Peygamber Efendimizin Salavatı ve Sevapları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamber Efendimizin Salavatı ve Sevapları
Peygamber Efendimizin Salavatı ve Sevapları kaydında Sultanımız Sultanı Enbiya, Şefi ırzı ceza, Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz salavat-ı şerifelerin kazayı hakkında bir hadis-i şerif nakli beyan edelim, badeza dualar edelim. Ola ki Rabbimiz Teala ve tekaddes hazıratları, ettiğimiz dualarımızı gergah-ı izzetinde ahsen-i…
Sultanımız Sultanı Enbiya, Şefi ırzı ceza, Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz salavat-ı şerifelerin kazayı hakkında bir hadis-i şerif nakli beyan edelim, badeza dualar edelim. Ola ki Rabbimiz Teala ve tekaddes hazıratları, ettiğimiz dualarımızı gergah-ı izzetinde ahsen-i kabul ile makbul eyleye, kusurlarımızı af eyleye. Böyle cami-i şerife toplandığımız gibi Sultan-ı Enbiya Efendimizin Piryesi Ala cennetinde böylece haşricem eylee. Ravisi Enesipü'l-Larik, Radıyallahu Anhümma. Sultanı Enbiya Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor, men kadın erkek, kadın erkek benim üzerime bir kere Salavatı Şerife okursa, Allah'ım Hangi çeşit Salavatı Şerife okursa okusun, Allahu Teala bu kimseye on rahmet inzalidir, on rahmet lütfeder, defterinden on günahında mahveder.
Kendi bir kere Salavatı Şerife getiriyor, Halid-i Zülcelal'ımız on rahmet lutfveriyor, defterinden on günahı da mahvediyor elhamdülillah. Ve cennette on derece yahut, evet on hasene ikram eder. Cennette on derece bir rivayete göre de, Halid-i Zülcelal sevap defterine on hasene yazar. Kendi bir Salavatı Şerife oturur. On defa Allah'ımıza rahmet buyurur, defterinden on günaha mahvolur, cennette on derece kazanır, bir rivayette amel defterine onda sevap yazılır elhamdülillah. Halık-ı Zülcelal'ımız, Mevlamız, Kuran-ı Kerim'inde ne buyuruyor, üç beş gündür devam ederiz, bir türlü bitiremedik, şimdi bir daha elimize aldık. İnşallahü Rahman, biraz devam edeceğiz. Allah'ımız sulhulaklar lütfetsin. Ameller lütfetsin. Muhakkak felah buldu, korktuğundan kurtuldu, umduğuna nail oldu. Kim? Mümin olanlar imanı olanlar, elhamdülillah.
Lakin Halık-ı Zülcelal'ımız, Namazını huzurla, huşula klanlar korktuğundan kurtulduğu umduğuna nail oldu. Namazı huzursuz, tahareti belirsiz, abdesti perişan, tabiri erkanı yok, ibadetine ehemmiyet vermiyor, Akması benden demesi senden şekilde buluyor. Böyle olmaz. Rabbimiz huzurla, huşula olan amelleri kabul ediyor ve korktuğundan kurtarıp umduğuna nail ediyor elhamdülillah. Ve amelden ihraç edenler de korktuğumdan hıntırdı, umduğuna nail oldu. Mallarından vacip olan zekasını eda edenlerle korktuğundan kurtulduğu, umduğuna nail oldu. Zekat bahsindeydik, birkaç gündür konuşuyorduk, imkanını bulamadık. Şimdi zekatteyken yarım kalan kelimelerimizi bitiriverelim inşallah. Evet efendim, zekat, zekatın hadisleri okunmuştu dünden, Ayet-i Celileleri okuduk. Bugün de Kurrasulayn Kitabından bir zat şöyle buyuruyor.
