Peygamber Efendimizin Şefkat ve Merhamet Maneviyatı
Peygamber Efendimizin Şefkat ve Merhamet Maneviyatı kaydında Babasının çalışmış olduğu kereste mağazasında irtihalini müteakip iki ay kadar çalışmış. Oradaki işveren kimse ay tamamlanınca ücretini vermek istediğinde hayır diyor. Neden? Bak çalıştın hiçbir gün gelmemezlik yapmadın. Belki diyor babamın gelmediği günler olabilir. İki ay çalışıyor onun için halk zayi olmasın, bu yüzden babam eza…
Peygamber Efendimizin Şefkat ve Merhamet Maneviyatı ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Şefkat ve Merhamet Maneviyatı kaydında Babasının çalışmış olduğu kereste mağazasında irtihalini müteakip iki ay kadar çalışmış. Oradaki işveren kimse ay tamamlanınca ücretini vermek istediğinde hayır diyor. Neden? Bak çalıştın hiçbir gün gelmemezlik yapmadın. Belki diyor babamın gelmediği günler olabilir. İki ay çalışıyor onun için halk zayi olmasın, bu yüzden babam eza…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Babasının çalışmış olduğu kereste mağazasında irtihalini müteakip iki ay kadar çalışmış. Oradaki işveren kimse ay tamamlanınca ücretini vermek istediğinde hayır diyor. Neden? Bak çalıştın hiçbir gün gelmemezlik yapmadın. Belki diyor babamın gelmediği günler olabilir. İki ay çalışıyor onun için halk zayi olmasın, bu yüzden babam eza çekmesin diye. Şimdi bu iş hırsızlığına gider. Memuriyette olur, çalıştığımız yerlerde olur, hep bunlar bir halktır, bir hukuktur. Bir müddet. Eğer bunda kabul edilecek olursan, Tembellik gösterecek olursam bu bir haktır ve hukuktur diye. Burda dedem Rahmetullah Ali hazretlerinin bir evladı vardı, Osman Efendi diye. Bu imamette bulunurdu. Gelmediği günlerin ücretini tespit ederek getirir, müftüler teslim ederdi. Allah'ımızdan korkuyor Celle Celalühü yanlışlık yapar mıyım diye. Bu çok önemli. Günümüzde çok önemli. O uzadıkça uzar.
Velhasıl mal ve mülkünü feda etmekte Sıddık Azam gibi radiyallahu anh ona benzer. Bir de Cenabı Hak, Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem arkadaşın Sıddık rahatsız, onun hiç halini sor. Halinle şikayet etmiyor. Sami Bendi hazretleri de böyle gözünden rahatsız olduğu günlerde böyle katarak mahallinden halinden anlıyorlar gözündeki rahatsızlığı. Demiyor ki benim gözümde böyle bir rahatsızlık var. Etrafından efendim herhalde bir sıkıntınız var siz bilirsiniz diyor. Allah'ımıza ağır gelir diye şikayette bulunmuyor. Daha neler neler. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Kevser suresinde biz Habibim sana çoğu verdik buyurulurken bakıyoruz Duha suresinde, rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın buyuruyor. Vermiş olduğu makam-ı Mahmut, o şefaat izni daha birçok nimetler, ikramlar, ihsanlar. Tarifi yok bunun. Allah'ımızın vereceği nimete bir sınır getirilebilir mi katiyen?
Çünkü sonsuz veriyor Mevlamız. Eğer biz ona iyi dönebilirsek onun ümmetine de ikramda bulunur Cenabı Hak bulunmaz olur mu? Her şeyiyle asıl ikram gönle olan ikramdır. Bize eski Kayseri müftülerinden İbrahim Çelik gelmişti Rahmetullahi Ali kıymetli bir insandı. Çok Hakk'a hukuka riayet ederdi. Kimsede yemek yemezdi. Bir yolculuğunda termosu alır, zeytin alır, peynir alır, artık ihtiyacı olan ne varsa sadece bilmiyorum başka yerde yediğini Efendimiz hazretlerinin hanesinde yerdi. Başka yerde yemezdi. Mesela bir alışverişe çıkacak, müşrılığa ait vasıtayla değil başka bir vasıtayla şahsi olan vazifelerinde, içlerinde umuma artık devlete ait olan değil kendisine ait olan vasıtayı kullanırdı. Bunu değil, hemen sizde hatırlayacaksınız. Hazreti Ömer'in radiyallahu anh bir kimse geldiği zaman Ömer ibn Abdülaziz de aynen öyle. Zaten dört halife, beşincisi Ömer ibn Abdülaziz derler.
