Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin doğumu münasebetiyle ondan söz açmak mümkün değil. Ama onun hakkında konuşanların sözlerini beyan ile devam edebiliriz. Çünkü Mevlana'mızın buyurduğu gibi Meleklerin dahi kıskandığı o insanı anlatabilmek için yerden göğe kadar bir ağız olmalı ki ancak methedebilsin yerden, daha göğe kadar bir ağız olmalı ki ancak methedebilsin diyor. Böyle olunca biz bundan nasıl anlatabiliriz? Arz ettiğimiz gibi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hususiyetlerini yine aynı yere dönüp geriyoruz. Nasıl anlatırız, nasıl gideriz, nasıl konuşuruz, yine şairlerden nakletmek suretiyle. Haşa ki ben sözlerimle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi anlatayım, bu mümkün değildir. Ama ondan anlatmak suretiyle sözlerim kıymet kazandı diyor. Ben anlatamam, onu ifade edemem ama ondan anlatmak suretiyle sözlerimiz kıymet kazandı, değerlendi diyorlar.
Efendimizi tanıyalım sallallahu teala aleyhi ve sellem. Tanımıyor muyuz? Araf suresinde geçer son taraflarına doğru. Onlar sana bakarlar ama göremezler. Onlar sana bakarlar, bilirler. Abdullah'ın oğlu Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem derler. Bunu bilirler. Bu inançsızların bakışı, inananlar dahi baksa bile seni göremez. İnananlar dahi baksa nasıl göremez derseniz, Miraç hadisesinde Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Cebrail aleyhisselamı bütün heyetiyle gördü, bütün heyetiyle. Efendimiz'i sallallahu aleyhi ve sellem Cebrail Aleyhisselam gördü. Kanatları cevv-ü sema derler, yani bütün her tarafı doğu, batı, kuşattı. Böyle kanat dindiği zaman bizim bildiğimiz kanat değil o. İşte kanat diyoruz ama o bizim hatırımıza gelen şekliyle değil. O nurdur, tamamen nurdur. Efendimiz kendilerinden geçer gibi oldu.
Rabbi Zülcelal'imiz ya Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem sen kendinden geçme. Sende öyle bir mana, öyle bir sır var ki eğer iç alemini görecek olsa, çünkü Efendimiz az bir sarsılır gibi oldu. O ebediyen senin gönül alemini seyredecek olsa ebediyen kendine gelemez. Böyle bir peygamberimiz sallallahu Ne yapacağız? Onu görmeye çalışacağız. Görmüyor muyuz? Duyuyoruz. Bizim görmelerimiz şu, ilmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin. Bu ölçüyü hepsi için kullanabilirsiniz. İlmel yakini de aynel yakini de hakkal yakini de buna bu ölçüye vurabilirsiniz. Biz duyuyoruz Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Hatemül Enbiya nebilerin sonuncusudur. Bunu biz ilmen biliyoruz.
İşte nasıl doğmuştur, doğduğu mekanı, ondan sonra çocukluğu nasıl geçmiştir, gençliği, peygamberliği, bu peygamberlikle zuhur eden hadiseler, mucizeleri vesair, muharebeleri, etrafa gönderilmiş olduğu mektuplar İslam'a davet için biz bunu biliyoruz. Ama aynel yakin bilemiyoruz. Aynel yakin onun muhabbetiyle dolayacağız. Hakk'a yakin sen de bir Muhammed olacaksın sallallahu aleyhi sellem. Bu nasıl bir söz? Sen de bir Muhammed olacaksın velayet ölçüsü içerisinde. Nasıl olacak bu? Bir kere biz anne ve babadan dünyaya geliyoruz muyuz? Geliyoruz. Bu bizim ruhlar aleminde ana karnına düşmüşümüz ve sonra dokuz ay on günü tamamlayıp dünyaya gelişimiz tamam mı? Ama bir doğuş daha var. Hepimizin Muhammed olması sallallahu teala aleyhi ve sellem iyi anlaşılsın. Velayet ölçüsü içerisinde şu. İşte bunu temin edeceğiz biz konuşsak şurada, kırk saat konuşsak özeti bu.