Zekat veren, malının zeketini veren, havaceyi aslıyesinden fazla, yirmi miskal altını, ikimiz dirhem gümüşü, bundan ziyade olan malılarısa onların zekatını veren birinci kat gökte ismi Kerim'dir. Birinci kat gökte melekler arasında ismi Kerim yazılı. İkinci kat gökte ismi Cut, ismi Cömerteyi alır. Üçüncü kat gökte nutif, Allah'a itaat eden kul diye yazılı ve öyle melekleri arasında söylemleri. Dördüncü kat gökte de sahi, sakaletli diye. Beşinci kat gökte de makbul, Allah'ın makbul kulu, ne acele konuşuyorsun, tezçe bitirmek istiyorum. Beşinci kat gökte makbul, Allah'ın makbul kulu değil, melekler arasında zekatını verenler böyle anılır. Altı kat, altıncı kat gökte mahfuz, Allah onu muhafaza ediyor. Allah o zekat veren bunun malının ve geldiğini muhafaza ediyor diye söylenir. Yedinci kat gökte, mağdur, Allah zekat verdiği için aslı mağfiret etti o kulunu diye söylenir.
Peygamber Efendimizin Salavatı ve Sevapları ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Salavatı ve Sevapları kaydında Sultanımız Sultanı Enbiya, Şefi ırzı ceza, Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin üzerine getirdiğimiz ve getireceğimiz salavat-ı şerifelerin kazayı hakkında bir hadis-i şerif nakli beyan edelim, badeza dualar edelim. Ola ki Rabbimiz Teala ve tekaddes hazıratları, ettiğimiz dualarımızı gergah-ı izzetinde ahsen-i…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Arş-ı Ala'da Habibullah, Arş-ı Azam'da melekler arasında Allah'ın Habibîdiği, Allah'ın dostu, çünkü malından zeketine ayırdığı, Müminleri, fakirleri, bun kadınları, öksüzleri memnun etti, mesrur etti, Allah'ın Habibi oldu bu kimse, Allah'ın sevgilisi oldu bu kimse ve ayrı ayrı isimleri zikredolunur, tekrim olunur. Zekete hile arama, zekata guta arama, zekata bahane arama. Bir kimse namazını geç vakit kılar, zekatını vermezse namazı kabul değil. Bir kimse zekatını verir, namazını kılmazsa namazı değil bu ağaçta zekatı kabul değil. Böyle üç ayet-i celile, ikiz olarak nazil oldu. Birisi namazınızı kılın, zekatınızı verin. İkinci ayet-i celile Allah'a, Peygambere itaati var da annesine babasına itaati yok. Allah kendine ve Muhammed'ine olan itaati kabul etmiyor. Annemi babamı razı etmeyince. Üçüncüsü Allah'a itaat ediyor da, Hazreti Muhammed'i kabul etmiyor.
Allah bunu da kabul etmiyor, onun imanını kabul etmiyor. Hazrası Muhammed'i faslı getirmeyince onun imanını kabul etmiyor. Hazrası Muhammed'e çöp ve devişi yediği için onun imanını kabul etmiyor. Kuran'a şirk kanunu yediği için onun imanını kabul etmiyor. Birisi zeketine hilal arıyor. Bir müftü Efendi ile görüşmüştük, o söylemişti. On bin kadar lira zekatı, zekat vermek kendine farz oluyor, on bin tane var. Adana'da zenginler var ki ben bilirdin. Devellioğlu vardık birinin yanına diyor, İmam Hakkı'ya yardım eder misin dedik diyor. İsmini de anlayayım, Mustafa Özgün, Kayseri'nin. Fabrika Tor, Mergadın Nuros. Geri diyor, zekat ile, zekat ile yapılırsa, ben zeketimle imam hatılı tamam yaptırayım. Kaça çıkıyor? Dört yüz bin liraya. Ben yaptırırım öyle ense. Benim zekette borcum dört yüz bin liraya alırım diyor.
