Peygamber Efendimizin Mirası ve Manevi Terbiye kaydında Dedi ki siz burada ne arıyorsunuz? Gidin mescide, orada Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mirası dağılıyor. Dediler ki hani nerede? Gayba Hureyre. Gal Mescittedir dedi. Böyle miras deyince dünyalık mal için hepsi birden koştular. Hepsi birden koştular. Onlar dönünceye kadar Ebu Hüreyre Hazretleri tekledi. Dedi ki ne yaptınız?…
Dedi ki siz burada ne arıyorsunuz? Gidin mescide, orada Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mirası dağılıyor. Dediler ki hani nerede? Gayba Hureyre. Gal Mescittedir dedi. Böyle miras deyince dünyalık mal için hepsi birden koştular. Hepsi birden koştular. Onlar dönünceye kadar Ebu Hüreyre Hazretleri tekledi. Dedi ki ne yaptınız? Dediler ki Biz mescide geldik. Orada miras olarak dağıtılan biz hiçbir şey görmedik. İşte sana şu kadar, bir diğerine bu kadar, sen şunu al, sen şunu götür, böyle bir şey yok. Ebu Hüreyre Hazretleri dedi ki Mescitte siz bir kimse görmediniz mi? Evet gördük. İşte bir kısım insanlar gördük ki onlar namaz kınıyorlar. Bir kısım insanlar gördük ki onlar da Kuran okuyorlar. İşte şuraya girdiğimiz gibi bir kısmı rahlenin üzerinde Kuran-ı Azimüşşan'ı koyimiz okuyun. Allah'ın kitabını celle celaluhu. Bir kısmı da tahiyyetin mescid veya kaza namazı.
Bir kısım kimseyi de gördük ki onlar dinimizde haram nedir, helal nedir, alışverişte nelere dikkat edilir, bu gibi konuları işliyorlar. Ebu Hüreyre Hazretleri onlara dedi ki ey hay Korku, ve berike miratün Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Yazıklar olsun size hiçbir şey anlamadınız mı? İşte Resulullah'ın mirası odur. Onun çıkaracağınız dersler, bu miras olarak bize düşünenler bir gün bir başkasına aktarılacak. Yani hiç kimse malıyla, mülküyle ahirete gitmiyor. Hepsini terk ediyor. Çoluğunu, çocuğunu terk ediyor. Ailesini, akrabasını, malını mülkünü burada bırakıp ameli ile giriyor. Burada bize bilmek istenen bunları hep siz terk edeceksiniz. Size kadar o kavmin, camiye, Resulullah'ın mirasını elde etmek için, bu şakaların bir kısmının namaz, bir kısmının Kuran, bir kısmının da ilmi meseleleri görüştüklerinden başka bir şey kalmayacak.
Ebu Hüreyre Hazretleri buyurdu ki, Şimdi sabah erken mescide giriyor. Burada öğrenmek istiyor. Dini meseleleri öğrenmek istiyor. İşte farz, vacip, sünnet, müstehap, ibadete mütealrip konular vesair, muamelat, bunları öğrenmek istiyor veya öğretmek istiyor. Bir başkalarına bu konuları, dini meseleleri öğretmek istiyor. Eğer bu şekilde arzu ve istekle girerse, öğrenmeye ve öğretmek için girerse onun için tam bir hac yapma ecir ve mükafatı vardır. Tam hac yapmış gibi ecir ve mükafat vardır. Yoksa hac vazifesi üzerinden düşmez. Bak haccın ecir ve mükafatı gibi bir nimete de mazhar olur hiç şüphesiz. Riyadü'l Cennet, Cennet bahçesi İbn Abbas Efendimiz radiyallahu anh'a rivayet ettiler Siz cennet bahçesine eğer yolunuz düşerse, fertauk, istifade edin. O bahçenin elmasından da yiyeyim, armutundan da yiyeyim, çileğinden de yiyeyim.
