Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam'ın malum dört halifesi ondan üçüncüsü Hz. Osman radiyallahu anh Efendimiz'den şöyle bir nakil. Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Biz tarif ederken tabii bu sadece bizim kendi tarifimiz onu olduğu gibi anlatabilmek Hakk'a mah'r, Hakk'a mah'r. Şair Hassan Bin Sabit Efendimizin şairlerinden biridir ki Senin meddahın Allah'tır. Meddah senin vasfedenin, senin üvenin, senin tavsif edenin, seni tanımlayan Cenab-ı Hak'tır. Efendimizin malum Abdullah bin Revaha, Hz. Ka'ku ve Hassan bin Sabit diye üç tane şairi vardı. Hatta Hassan bin Sabit için Ya Hassan seni Cebrail Aleyhisselam teyit ediyor, güçlendiriyor, kuvvetlendiriyor. Bundan alacağımız dersler çok bizim. Yani Hakkı ifade edin. Hakkı söyleyin.
Hakkı konuştuğunuz zaman hem güçlüsünüz hem de Allah tarafından siz teyit edilir, güçlendirir kuvvetlendirilirsiniz. Buyurun. Şimdi Efendimizi bir lamba gibi kabul edin alemi aydınlatan. Ay diyemezsiniz, güneş diyemezsiniz. Hiçbirisiyle tanınmamak mümkün değil. Çünkü bir revazında aleyhüssalatü vesselam Efendimiz Aişe annemizin herhalde dizinde olacak yatıyorlardı veya Aişe annemiz onun dizinde Allah Celle Celalühü Böyle bir ara kendinden geçer gibi oldu Aişe Annemiz radiyallahu anh. Böyle bir gözyaşları dökülürcesine buyurdular ki Ya Aişe nedir bu hal? Ya Resulallah Ay o anda tam doğmuş dolunay diyoruz ya tam doğmuş. Bir sizin mübarek yüzünüze bakıyorum bir aya bakıyorum size baktığım zaman Ay kararıyor Ya Resulallah deyince Ya Aişe yıldızın, ayın, güneşin ziyası hep Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem senin peygamberindendir.
Onu nur olarak tanımlamak ancak Kuran-ı Kerim'in ifadesi ile olur. Allah'ımız onu bir nur olarak haber etti. Nur olarak haber etti. Öyle bir nur olmasaydı Arabistan'da artık kadınlar erkekler kadınları davet için evlerinin üzerine kırmızı işaretler koyuyordu. Zalim mazlumun tepesine yumruğunu indiriyor, yumruğunu indiriyor, elinden hakkını alabiliyordu. Her türlü kötülükler. Mesela dışarıdan gelen insanlar soyuluyordu, hakaret görüyordu, tarif edilemeyecek kadar kötülükler ayyuka çıkmıştı. Merhum, Akif'in dediği gibi beşeriyet çılgınlıkta sırtlanları bile geçmişti der ya. Daha bir vahşi bir durum varken Efendimiz'in gelişiyle Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir tevhid okudular: La ilahe illallah La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah kafalar aydınlandı.
Küfürden kafalar kurtuldu, onurdu çünkü onurla kafalar nura erişti gönüller nur ile doldu eller, ayaklar çünkü zalim zulmediyor zulümden vazgeçince ellen nur gözler başkasının namusunu takip ederken nur gelince korumaya başladı. Ayaklar Allah'ımızın Celle Celalühu'nun razı olmadığı yollara giderken razı olacağı yollara gitmek suretiyle nur oldu. Hadis-i kudside de tabii hatırlayacaksınız manası Cenab-ı Hak'tandır. İç içe bazı sözler söylemek istiyorum. Ümmi bir zat olan Abdülaziz et-Debba Hazretleri Hadis-i Kudsilerin ayrımını şu şekilde yaptığını buyurur. Der ki Hadis-i Kudsilerde sanki semadan bir nur iniyor, o nur sütunlanmış gibi çok böyle geniş her tarafı aydınlatır gibi ama normal hadislerde o güç olmuyor der. O da nur olmakla birlikte Hadis Hussinin nuru biraz daha ziyade, nuru biraz daha ziyade hepsi nur olmakla birlikte.
