi bildikleri için bu taraftan da bilgi veriyorlar. Bu bilgiyi verirken bizim gönlümüzle istifade edilecek, faydalanacağız. Oturduğumuz anla kalktığımız an değişecek. Nasıl değişecek bu? İnançla değişecek. Gönüllerimizde değişik düşüncelerle olmaz bu.
Uzun değil. Allah'ım kalbimi ıslah et diyeceğiz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki, arş üzerine oturdu. Bu itikadi bir konudur. Bütün Akaid kitaplarında geçer. Allah arşın üzerine oturdu. Ne diyeceksiniz siz buna? Nasıl bir izah vereceksiniz? Olur mu bu şekilde Allah'ımız? Arşın üzerinde oturduğu mekanda münezzehtir Mevla-i Zül Celalimiz. Çok önemli. Allah'ımızın yüce kudreti demek. Bu. Kudret-i ilahiyesi demek. Mevlamızın kudret-i ilahiyesi. Yoksa haşa, mücessime gibi Cenabı Hak'ta bir cisim ifade etme değildir Allah'ımızı bir cisim. Katiyen yanlıştır, el, ayak, göz, kulak. İsnadiler ile Rabbimize o çok büyük bir hatadır. Artık nasıl olduğu bizce meçhul. Bunun hakkında sualin bile sorulması doğru değil. Yüce Kudreti diyeceğiz biz. Yüce Kudreti Mevlamızın ve Navera ilah kalp yarattığı mahlukuna nazar buyurdu. Siz benim hep yarattığım mahlukumsunuz.
Dağıl taşı, toprağın, insanı cinni meleği etsin, benim Halid sıfatım var. Yaratma sıfatımla meydana geldiniz, ben sizin Rabbinizım. Ne demek Rabbinizin? Bunun hakkında Hitler dolusu eserler var. Bizi terbiye eden demek. Bizim yememizden, içmemizden, tırnağımızı kesimimizden hayatımızın her anını içerisine alan, yaşantımızda onun emrini baş tacir dinmektir. Her hakimize. Erzakkukun b yededi, sizin rızkınız benim elimdedir. Siz kendinizi çok yorüyorsunuz. Ben bunu kendi üzerime aldım. Sizi yaratmadan önce ben sizin rızkınızı rızkınızı takdir buyurdum ama siz sebeplerine yapsacaksınız. Hazreti Ömer efendimizin mescitten kovmuş olduğu kimseler var. Mescitte oturuyorlardı, ne yapıyorsunuz değil mi? Biz tevekkül ehliyiz, Allah'ımıza tak teslim olduk deyin de çıkın buyuruyor. Siz, te'kül ehli yiyicilersiniz. Muhakkak rızkınızı temin için vesilelere sarılacaksınız. Vesvetuhu Vesile.
Ayet-i celilelersiniz siz sadece bir yönüyle alamazsınız. Ayet-i celileler çok şümullüdür. Halikımızdan isterken o şeftali eriğin üzüm çubuğunu, çubuğunu, elmanın fidanını mutlaka dikeceksiniz, çapredersiniz. Allah'ımız tekeffül etmiş, üzerine alınmıştır. Siz bu çalışmanın yanında hıfz göstermeyin. Hırs gösterin ticari ahlaksızlıklara gitmeyin. Fazla kazanacağım. İşte şu daha fazla ileri gittik. Biz daha ileri bunu yapmayın. Allah'ımız buna o şekilde takdir buyurmuştur. Biz de meylet edeceğiz, çaba göstereceğiz, terleyeceğiz. O terlememiz, Yutti melahu yetecek ya. Haşiye suresinde. Sıddık Raza malını Allah yolunda feda etti ki, Rabbi katında temizlene. Hani rızkımız uğrunda çalışmamız, gayret göstermemiz bizim nemizdir? Ruh hem arınmamızdır, kötülüklerden kurtulmamızdır, affımızdır. Bizim hoca olan büyüklerimiz malumatları çok.
Bunlar kitap açmalarını da gerek duymazlar bir kısım, ilim ehli insanlar. Fakat rızkımız helal olsun diye bunlar faiz. Bunlar diğer görevlerde bulunan kişiler bize anlatırlardı, üstraz-ı müze. Anlatırken tabi bulunuyordu, yanlarında duyuyordur. Efendim, hiç hazırlık yapmasam, Kuran'ı Kerim'i atsam, oradan mana verir, kırk beş dakikayı tamamlarım bir cuma gününde vaiz verirken. Fakat kitapları alırken, işte elimizdeki tefsir, El Bahrul Medif fi Tefsiri Kuran'ın-il Mecit. Bunu indiriyorum. Orada Nahvani tefsirini indiriyorum. El İşare. Onahlıyor, vesairler Nahlıyor. Dolu. Mecmuu Tefasibi indiriyor. Hadis kitaplarından indiriyorum. Vesair eserinden terliyorum kendimi. Terliyorum, rızkım helal olsun diye. Biz, hepimiz, yalnız burada günü ayarlayabilmek çok önemli. İşim gücüm çok derse, o zaman emri ilahiye uygun düşmez.