Yiyeyim işte kirazından da yiyeyim, muzundan da yiyeyim, portakalından da yiyeyim, mandalnasından da yiyin, tındığından, kıstığından istifa edin, yiyin. Galu Ya Resulallah, Ömer rüyadur Cennet. Dediler ki Ya Resulallah nedir o cennet bahçesi istifade edin buyurduğunuz. Bilim meclisleridir. Demek ki cennet bahçesi kıymetli gezer değil. Dedikodulu hiç yerler değil, iftiralı yerler de değil, o sözlerin konuşulduğu mekanlar da değil. Cennet bahçesi ilim meclisleridir. Lokman Aleyhisselam'ın oğluna nasihati hepimize de gibi gördük. Şimdi bu kısmına gitmeden önce biz çok şeyler duyduk. Artık kulaklarımızı boğdum. Kalbimizde taştı. Duymadığımız sözler kalmadı. Ne yapacağız biz? Tekrar dinliyoruz, tekrar dinliyoruz. Hayırlı bir söz denir. Yüz defa da, iki yüz defa da tekrar edilse yine faydalıdır. Belki birinde fayda etmezse bir diğerinde faydalı olur.
Peygamber Efendimizin Mirası ve Manevi Terbiye ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Mirası ve Manevi Terbiye kaydında Dedi ki siz burada ne arıyorsunuz? Gidin mescide, orada Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mirası dağılıyor. Dediler ki hani nerede? Gayba Hureyre. Gal Mescittedir dedi. Böyle miras deyince dünyalık mal için hepsi birden koştular. Hepsi birden koştular. Onlar dönünceye kadar Ebu Hüreyre Hazretleri tekledi. Dedi ki ne yaptınız?…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Fakat bu kadar kulak dolmuş, kalp dolmuş, dinle, dinle, dinle, dinle, dinle. Nasıl olacak bunun tesiri? Bunun tesiri aldığımız evrak ve ezkara çok güzel dikkat edin. Tel izlerine de riayet edecek. Biz bunu kardeşlerimizle duyuralım. En güzeli bu. Yoksa duyulmayan söz yok. Şimdi radyoları açtığınız zaman da çok güzel konuşuyor. O kadar güzel hatipler var ki. Ayetleri, hadisleri, kendi gönüllerinden doğan misalleri çok hoş veriyor. Hayran kadar. Görsen cihazlarda da öyle, belli vakitlerde, sabah da, akşam da, gecenin bir vaktinde de konuşuyor. Konuşuyor ama şimdi burada konuşuluyor ama bir değişimin de olması lazım. Bu nasıl olacak? Addettiğim gibi terhisleri dediğim Allah'ımızın yasakladıklarından kaçacağız Tevrat ve ezkarımıza riayet ediyor.
Sünnet semiyye'ye, Efendimiz Aleyhisselam'ın sünnetlerine işte bir mescide girerken nasıl gitmiş, çıkarken nasıl çıkmış, hanelerine girerken nasıl girmişler, insanlarıyla konuşurken nasıl bir muamelede bulunmuşlar, zevceleriyle nasılmış, çocuklarıyla nasılmış, Onun da akrabası var, akrabası ile muamelesi nedir? Komşuları var, komşuları ile nasılmış? Kendilerinin de ticaretleri var, ticaretinde nasıl ve ticari hususta neleri buyurmuşlar? Hep bunları mütalaaideideide ve elimizden geldiği kadar da riayet edersek tesiri ancak o zaman Lokman oğluna şöyle nasihat etmiş. Lokman Aleyhisselam oğluna demiş ki Ne kadar da şefkat dolu, merhamet dolu o Arapça ismi tasvir. Hani iyi oğulcağızım diyor. Sevgiyle, şefkatle yavrum diyor işte. Yavru diyor. Sana gereken alimlerle olsun. Şimdi çocuğu zorla buraya getirmem mümkün değil. Siz gelirsiniz, biz de geliriz. Çünkü vakit geçiremiyorum ben.