Hadis-i Huside kulum bana nafilelerle yaklaşır farz taatlerin dışında malum nafileler deyince illa siz bunu namaz olarak da ele almayın sadakada bir nafile Şimdi zekatın dışında farz olarak. Ondan sonra, diğerlerinde de yani nafile kelimesi artık manasına geliyor. Siz hac yapıyorsunuz, tekrar bir daha, tekrar bir daha yapıyorsunuz. Kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü, işiten kulağı kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum diye buyuruyor. Böyle nur verilen ve o nurun sahibi Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam bir lamba ile misal vermek istiyorum. Şimdi bir fener, ancak onunla verebiliriz. Bir fener ortasında ışık onun tabi dört ciheti var dört ciheti var her bir cihetinden ışık veriyor. Bunu siz kristal olarak da düşünebilirsiniz. Fakat dört halife olunca bu misal hatırıma geldi söylüyorum Fener'in bir cihetinden sıddıkıyyet doğruluk nuru akıyor.
Her haliyle güzel olmakla birlikte Sıddık-ı Azam doğruluğu ile tasdiki ile Allah'ın Resulü. Cenab-ı Hakk'ın emirlerini ve Habib'in sayılamaz tavsiyelerini canı gönülden kabul etmek ona tam her şeyiyle inanmak suretiyle Sıddıyıyyet nuru aksediyor. Onu bütün dünyaya aksettiriyor. Tabii açıldıkça açılıyor mu? Açıldıkça açılıyor, izleyip bir noktaya gelmek istiyorum. Çünkü Sıdddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddd künü ve olunuz maas sadıklarla doğrularla beraber olunuz diye buyuruluyor ve Allah'ımız da doğrularla beraberdir Amenna ve Sıfathü'l-Arabî İkinci Fener'in bir cihetinden de Adalet Nuru fışkırıyor. Ondan da Hz. Ömer Adil davrananların hepsi o kanaldan istifade ediyor. Söz olarak Hz.
Osman'a radiyallahu anh'ı getireceğim için Ali Efendimiz'i söyleyin, Ali Efendimiz'den de Cihat Nuru Efendimiz'in onda yoğunlaşıyor. Hz. Osman'da da yalnız ölçüyü kaybetmememiz gerekir. Şimdi ulemamızın koymuş olduğu esasa göre Sıddık Azam, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali radiyallahu anh yoksa Ali Efendimiz'le bizim sevgimiz damadı Alileri oluşuyla da bir farklıdır hiç şüphesiz. Daha başka özellikleri de var bitmez tükenmez. Hz. Osman Efendimiz de Radiyallahu Anh'ın haya sıfatı ile, haya nuriyle aleme ışık sarmıştır Buyuruyorlar. Eshabruler. Ve kane tahtehu kenzul lehuma ve kane ebuuma saliha Şimdi Sure-i Kehfte geçer. Zannederim altmış beş. Ayeti celreden Başlar. Tabii mevzular ayında biter ya, Kuran-ı Kerim'deki çok mühim bir özellik. Sizin iki saatte anlattığınızı iki ayette anlatır Cenab-ı Hak. Üç ayet de tamamlar. Çünkü o, ifade buyuruyor, o konuşuyor.