Gelene sorarmış, böyle devlete ait bir konumu görüşülecek yoksa şahsi bir konumu. Şahsi bir mesele ise mumu söndürüyor. Tabii bu sebeple Ömerul Faruk radiyallahu anh olmuştur. Diyeceğim şu, İbrahim Çelik hocamız bize geldi, hüzünlüydü ama. Bağların, üzümlerin kaynatıldığı zaman Efendimiz hazretleri pekmezi anlatırken dedi ki efendim ben bu pekmezi demiyorum der demez, derhal teferruüs buyurdular. İbrahim Efendi o oldu buyurdu. Şimdi mürşid-i kamillerimizde bambaşka özellikler var. Bizim anlamadığımız, bilmediğimiz, çıkaramadığımız gaipten de teveccühleri vardır. Bunu beyan etmemizin sebebi gönle olan lütuf ve ihsandır. Bu hiçbir şeye benzemez. Dünyaları verseniz bunun yerini tutması mümkün değildir gönle olan iltifat. Biz mürşidimizden duyuyorduk. Ömrümün sonuna kadar unutamayacağım Efendimiz Hazretlerinin teveccüh ediyordu ve kendileri de yapardı bunu.
Allah'ın izniyle onu yaptığı zaman artık hayatın değişiyor. Nasıl anlatabiliriz? Mümkün değil, anlatılamıyor. Zaten böyle olur. Bu gibi haller, manevi haller anlatılamaz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Miraç hadisesini beyan ederken, Bikemu keyif ana gösterdiği Cemal, buyuruyor ki ben ne zaman Miracı hatırlayacak olsam tepeden tırnağa kadar bir nura boyanırım buyuruyor. Beyan etmek değil, tasavvurlar kimin harcı? Ben diyor buyuruyor Miraç hadisesini işte Burak'a bindik, Kudsi Şerife geldik. Kudsi Şerif'ten Miraç merdiven anlamına, oradan semakatları daha sonra refref ile Cenabı Hakk'a ulaştık. Bunu diyor anlatmam mümkün değil. Şöyle bir hayal etmek, bunun tefekkürü bile beni tepeden tırnağa nura gark eder buyuruyor. Aynen bunun gibi. Bize bu batı taraflarında müftülük yapan bir kimse geldi. Şimdi yaşı, seksenlerin iyice üzerindedir. İyice üzerinde.
Geldiğinde şöyle oturdu, hatıralar dedi artık beynimde uçuşuyor böyle beynimde. Onlardan bir tanesini anlattı, ben geldim diyor. Bizim misafire ikram olunan istirahat yeri salonumuzdu, salonumuzdu. İhtiyaç yerlerine de çok muhabbettı. Ben diyor daha yeni istirahate geçtim. Efendi Hazretleri'nin yatak odasından, istirahat mahaldinden bir ses geldi. Buraya yatmak için mi geldin der demez. Hemen diyor kalktım zaten diyor uyumamıştım, daha yeni girmiştim yatağa. Üzerimi alelacele giyindim fakat o gel buyuruyordu. Ben yaklaştıkça gel, yaklaşıyorum gel. Yine yaklaşıyorum gel ta ki mübarek dizlerini dizime dayadı. Oğlum bir Kuran-ı Kerim oku. Kuran-ı Kerim okudum, ondan sonrasını gözyaşlarıyla bitiriyor anlatamıyor. Gözyaşlarıyla bitiriyor ondan sonrasını. Meğer kalbine Allah'ımızın gönlüne lütfettiği nimetten bahşediyor. Bu nimetin sonu yoktur. Bir ömre bedel o nimet.