Nasıl vakit geçiriyorsun? Kuran'ı okuyoruz kitaplardan, sonra bir sağa bakıyoruz, bir sola bakıyoruz. Bir önümüze, bir arkada, önümüze arkamıza. Ne yapacağız? Diyoruz ki aman ha camiye girelim, camide senindir, otururuz diyor. Diyelim ki bugün. Bizim halimiz bu. Şimdi çoluğu çocuğu getiremez. Çoluğun çocuğu gireceği yer nedir? Onun kendine göre arkadaşları var, kendisine göre eğlenceleri var, oralara girecek. Şimdi aklımızı başımıza alacağız. Ne yapacağız? Ona çok güzel bir çevre hazırlayacağız. Ona çok güzel bir çevre. Mesela bize üstadımız bin beş yüzün üzerindeydi o zaman İmam Hatip'teki Say, Kayseri'de öğrenci sayısı. Bir kişi bulduk. Aman oğlum diyor, bununla gördük. Biz onunla beraber olurduk. Konuştuğumuzda, görüştüğümüzde, hatta bir defasında el ele tutuştuk. El ele tutuştuğumuzda aynen bir cereyan geçer gibi ilahi bir sevgi oluşur.
İkimiz de de kalbimizde bir yumuşaklık, gözümüzde bir yaş meydana geldi. Evradeskel kaldık. Onu da öyle teneffüsünde yapıyor. Çevremizi böyle ayarladı. Aman memlekete geldiğin zamanda şu kimselerin gönülleri temizdir. Onlarla konuş, onlar da görüş dedi bize. Böyle ayarladır, gergimize düştü. Yani bir çaba istiyor demek istiyor. Yoksa siz getirmemiz hakikaten zor. Demek ki onlara münasip arkadaşlarla bunu temin edecek. Söz oturacak, ondan sonra kendisine mahsus dinimizde meşru olan oyunlar var, eğlenmeler var. Onları yerine getirecek veya daha evvel bunu yapıp ondan sonra oturacak, bunlar temin edecek. Şimdi yapıyorlar bunu imam kardeşlerimiz, yaz günlerinde öğrencilerini okuturken mescitte alıyorlar, dağlarda pikniğe götürüyorlar, yüzme havuzlarına götürüyorlar vesaire. Yerlerde gençlerin o ihtiyacını tamamlıyorlar. Bu böyle olur.
Yoksa gelip de siz onu zikir meclisine oturtturmamız zordur. Sana gereken ilim meclislerinde oturup hayırlı insanlarla bulmuş. Çok güzel bu eski bizim geçmiş büyüklerimiz bir cami cemaati, eskinin bir cami cemaati. Hakikaten çok maluma sahipleriydi. Onlar konuşurken hep kocalarından nakiller yaparlar. İşte Camgöz'ün Yusuf Efendi şunu söyledi, Leblebici Ahmed Efendi şunu anlatmıştı. İşte Muharrem Keçeci, Zade Muharrem Efendi bize şunu nakletti, bir yerde idik. Hacı Zühd efendi, şunu konuştu, kardeşlerimiz neredendiler, şunu anlattı, hep böyle bahire edersin. Demek ki onlar hep ilim meclislerinde bulunurlarmış. Hayırlı insanların, hayırlı insanların huzurlarında otururlar. Onlardan ilimdikleri bilgileri hep naklederlerdi. Hep anlatırlardı. Şimdi de bunun tekrarı önemli. Öyle kimseler bulamıyorsak en önemli olan kitaplar var. Yine hayırlı insanlar eksik değildir.
Memleketimizle bize yol gösteren, bize bazen böyle dini meselelerimiz hakkında bilgi veren, ne diyeyim size kitaplardan mütalaa eden kardeşlerimizle bulunursak onlar anlatırlar. Böyle oturur kalkarsınız, bir ara şöyle bir oturumda sükunet hali meydana gelir. O anda sizi açar kitaptan veyahut tepsiyle. Hadis-i Şeriflerden okumak suretiyle malumatımız olur. İlla siz Kayseri'nin müftüsünü bulacaksınız da onun yanına oturacaksınız. Onunla siz çok kısa bir zaman buluşabilirsiniz. Belki ilçeleri gezerken bir saati vaazında oturursanız, diyelim şimdi vaiz kardeşlerimiz geziyorlar, bölgeleri tarıyorlar. Onlarla görüşmemiz ne olur? Kısa bir zaman olur. Çok kısa bir zaman olur. Bizim daha ziyade kendimizi yetiştirmemiz icap ediyor. Kendi arkadaşlarımız arasında, mahallenizle, diyelim köyünüzde, ilçenizde, illerde hayırlı kimselerle bir gün tespit edersiniz. Dersiniz ki zaten yoruluyoruz.