Çıkardı diyor seksen bin lirasını böyle sarılmış diyor, seksen bin lirasını önümüze koydu. Olursa Meryem efendim dedi. Hoca mısın, olayını bulur oğlum. Yahut da efendi sen ver, ben onu talebalara devreler, İmam Hatut'a bahşettirdim. Sen yalnız ver. Seksen bin lira verdi zekatimden diyor, dört yüz bin liraya bende. Ben dört yüz bin liralık zekatim vardır diyor. Lakin ömür maviye gülmedi, o seksen bin lirayla kaldı adam vefat etti, gitti diyor. Sen fırsatın elde ikene, canın kafesteyken, daha fırsat senin iken günü gelince yer, vermedin mi ölürsün, boşluk alırsın. Birisinin on bin lira zekatı oluyor. Bir düle buğdayın içerisine on bin lirayı koyuyor yiyor. Saklayın, hileyi şer'i yapayım diyor. Bir fukarayı çıkıyor, şu buğday, şu çuvaldaki zekatimi kabul ettin mi diyor. Kabul ettim diyor. Ne edeceksin bu buğdayı diyor. Satacağım da yavrularıma bayramlık bir şey alacağım diyor. Faki.
Bana saat geriye diyor, kaça verin yirmi beş buraya, ben otuz lira veriyorum buğdayına, hakkın külliyen halel olsun mu diyor, halel olsun diyor. Ey hem zekatı verdin, hem elinden aldın, Allah ilminde benim borcum kalmadı diyor, kalmadı diyor. Gece yatıyor rüyaya, gece uykuya yatıyor. Melekler gelmişler, melekler gelmişler, büyük bir kazan, içini suyla doldurmuşlar, altını ateşle, ateşle, odunlarla ataşlı yollar su kaynamaya başlamış. Bu adamı tutmuşlar elinden kolundan, seni kazanın içine koyacağız, yanmayın diyor. Yok seni yapmayacağız, biz altındaki kabul yapıyoruz, sen yanmazsın. Su yüz dereceyi geçmiştir, ben yanırım diyor. Ben yanırım, yanacağımı biliyorum. Bunda yanacağımı bilmem da, fakirler bir güllak buğdayın içerisinde on bin lira verip geriye halan ettirmeyle yanacağını bilmiyor mu diyor. Bunun için böyle hilene götürmez.
Zekat lazımdır ya, zekat vermek lazımdır ya aileme sene başı gelmeden bağımı ververiyorum efendim. Kurtardım şimdi, hep hiç imkanı yok. Yanağsın. Ailem ölecek olsa yavrularına malı taksim ettim ben, inanılmaz derim diyor. Ne yalan söylüyorsun? Allah'a kendi aranda vicdanını hamiyetini, samimiyetini muhafaza edip. Müminin niyeti ameline göre kabul olur, niyetine göre kabul olur ameli, onun için riayet. Bugün mevzumuz zeketten bu kadar dönüyorum. Açıldı aşkla. Ula. Kelimesi ile cümlemize husn-ı hatimeler tevfik et ya Rabbi. Şuanlara cevap verilecek olsa, kürsünün özelinde yalnız cevapla meşgul olmamız lazım geldiğinden, din kardeşimizin birisi diyor ki, hükümete verdiğimiz vergiyle o şul, sabit olur mu diyor. Birkaçla diyor ki, günde bize görüyorlar diyorlar, ben diyorum ki Müftü Efendi vazifelidir, maaş alıyor, cevap vermek istiyor, oraya gidin.
Abdullah Efendi üstadımız, bizden üstaddın, bizden alim din, kamil din, ahlakından belli, kendi kürsüsünü bize terk etmiş, kendi bir bükük camiye çekilmiş, bu kadar insaflı, bu kadar merhametli, bu kadar vicdanlı bir alim olmaz, git ona danışıyorum, yine diyor bize. Danışana göre cevap vereyim. Harlamaların yergisi zekat yerine sayılır mı sayılmaz mı? Ben de dilemiyordum, İstanbul'a gittim. Omar Nasuhhu bilmem üstaza, mükessire tanıştık. On üç sual sorduk, başta bu yazılıydı. Cevap üç günde çıkabildi çünkü heyet toplanmış, diyor ki tarlaların vergisi, tarlaların vergisi, hoşnut Muhammediyeye sayılmazdır, o devletin aldığıdır, fakirin hakkı var, essah olan budur diyor. Ömer Nasuh'u bilmen. Hayır korkma, çok sorma, Allah onu bereket yüzünden başünür biiznillah. İkincisi, anamler, anamler, mallara şimdi eskiden alıyorlardı ya, şimdi almıyorlar, o zaman alıyorlardı.
