Allah zapt ettikleri, not ettikleri hutbalarını, utanakmet canisi, namaz, ervahli hasretları, zaten hutbasından neler bulunduk. Efendimizle kırıştiler, neştiler, birbirinin elini ettiler. Ondan ders sülalesiydi o. Noun sap yedi piyesi gökkut olan birini buraya almış bazı kağıtları yok ya. Azıcık devam edemeyeceğim şöyle okuyun bir kısmına. Enes ibn Malik radıyallahü teala. Enes ibn Malik radıyallahü anh'dan mervidir ki o ben hutbe hesap trenlerden biri benim, ben ralisiyim. Peygambermiş şöyle buyurdu. Adındaki divesi üzerinde olduğu halde bir hupra igrad buyurdular. Hupra igrad duyurdular. Sivrenin üzerinde. İrafa Arafat'ta olmuştu ölen bir hupra. Birinin üstündeyken Cebrail nazil oldu ayet getirdi. Yere olduğu gibi yere yavaş olmuştu. Ondan sonra ne olduğumuz elestelendirler. Allah'ın ayetin celilesi geldi, ahi geldi, Veli Emin geldi, tabii vahye deve dayanamaz.
Önce ben tahammül ediyorum. Deve onun için çırptı herhalde. Ayetin zaten bana böyle devellerinde de okurlardı. İn defa katipler, bunların kitapları okuyoruz. İnandilerimize vahiy geldiği zaman vahiy katibleri bazı ayetlerde elimiz kırılıyor gibi olurdu böyle ağırlıktan ön yazardık ayetleri. Yani ayağı benim ayağımın üzerindeydi. Ayetin yeliyle gelince vay gibi oldu. Sen de ne oldu? Ya Resulallah ayağımın üstüne, ayağımın üstüne isabet etti. Vahyi gelince ayağımın hiç eşeyüzü zannettim yani mahvolduk zannettim. Dayanamadım onu o çizmişler. Dayanamadım. Öyle Resulullah. Öyle vahyi gelen vahiyler. Mekke-i Fethilince, Mekke-fetholunınca Beytullah'ın hepsine kadar girdiler. Üç yüz tane put taklidi attıkları putlar. Hepsinin dışarıya tınıırlar. Benim gol lokılıyor, benim gol lokılıyor. Kimle izliyorlar? Büyük büyük bağlı olan oraya, o da zencefil. Onu bu aramışlar en çok olan da atıyorlar.
Daha üç iki tane daha var yanında. Bunları birer birer Efendimiz'i yazıyoruz nereden bulup götürdük böyle, tağşır böyle bul dediler. Allah derler ben diyeyim. Uzun, bahis. Sunumların zencilleri boşaltmak için Hanrad Ali ile içeride peygamberimiz var. Yani şöyle özür dilerim, al kastar desen o zamirleri çıkar. Oradan merdiven'in efsane dururlarsa seni kaldırırım dedi. Oradan al. Haşa yavaş olur ama senin o huzuruna çıkarmayayım ben hiç. Olur mu bu? Izzet mehri olan kimsenin üzerine basılır için benim üzerime var. Ya Rasulallah. Tartuman yani. Dökarım ya Rasulallah. Çok güzel. Allah'ı yemin ederim taşkın dağı koysalar istiyorum bu kadar ağır olmazdı. Yani dağı ben atarım zannederdim lakin sen dağlardan benim şeyden daha ağırsun. En azından vahiy emiyor, Mürüvvet mührü var. Ben ikinci hangi neşeyim, anlat Mustafa'yım. Ya hangi sen niye ta daha da nasıl?