Biz sabahtan akşama kadar çalışıyoruz. Bu dünya işleri ve bizim gönlümüze hakikaten sıkıntı veriyoruz. Şimdi ruhumuzu bir aydınlatalım diyerek, onlarla oturur, bölüşür, anlaşırsınız. İşte şu kitaptan başlayalım dersiniz. Mesela önümde şimdi El-Tevveidü'l-adediye diye bir eser. Bunun yanında şu anda elimizde mevcut olan, cem-u'l-Ehadi, elimizde olan insan için Allahu Zülcelal'in razı olduğu ve razı olmadığı ameller diye Arapça bir eser. Mesela yine yine elimizde olan diye bir eser. Hep bunlarla güzelce konuşulur, anlaşılır ve faydamız olan istifade ederiz. Biz bunu okurken diyoruz, size Acasın Efendimiz, kaddesallahu sırra, bu yolun, bu yolun yapılacak vazifelerini sadece anahtar olarak size verir. Der ki beş yüzünü dıştan okuyacaksın, beş yüzünü işle. Ondan sonra çalışma, bize al. İşte madeni gösterir. Çok kıymetli bir zattı.
Herhalde o yönde de yeteneği var ki, madencilerden birisine demiş ki şurayı kazım. Hakikaten kazmışlar, çok büyük gelir elde etmişler. İşte mürşid-i kamilimiz buyuruyor ki elinize kazmayı, küreyi, kepçeyi, gözleri ona ait ne ise her şeyi veriyorum. Haydi gidin kalbinizi kazın. Kalbinizi kazın. İçindeki kirleri, istiğfara, tevhidle, salat-ı selamla atın. Ondan sonra güzel bir tefekkürü mevt yapın. Tarlayı da yaramaz maddelerden, çalıdan, çırpıda, taştan kurtarır. Rabıta-ı Şerife ile de, Rabıta-ı Şerife ile de toprak işleniyor ya kalp toprağı, gönül alemi, Nuri ilahi yağsın. Siz de tekin olarak Allah diyorsunuz beş yüz veya bin, iki bin ne ise Celle Celaluhu, onu da manevi tohum olarak atindir. Başka ne diyecek? Bunu yapacak olan biziz. Yoksa senin alacak da gözünü yumacak, kalbine dönecek, kalbini de çalıştıracak ruhunu ile onu yapar.
Allah'ın ismiyle bütün vücudunda zikir uyanır ama bu aynen yağmurun çok süratli bir şekilde akıp, her tarafı silip dökülmesine benzer. Bu geçerli olmaz. Bir anlık olur ama dönsün diyorsun, kalbimize dönsün. Allah'ımız emretmeniz için dönmez o. Allah'ımızdan bir işaret olacak ilhamat-ı ilahi öyle yapar onu. Yoksa yapamaz. Onu üstadlarına anlattılar, dinledim. Buyurdular ki efendim benim çok yakınlarım oluyor. Bir türlü evrak asker veremiyorum. İstiyorlar, yalvarıyorlar ama içim dönmüyor. Fakat dağdan şalları yırtıklı, eski elbise içerisinde olan saksı sakalı birbirine karışmış adamlar geliyor, kalbim ona yönelmiyor. Gönlümde ne varsa onu akıtıyorum. Buyurdular ki bu nev'i-i ilahidir, Allah'ımızın ihsanıdır. Şunu da çok iyi bilelim kibirli katere gelmez. İsterse murakabelerde yüzelim, isterse çok büyük hal sahibi olalım gelmez. Mütevazi gönüllere gelelim. Ancak böyle olur.
Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam için Cenab-ı Hakk, Allahu Zülcelal hidayet etmedikçe sen gidemezsin. Ancak Bir Musa'yıdır, sen zorlayıcı değilsin. Ancak tebliğcisin, davetçisin, Rabbimizin emirlerini buyururlar. Dediğim gibi bir anahtar. Oğlum, atlıyor sana, Şükrullah'ın şu kadarını dışında, şu kadarını Çin'den okun. Kalbin üç hali var. Onu devamlı anlattıracaksın. İlk anda yanar, batar, sonra kuvvetli bir şekilde vurur. Onunla da olmaz. Normal bir halini aldığı zaman zaten belli olur. İnsanda bir sıcaklık, bir tatlılık, bir taşa baksa azalır, bir dağa baksa lezzet alır, semaya baksa uygulanır, yere baksa uygulanır. Hep kalbine ilahi güzellikler gelmeye başlar. O toprak belki onunla konuşur. Der ki ben yahu toprağım, beni işliyorlar, çekiyorlar, gidiyorlar. Sana ne güzel nimetler olarak Cenabı Hak bunları sunuyor. Sen toprak kadar da mı olamadın? Bak sen insansın diyor mesela.
Diyor derken bunu duyacak buna gerekiyor. Bu olur. Bu anahtarı vermiş zaten, aç diyorsun. Büyük bir saray, ilahi bir saray. O sarayın bütün anahtarlarını veriyor. İşte bizi manevi bir baba olarak kabul ettin mi diyor ya, sen de diyorsun ki evet kabul ettin. O zaman anahtarı veriyorsan çalışacak olan biziz ama biz anahtarı alıp kapının kilidini eğer asmak için yönelmezsek hiçbir şey olmaz. Taleb edene Allah'ımız verir zaten. Kim taleb ederse Cenab-ı Hak ona nimetini bilsen buyurur. Allah'ımız adalet sahibidir. Ey oğulcuğum buyuruyor. Sana gereken ilim meclislerinde bulunmaktır. Ya kendi kendine oku, mütalaa edip, bilmediğin meseleleri onlara götür. O çok kolaylaştı şimdi, çevremizde, zamanımızda. Kardeşimizdi, güney tarafından bizim orada hoca patlaması vardı. Yani çokça dedi, ilim ehli insanlar var. İstifa edeceğiz. Bundan faydalanmamler var mı elhamdülillah.
Biliyorum, kardeşlerimizi tanıyorum. Sadece fotoğrafımı çizebilirim. Mesela her gün, pazar günü, sabah veya belli vakitlerde ne yapıyor? Tepsilerden okuyun. Cuma günleri akşam ile yatsı arası veya yattan sonra, artık geceleri müsaitleşmeye başladı, okuyorum. Başka yerlerde de mütalaa ediyor. Beş iken on, on iken, yirmi otuzdur, duyduğum yüzlerce insan iştirak etti. Böyle uygun zamanlarda seçmiş. Bu gibi meclislerde bulunun, faydalanırsınız buyuruyor. Hikmet ehillerinin sözlerini dinleyin. Çok sözler söyleniyor ya, evet güzel, faydalı, ama siz hikmet ehlinin sözlerini dinleyin. Dilinden Allah tarafından Celle Celalühu lütfedilen, ilimle kelam edenleri dinleyin. Nasıl ki ölü bir toprak, böyle bol bir yağmur, bol taneli değil mi zaten? Dinci, bol taneli yağmurlar yağıyor. Böyle çok da sürati değil. Sükunetli bir şekilde toprağın ta tabanına kadar işliyor ve toprak ne oluyor? Canlanıyor.
Bakın şimdi Allah'ımızı lütf ederse, önümüzdeki günlerde de tahmin olarak söylüyorum. İşte yağmurlar geliyor. Biz dağlar bozardı diyoruz, sarardı diyoruz, kurudu diyoruz. O yağmurlar yağdığı zaman bakıyorsunuz hep yemyeşil oluyor. Aynen onun gibi diyor, gitme değillerinin sözlerini dinlediğiniz zaman sözlerine de gerek yok. Eğer hikmet değeri olursa hakikaten, hikmet değeri olursa sana baksa gider olur veya biz ona baksak ite, dersin ki yav kendinden geçmiş dünyanın insanına benzemiyor ki. Ne o alnındaki nur-i ilahi geçsin. Diyorlar ya sen Mevlana ol, Şems gelir. Onlar Mevlana ol. Onların alnında ilahi bir ışıltı var, ilahi bir işaret var. Hiccalu'l Gaybı da ona gelir. Hızır aleyhisselam da ona gelir. Görür o, madeni görür. İlahi madeni gördüğü için gelir. Yoksa bizim yarı semtimize uğramaz. Ağız bir başka, göz bir başka gelmez, yaklaşmaz, mümkün değil.