Hızır Aleyhisselam ile yolculuk yapar Musa Aleyhisselam uzundur kızsa, kimse onları misafir almaz. Bir yere geldiklerinde misafir almıyorlar. Bir buçuk duvarın dibinde kalmışlar, duvarı düzeltiyor Hızır Aleyhisselam. Musa Aleyhisselam diyor ki bak bizi misafir almadılar, bizi mahsun bir duvarın dibinde bıraktılar ne bu, bu duvarı niye düzeltiyorsun? Ya bu duvarın altında bir hazine var. Böyle bir çıkın mı denir, bir kese mi denir, bir desti mi denir, bir çömlek mi denir, ne derseniz değil. Muhkem bir şekilde yapılmış bir kalp, onun içerisine altınlar bırakılmış. Babası işte bu yavrular yarın biz ahirete göç dolayı bulsunlar diyor ki Vekene tahtehuken züllevuma Bu iki yavru için tam orada bir hazine var Vekene ebu huma salya onların babaları da salihlerdendi diyor. Şimdi Allah'ımız vasfı diyor babaları diyor salihlerdendi. Asıl iyilik oradan geliyor.
Babalarının salih olmaları sebebiyle de Hızır Aleyhisselam orada mühim bir görevi de Cenabı Hak'kın emriyle yapmış oluyor. Sırlarla dolu, sırlarla dolu. O sırrı Hz. Osman radıyallahu anh ve sellem şöyle açıyor: El bu bir altundan devadır bunda yedi satır yazı var bu yedi satır yazının birisi şu acibtu limen a limen arapel mevt ehüve yallah. Bizim hallerimizi ortaya koyuyor. Şimdi cemiyete çıktığımız zaman görüntü bu. Ne olacak ben? Nasıl olacak? Şimdi diyelim ki bir denizdesiniz. Deniz çok kalkan, çok kalkan, dalgalı. Gemiyi neredeyse yatıracak da batıracak. Hem yatıracak hem batıracak insanlar da suyun içinde. Ne yapıyorsunuz? Sahile çekiyorsunuz. Böyle rıhtıma oradan bir demir atıyorsunuz. Atıyorsunuz oraya bağlamak suretiyle o denizin dalgalarından koyuyorsunuz.
Şimdi şirkin dalgası görülüyor, küfrün dalgası görülüyor, günahın her çeşidinin dalgası görülüyor Saymakla bitmez ticari ahlaksızlıklardan tutun gözlerimiz, ellerimiz bütün vücudumuz bizi ateşe götürecek. O, 0 menfi dalgalar onun içine boğulmamak için biz sahile gireceğiz. Sahil nedir? Sahil hiç şüphesiz Allah'ımızın bizim için koymuş olduğu bir esastır. Bize din olarak İslam'ı seçmiştir Cenab-ı Hak. Bu sahilde zaten selamet manasına gelir. Ne yapacağız? İki esasa tutunacağız. Kuran ve Sünnet ve bunun yanında da hal ehli olacağız. Bu işin tadı olacak, lezzeti olacak. Hz. Osman diyorsak biz Radiyallahu Anh hiç şüphesiz o halin sahibidir. Güzel hallerle hallenmiştir. Resulullah'ın mübarek sözlerinden istifade ile birlikte mübarek kalbi saadetinden istifade etmek gerekiyor.
Kulağını açarken Fahri Kainat'ın sözlerini nasıl desem gönlünü de Allah'ımızdan gelen Celle Celalühu o nura her zaman hazır vaziyete getirmiş. Halefl dediğimiz bu Muhammed Bahaeddin Hazretleri buyururlar ya Gaddisallahu Sırra Sözümüz halimizden istifade etmeyen sözümüzden demez. Mühim olan Rasulullah'ın o gönül aleminden istifade edebilmek ve bunu temin ettiğimiz zaman göreceksiniz her şey tatlı olacak. Olacak. Yemeğin içerisindeki tuz gibi tatlı olacak. Yapmış olduğunuz tatlılara koymuş olduğunuz şıra gibi olacak. Tadı ve lezzetli işin esası o. Daha nasıl olacak Efendim? Ağaçtır Ağaçtır ağacın ben köküne hasret değilim ki. Gövdesine de hasret değilim dallarına da meyvesine. O hal dediğimiz biz, o hal dediğimiz meyvesidir. Rasul-i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in nurundan istifade etmektir.