Şu dışarıdaki sese mani olunabilirse yoldur. Bunu tarif edemeyiz, gönle olan ikram, cebe olan ikram gibi değildir. O cebine yapılan ikramdan yerine göre kişi ağlar. Adana'da üstadımızın vaazlarında elli beşte, dokuz yüz elli beşte bir haber alır. Böyle kadın cemaati tarafından dediler ki biz de hocamıza bir hediyede bulunmak istiyoruz, Beşer liradirden hazırlayacağız. Bunu duyan üstadımız kürsüye çıkar. Buyurur ki kendisini takip eden orada binlerce insan takip ediyor Şeyhoğlu Camii'nde, Adana'da, Tepebağ'da ta adliyenin önüne kadar doluyordu buyururdu. Ta adliyenin önüne kadar doluyordu binlerce insan. Bütün camiler sükut etmiş. Hep üstadımızın mübarek sohbetine gelmişler. Mevzumuzla da alakalı olan yerini belki söyleriz. Yalnız Cenabı Hak velilerini hep muhafaza ediyor. Velinin bir ismi de muhafaza olmaktır, koruyor Cenabı Hak.
Kürsüye çıkacaklar daha vaaz-u nasihate başlamadan önce bir kimse geliyor. Ben görüyordum ama başkası görmüyordu buyuruyor. Hasem efendi, iftihar etmedi. İp ayrılıyor. Bu altmışa Yeşilhisar içmecesine geldiler. Tabii devir çok nazikti o zaman sıkıntılıydı. Arabanın içerisinden selamlarım buyuruyor. Üstadımız da efendim evlatlarınız sizin mübarek cismi saadetinizi de görmek ister deyince üç grup haline getirdiler. Her grubun başına hocalar verdiler. Daha çocuktum, elimden tutup ancak dolaştırıyorlardı. Fakat Rabbimizin izniyle çok iyi tanıyorum. Her bir grubun başında hocalar var. Çocuk olduğumu daha o yaşlarda şundan anlıyorum, Sami Efendi Hazretleri gelecek dediler mi semadan bembeyaz bir kuş gelecek zannediyorum. Bu kadar bilmiyorum. Yalnız bizim mahallemizden bir amca Sami Efendi hazretleri teşrif buyurunca Allah deyip bir feryat ediyor. Diyorlar ki amca neden böyle feryat ettin?
Semadan bir nur indi diyor. Tam o esnada Sami Efendi hazretleri gelince, Hadis Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kimse beliriyor. Semadan bir güneşle ay yere indi, Bu sözüme iftihar etme diye. Allah'ımız koruyor, onları muhafaza ediyor. Zaten böyle bir hal olmaz. Ama iftihar gibi bir hal olmamasına rağmen acaba böyle bir tehlikeye düşer mi endişesiyle korunuyor, muhafaza oluyor. Çünkü o Rabbimizin emrini koruduğu için Allah'ımıza şükürler olsun ki hiçbir şey olmasak dahi görmüşüm diyorum. Yirmi beş senesini canlı olarak bir dinle gördüm. Üstadımız adalete çok riayet buyururlardı. O iki ağabeyimizi birer defa götürürler. Ondan sonra da bizi bırakmazlar. Onun oradaki, Yeşilhisar içmecesindeki birkaç günlük halini Allah'ımıza hamd olsun ki gördüm.
Yapamasak dahi o abdest alışındaki dikkat ve riayetini, suyu kullanışını, israf etmesini, kollarını ta yukarılara doğru sıvamasını, çok sonraları öğrendim gözünüze su içirin diye zaten mübarek gözleri çok içindeydi. Bir et diye bir şey yok ki ne yağ var ne et var. Tekrar su alıp gözlerinin çukurlarına götürüyordu. Bundan sonra daha çok geldiler oraya, ben Abanalı Hasan Efendi dediler. Ya evvel ya görmedim bilemiyorum. Kafasında siyah bir papak nedimem de kavuk işte ama o Mevlana kavuğu gibi değil. Onun çok incin bir şekliydi, fazla yüksek değildi. Siyah bir sakal fakat öyle vakur insanı görmek de pek zor. Huzur ehli olduğu şeklinden, şemailinden belli. Böyle dünyanın etrafında gezeyenler olur ya, o kutbul aktabın etrafında aynen ürker yıldızları gibi kulafası da mevcut, seçkin insanlar da bambaşka bir hal idi. Üstazımızın gerçekten idare tarzı müstesna idi.