Sen şöyle çıktı, an evvel oradan, sırf beni de aldı oradan. Attılar. Böyle köyleri çökerden Allah-ı Ali'yi yere yazan Zeyd'in Ayani Ezan Rasulullah'a böyle vahiy geliyordu. Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem'in A adındaki dinesi üzerinde olduğu anda bir hutbe ilan buyurdular. Peygamberin lisan edenin hususunda ey insanlar, herkes ahı tarif ediyor adam, ey müminler dinliyor da, ey insanlar şu dünyadaki ölüm sanki bizden başka kiliseleri üzerine yazılmıştır zannediyorum. Mesela ölüyor, anamız ölüyor, babamız ölüyor, akrabamız, salih, farzımız, yakın arkadaşlarımız eli verip ediyor da bize yazdı değil de seninle onlara yazdınız zannediyor gibisiniz. Neye gafletten uyanmazsınız gibi rahat Allah'tan bulundu Peygamberimiz. Ailemiz üzerine vacip olmuş gibi zannediyoruz. Bizim üzerimizde hak hukuk yok, yok. Öyle insanlar çoğaldı. Yani şimdiki alemde yani bir bayram bularsa yeter zanneder.
İslamiyet'te bir canavarsa yeter zanneder. Adamın davası neden anca bu kadar. Ötekiler çok azaldılar. Ve hust okuyor. Bunlar okuyor yalnız. Bizim müfessirlerimiz, tercüman edenlerimiz, Ledşir kesimin öyle haber veriyor ve sanki eşhi etmekte olduğunuz, kılavuzlamakta olduğumuz ölüler yakın zamanda tekrar bize gelecekler gibi bir durumumuz var. Bilerek geriye dönüyoruz. Sanki o yakında yine dönüp o yana gelecek zannediyoruz. Yani onların önünden, mahalllerinden ibret almıyoruz ki, almıyorsunuz ki de diyebilir efendimiz gayet nezaketli olduğundan, kendini de içine katıyor. He, ibret almıyoruz ki biz de o yolun yolcusu bulunuyoruz albındaysa. O hal hepimizin başına gelecektir.
Hepimizin başına gelecek, yine bizi emzirsin yiyip çıkaracaklar, ablamın üzerine koyacaklar, kötü kendini yıkayacaklar, ayaksız basır ata bindirecekler, Alademin üzerinde götürür, kadere dizilere dönecekler ama bunları incelemeye, düşünemiyoruz. Yani, şöyle soykan'a bir şey konuşayım dedim ya beni çekiyorsunuz. Çok muhterem üstadlarımız bize ders verirken mesela istiğfarımız, ta'yidimiz, salavatımız sekiz ayetinin Nebitüp Fatiha deyince baştan ölüm tefekkürüne başlanıyor. Ölüm tefekkür edin bakayım. Ölüm tefekkürüne böyle, benim gülüyormuş gibi, ümmet Esen gibi, iman nasip olacak mı olmayacak gibi, olmuş gibi, Hüseyin yıkanıyor gibi hem ağlaşıyorlar, ağlaşıyorlar. Hem diyor tefekkürün mevt'nde hocanın elini bana derdini severdim. Böyle olarak derin şey yapardım ki, yani bal kayvert yapardım ki önüm tüfek kırıp, hocanın kendine en iyi viskozsunun böyle mavi olduğunu duyardım.
Adre girdiğimi zannederdim. Meleklerin su oranını hatırlardım. Tamiren kalkar kara ama surata kalkacağımı derin düşünürdüm. Keserim ne taraftan gelecek bakar dururdun. İnsanda günahım mı ağır gelir, sevapımı derin düşünürdüm. Nasıl olsa diye ayırtacağımı ona diye ağlar. Ondan sonra rabıta yapamıyorum, gelme yiyor demezdim gelirdi kendi eline. Çünkü kalphanesi mamur olmazsa Allah o Hazreti kendini buyurmaz ki. Yani olmaz, bir lezzetini alamazsın. Ve ne zaman okurum arkadaşlarımızda? Her türlü var belki. Donis bu yalan Devai, gel ortaya kocivai. Temiz et gönül evine dost gelecek kondurmaya. Tost olan Mürşid-i Kamil gelince kalbe kondurmaya. Aslında Allah muhabbeti gelince kalbe kondurmaya. Allah muhabbeti gelince kalbe kondurmaya. Kalbimi temiz et. Alişan girmez Sera'ya hane mamur olmadan, hane mamur olmazsa padişah girmez. Hepsinin tefekkürü şu insana terapi ettiren o zaten.