Alemler zekat yerine sayılır mı? Sayılır diyen kitaplar varsa da o zayıftır, o zayıftır, hakikati şudur, assah olan derinin belli, böyle yazılı. Iki. Üçüncüsü, dört kardeş bir karada, bunları da sordum. Zekef lazım geliyor evlerinden, kırk koyunları var ya babaları ölmüş, babaları ölmüş, on harf oyunları düşüyor. Hırkboyunlar ama evlat başına onar düşüyor. Zekat lazım gelir mi? Ayrılmadıkları için lazım gelir, ayrılsalar gelmez diyor. Ben bu fetvaların ta İstanbul, Ömer Nasuh'u bilmemden aldığı kelimeler, bunun için zerre kadar şüphe götürmez. Her sokakta gezen, her köyde celreden, her anaya düşmüş insandan danışıyor, birisi gelmiş doğru, bazısı hocanın diyor, bazısı hocanın, emişen hızı oğluma düşürüyor, bazısı düşürmüyor. Abdullah Efendi düşürüyor mu? Müftü Efendi düşürüyor mu? Biz düşürüyor mu? Yok. Kim düşürüyor?
Sırtında bir halde, çadır mevzuda Kuran okuyan bir hocaya danıştın da, o düşürüyor diyor. Keyfine o geliyor. Keyfine o geliyor. Onun için onlar yüz karası, yüz karası, bize danış da bak, nasıl cevap verdik Allah'ın ayeti ile. Bunun için hoşnut verilir, zekatın verilir, ıskatın verilir, vasiyetin verilir, fityan verinin. Şuna arama Allah aşkına. Allah o kurbanları tependen etsin. Allah o zekatleri bir elden etsin. Ne kısılıyorum, küsülüyorum, bu dünya şimdiki geniş dünya, zendin dünya. Vermemek devrimi Allah aşkına canım. Fıkaraları arada dolanırken nasıl insafını var da zekatını vermem. Zorundan oraya çevirmen bizi, bugün bir hadis-i şerif okuyacağım, devam edeceğim. Açıl bir aşkla. Kelimesiyle cümlemize hüsnü hatimler tevfik et ya Rabbi, tevfikine refik et ya Rabbi. Bu hadisi uzun okudum, Ümmü Ummanı bitirmeye niyet ediyorum. Allah niyetinden necur etsin inşallah.
Arş-ı Azam'ın bölgesinden başka, hiçbir bölge olmadığı lahıpta. Arşı Azam'ın gölgesi var, ondan başka mahşer yerinde hiç bölgeydi. Güneş bir mızrak beyni ermiş, herkes bir havaya çitilmiş, inleyi atsan düşecek yer yok. Kimisi dizine kadar, kimisi bödekine kadar, kimisi boğazına kadar, terlerin içine kaybolmuş. Lakin yedi sınıf, yedi kimse, içinizden içinizden, yeni tüylü insan Arşi Ağza'nın gölgesinde Hazreti Muhammed'in divanında gölgelenecek, sapa içirecek. Mahşer yeri, mahşer yeri, elli bin sene devam edecek diyor kitap. Elli bin sene, elli bin sene. Lakin, lakin muttakin olanlara, Arş-ı Azam'ın gölgesinde olanlara mülkların sağına kadar ancak gelecek. Hapis anada olana her gün yıl geçiyor. Sen serbest çarşılarda, pazarlarda gezerken, gülümse hatlar gibi geçiyor görmüyor musun?
O sultanı enbiyanın, Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem yanında zevki sapağı sürüyor, o biri de kafasına bir mızrak boyu güneş inmiş, beyin lolgur lolgur kaynıyor. Keller akar olmuş, ona geç gelmez mi? Allah o bölgenin altına çekilen zınlayı, Ezbara dizlerine ilhak et ya. Hocam acele söyle, bitirelim inşallah biz bu bölgenin altında var mıyız, yok muyuz? İnşallah var. Birincisi, İmam-ı Adaletli olan hokundarla arşı azanın gölgesinde gölgelenecek. Hokundar deyince yalının reisi cumhuruyla başvekili alma eline. Yalnız onu alma oraya gitmesin kafanı. Yalnız, en iyi daha çocukların arasında sen hokundarsın. Köyünde, muhtar hukukunda. Memleketinde, dalalet reisi hukukunda. Memlekette gayri makam, vilayette vali hukukundan makamında.