Ayağa kalkmak isteyenler oturun dedi, otuzlar. Böyle İhvan'ın gözünde yaşlar belirdi. Tabii bakıyorum hemen elimden tuttular. Böyle yaşlı kimseler geldiği zaman Sami Fende hazretleri estağfurullah diyor. İkinci bir gurup, üçüncü gurup. Artık buraya gelmişken biraz anlatayım. Yeşilhisar'dan bu Adana yolu Niğde'ye doğru gidiyorlar. Zannederim o devrede olsa gerek. Hata ediyorsak Cenab-ı Hak bizi bağışlasın ama olan bir hadise bu ama tarih olarak belki yanlış olabilir diye endişe ediyorum. Emniyet işte trafik kontrol ediyor arabaları. Sami Bendi hazretlerinin gerisinde olan arabayı durduruyor trafik polisi. Diyor ki Allah'ınızı seversiniz diyeyim, severseniz demeyeyim, seversiniz. Önde giden kimdi diyor bana söyleyin ama trafik polisinin rengi atmış bir vaziyette. Diyor, önde giden bir peygamber miydi yoksa melek miydi? Söyleyeyim diyor.
Onun o manevi cezvesine kapılmış ne peygamberdi ne melekdi Adanalı, Samufendi diyorlar. Böyle bir Allah'ın dostu Cenabı Hak onları koruyor, muhafaza ediyor. Burda anlatmak istediğim şu, Hak ve hukuka riayetleri işte efendimiz hazretlerinin Adana'daki durumu. Cenabı Hak, onların vasıtası ile kalplere yapılan ikramı bile anlatmak mümkün değil. Bakın belki yarım asır olmuş unutamıyoruz. Neden? Gönle yapılan ikramdan dolayı Allah sana verecek Celle Celalühü, sen de razı olacaksın buyuruyor. Artık Habibi Kibriya sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimize verilen tarif edilemez. İnşallah biz o nimeti rabıtalarımızda, murakabelerimizle elde etmeye gayret edeceğiz ki mahrum olmayalım. Vermiş Cenabı Hak. Efendimiz çok söyledi Üstad Hazretleri, pazarımı açtım almak isteyen alsın diye. Fakat insan bir alışveriş merkezine gidecek olsa cebinde ne kadar harçlık varsa o kadar alabilir.
Gönüldeki muhabbetimize göre alışveriş yapabiliyoruz. Yoksa onların kalpleri Cami-i Sagir Hadis-i Şeriflerinden El-Kalve Arşullah, Genzullah, Beytullah'tır. Tarifi yok onun. Adana'da bir ikramda bulunuyor Sami Efendimiz hazretleri. Memuru ne varmış sofrada? Vay ne, gafletle inmesine razı olmuyor, o sofrada üstadımız da var. Ben buyururlardı, kalbin o kadar geniş olduğunu görmedim Sami Bendi Hazretleri'nin. Gönlündeki genişliği, müşahedeyi Cenab-ı Hakk bize lütfetti. Dedemin dediği gibi Dergah-ı Es'ad'dan ayrılırken, Hatdesallahu'sun'a diyorlar ki buraya bir yadigar bırak. Kendisinin şiir söylediğini biliyorlar. O da şiirinin bir beytinde öyle diyor. Vasi olmuş kalbi anın vasfedemem ey yaren, yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem. Allah onun gönlünü Celle Celalühü öyle genişletmiş ki zaten kamil müminin içine nur, akan gönlün Hadis-i Şeriflerdeki tarifi de budur.
İn şeraha ve in fesaha diye devam eder ve ahirete meyil eder. Dünya gözünde iç mesafesinde kalır diye. Bu nimeti görürse ilahi nimeti, dünyadaki kalışları ancak bizim irşadımız ve ıslahımız için yoksa ne için beklesinler ki velilerden birine deniyor ya efendim bir senelik hayatınız kaldı, ağlamış diyorlar. Neden öyle söylediniz? Bak mübarek zatı ağlattınız. Hayır hayır diyor. Maşuku hakikime kavuşmak için daha bir yıl mı var diyor. Masi olmuş kalbi anın vasfedemem ey yeren, yerlerine gökleri koysan katiyen doldu demem. Bir veliyi tarif ederken, bir veliyi tarif ederken Sami Efendi hazretleri yine aynı mahalde buyuruyor ki, semayı karış karış bilmedikçe de diyor veli olmaz. Semayı karış karış bilecek diye.