Çünkü hakiki insanlar, Onların ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'a ibadetten, taatten, zikirden, fikirden alıkoyulmaz. Çünkü yapmış olduğumuz için ticaretinizi düzgün yaparsak yatağımıza girmeden önce ahfı ilahiye vesile. Bunun yanında bir yirmi dakika, bir yirmi dakika bir programımız olacak. Başta Kuran-ı Kerim hadislerden takip edip gideceğiz. Bu dergimizi bir aylık bilgi içerisinde mevcut, itikat, ibadet, ahlaka vesaire konular var. İlginin bir ayda bizi Rabbamızın lütfuyla bilgi yönünden tamamlayacağım kıymetli bir eser. Bir ay yeter bize. Sonra bu sahabeler hoşuna yazılmadı, okusun işte. Böyle hayatımızı programlayacağız. Biz rızkımız için hırs göstermemek suretiyle bu çalışmaları da hiçbir zaman terk etmeyeceğiz. İşte Ramazan-ı Kerim gelecek, günde keşke okunursa inşallah okunuyor, bineriz cüz. On bir ay ne oldu?
On bir ayda bir sahife olsun, iki sahife olsun, on sahife olsun, bir cüz olsun okumaya çalışacağız. İşte belli günlerde gayret gösterip de durmak doğru değil. Mesela beraat gecesi geliyor. Beraat gecesinde beraat edebilmek, bir senelik çalışmamızda bak. Olur. Eğer bizim çalışmamız güzel olursa, bunlar göre beraat edeceksin. İşte bugün uymayacağız. Her gün dikkat edeceğiz. Yatsı namazında, sabah namazında cemaatle kılmaya. Taatlerimizi yerine getirmeye dikkat edeceğiz ki istiğfar edebilelim. Bazen öğrencileri böyle yüksek sınıflara alırken, daha bir bunları özen gösterirken, ne yapıyorlar? Ta ilkokul döneminden ortaokul ise bütün bu dönemlerdeki puanlarına bakıyor. Başarısına bakıyor. O dersteki başarısına göre ona daha bir güzel imkanlar tanıyor. Mesela ikramiyeler verilecek, bakıyor. Eğer dikkat etmişse çalışmasını iş gününe, giriş ve gidişlerini ona göre biliyorum.
Burada muharebelerde bulunan bir zat. Diyorlar ki, sen de git maaşını al. Bak başkaları al diyor. Sen de al. Sen İstiklal Harbi'nde bulunmuş bir kimsesin. Bu gider, bittiğimde şubeden dosyayı çıkarırlar. Nöbete ne zaman gelmedi? Askerde ne yaptı? Dikkat ettin mi? Gitmedin mi? Nöbetlerine, gelişlerine, gidişlerine bakarlar ki riayetsiz. Tamam amca, işin rastkiyesi. İşin rast geçsin. Bu beraat gecesi gibi mübarek geceler de aynıdır. Çoluğumuza çocuğumuza dikkatimizde, yememize, içmemize, nihayetinde, insanlar arası münasebetimiz, nefsimizi istatta, girişte mani olma hususunda ne kadar riayetimiz varsa, ona göre Rabbimizin ikramıdır. Öyle kolay değil. Rızkınızı benden bekleyiniz ve kendinizi bana açınız ama çalışınız. Siz hepiniz okudunuz. Tevekkül bahsinde şunu bize bu dersleri öğreten hocalar sürünerler. Bir kere toprak güzel olacak. Toprağı işleyeceksiniz. Toprağın verimi olacak.
