Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Istedim. Istedim. Biz sene. Ümmetimi kıtlıkla, yoklukla helak etmemesini istedim. Ya Rabbi ümmetimi kıtlık, yokluk sıkıntı ile bununla helak etme dedim. Bana bunu verdi. Ümmetimin suda boğulmamasını istedim, onu da verdi. Fakat şunla beni men etti. Rabbime sordum, en yecihi alihi sebe ümmeti ileyh, ümmetimin hesabının bana ait olmasını. Hıh, istedim. Liyelle teftadi ha indel ümem ta ki ümmetin içerisinde onlar rezil rüsva olmasınlar. Bana vahiy ilahide bulunduğu ya Muhammed, bel ene ve hasibuhun, ben onların hesaplarını görürüm. Senden onların zellesini bile sana onların göstermem. Göstermem. Senin yanında onların hatasının, kusurlarının ortaya çıkmaması suçu. Hani burada ders alacağımız birçok hakikatler var. Bir kere efendimizin çok büyük bir şefkati, ümmetine olan çok çok büyük bir merhameti bugün.
Ümmetine kıtlık olmasın, yokluk olmasın, sularda boğulmasınlar, aralarında bir muharebe çıkmasın, perme perişan olmasınlar diye Rabbimize niyazda ve ilticada bulunuyor. Efendimizin rauf ve rahim olduğu, çok merhametli, çok acıyı olduğu anlaşılıyor. O zaman bizim yapacağımız böyle şefkatli olan Peygamberimize emrine riayet edip sünneti seniyyesine dikkat edeceğiz. Burada ümmet-i Muhammed'ine hiç şüphesiz ümmet-i Muhammed'e olan düşkünlüğünü de hesap gününü düşünüyor. Başta gördüğümüz dünyada sıkıntı çekmemelerini, ahirette de sıkıntı çekmemelerini, asıl bunu düşünüyor zaten. Orada ümmetimin buyuruyor, bir hatası, bir günahı bütün insanlığın içerisinde dökülmesin, görülmesin. Allah'ımız da bu şefkat ve bu merhamete karşı ben sana onların zelilelerini dahi göstermem. İlim talebine gayret gösterin. Doğru bir söz, doğru bir söz.
Hayrun minetdünya ve mealeyhe min zehebin ve filvatin altından, gümüşten, dünya ve onun içindekilerden hayırlıdır. Hakikaten önemli. Bir kimse, bir Müslüman. Sordum hallerini, ahvalini, evlerinin durumunu, benim ananasın, babanasın diyor ben dört dörtlük bakılıyor dedim. Gideyim bir de ben bakayım dedim. Gittim, şu kulağının içinden kopacakmış adam. Adam kalpten, kalpten anju, ilacını hapını içmeyi zamanı bilemiyor. Yaşlı. Şimdi buna nesh Kuran'dan malumatımız olacak. İbadetimiz, taatimizi hiç terk etmeyeceğiz, hem de yalan söyleyeceğiz. Bu bakımdan büyüklerimizden şunu çok dinlerim. Biz derlerdi, böyle ğani bir gönül, böyle açık kalplilik, böyle olan fakat asi gibi görünenleri çok severiz derlerdi. Çok severiz ama bunun yanında ibadetli, taatli ama ahlak yerinde değil. Doğuda bulunuyorum, orada bir amca var.
Üni bir ibadet eder, adam bizim yanımızda kaldı, iyice ayağını topladı, uyumuyor. Sabah oldu demiş ki, küskürmedim bile demiş. Yani onlar öksürmeye, küskürme diyorlar. Rahatsız ederim diye, küskürmedim bilerim iş. Böyle de yan geldi. Uyudu mu uyumadın mı bilmiyorum. Bunu üstadımıza anlattım. Adamın hiç sevdiği yok. Adam vaat etti, taatli, üzüm gibi bir sakal. Sevmiyor adamı. Dedim ki niye sevmiyorsun dedim adam sabaha kadar yatmıyor ayağını toplamış ibadeti işte onun için sevmiyorum hem yatacak hem istirahat edecek dedi hem de ibadetini yapacak dedi öyle olmaz dedi. Hakikaten üstadımızın dediği yerine geldi. Okuldayım. Bu adam gençte sakalı biraz uzun olduğundan altmış yaşında gibi görünüyor. Hayli tavrı da onu gösteriyor. Biz yatılıda kalıyoruz, sabah mütalaa oluyor ders için çalışıyoruz. Ondan sonra yemekhaneye girilecek, yemekhanenin kapısına bütün öğrenciler doldu.