Bunlardan, ev sahibinden, adaleti terk eden, çocuğunun birisinin üzerine malını tüp vaki ettirip de ötekilerini in in in in in neden o mahşer yerinde innattan düşmezdir de kaynayacak, bütün yavrusunu misali tutan vicdanlı, hamiyetli buğdayın bile kahm-ı yarıktır buğdayın, yani der ki gelişirken bir buğday kalırsa ellerinde, o yark yerden kessinler diye Allah, Allah buradan yapar bunu yarık fark etti. Böyle adalete riayet ederse bir kimse, adaletli hatundan olursa, Arş-ı Azam'ın bölgesindendir. Adalet denildi mü, daima Umarı'l-Far efendimiz gelir hatıra. Bir memlekete vali gönderdiği kimse, orada bir erik kaldırıp diğerine hükumet dairesi yaptırmak için vali emretti. Evde Yahudi'nin öldü. Yahudi eve geldi ağlamaya başladı, ne ağlıyorsun dedi. Oğlum bizim vali dedi, bizim evin kalkmasını, istimlak edilmesini emretti, kaldırıyorlar. Korkma dedi.
Onların padişahı umarım Faruk'la diyor Allah'ım dedi. Git oraya şekva et yaptıramazsan dedi. Din gibi değil, çok mağdur bir vali, hiç korkma, git diyorum dedim. Yahudi geçtir, Medine'yi Tahireye vardı. Ana bu nerede umarül fare dedi, bu tarafa geçtir dediler. O tarafa avaneye çıktı zannetti, o tarafa geliyordu, önü yıkılmış bir yerde diğer kemik yığınlar, kerticin üstünde yerin yerinden hırkası yamalı bir zat yatıyor. Vardı dedi ki, kardeşim onlar o fareyi görmedin mi dedi. Hünileceksin oğlum dedi. Oturdu, ne yapacaksın, ne yapayım dedi, bizim oraya bir vali göndermiş de elini yıkıyorlar da, elini yıkıyorlar da, ben valiya şekvaya geldim. Elimde yedi, sekiz tane çocuğum, ben de Yahudi'yim ama yine Hz. Ömer'in adaleti kuvvetli kuvvetliymiş, ben ona ricaya geldim, şuradan bir kemik ver bana dedi. Kağıt yok daha, köyün geminin kuyuya arınmış üstüne.
El zali, el zali, hasmini ikna etsin ise etsin, etmelisinse seni arz ediyorum derhal gel huzuruma diyor. Hadi götür ben onların fareyi indirdim. Çok müteessir çıktı, Bizim valinin gelişi nerede, bunun gelişi nerede? Çıktı dışarıya, mezarın kenarına gemiyi atmış, şimdi varınca yumruk kafamı var orada. Hiç tanımaz umarım dedi. Radıyallahu Anh. Oraya aklı geliyordu kadınlar sudan gelirmiş, neden gelmiyorsunuz dedi. Hazreti ona nereden gelmiyorum, niye gelmiyorum, böyle böyle mesele. Elime bir kağıt, bir surat bir şey geldi mi? Bir mal sürahiler üstüne yazdı, attım oraya. Allah canını atsın dedi kadınlar. Yahu yatırme, işe yaramaksan orada at dedi. Pişman oluyorsun yani. Gemi yaydı, boynuna kurdu, vardı, ailesine dedi ki getirdin kaç günde geldiyse. Götürüp öpüp tepesine koyuluyor kadın. Kadın biliyor, Yahudi biliyor. Yarın erkan devlet toplandın mı?