O esnada Yeşilhisar'da görevlisi bulunan Ahmet Efendi böyle diyor kavakların üzerine kadar sanki semanın indiğini müşahede ettim diyor ve kendisi Evrad ve Ezkar'ını anlatırken Sami Efendi hazretlerini vücudunun böyle bir büyüdüğünü ki dünyaların Sami Bendi Hazretlerinin, kalpte sallahu sırra hem hemşehrisi hem de doktoru olan Necmettin Akçay. Bu Medine-i Münevvere'ye geliyor. Ashab-ı Sofrede bulunuyor. Ashab-ı Sofrede herhalde itikafaki ki kendinden geçiyor. Ne oturabiliyor, ne kalkabiliyor, ne yatabiliyor, kendinden geçmiş. Oradaki bazı kimselere soruyor, sonra üstadımız bu işin biiznillahi teala ey. Necdet? Necmettin. Allah'ımızın, esamine inna altıayna kel kevser dendiği zaman, gönlü olduğu Turna görse insan hiçbirisine gitmemiz derler ya, biz günlerinde hiç sevgisi yok.
Zülcelal'imize yönelmiş, oradaki nimete mazhariyetin yanında ana karnındaki çocuğun bu dünyada yiyeceklerinin önüne getirilmesi gibi bu uhrevi nimetlerin tat ve lezzeti cennetle de ütülemez olur. Allah'ımız böyle ikramda bulunuyor. Böyle ihsanda bulunuyor. İnşallah rabıtamızda eğer güzel yapabilirsek evrad ve ezkarımızı okur ancak böyle mümkün olur, ayrılamaz kişi. Evet, Allah'ımız, Kevser suresi ile Habiri ile kemali, Es'abi Elbili, Haddesallahu sırrı. Bakın bu Divan-ı Es'ad'da Türkçe olan bir gazeli vardır. Tabi gazeli gazel gibi okumalıdır. Abdurrahman Gürses Hocamızı rahmetullah Ali unutamayız. Gazeli gazel gibi okuyun diyor. Kendisinin eğer bulabilirseniz internetlerde ne de vesair bantlarda bulunabilirse gönül Nuri cemalin. Tarzında okumuyorum. Hatta böyle okuyana da razı oku, okuyan birisini kendisi o şekilde okudu.
Gönül Nuri cemalinden habibim bir ziya ister, gözüm hakir rehinden. Ey tabibim tutiya ister. Ey sevgilim gönül senin güzelliğinin nurundan bir ışık ister. Ey tabibim gözüm senin yolunun toprağından sürme ister. Safa-i sineme zulmet veren jeng-i günahımdır. Aman ey kan-ı ihsan zulmet-i kalbim cila ister. Okurken tabii görüyorum, saygı duyuyorum ama böyle zulmet-i kalbim dinmez, zulmet-i kalbim. Bu ayrı mütalaa edecek bir husustur. Gönlümün, gönlümün nurunu karartan günahımın kiridir. Aman ey cömertliğin kaynağı, kararmış kalbim senden cila ister. Yetiş imdada ey şahı risalet, ruzi mahşerde. Gider dibi devayı masiyetsinden şifa ister. Ey Peygamberler şahı mahşer gününde imdada yetiş. Zira günahın devası bulunmaz derdi senden şifa ister. Ne abı dideden rahat, ne ahı. Sineden imdat, benim bari bir ya ister. Gözyaşlarım rahata ulaştırabilir. Ne de içimden yükselen ahlar kurtarabilir.
Günahımın yükü Peygamberler şahının lütfunu ister. Sarıldım dameni ihsanına ey Şafi ummet. Hasta canım senden deva ister. Ey ümmetin şefaatçisi, cömertlik eteğine sarıldım. Ya Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, sana sığınıyorum, hasta canım deva ister, kabul et, imdadıma yetiş. Briluhsarına meftun olanlar, şüphesiz sensiz, ne mülkü mal u caizdir, ne de. Zevki safayı kemal iba kemalinle, ki kemter bendeniz esat, sana olmak feda ister. İşsiz güzelliğinle bir kere mutlu olsa ne çıkar? Zavallı köleniz Es'at sana. Feda olmak ister. Esad El-Bili Hazretleri aşığıdır. Bakın Cenabı Hakk'a olan aşkını ifade eden bir beyti de şudur. Etme vaaz, nar-ı düzahtan şikayet dinlemem. Olduğu için mahzar-ı esrar-ı esma gönlümüz demiştir. Artık Sami Efendi Hazretlerinin Habiii, Eğer vermiyor, saygısızlık olur diye. Bir müenndi muhtaharanın kubbeyi. Çünkü bazı yapıdan dolayı tabi yıllar geçmiştir.