Bu da karşıdan geliyor. Bir doldu. Bu da karşıdan geliyor. Biiznillahi Teala hissettim. Dedim ki el öpmez dedim. Çünkü orada öğrenciler bunu bilmez. Ben üstadlarımıza büyük bir saygı duyarım, veririm ellerini, yavrularının da öperim, torunum yaşındakilerin de elini öperim. Bu bir şey değil bizim için ama bir yerini, zamanını iyi ayarlamak gerekir. Şimdi öğrenciler orada adam geliyor dedim ki el öpme. Açılcan da dedim bunu el öpme. Adam ele yapıştı. Günlerce, haftalarca benimle alay ediyorlar. Şimdi ben de daha yeniyim. Şöyle düşünün, on dört, on beş yaşı, insan o yaşlarda da sözlere niye tahammülülü pek olmuyor. Diyorlar, sınıfta diyorlar, mütalaada diyorlar, yatakhanede, yemekhanede gördüler mi altmış yaşındakine el öptüren, altmış yaşındakine el öptüren diyorlar benim tabi rencide oluyor. Sonra unuttular. Demek ki insanda iyi bir anlayışın olması lazım.
Üstazımız Sami Efendimiz Hazretleri ile Adana'da görüşmüşler. Devirde pek müsait değil, musafaha etmiş, halbuki mübarek ellerini öpmeyi büyük bir nimet kabul ederler, öyle bir tokalaşmış. O kadar memnun olmuş, o kadar mesrur olmuş ki, çünkü insanlar çok değişik gözlerle bakıyorlar. Bakın üst ağzımızın ferasetinden, anlayışından bir şey diyeceğim. Dokuz yetmiş beşte hastaneye geçti. Orada biraz daha saçı, sakalı, beyaz olan bir kimse üstadımıza nispeten yaşlı görünüyor, mübarek elini öpmüş. Hastanedeki personel ofalarına bir türlü oturdamamışlar. Demişler ki bir araya gelmişler, yahu hoca efendi ona göre gençti. Neden o yaşlı adam elini öptü? Bir türlü bunu izah edemiyorlarmış. Yahu nasıl olur, onun yaşlı elini öpüyor, bunu halledememişler gelmişler üst lazım. Hocam demin sizin elinizi bir kimse öptü, sizden de daha yaşlıydı. Acaba sebebi nedir biz bir türlü anlayamadık.
Şu anlayışa, şu tefekküre hayran kalmamak, şu anlayışa mümkün değil. Buyurmuş ki bu milletvekilidir. Hakikaten öyle. Bunlar oy toplamak isterler. Biz de nüfuzlu bir kimseyiz. Eğer biz oyumuzu şuraya verin desek millet oraya verirler. Ha hocam anlayamadık, bu oyun için elimi öpüyor demiş. Nasıl ortalığı sulh etmiş, anlaştırmış. Sariu fi talebil ilm, ilim talebine gayret edin. O zaman ifrat ve eskkarımıza da çok gayret edeceğiz. Çünkü ilmin yollarından birisine nedir? Kalbimizin irşad ve ıslahı olması, kalbimizdeki kindir, kibirdir, hasetliktir, gıybettir, tamadır, şehevi, hayvani duygular, bunların giderilmesi için çalışmakta bir ilmin batıni yönüdür. Kalbin bihyasının yoludur. Allah'ımız bize bu ilmi Yunus suresi elli yedi ila elli sekizinci ayeti celilede Ya eyyuhenne skatce etkum mev'a illetife sübhanallahü illalim ayeti celilesi ile bildiriyor.
Ey insanlar size Allah'tan bir mev'iza geldi. O mev'iza, o nevinin haşiyesine baktığımız zaman diyor ki, eş şerri ah, o şer'i emirlerdir. Şer'i emirler nedir? Ilmin ta kendisidir zaten. Kalbimizin fist sudur dediğinde, bu da diyor, ihsan mektebinin öğrencilerinin talim edeceği bir mürşid-i kamile intisab edip aldığı evrak ve eskkar ile kalbinin bütün kötülüklerden kurtulması demektir. Eğer kurtulmayacak olursa, bakın ne kadar ibadetli ve taatli görünürsek görünelim gayret ve çaba göstermezsek her şeyi olduğu gibi yok ediyoruz. İbadeti yap yap yap yap ama burada ifade buyurulduğu gibi eğer doğruluk bulunmazsa bunun yanında güzel ahlak tarif edilirken çok uzundur. Yüz elli tane güzel ahlak ele alınmış. Onlardan biri bulunmaz, fena bir sıfat bulunacak olursa ibadet ve taatimiz hepsi mahvoluyor. Şunun gibi. Şimdi bir bina düşünelim. Bina, Çin'de öyle binalar kuruyorlar ki tarif edemezsiniz.