Siz neden mesela bazı yerler oluyor, hemen burnunuza çıkıyorsunuz. Ya şurayı kes geçelim diyorsunuz. Oraya af buyurun bir köpekle aşesabı edilmiş. Aman ha geçelim diyorsunuz. Ondan sonra bazen bahçeler neler gübreleniyor. Bu gübrenin de kokusu oluyor. Arabanın şöyle camını açık bırakmışsanız, gelen kokuya dayanamıyorsunuz. Kapıyorsunuz, süratle geçiyorsunuz. Yani bir gıybet laçesidir, bir dedikodu laçesidir, bir iftira laçesidir. Onunla buradan duyduğunu, gelişi düzen naklediyor, günah olarak zaten insana yeter. Bu laçedir. Gözün harama bakma laçesi, hasetle bakma laçesi, elin onu bunu, böyle alay eder bir şekilde ifadeleri. Bu tacelerden dolayı yaklaşmazlar. Ne melek yaklaşacaklar, ne de Allah'ın sevgili kulları yaklaş. Bakın diyorum ki onların etrafı boş olmaz. Siz mesela buraya mübarek bir zat gelse, Rasulullah'ın hilafeti kendisinde mevcut olan.
Hakikaten o emanetlere haiz bir kimse gelse, ne yaparsınız? Bulamazsınız birbirinize. Derhal bir heyecan alır içinizde. O heyecan sadece onu görme değil, onun etrafı ruhu. Hayrül Cülese, hayırlı meclisler nedir? Kimle oturup kimle kalkalım? Bize hangi meclis daha hayırlıdır Ya Rasulallah? Sen ona baktığın zaman senin gönlünde dünya muhabbetine kalmıyor. Evet dünya ile meşgul oluyorsun ama sevgisi kalmıyor, hep ahirete yöneliyorsun. Bir görmen istiyorum. Çünkü o Rabbimizin tecellilerini görüyor. O müşahede makamında. Onun gördükleri çok müstesna. Dünya vakti ona kokmuyor. Bir cide lekiler. Görüyor, Ehlullah'ı görüyor. Hayırlı meclislerde bulunuyor. Onların içerisinde oturup kalkıyor. O mecliste en azından bu gibi meclislerden ismi geçiyor. Değiştirir tabii. O konuştuğu zaman size böyle bir ilmi meseleleri halletme gibi güzellikler de duydum. Seni okuma mısın?
Okumadığın halde bir hocayla konuşacak olsun onun konuşacağını Allah'ın izniyle derhal hissediyorsun. Sende bir şeyler diyorsun. O da diyor ki ya sen okuyan bir kimse değilsin. Dün genel öyle. Çok böyle rahlesini hiç okumamış hikmet ehli insanlara terk edenler var. Mantık o. Onun konuşması senin ilmini de artırır. Sana bir bir şer'i meseleleri öğretmek için de kalmaz. Bizim okullarda okuduğumuz gibi, işte Emsile, bina, Avamil, İshal, Kabe, Elbiye, Molla Cami böyle gitmez. Okumuşuz Allah'ın izniyle bunları. O öyle değil. Onun huzurunda bulunduğun zaman Allah'ım senin kalbine malum gider onu ve onun ameli sana ahirete hatırlatır. Onun o güzel davranışları, hareketleri hep ahirete yönlendirirse. Anemiyyr-i Hureyre radiyallahu Teala'nın Gal gala Rasulullah SAV Siz ilmi talim ediniz. Çünkü ilmi talim edeceğiniz insanların da şu güzel evsafta bulunması icap eder.