Bazı bozulmalar olmuş orayı düzeltmek için. Bundan haberdar olur. Buyurunlar ki o mühendis, çorabına dikkat edin. Çorabı fahri kainatın sallallahu teala aleyhi ve sellem kubbe-i hadrasına temas etmiştir, saklayın buyurur. Daha neler neler bizim bilmediğimiz neler. Mesela Üstadımız Hazretleri salatü selam ile başlamadan konuşmuyordu. Bizim Erhan Çavuşoğlu kardeşimiz bir gün geldi, Fuat mis gibi kokuyor. O esans kullanmaya neye benzemez? Sebebi sorulunca dedi ki, aleyhissalatu vesselam Efendimiz'i gördüm, bu güzel kokuşum ondandır diyordu. Biliyorsunuz Ahmed El-Rufai hazretlerinin, efendimizi görmediği gece tecdidi iman ve tecdidi nikah yaptırdığı, kendisini sorguladığı, Ebu L Abbasü'l-Mürsi Hazretleri'nin her yıl Arafat'ta bulunmazsam, her gün Rasulullah'la buluşmazsam sallallahu teala aleyhi ve sellem kendimi rical-i müminliğinden saymam denir.
O her gece değil her an istediği zaman görüşebiliyor. İmam Şarani Hazretleri, Rahmetullahi, ben Mısır'da bulunurum. Elimi aleyhissalatü vesselam Efendimiz'in kabri saadetinin üzerine kor ve görüşürüm. Çok sadece birkaç tanesini söylüyorum. Rasulullah aşıklarından Fuzuli'nin. Biz burada yüz yetmişe yakın Efendimizin özelliğini haber veren konuyu işleyemedik. Buna artık bir hazırlık mahiyetinde Fuzuli diyor. Pare fare dili mecruhu perişanımdan, Seri koyunda gezen her ite bir pare feda. Bakın ne diyor, parça parça yaralı ve perişan gönlünden, senin mahallende gezen her kıpe bir parça feda olsun diyor. Şeyh Galip, sultan-ı Rusül, şahım mümeccetsin efendim, biçarelere devleti servetsin efendim. Divan-ı İlahide selametsin efendim. Menşur-i Lamrükle müeyyyetsin efendim. Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed'sin efendim. Halktan bize sultan-ı müeyyyetsin efendim. Diyor devam eder.
Son kıtasına gelecek olursak, Hakktan bize sultanı müeyy etsin efendim. Biçaredir ümmetlerin isyanına bakma. Desret kurup hasretle düzafa yakma rahmet ile. Aman ateşi hicranına yakma. Ezcümle kulun galibi Mahmud-u Muhammed'sin efendim. Hak'tan bize sultanı müeyyyetsin efendim. Bizim memleketimizden bir amca onu faizlerde bile üstadımız söylerdi. Şu sözü çok severmiş. Onu memnun etmek için de kürsilerde ifade ederdi. O da şu, Molla Camiden olsa gerek, bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış ördüm. Bana Kuran'ın surelerinden, o bahçenin güllerinden, fahri kainatın kokusu geliyor Salli Allahu Teala ve sellem. Bir kısmını ifade edebildim ancak. Efendim biz bunları söylerken Ortodoks olan fakat sonunda iman etmek suretiyle Efendimizin aşkını yaşayan bir yaman dede var. O İstanbul'da fındıklı yokuşu var.
Orada öğrencilerinin birisi onu görür fakat dede duvara yaslı bir vaziyette rengi dağıtmış. O halini sorar der ki neden bu haldesiniz, renginiz atmış bir durumda görünüyorsunuz. O gevrek bir sesiyle der ki, evladım şu anda Rasulullah hatırıma geldi, sallallahu aleyhi ve sellem. Onu hatırlayınca kendimden geçtimdir. Bakın ne diyor. Yaksine mi ateşlere, fühanıma bakma. Ruhum dayanan ateşi niranıma bakma. Hiç sönmeyecek aşkıma, imanıma bakma. Ağlatma dayak, hali perişanıma bakma. Ağlatma ki alamı mütefife de başlar. Ağlatma serinletmede bağırımı yaşlar. Rahmetme sakın, gerçi dayanmaz buna taşlar. Ağlatma dayak hali Perişanıma bakma. Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın. Ateşle yanar, ateşle yaşar yaşla değil yaresi aşkın. Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın. Ağlatma dayak hali perişanıma bakma.