Göster o valinin gözüne bu kemikteki yazıyı gerilen biri, pek iyi gibi ve iletti, acele da verir, bunlar uzun de, yani meseleyi bitireceğim, demir göçtehti gözüne yazıyı gördün mü o malul farenin yazısı. Baktı ki, hasmıyı ikna ettin ise ettin. Etmedimse derhal huzuruma gel, adlediyorum seni dedi. Vali sandalyeden aşağı düşmüş, zedeleniyor. Aman ne oldu Vali? Şu adamın getirmiş şu gemi sahibini, sarinırı çıkardığı kendi boğazına taktı, ne adam demir sürüyorsem sürün, Ya rabbi bu nasıl okunduğu gibi? Onun içi okunduğu, iman doluydu, adalet doluydu, Allah kiminle bize adavetler nasip et Ya rabbi. Onun için evinde adaletini boz. Çocuğun oğlunu bir türlü tut, öteki yavrunu bir türlü tut. İki aile arasında iki evliysen sonrasına muhabbet et ikincisini bırak bir tarafa. Allah'ın huzuruna bir tarafı çalıp olarak varacak öyle oranda. Geç hocam, geçmenin imkanı yok ki.
Bitireceğim diyordu, bitirmenin imkanım yok ki. Bütün Kuran bu ayetin içine cem olmuş manası. Yarusu evin ayeti, Yarusu Neh'ul ayeti bu ayetle amel ettin mi, bütün Kuran'la amel etmiş gibi adalet hakkında konuşamayacağım, ne yapayım, aşağıya gitmem lazım onu. Gerçi hocam da sonra inşallah oralardan bahsedersin. Açıl bir daha aşkla. Kelimesi ile cümlemize hustaha akmeler tertip etti. İkinci fıkrası Hadis-i Şerif'in Cenabı Hakk'a ibadet etmekte neş'et eden, iştahları olan ibadetten zift duyan gençler de arşi azamının bölgesinde olacak. Gençkene arana girmiş, sizin fikirleriniz ve çiçeğiniz gibi görünüyor elhamdülillah. Bir zaman geldim gençler namaza gelmesin, kütükler girmesin, vücutler girmesin, tereddütten kovul bunları. Yazdık dedim bir gün aşağı camide. Size yazlık. Bir tarafınız sakallı, bir tarafınız sakal koymasa bile gırgır gırgır.
Saçlarınızda ters ilah yok, çocuklarınız demediniz yok. Böyle olduğu halde siz öldükten sonra bu camileri kim meşgul edecek, Buraya kim bir çıkacak? Gazüneye alıştırtın, meyhaneye alıştırtın, featureye alıştırtın, sinemaya alıştırtın, humura alıştırtın, Irak'ı alıştırtın, camiye getirme yanında bakalım, Vicdansız, vicdansız, onu daha güçlü düşeme bükeceksin. Bizim on gün yaşındaki çocuktan memleketimizden sekiz misafirimiz geldi, akşam beraberdi. Şimdi Akmin'den, Eldiş'ten, Vesair yerden üç beş tane daha geldi. Haberin olmuyor memleketin ortasında ya, Allah rızası için vaazını biz de bir duyalım diye geliyorlar. Laiflerin inanma gelin onlar. Ne yapalım? Şöhret-i Kabe'ye aldanmışlar, yalancı şöhrete aldanmışlar, iyi zannediyorlar, gelin onlar, ne yapayım?
Böyle onlardan gelen haberden sevgili Yavuz on bir yaşında, dünyasına zayıf, yedi ayda doğduğunda bu kemiklerine her sene vitaminli inme ve hapa ihtiyacı var. Her sene yaptırırım oruç tutuyor diyor, tüm diyor. Yahu tutmasın diye kendi hepimizi, yani daha büyüsün gerisin, bizim orada çocuk oruç tutmazsa çok ayıp olur, ayıp olur. Çünkü komşu hep böyle, kendinin bükümü belki tutuyor, çocuk mecburi tutacak. Senin çocuğun da mecburi yiyecek. Çünkü yeğenlerin içine kalıyorsun. On beş yaşına varlık niye yiyecek? Sokaklarda sular öldürecek. Gözlerine durur inşallah. Demek ki gençliklerinde ibadetten neşka alanlar da Alçı Azam'ın bölgesinde. Böyle bir genç haber vereyim sana. Malik ibn-i Dinar Kuddise sinrahul Aziz. Allah şefaatine nail ya Rabbi. Bir memleketten bir memlekete acele konuşuyorsun görüyor musun? Yani getireyim diye, bir memleketten bir memlekete seyahat ettim.