Özeti buradaki arz ettiğimiz cümle başka hiçbir şey yok. Bunu yakalarsak tamam. Neyi yakalayacağız? Bir kere kendi tabiatımızdan bir çıkacağız. Bilirsiniz aşıyı ağaçlar var. Vaacın ne meyvesi var, ne tadı var, ne lezzeti var. Ondan hiçbir fayda hasıl olmaz. Fakat aşıladığımız zaman onda tapmış olduğumuz kalemlerle eğer aşı güzel olacak olursa bir kirazı düşünün, bir başka meyveleri düşünelim, bir elmayı düşünelim vesaire nimetleri hakkımıza getirelim. Göreceksiniz tadına doyurmayacak nimetler hasıl olacaktır. Her şeyiyle mükemmel nimetler hasıl olacak. Olacak. Bir kere biz ikinci doğuşta kendi tabiatımızdan kesileceğiz. Nedir bizim tabiatımız nedir? Bizim kendi tabiatımız. Nefsimizin bize oynamış olduğu oyunlar bundan bir keseceğiz. Ondan sonra bize iman kalemi, İslam kalemi, ihsan kalemi, eğer sırayla gidecek olursak İslam kalemi, iman kalemi, ihsan kalemi. Kalemi.
Niye biz böyle başladık? Bu da ayrı bir konu. Onu da ele alacak olursak inşallah iyi olmaya gayret ederiz. O zaman hep dökülürüz diye söyleyemiyorum, hep dökülür kalırız. Ne yapalım? Bir bir mitte bahşetmek lazım, bir de müjde vermek lazım. Biz artık buyuruluyor ya es-Sami felel yame lillah amilum Artık onlara ısınmaya, onlar gibi olmaya elimizden gelen gayreti göstereceğiz. İşte bu aşılarla, bu aşılarla biz kendi tabiatımızdan kurtulmamız demektir. Mekaremül ahlak diyoruz. Güzel ahlak ile ahlaklanmak. İsa Aleyhisselam'ın çok güzel bir sözü var. Siz eğer anne ve babanızdan dünyaya gelmişsiniz, sonra da ruhunuzla tekrar geniş yeri olan ve ileyh-i tur canun ayet-i celilesi ile siz melekut alemine yükselmedikçe şu beden kalıbından, Mevlana'mızın buyurduğu gibi, bu 10 kalıbından çık diyor Mevlana'mız. Bu 10 kalıbından çıkın buyuruyor. Ruhunuzu tene hakim kılın.
Sizin gözünüzde hakim olan ibret olsun, sizin gözünüzde hakim olan Kuran-ı Azimüşşan'a bakış olsun, kulağınızda hakim Gübre demek. Bu 10 gübresinden çıkın diyor. Çıkın. Çıkın da melakut alemine yükselin. O zaman siz ikinci bir doğuşu temin eder, Muhammedi bir hayat, öyle mi artık Sagansel? Muhammedi bir hayat yaşamış olursunuz. Ancak öyle mümkündür. Ne güzeliymiş. Doğuş üzerinde duracak olursak, Kim ki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yolunu takip eden, ona varis olanların izini takip edecek, o yola dahil olacak olursun. Ah bir kere murat ezkar. Girdik mi? Tabii giriş için şartlar ister. Varıyoruz biz pasaport işlemleri için. Diyelim ki bir ülkeye gireceğiz. Hemen o ülkeye giriş için ne gerekliyse o pasaport diyorum ya onu sunuyoruz. Onda bilgilere bakıyor. Ta yaptırdığın aşıya kadar bakarım. Eğer bu ölçüler tutacak olursa buyur der.