Tohumu atacaksınız. Gerekli ilaçlamasından tutun ne icat ediyorsa bunları da yapacaksınız ama bunları yapmalar olmaz. Yapıp ondan sonra elinizi açıp Ya Rab lütfet, ihsan edin, en güzel bir şekilde ikram edin diyebilirsiniz, derlerdi bize. Siz bir kere bana dil teslim olun. Canı gönülden bana teslim olun. Ben de size rızkınızı yağmurdan, semadan yağmurun döküldüğü gibi dökeyim. Siz bir kere bana kalkın, siz olun. İşte bu dünya işimizdir, bir an terk edemem deyip de Allah'ımıza olan görevlerimizle farzlandı Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselamlerimizin sünnetlerinde gevşeklik göstermeyin. Bilir misin Rabbimiz ne buyuruyor? Sen Allah yolunda bir harç et. Az da olsun, az da olsa ver ki Allah da sana versin. Sen verirsen Cenab-ı Hak verir. Sen bir kere mesela ihtiyacı içerisinde olan bir kimse, ona kapını kapat, bir imkan taran. Sen geniş davran ki Allah da sana genişlik bu sesin ihsan etsin.
Darat mı? Bunlar mı? Bir ihtiyacı var gelmiş. İmkan da var. Olduğu halde sıkma. Daraltma. Allah da sana lütfunu, ikramını daraltmasın? Eğer sen daraltırsan, Allah da sana daraltır. Ölürken daraltır, kabirde daraltır, mizanda daraltır, sırakta daraltır. Velhasıl, gönlünde de zaten bir açıklık olmaz. Sen sıkma ki Allah sana sıkmasın. Eğer sen depolamaya başlarsan, depolarsan, Allah da sana depolar girmez, celle celaluhu. Şöyle, mesela biraz havuz düşünelim. Havuzun alttan bahçelerimizi sulamak için suyun atacağı bir yeri var. Orayı tıkamışız. Orayı tamamen tıkamışız. Üstten atan da, üstten de az atlıyor. O atan da böyle yapmayın. Alttan siz atın ki Allah da size açsın depoluyorsunuz. Siz depoluyorsunuz. Siz, siz bunun için gerekli olan yerlerde saklıyorsunuz. Bu isimleri veriyorum. Saklıyorsunuz. Onun sadece artan, böyle zekatlarda neden, pek öyle güzel göze çıkmayan düşmüş artık.
Bu gözler gönülden düşmüş, modaları geçmiş, satılması mümkün değil. Onları onları ortaya çıkarmışsınız. Asıl gidecek olan mallar duruyor, böyle yapmayın. Eğer böyle yaparsanız Allah da size öyle yapar. Siz en güzelini verirseniz, size de Allah en güzelini verir. Kuran-ı Azim dışında, geçer, doğru koyulur. Habib, ahlak olarak da çok güzel. Ahlak olarak güzel. Davet ise ahlaki yönden düşkün değil. Rabbi Zülcelalimize, o günün şeriatına göre mallarını Rabbimizin yolunda sarf etmek için zekat olarak, Habil kendisi koyun işleriyle meşgul, en güzel koyunu getirir koyar. Gabil ise çiftçilikle meşgul. O da en kötüsünü getirmiyor. Bakın Rabbimiz, Habil en güzelini getirdiği için kabul buyuruyor. Maide Suresi'nde yirmi yedinci ayet-i celile ve bunu takip et, yirmi sekizinci ayet-i celile, yirmi yedi ve yirmi sekiz burada bakarsınız.
Gafil en kötüsünü getirdiği için gapul olmuyor yüzüne çarptırıyor. Taatlerimizde diyor, Efendimiz Sanırsam, kişi namaz kılar buyuruyor. Eğer, beni şu düzen kılmaya başlarsa, hakiki kılınışı nedir? Bütün bedenimizde damarların istifadesi demektir o. Damarların bile değişmesidir 000 zaman, arz edildiği için diyeceğim hadis silip yüzüne çarpılır. Siz böyle yaparsanız ben de öyle yaparım, buyuruyor. Ta yedi kat semavatın üstünden size rızık geliyor. Elli bin yıllık yoldan geliyor. Bir kere gelirken, onu düşüneceğim, bu rızık bak bize nereden gelmiyor ve ne için verildi? Mütevasi luniyle narş, arşa bağlıdır. La yau lug'ul leylen ve la neha. Siz gece ve gündüz bu habiğı kapatmayın. Kapatmayın. Allah'ımız bu habiğı açmış, kapatmayın. Allah size rızık lütfeder. İslam buyurur. Sizin Allah'ın yolunda verdiğinize göre, sarf ettiğinize göre, ikramınıza göre, niyetinize göre Cenabı Hak olur.