Hakikaten yanarak Rabbimize kavuşmuş ama bu yanışı ateş değil ilahi bir ateşle, aşk ve muhabbetin ateşiyle doktorlar bir türlü verdikleri ilaçlarla nelerle ateşini düşürememişler. Ali Kulvü Kurucu Hocamız da bunu ifade eder. Zaten aşk ve muhabbet ifade ederken hep ateşi mutlak söylerler. Ruhum sana aşık, sana hayrandır efendim. Biri ben değil alem sana kurbandır efendim. Mahşerde nebiler bile senden medet ister. Rahmet diyen alemlere, Rahmandır efendim. Levhi kalem, mestin igahın medheyleyen ahlakını Kuran'dır efendim. Hıtmiriniz eyşahı usul, kovma kapından. Asilere lütfun yüce fermandır efendim. Bitmez ülve tükenmez. Efendimizin özellikleri hususunda en çok Aişe-i Sıddık'a validemizi görüyoruz radiyallahu anh'a. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem her halinde Cenabı hakk'ı zikrederdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yatsıdan sonra gecenin ilk kısmında uyur.
Son yarısını uyanık geçirir, ihya ederdi. Efendimiz aleyhissalatü vesselam iki şey arasında serbest bırakıldı mı? O günah olmamak kaydıyla mutlaka en kolay olanı tercih ederdi. Eğer kolay olan herhangi bir günahı gerektiriyorsa o zaman ondan halkın en uzak duranı olurdu. Efendimiz ashabına emrettiği zaman sallallahu aleyhi ve sellem daima amellerin kolaylıkla ötesinden gelebilecekleri miktar ve şeklini emrederdi. İttifakta bulunduğu zamanlarda Efendimiz iki iş zuhur ettiğinde ümmetine zorluk olmasın kolay olanı tercih ediyor. Bir iş yaptığı zaman sağlam yapıyor. Efendimiz yormaktan hoşlanır. Uğursuzluktan ve kötüye yormaktan hoşlanmazdı. Kendileri hayatının son zamanlarında itikaba giriyorlar. İtikafta bulunduğu zamanlarda bile hastaları ziyaret ederdi, şefkat ve merhameti. Yalnız bu hayatlarının sonu derken daha bir dikkatli davranmışlardır.
Ramazan-ı Şerif'in un son gününü itikafta geçiriyordu. O her zaman müstesnadır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir iş yaptığı zaman sağlam yapardı. Efendimize göre en kötü huy yalancılıktı. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sözü tane tane söylerdi. Öyle ki onun kelimelerini saymak isteyen sayabilirdi. Evine geldiği zaman ilk iş olarak, Dişlerini misvakla temizlerdi. En sık yaptığı ve Malik artık son Efendimizin en sık olarak ey kalpleri değiştiren Allah'ım. Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl diye dua ederdi. Nebi Ekrem Efendimiz her iki bayramda da çocuk ve hanımlarına namazgaha mescide çıkmalarını emrederdi. Enes bin Malik'ten rivayet ediliyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan bayramı günü birkaç hurma yemeden bayram namazına çıkmazdı. Yediği hurmalar tek sayılı olurdu.
Yine Aişe annemiz radiyallahu anh'a ey ümmül müminin, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ibadet usulü nasıldı diye sorulduğunda ünlerden birisini, ünlerden birisine tahsis ettiği bir şey olur muydu diye sordum. Buyurdular ki hayır onun ameli devamlıydı. Bir yapıp terk etmezdi, devamlı olurdu. Mübarek sözlerinde de ibadetin eftali az ama devamlı olandır buyurur. Bir kere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e Allah katında hangi ibadet daha makbuldür diye sorulmuştu da buyurdular ki az da olsa devamlı yapılandır. Rasulullah'ın en çok hoşlandığı ibadet devamlı yapılandı. Efendimiz aleyhissalatü vesselam iki şey arasında muhayyer bırakıldı mı, o günah olmamak şartıyla mutlaka kolay olan tecelli. Kolay olan herhangi bir günahı gerektirirse o zaman da ondan en uzak duranıydı. Efendimiz Kabe'nin içine girmişti. Çıktığında yüzünde üzüntü hissettim ve ne oldu diye sordum.