Vadim ki bir çocuk toprağıyla oynuyor, bazı ağlıyor, bazı duruyor. Şu an selam versen mola vermesen mola dedim, yanına yaklaşınca Esselamu aleyküm'e evladım dedim. Dedi. Oğlum ben buraya yirmi, otuz günlük mesafede uzağım, beni neden biliyorsam derim diyor. Seni ta alem-i ervah'ta bilirim ben. Yani alem-i ervah'tan bilirim. Abdülkadir Geylan Efendimiz birisine rast geldi mi, nasılsın Ahmet Efendi iyi misin? Efendim hiç görüşmedin. Senin ismin yine Alemli Allah'ta Ahme dedi, orada görüşirdim seninle diyor. Abdülkadir Geylani Efendimiz. Allah şefaatlerine nail ya Rabbi. Bazı böyle yerler de çeşilidir, bazı dinle. Bakalım dedi çocuk haklı mı konuşuyor, haksız mı, ben bir daha inceleyeyim dedi. Malik İbn-i Dinar dedi ki, oğlum insana nefsi ne yapar, aklı ne yapar? Sana yaptığın gibi yapar amca dedi. Şöyle geldiğinde selam yesem mi ola diyen aklınıdı, vermesem mi ola diyen de nefsi yedi.
Benim huzuruma gelince yakınıma, nefliğin üstüne çıktı, aklını da selam verdiniz. Allah Allah ya Rabbibillahallahüla. Dedi şimdi. Gelin yavrucuğum, bu kemanımızla, bu büyüklüğümüzle veli toprağıyla oynuyorsun böyle toprak savuruyorsun. Dedik ki amca toprağıyla oynadığım yok. Nefsim aldanınca dünyaya muhabbet ederdi topraktan kan konuldum, yine toprağa gireceğim diyorum diyor. Ben bunu söylüyorum, yoksa böyle diyor toprağıyla oynayacak kadar fikirsiz değilim ben diyor. Diyor, yavrum diyor, bazı ağlıyorsun, bazı gülüyorsun, ya iyice ağla insan ya iyice güler. Bir de mevsimde hem anlama hem gülme olmak. Sen ya bazı gülüyorsun, bazı ağlıyorsun dedi. Efendim dedi, Halık-ı Zülcelal'ın ayet-i celilelerini düşünüyorum, namazını kurmayanlar, şehvetinin ağzına düşenler, hayya hoşuna girecek gibi Allah'ın azapları var. Azağını düşünüyorum.
Gözlerini durmayın, Allah Birçok yerde Kuran'dalar, bin yerde azap ayeti var. Onlar beni korkutuyor da onun için ağlıyorum dedi. Niye gülüyorsun? İkinci ayet çıkıyor karşıma. Evet. Yirmi günahımızı Allah'a şirk etmezsen yemin günahımızı halkıdan ayeti celire çıkıyor karşıma, olaca yeri güldürüyor diyor. Oğlum diyor, sen daha azep verecek kadar mevsimde değilsin, yaşın genç diyor. Ne korkuyorsun. Diyor. Geçen anneme baktım da yok ağzına büyük odunları koyuyor, aşağısına gırgılarını küçük odunları koyuyor çanullah'ı. Yarın cehennemde ben cehennem tutulur olursam, gençler olursa ne yapacağım diye ağlayıl dedi. İnsan gördüğünden ibret almalı dedi, ibret almalı. Allah bize ibretlenmey Ya Rabbi. Kusurlarınızı affet Ya Rabbi. Böyle buraya da geçiyoruz. Genç kere ibadetten neşke alanlar da arşi azam'ın bölgesinde.