Siz eğer niyetinizi, ben bu adama yardım edeceğim ama bu adamın da bana bir yardımı olur mu düşüncesi ile verirse, o mebül'ü alırsın. Yahu zekat vereceksin. Şimdi tutuyorum kardeşlerimizden birini. Bak diyor sen zekat vereceksin. Nereye vereceksin? İşte fakirlere. Yok. Bir kere sana boyun büktüreceğim, sana itaat edecek kimselere ver. Burada niyet bozuluyor. Eğer niyetini bozacak olursan ona göre bulursun. Eğer sen niyetin düzelir ve bolca da infak edersen Allah da sana ona göre ikramda bulur. Ebali. Ebali. Ebali. Sen az verirsen sana da az, çok verirsen Allah da çoğaltır. Hemen hem seke, hem sik Ali. Ali, sen sıkacak olursan, tutacak olursan, Allah da sana sıkar. Ya Zubey'in, ye vehyedir. Yememezzip de yapma. Ye. Allah'ımızın girmiş olduğu rızıktan, onun yolunda eritme niyetiyle ye ve atrim ve de yedir. Ondan da çekinmiyor. Buyurun.
Eğer sen tutacak olursan, kısacak olursan, sana da sıkılır. Sen kesenin ağzını bağlayacak olursan sana da bağlanalım. Ya Zübeyr, Allah'ımız yolunda sarf edenleri sever. Ve yuhdelü'l iktar. Sıkanları sevmez Allah. Celle Celaluhu. Celalühu. Ve de Tabtuf, Feattur Ali. Ali. Eğer sen sıkarsan Allah da sana sıkar. Eğer sen daraltırsan, zorlaştırırsan, Allah da sana zorlaştırır. Ya Zübeyr, Cömertlik Allah'ımıza tam, kesin inançtan gelir. Çünkü bire on verir en az. Cimrilik inancın zafiyetindendir. Kim kesin inanacak olursa, bunlar cennete gelir. Şüpheyle giremez. Allah'ımız dümerdi sever. Velev bidend-i Temrat'in yarım hurma ile de olsa. Ve şecaatü velev dikkat ile akrabin evhaydi. Bu yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus. Şecaat göster bir akrebin veya yılanın öldürülüşünde bile diyor. Fakat, Arifani ilahinin burada bir izahı var. Diyorlar ki Eğer zarar vermezse bu işe girmeyin, Ya Zübeyr.
Eğer yer hareket edecek olursa aman ha sabret. Asıl sizin imanınızın katli ve kesin oluşu, gücü ve kudreti, sizde aşırı bir dünya arzusu var. Aşırı bir baş olma arzusu var. Aşırı bir cinse karşı istek var. Asıl buradadır. Fatma'nın ipliği pazarda belli olur dedikleri budur işte. Asıl burada belli olursunuz. Bir iş meydana gelmiyor. Buna kimileri fetva veriyor, kimileri verin. Fakat nefsani arzu ile onu isteyecek olursa, o zaman yanılmış oluruz. İşte aklı kamil, asıl olgun akıl nedir? Şüpheli işlerden kaçmaktır. Merverau'l-sadık korkusunda doğru ise, Haramlarda ve yine Mavide suresinde geçen, caiz olmayan, yenilmesi caiz olmayan, yapılması hoşgörülmeyen bütün hareketleri terk etmektedir diyor. Asıl korku. Niyazi Bey'in, kardeşlerini aman saygıyla karşıla, Sevgiyle karşıla. Hatalı deyip terk etme. Asıl yardım hatalı bulduğu zamanda düzeltmek için vesileler arayın.
Nasıl bulabilirseniz, nasıl düzeltebilirseniz, arayı güzelleştirebilirseniz güzelleştirin. Aman ha kardeşinizi bir hatadan dolayı hayret edin. Bu kırsal kesimlerde oluyor, geçeriyetle. Ne cenazene varırım, ne sen de benim cenazeme İki dakika sonra da pişmanım. Niye bu? Aman ha böyle yapma. Kardeşlerine en azından, onda iman var. En azından Allah'ımız yarattı diye bir saygı duy, kardeşlerini küçük görüp de helak etti. Mahvetme o sinek duy yine, senin dostundur. Bir vesile ile bir araya gel. Hactır, umre'dir, Ramazan-ı Şerif'tir, Kurban'dır, Bayram. Bunları vesile değil, bir araya gel. Toplu olarak musafada sıraya gir, bir araya gir. Aman ha kardeşlerimizi iman yönünden saygı, sevgiyle karşılayın. Hayırlı insanların da şanına leke sürmeyin. Sürülürse de seviyorsanız fedakar olun. Sıdlif-i Azam olun. Kabe'nin gölgesinde idi. Roması Ebri Cuaate yaşlıydı da.