Mani olan, yani terakkımıza mani olan hıfz dünyayı eşi, tapıyeti. Yeni günahın baş dine muhabbet olduğundan dine muhabbeti kökünden sökücü de ölüm tefekkürü. Niye muhabbetini kökünden söker atar diyor Allah Resulü. Ölümü dışında mi? Bir de kefinin var, başka bir şeyin var. Ne boyunların arkana ağlar, ne sığırların ağlar, ne ne da varların ağlar. Ne bahçemsi olur, ne oturduğum cahiller, ne iş yaptığın iş yerlerini mağazaların hiç müteessir olmaz. Ondan sonra insan daha iyisi gelir. Hiç beş kişi merasim olur. Onlar daha iyi bana hürmet ederler. Defol başımdan derler. Ya, hazır Efendimiz, Peygamberimiz bunu duyurmamak için güzel. İyice anlayın hallerinden yani sanki teşkil etmekte olduğumuz ölüler yakın zamanda tekrar bize gelecekler. Yani onların ölümünden ve hallerinden şiddet almıyoruz ki biz de o yolun yolcusu bulunuyoruz. O hal hepimizin başına gelecektir muhakkak.
Menkul ölüleri, biz onları yine ölüm mesele öyle çok durur zaten. Menkul ölüleri kalbine vasfeder. Onların, tenekelerinin, taksi, pervesiz olarak yer, yer içer de ilimize kalmaz. Benim mallarımı da eller böyle mütarakçı halinde. Bayağı kalkağından, kızlara, eniştelerim oğlum vesaire böyle taksi gelecek diye de diye, ineriz o iyilik elden düşen anasından, babasından, kaynanasından, kayın babasından ölen hevesleri velhasıl işte böyle, senin iyileri böyle iğrençsiz bir insan yani. Devamlı öyle buyuruyor. Imanlarımız. Ben ki onlardan sonra biz dünyada bahı kalacağız zannediyorlar. Onun için terbiyesizsiz Taksim diye diyorlar. Allah'ım, Resulullah şey ya. Düşünüyoruz ki biz de o akıbete duçar olacağız. Her hakkıyla hakkıyla düşünmüş olsaydık o önümüzdeki uzun, ince ve karanlık yol için bir hazırlıkta bulunurduk. Hem o karanlık, hem ince. Kıltan ince, kılıçtan kestiğin, sılatu.
Rakhi fırdan ince, kılıçtan kestiğin, gecenin karanlığından karanlık. Allah'ım, aramızda geçti bunlar. Yani Kuran'ı kim ne kadar ince burada onu kolay geçer de amel edersen, onu, ona her haline taplayı versen tabii olanlara sırat bir ahrayı vahşi gibi gecenin, gündüzün büyük bir havasından geçiyor gibi bilemeyecek miyiz? Sırmak geçtiniz diyorlar bize hemen şeye gitti. Hayır efendim, ben ırmak geçmez. Efendim yerden köprü dedi. O yukarıdan ırmak batıyor. Böyle bir dağcılık oralıyor, altından vuruyor, o kadar ırmak, bu ev geliyor, yer köprü ora. Yirmi dört. Böyle olacak Allah'tan iktidara edenlere hiç kötü olduğunu bilmeyecek lakin köpekler için kıldan ince, kılıçtan keskin, gecenin karanlığından daha karanlık. Ne olacak ya? Salavatı Şerife'nin hiç uğurlu olacak ve karanlık kayıp olacak. İncelik de bu dünyada inceleceksin.