Meşayif-i izamın yoluna girebilmek basit de değil. Zaten büyük insanların için. Kamil insanların için. Velilerden bir zata diyorlar ki efendim eskiden almazlardı insanları böyle bu mübarek yola, dinerler dinerler dinerler dinerler dinerler kırılmayan deskileri alırlardı. Ne oldu da şimdi bu kesenin ağzı açıldı kim gelse gir, kim gelse gir, kim gelse gir deniyor. Nedir bu? Ozak diyor ki o tarihlerde o gibi insanlar velayete aday arıyordu veliliğe. Veli olacak kimseleri arıyordu. Şimdi niye böyle? Şimdi deli olmasınlar diye. Şaki olmasın, aşkiya olmasın diye. Menseleke tarika şeyh. Kim ki onların yoluna girerse ne olacak ölçü tutacak. Tutmazsa mümkün değil. Ölçüyü tutturacağız, mutlak tutturacağız. Ölçü belli. Allah'ın kitabı, Resulünün sünneti saklarsanız. Başka hiçbir şey yok. Yok. Bu biraz önce arz ettiğim ifade bitirdi zaten.
Kim böyle bir yola dahil olursa, ihsan dedik ya bu mektebe girerse, Onun da göstermiş olduğu yolu izler edebiyle, erkanıyla, ahlakıyla, ahlaklanacak olursa o yolun evladı demektir. O görüntüsünden belli olur. Bakınca belli olur. Siz tanımaz mısınız? Mesela bir çocuğu görüyorsunuz babasını yillarca tanımışsınız. Siz otuz kırk sene arkadaşlığınız olmuş. Çocuğunu gün Allah Allah aynı babasına benziyor dersiniz. Bizim Nevşehir'in Ürgüp, Ürgüp'ün Taşkın Paşa diye bir köyü var. Bir adı da Dans adı. Taşkın Paşa demek orada uç beylikleri ile idare edildiği zaman Osmanlı, uç beyi olan mübarek bir zat. Cihatta kanı taşarmış böyle. Ondan dolayı taşhun paşa diyorlar. Çok da güzel halleri var o zatın. Orada üstazı alimimiz vavzu nasihatte de bulundular. Biz çocuktuk o zaman. Bizim bir kardeşimiz iftihar etti İslam menüsünde beraber okuyorduk, Mustafa Demir diye. İftihar etti biz cenazesine gittik.
Cenazede görünür mü? Allah'ın bize bir neşe verdi. Bizim beraber yattığımız kalktığımız kardeşimiz. Aynı odada kalıyoruz, aynı evde kalıyoruz. Ongrelerimiz beraber seyahatlerimiz beraber sohbetlerimiz, arkadaşlıklarımız, çalışmalarımız görüşmelerimiz, her şeyimiz beraber. Bir gülme, nedir bu diyoruz Allah'ım, bir neşeyi içimize aldı. Kardeşimiz şehit oldu. Onun şehadetinin güzelliği bizde raci. Çıktık kürsüye, şimdi sırtım yandı. Lambaya baktım sırtımızı yakması mümkün değil yukarıda lamba. Sonra yolda geliyoruz isimlerini tanıyorum ne gerek yok dinleyen. Soy ismin demeden ismini diyeyim Seyfettin. Siz de iyiyim başka bir şey yok. Şimdi Seyfettin dedi ki sırtım yandı efendim bunu üstadımıza anlattım. Sırtımız bir yandı ne olduysa, öyle bir lamba ne de yok, öyle bir şey de yok. Dedi ki arkanızda Taşkın Paşa Hazretleri vardı. Onun dedi himmet ışıkları vurmuş, ondandır. Gittik.
Orada bir tanesi de Allah Allah sese aynı benziyor diyor, üstadımıza benziyor diyor. Demek ki çocuğunu gördüğün zaman diyorsun ki aynen babasına benziyor. Şekli, şemail'ı aynı biçimde. İnsanın babasına ne benzemesi hadis-i Şerif'te nedir? Nimettir. Sebebi şerhine baktığınız zaman haya edeceğim ama mecbur diyeceğim, başka bir şekil arz etmesin diye. Bu kadar değil. Şimdi biz velayet ölçüsü içerisinde buna ümmet dimağısı, ümmet mi olacağız ona benzeyeceğiz. Ev hayatı benziyor. İş hayatı benziyor. Arkadaşlıkları benziyor. Cemiyetteki yaşantısı benziyor. Yatması kalkması her hali benziyor. Yemesi, içmesi, her şeyi. Bunu arz ediyor size. Bunu bil