Yüzlerce kat hatta o bölgede binanın ağırlığından mı mı sebebini pek ifade edemiyorlar. Yere doğru çökmeye başlar. Diyorlar ki şehir neredeyse yere batacak. Onun için önlemler alıyorlar. Demek ki zemin sağlam olacak. İtikat zeminimiz çok sağlam olacak. Diyorlar ki toprağın yapısında iki metre kadar aşağıya inen geri haber veriyorlar. Bina çok yüksek yapılmış. En yüksek binalar orada. Fatih yine doğru O zaman bizim itikat zeminimiz, inanç zeminimiz Allah'ımıza, habibine, kitaplarına, meleklere, hayra ve şerre bunlara Allah'a olan inancımız bu temel çok güçlü olacak. Çok kuvvetli bir şekilde bir inanç sahibi olacağız. Buna yakin dediler. Buna gaybe iman dediler. Güç olacak. Sure diyelim ki, mülakatları çok yüksek. Fakat bir düşmanlık yapar adam, tahrip kalıbı bırakacak olursa ne kadar yüksek olursa olsun deyip olduğu gibi bina aşağıya iniyor.
Şimdi biz ibadet ve taakk binasını yapmaya başlamışız. Ayet-i celleden alacak olursak, Gunevinin haşiyesinde, Yunus suresindeki Ayet-i Celile elli yedi ile elli sekiz, şer-i Şerif dinimizin itikad, ibadet, ahlak, içtimai ve fikri, bütün mesai bunlar. Bunun yanında nedir? İbadetimiz, taatimiz, ondan sonra güzel ahlaka erişmek için kalbimizin zikri, ruhumuzun zikri, on letaif, daha sonra murakebeler, kalbimizin terakkileri ve nefsin mertebeleri olduğu gibi ruhun da mertebeleri, sırrın mertebeleri, ahlakımızda bozukluk olacak olursa mesela gözümüzde hasetle bakma var. Gözümüzde şehvetle bakma var. Halimiz hayatımızda yalan söyleme var. Bir başkasına hile kurma var. Ne olur o zaman? Aynen o tahrip kalıbı gibi, şeytanın tahrip kalıbı ile bina olduğu gibi çıkar. Onun için ahlak önemli. Evrad ve ezkarımız, ahlakımızı güzelleştirecek.
Şiddetü eşya şu altı husus var ya tuhbitul amel, sizin amellerinizin kabulüne manidir. Geçit vermez. Rabbimiz katına yükselmeye geçit vermez. Melekler onu tutarlar. El-iştigalu bi'uyu bil'l-halb. Böyle oturuyor kalkıyor, sanki hiç bizim hatamız, kusurumuz yok gibi bir başkasının gizli hallerini açıyor. Şöyle yapıyor. Bu böyle yapıyor. Sayıp dıp dıp başka bir şey yok. Yahu gizli haldeyiz bakalım onu diyoruz ama biz ne durumdayız. Ve gasvetül kalp, kalbin simsiyah olması. Hiç etkilenmemesi. Ve hubbet dünya, dünyaya olan sevgi ile ahireti unutma. Şu altı şeyi amellerimizin kabulüne manidir. İnsanların ayıpları ile meşgul olmak. Ve gasletül kalp ve hubbet dünya, dünya sevgisi ve filletül haya. Utanma diye hiçbir şey yok. Utanmıyor. Eğer bu ziyadeleşecek olursa utanmama hali hiç hatırına gelmez, utanma duygusu olmaz onda. Sen haya edersin çekinirsin, o hiç bilmez onu.
Eğer buna devam edilirse, bu kötü duygu hasıl olacak olursa, çekinilmeyecek de olursa devam eder gider. Ve tulü'l emel, uzun endişeler Şunu yapacağım, bunu yapacağım. Devamlı zulüm herkese. Çocuğa zulmeder, ondan sonra büyüğüne zulmeder, küçüğüne zulmeder, etrafına zulmeder. Neler neler neler. Cenabı Hak muhafaza buyuruyor. Elhamdülillahi rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi selim sohbetini dinlediniz.