Kıldan ince kıl eşten kestim olacaksın şeriatta orada korunacak inşallah. Eğer hakkıyla düşünmüş olsaydık bunun özeti o uzun, ince ve karanlık yol için bir hazırlıkta bulunurdu o an. Fakat Allah'ım. Halbuki biz bütün ibret verici olan ayetler, haberler, mevuzalar, nişanlıları unutmakla beraber, öyle insanız ki yani vaazları, nasihatları, haberleri, mevuzaları, ibretleri şeyleri unutmakla beraber nefislerimiz, temellarımıza gelecek AFAD'ları, düşünen, emin düşünmeden emin bulunuyoruz. Yoksa yok ki şu emin koyu bir gafletten neşrettiler ve daha doğrusu bir cehaletin mahzurudur. Yoksa hiç kimse böyle bir teminat girmemiştir. Peygamberler ağlamış, Azra Ömer ağlamış, Kendisini iadete bulunurlardı geçmiş olsun ihtiyar Ömer. Yillardırdir, hayyallahım. Allah Allah hatta bir gün kalbini silah eden bir haşyet üzerine eline yerden bir saman çıktı alarak keşke ben böyle bir şey olsaydım dedi.
Keşke ben mevcut bir şey olmasaydım, bir şey olmasaydım, keşke ben Nesli Mensiy'e olaydım. Unu'nunmuş gitmiş bir şey olaydım NESYEM Mensie. Ayeti Veliler ve Meryem annemiz de yok da. Keşke validen beni doğurmamış olsaydı, doğurmamış olsa olsaydım, bir mevcut bir şey konulmasaydım demişti. Halbuki kendisi cennetle tebşih edilmiş insan mı? Dün yıllar arkadaşın cennetli suya onlar dediler. Yine her birer öğüt ede. Halbuki biz bütün ibret verici olan ayetler, haberler, mevzizarlar, nişanlıları unutmakla beraber bizim nefislerimiz ve mallarımıza gelecek afatlardan emin bulunuyoruz. Maldiv zannediyoruz. Yıldırımı düşünmüyoruz. Pencereyi düşünmüyoruz. Bu düğün isyanın bir belasını çekeceğimizden haberimiz yok. Eminim, evimize gidip çıkıyoruz. Ondan sonra hararetten çok korkar yani çok.
Ne olur Ya Rabbi, bu ara rızsen vaaza veriyorum, kendine neden olur diye ağlayaraktan geldi Hazreti onlar gibi gönülledi sallandı yer. Husuya çıktın dedi. Peygamber yüzünden ne duydu uzun husus hatta dedi. Ağzı sıkar dediler. Ben Resulullah'ın mübarek ağzından işittin. Ben bunun ağzından duydum dedi ki, yalanlarınız bir gün ortaya çıktı dedi ki, yok teşevinde dedi ki, niye zencele yapmaz yaver. Allah Allah ona özel rahat etti. İki şeyden senzele yaparken birisi zinadan bir isim her sulh eder. Zalim nüzul ne deyince mazlum, ilim, simh ağlamaya başlarını bir Allah'a iltica eder, dayanamıyorum ya Rabbi. Dayanamıyorum Ya Rabbi, müsaade et, saygılar, İrem. Bir de zinaya uşak çiğneler, o çerçeveler mi? İman çıkıyor, kafadar şirke gibi kalıyor, dayanamıyorum Ya Rabbi. Yani ne yettiğini iş diye hitap ediyorlar. Bu ikisi yüzünden diye sarsıntı yapıyor.