Efendimize uygunsuz bir söz söyleyince iyi bir tokat attı. Yaşlı olduğu için böyle bir takla attıdı. Efendimize duyulunca, Ya Rasulallah, kılıcım yoktu. Çünkü onlar Resulullah'ın fedakarlarıdır. Buyuruyor. Ve Rabberillah hıyar. Üçler, yediler, kalpler, Ebrar, mukarrebun, Allah'ın veli ve deliğke kullarına. Ebdalinin kırkı erkekten, kırkı da kadındandır. Kadından veli olmaz diyemezsiniz. Haciv Ahzab suresinin otuz beşinci ayet-i celilesine, bu cehaletin neticesi meydana gelen sözlerdir. Sakın ha ha, o hayırlı kimselerin de şanına gölge düşürecek bir harekette katiyen bulunmayıp, Allah'ın sevgili kullarına dokunanın dokunulması çok feci olur akıbeti. Müminun suresinde, Ahzab suresinde, otuz beşinci Ayet-i Celile-i Cemil'de Mevla-yı Zülcelal'imiz, hayırlı kimseleri müminlerin evsafına haber verirken İslam'la, O zaman Müslüman bir tekbiri deyince Müslüman kadınları dememesi lazım.
Bu da hayırlıları demek. O zaman zikretmeyeydi Cenabı hak. Cahil kafeye göre bilmemesi lazımdı. Ama bu Allah'ımızın emridir celle celalühü. Rasulünün tasdikidir. Ehl-i tahkikin ifadesidir. Ve mümini ve vel mümina. O zaman senin cahil görüşüne göre mümin erkekleri deyip mümin kadınları dememen lazım. Vel Zaniine veltain'de. Allah'ın tarihte dahi olan bir kekleri deyip kadınları dememen lazım. O zaman Allah'tan korkan yolunda sarf eden, sadık olan, düşkün olan erkek ve kadınlar, erkekler bölümünü alıp kadınlar dönemini atmanız lazım. Biz onlara değil, biz Allah'ımızın kitabına kulak veriyoruz. Sen ne diyorsun? Biz o cahillere değil, Habibullah'ın kelamına kulak veriyoruz. Biz onlara değil, biz Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Arifan-ı ilahiyeye kulak veriyoruz. Onlara da dua ediyoruz kurtulsun diye. Ve Ecelle Ebrar.
Ebrar, sadece bunu dille ifade edebiliriz de, seçkin kimseler demektir. Bu seçilme vasfı daha ziyade Allah için sevgiyi kurmakla birlikte, Allah için nefreti de hiçbir zaman terk etmeyen kişilerdir. Bunlar Allah için dost olurken, Allah için düşman olacağı kimseleri de bilenlerdir. İyilikleri emrederken kötülüklerden de nehyetmeyi, emir gibi onun da gerekliliğini bilen kişilerdir. Ve er-Ra'd-Lillah Hıyar. Hayırlı insanları devamlı sevgiyle, saygıyla karşıla. Bu şunlar ileri gelir. Allah'ın Resulü'ne, Hakta Suresi'nde Sultan-ı cellelerde geçip çok isnatlarda bulunurlar ve yolundan gidenlere mesela Sıddif-ı Azam'a, Bayezid-i Bistami'ye beş kere memleketinden çıkardılar. Zünnun-i Mısri Hazretleri'nin artık zındık demeye başladı. Bu kadar hakaret ettiler. Sebebi neydi bunun? Şimdi bir sürü düşünün. Sürüyü siz yok etmek istiyorsunuz, çobanı var elinde.
Çobanını ortadan kaldıracaksın ki Sürüye kolay müdahale edebilesin. Bayezid-i Bistami gibi, Muhammed Masum gibi, Taha Akkarı gibi, Allah'ımızın sevgili kullarını gözden düşürecek ki bu sürüyü insan şeytanları çok kolay bozabilsin. Onlar ise sürülerindeki en bariz özellik insanlara faydalı olmak, şerdi olmanın Allah yanındaki vebalini bilen kimseler. Ne kadar faydalı olabilir? Bir kafirin dahi hidayetini isteyen insandır. Hep Rabbimiz yaratmıştır. Aynı hayatı dönüşüyoruz, aynı topraktayız diyen kişiler ve hidayetini isteyen, Allah'ımızın sevgili kullarıdır. Komşularıyla münasebetin güzel olsun. Katiyen azgınlarla beraber olma. Onlarla adım bile atma. Eğer bunları gözetirsen, cezasız, sıkıntısız cennete girersin. Sana vasiyetim budur. Allah'ın bana bu vasiyetidir. Ya Zübeyr, ben der bunu sana vasiyet bildiririm.
İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Sevgi ve İlim Dersleri | Mihmandar