Buyurdular ki bir iş yaptım. Keşke yapmasaydım. Belki ümmetimden biri Beytullah'a girmek ister gücü yetmez giremez ve bir sünneti yerine getiremediğini sanarak içinde bir ukde kalır, üzülür. Biz Kabe'yi tavaf etmekle emrolunmuştuk. İçine girmekle değil buyurdu ümmetine olan sevgi ve muhabbeti. Efendimiz çirkin isimleri iyileriyle değiştirirdi. İstediği zaman Efendimiz aleyhissalatü vesselam kendisine on yıl gönüllü hizmet eden Enes bin Malik radiyallahu anh, Efendimiz bana takılmak istediği zaman iki kulaklı diye hitap ederdi. Ebu Hureyre radiyallahu anh, Efendimiz mizahta bile yalanı hoş görmediğini ifade eder. Abdullah ibn Mesud radiyallahu anh, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vaaz ve nasihat etmek için bize usanç gelmesin diye halimize bırakıp ona göre uygun zaman kollardı. Efendimiz bir söz söylediği zaman iyice anlaşılmasını istediği kelime ve cümleyi üç kere tekrar ederdi.
Yine konuştuğu zaman onun sarf ettiği kelimeleri saymak isteyen kolaylıkla sayabilirdi. Öylesine acelesiz ve tane tane konuşurdu. Bir seferde aleyhissalatü vesselam efendimizin yatsı olan daha güzel sesli kimse görmedim diye Rasul-ü Ekrem efendimizin ses ve kıtlık etmektedir. Yalnız bir hususu söylemek istiyorum. Kıymetli bir hocamız, ben diyor Rasulullah'ı gördüm sallallahu teala aleyhi ve sellem. Böyle namaz kılıyordu. Ayakta duruşu diyor namazda kıyamı bana istikameti hatırlattı. Tarif edilmiyor tabi demez mümkün değil. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kuran-ı Kerim'e, kelime, Kuran-ı Kerim'e, her kelimeyi belli ede ede acelesiz, tertil ve tebyin ile okurdu. İbn-i Abbas radiyallahu anhuma devenin içtiği gibi hiç dinlenmeden bir çifte suyu bitirmeyiniz. İki veya üç defa da dinlene dinlene içiniz, içmeye besmele ile başlayın.
Bardağı dudağınızdan kaldırınca, bitirince elhamdülillah deyin. Yine torunlarından birini öpen Hazreti Peygamber'i görünce Akrab bin Habis'in benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim dediğini, Rasul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ona merhamet istemeyene, merhamet etmeyene merhamet olunmaz cevabını vermiştir. Yine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem çocuklara, Selam size ey çocuklar diye selam verdiğini, çok sevdiği küçük kuşu ölmüş olan kardeşine ise, ya Eber Umeyr küçük kuşun ne yaptı diye hal ve hatır sorduğunu, onu üzgün görünce de teselli ettiğini nakleder. Bu kadar, şefkat ve merhamet. Böyle bir peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Rasul-i Ekrem Efendimiz çocuklarına karşı insanların en şefkatlisi idi. Üsame bin Zeyd radiyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem beni dizine, Hasan bin Ali'yi de öteki dizine oturtur.
Sonra ikimizi birlikte bağrına basar ve ey Rabbim bunlara rahmet et. Ben bunlara karşı pek merhametliyim diye buyururdu. On yıl, on yıl süre ile Efendimize hizmet eden Enes bin Malik radiyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çocuklara karşı insanların en şefkatlisiydi der. Cabir bin Abdullah radiyallahu anh bir kere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yanına girmek için izin istedim. Kim o diye seslendi. Böyle bir hiddetli sesle değil. Kim o diye seslendi. Ben de ben diye cevap veririm. Bunun üzerine hoşlanmadığını ifade eder bir tarzda ben ben, ben, ben ne demek diyerek dışarı çıktı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem birisinin kapısına gittiği zaman birisinin kapıyı kapıya doğru yönelmez. Sağ veya sol tarafa döner, selam verirdi. Eğer kendisine izin verilirse girer, verilmezse döner giderdi.
Ebu Hüreyre radiyallahu anh anlatıyor, bir gün Rasulullah bana dün neredeydin diye sordu. Yakınlarımdan birini ziyarete gitmiştim dedim. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ey Ebu Hüreyre seyrek ziyaret etki muhabbetin artsın buyurdu. Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Şefkat ve Merhamet… | Mihmandar