O bundan ikinize insanlar pide olmuş ki geçen sene yaptığı için nasıl söyledin? Bir sakin ol. Allah şimdi bir, bir kişi yahut işi bunu yapmış. Şimdi nasıl bir düşünelim Türkiye'ye? Ne kadar camide cemaat var, ne kadar kahve ve kaşığın ne kadar var, Ne kadar halal ayneyle olan var, ne kadar bina ile meşgul olurlar. İstanbul'da dinde bitmiş diye namaz düşer. Dışarıdan gelenleri neyi görüyormuş camide? De iyice bir şirk, iyice bir işin namaz kılmazsa o memleket fenalık olarak yaşar yani. Anladın mı? Gelen not olarak bir hale öptüğün işinin yüzü gelse ama niye öyle konuşacaksan bile Müslümanlara gelmezler diyor. Bayrama kelimeler, süslenirler, oruç tut diye tutmak diyor. Kurban bayramı İslamiyet'ten bahsederler gibi bir şeyler sokacağız yani. İller düşer. Peygamber efendim bir kısım böyle zor şeyleri konuşunca bir kısım da müsteşeler. Dubai'nin müdde'ye döndüm.
Dubai boyunca müjde olduğunu bilin. Bahtiyarlık şu kimse içindir ki, bahtiyar, mutlu, bahtiyar, kurtulmuş, şudur kimse derken kendi ayıplarıyla meşgul olup başkalarının ayıplarını yürirler. Bu adam mutludur, himmetlı verir. Böyle mütefekkir bu insanı ancak olsun kendi ayıplarının içinde. Ben daha çok günah yarabbim. Yani bir ihvanımızın, e hanımı şöyle diyorum. O zaman ne haset verdim, ne gıybet verdim. Hani herkesin kodu yapabilirim. Yani ayıplarını da meşgul olursa. Başkalarının ayıplarını görür. Yani meşguliyetini hadi günahlarından münhasırtılmıştır. Dır. Meşguliyeti sırf kendi günahlarınla. Ona meşgul etmiş kendini böyle, neler yapmak lazım. Sövbeyi nasıl olan tövbe okursun, ne yapalım ki nedir? Hem terbiyesi kabul olur, öyle düşünür diye Peygamberimiz.
Ya, nasıl ki Cenabı Hak Celle ve Ala Hazretleri Musa'ya hutur ederek Musa Aleyhissalatü Vesselam'a hutur ederek Musa kelimenin benimle tılsım-i Sina'dan konuşan Peygamberim. Ben kendi ayıplarından fares olmadıkça diğer kimselerin ayıbıyla meşgul olma. Hatta peygambere dinlemiyorsun yahu. E nasıl bunun ayıbıyla? Efendim, sen geliyor, şu hali var bu adamı söylesin. Böyle şimdi, yüzeni hiç kabul etmiyoruz da babamın gününde diyen ne oldu? O mübarek zat otuz sene kaleci halifeliği konsere veya da Aşık halifeliği de yaparak, ağzından inatlı insanlarından Hacer Kara Karekaz'ın halifesinden imza attı. Ben oğlum şu mümin olduğumdan siz inanacağım. Dışarıdaki kahve getirmeyin, esas zannederim. Bari Kainat efendinin, efendiler efendisi, sahabelerine, feyazelerin benim sakadımdan sonra kötü kadar getirmeyeni. Yüzme takılıyoruz da o, görünce sebebiyle yapmış gibi geliyor.
Bunu yüzüne dahil, hüsnü zanir Allah'a ait ve haset edici, severle, bilmiyorum. Şimdi İbrahim dedi kimsenin gelip kuşunu şu ayıp olarak din yayıyor. Allah'ın daha az da çok getirirler, laflanır. Niye söylüyor o zaman? Bana onun ayıbı, kireç yapın, buyurmama mani var. Değmeyin, Allah'a hasiler, Allah'ın hasi değil. Bir malı masiyetsiz ve günahlanarak halelinden kazanır, Allah yolunda sıhhat etmiş. Anam, mal değişir diyor ya helalinden kazanıyor. İyi kanaatı gelmez. Şekile yanma, hemen yiyerek gelmez. İşte en azından ayıp olarak her şeyden ayıp olur. Hıf. Hıfasız, yedi şaval para kazanır,