Sekine hali, makar hali ve onun konuşmasında gönüllere bir mütevazi, alçak gönüllülük meydana gelir. Baktığın zaman bunlar mayın ne sıfatı? Mesela bazı hayırlı kimseler olur bizimle fazla oturamaz. Zorunlu oturmaz. Mesela evinde bir akrep çıkmış, bir türlü bilemiyor eve. Yılan çıkmış, giremiyor. Hani bizim tabiatlerimiz güzel olursa, güzel olursa severler. Sen gelmesen dahi arar o. Der ki yahu bir de benim o kardeşim vardı, göremiyorum. Bir durun. Neden? Rabıtaasına çok dikkat etmiş, şiddetine çok dikkat etmiş, edebi ilahi ile edeplenmiş, bunu arar o. Hunsuz duramaz ama bunlardan uzak olunca ve yok da değişmeye başlayınca nefsani, görmeyi de pek istemez. Rabbımızdan da korkarlar. İşte birine iltifat edip diğerine iltifat etmemek bizi mesul kılar diye riayet etmeye çalışır ama insan da ne yapar? Biraz o gibi halleder ya bireyin arkasına oturur. Ne bilir geri çekildin. O arar zaten senden.
İlla gözünün önüne oturulmaz bu. Çok yaşadım bunu ben. Müşilik amilimin huzurunda yaşadım. O da konusu cemaat çekti gitti. Oğlum konuşsınlar, özür bıraktım. Ben konuşamıyorum. Çünkü adam mirasını ilahi edebe riayet etmemiş. Konuşamayı verir. Verin. Ben bağlanıyorum, konuşamam. Böylece oturduklarına bakma. Şer'i emirlere riayetsiz buldukları için ben tahammül, gidemiyorum. Ne oluyor? Sen bir tövb ederiz, istiğfar ederiz. Madem biraz sıkıntılı hali var, böyle sakınıyor, bizim biraz hedefle, geri durur. Yani gözünün yumur okutulmaz. Hani çok yardımcı olmamız lazım bizim büyüklerimize. Bir gün yavrucuğum, şimdi Üstad-ı Alimize büyüklerimize yardımcı olmamız lazım. Böyle gönüllerimin ferah olması gerekir. En azından biz usulluyuz, hatalıyız ifadesi bile onları sevindiririz. Bunları memnun eder. Onların görüşmesi bizim görüşmemize benzemez. Biz sadece sizin cisimlerinize bakıyoruz.
O senin hissine bakmaz, ruhuna bakar, gönlüne bakar. Gönlündeki hale göre konuşur ve şu kalbine hitap eder o. Senin kulağına da hitap eder. İsterse hiç konuşmasın. Öyle insanlar olur ki, onun şöyle bir nazarında ip çift konusu kitap gördü ve nasihatı alır gider ve onlar mektuplaşmasında, selamlaşmasında, görüşmesinde öyle yazı da yazmaz. Biz bunu kardeşlerimize anlatmayayım. Şöyle bir kağıda içinden gelen bir ah diye bir sadası olur, onunla her şeyi ifade edelim. Bir anlık. İşte bu alana girelim dediğimiz, bir şifre lazım dediğimiz bu. O şifre takvadır. Her yaptığımız işi Allah rızası için yapabilmek. Git kokmayı ağzımıza götürürken kimin verdiğini bilmek. Böyle olunca ancak biz anlayabiliriz. Yoksa ne anlaşılır, ne yenilir? Ancak irti hac ettikten sonra kapalı bir sandık gibi, koy git. Bakarız, gelene bakarız, girene bakarız.
Işte mürşidi kamilimiz için tahsiliten gelirmiş, bilmem filandan gelirmiş, dünyalar dolmuş. Kim tanıdı o? Onu tanıyan İpek Hocamız şimdi, Hasan Hocamız şimdi kimse tanıyoruz. Bir de tombat'ta Ahmed Efendi Hazretleri. Bir de İttihat ettiği halde diyemiyorum. Çünkü kalplerimiz bozulmasın diye. Bir de o kıymetli kardeşimiz ruhu, şahcısı, o da az olur. Tanırız ama kabiliyetlerimize göre, gönüldeki huzurumuza göre, gönülden ne kadar Cenabı Hakk'ta tekrarrıklar, yakınlık var o kadar tanırız. Yoksa tanınmaz mı yoksa bilinmez onlar. Cenab-ı Hakk şefaatlerinden basar kılsın.
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Mirası ve Manevi Terbiye | Mihmandar