Evet kalbi mescit veren yarmut olarak namaza hazır olan ezenin birini namazın birini bulur, ikinci kulağını ezene yeren kimseler de arşıazamın gölgesinde. Cami kalbi böyle cami kalbi elektrik gibi takılmış, kandil gibi takılmış, kalbi cami bağlanmış. Cemaati terk edemeyiyor, cemaati terk edemeyiyor, yaş vakit namaza devam ediyorsan, asla inşallah, peygamberin civarındayım elhamdülillah. Buraya da böyle geçiyorum, çünkü çok konuştum bunlardan. Daha devam edelim. Hukbi fillah tarikiyle, Allah rızası için sevişmek tarikiyle. İki kimse, daha ziyade kimse, bildiği ile muhabbetler, sohbetler de ölene kadar Allah için dostluklarını bırakmazlarsa anmaz da Alçı Azam'ın gölgesini de. Allah için sevişmiş. Başka, varazı alazı yok Müslümanlar. Sırf mevlamızın sevdiği bir yere ziyarettiler. Sırf Mevlamızı muhabbet ettiği Hu deyi'i sever. Böyle kimseler de Arşi Azam'ın gölgesinde.
Misalsız geçemeyeceğim, açıldı aşkla kelimesi ile cümlemize hüsna hakimeler tevfi Rabbim, Namaz buluyorum ya Rabbi, oruç tutuyorum ya Rabbi, zikredemiyorum ya Rabbi, hep senin için, onlar senin için, namaz cennete delil olacak elinden tutacak, götürecek senin için, Oruç cennetle cehennem arasında kalkan olacak seni cehenneme göstermeyecek onu, ula senin için. Zipullah, surat köprüsünün üzerinden nur olacak seni cennete getirecek ola senin için, benim için ne amel ettin, benim için ne amelin var. Hazreti Musa aleyhissalatü vesselam Efendimiz, Ya Rabbi bilemedim beni o amele delalet et. Sevdiğini benim için sev, sevmediğini benim için sevme benim için amel bu dedi. Dünyada ne kadar insan seviyorsan, ya ilminden, ya amelinden, ya zikdinden, ya adaletinden, ya güzel iddiatından sev.
Ne kadar sevmediğin insan varsa beynamazlığından, oruç yediğinden, kumar oynadığından, zina ettiğinden, fena iyilik ettiğinden sevme, benim için amel budur diyor Allah'ım. Allah için böyle sevişenlerden iki kişi mahşer yerinde, Hünaha sevabı dağıtılıyor, günahı bintecik ağır geliyor. Bir günahı ağır geldi mi onun mukabili cehennemde yanması lazım. Denge denk gelirse cennete gitmesi lazım. Bir tefip artarsa cennete gitmek lazım. Böyle karar, Ya Rabbi diyor, müsaade buyurursan ha bir selef aralığında geleyim, anlam var, dedem var, gardaşım var, emrin var, dayım var, akrabam var, bibin var, haram var, teyzem var, hammi gezeyim Ya Rabbi. Gez kulum müsaade ediyorum, vurabilirsen cennet. Varıyor, babasının boğazına sarılıyor, askerden gelirken ilk senin boğazına sarılmıştır. Gurbetten, ey benim için ballı yanan babacığım, cehenneme geliyorum, haddi tezik sevap ver. Veremeyeceğim oğlum.
Benim daha amelim belli değil, daha kılmadı. Evet, daha kılmadı. Ben nasıl sana sevabını vereyim de cehenneme gideyim? Annesine varıyor. Anneciğim, kurban olduğum anneciğim, memesinden emdiğim anneciğim, ciğer parası olduğum anneciğim, bana bir tek sevap ver, git oğlum, kardeşten daha yakındır, veremeyeceğim. Hesabım bendeyim. El bir dahi tür geziyor, inkar yok. Kaygılı kaygılı Allah'ın huzuruna gidecek diyor. Allah'ın huzuruna giderken dünyada Allah için seviştiği bir dosttur askeriyor. Diyor ne arıyorum diyor, bir sevap arıyorum, benim de günahım bir tanecik ağır geldi, ben de bir sevap arıyorum. Lakin diyor, ikimiz dünyada Allah için birbirimizi ziyaret dilerdik, Allah için konuşurduk, Allah için gardaşılık, onun günahı da dana herkes diyor.