Hemen bir Hadis-i Şerifi hatırlıyorum Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e Ben Cenab-ı Hak'tan üç ilim aldım. Hal ehli dediğimiz bu yoksa batarız ha batarız. Bir peygamberde girmi bunu ancak ben taşırım buyuruyor. İkincisi yaymakla emrolunduğum dini emirler buyuruyor. Dini görevlerimiz de. Üçüncüsü ancak ehline anlatabilirim buyuruyor. Ancak ehline anlatabileceğim ilimdir. O Sıddık-ı Azam'ı huzuruna alıp gözlerini Ya'yum Ya'sıddık deyip huzur içerisinde de onu takip ediyor. Allah lafza-i Celalini tekrar ediyorlar, gönlüne nakşediyor. İşte kitap ve sünnetin yanında bunun alimi olmakla birlikte, arifi olmakla Resulullah'ın gönlünden istifadedir. Bütün yandığımız, yakıldığımız budur. Allah'ımız ömür verdikçe de bu hali anlatmakla eğer lütfederse görev biliriz. Hem ilahi emirleri indireceğiz.
Kuran'ı ve sünneti onun yanında da hukuru bir ağaç olmaktan ziyade hal ehli olmayı, o ağacın ashabına her zaman meyve verir buyurulduğu gibi her zaman meyve verir. Ayak meyve verecek. Hayır yoluna koymuş. Hizmet yuvalarına hizmet etmek için Allah'ın kullarını, kullarını Cenabı Hakk'a layık kılabilmek için yapılacak her türlü hizmete kosunacak. Eller onun için yardımda ve ihsanda bulunacak Ve biz ala dedik, diğerinde buna biraz. Tabi bunlar Kuran ve sünnete dayanmak suretiyle olacak. Ne oldu bu Kardeşler de geliyor. Yakının, arkadaşın, canın gibi dostun da ölüyor. Onu biliyor, hepimiz biliyoruz. Bir namazdan çıktığımızda bakıyoruz ki insanlar omuzlarını almışlar. Ona tabutu diyoruz, tabutu almış omuzlarını da götürüyor. Bunu görüyoruz, her zaman görür. Yani bu bize Karadeniz yağmurda gibi dinmesine benzememek, işte hava sislik, hava yağmurlu değil, daldırış etmemek gibi değil.
Yolacak düşüneceğiz. Bir günde ben bu cansız ata bineceğim diyeceğiz. Zaten birisinin gönlü hiç yumuşamazmış. Hiç yumuşamazmış. Demiş ki üstadım, gönlüm yumuşamıyormuş. Hastaların başında bulun, ölmek üzere olan kimseler yine yumuşamıyor, yumuşamıyor. Cenazelerde bulun ve o cenazeyi sen taşı, sen yıka, teçhiz ve tekvin işlerinde bulun. Yine de bir tez var. Kendini kabul et deyince o zaman demiş tesir etmeye başladı. Aciptu limen arafel mevtu ve yevahakkü. Şimdi maddeler olarak sayayım da Allah nasip ederse izahını sonraya bak. Çünkü zaman acele. Aciptu limen arafel mevtu ve yevahakkü. Taaatküb ediyor, hayretim ben o ölümü biliyor ama yine de gülüyor, şımarıyor dediler şımarıyor yoksa ennehu Allah hakka ve hakk'a güldüren ve Allah'tan Necm suresinde Mevla'dır Celle Celaluhu. Çok ağlayınız ama az gününüz. Efendimiz bir gün bir topluluğun yanından geçtiler, gülüyorlardı.
Buyurdular ki Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz herhalde bunları ölümü hatırlamıyordu. Hz. Osman olunca söz Radiyallahu Anh o çok ağlarmış, kabirlerde çok ağlarmış. Demişler ki ya Osman sen diğer ahvalde böyle gözlerin yaşarmıyor mu? Coşup taşmıyorsun da kabirlerde oluyor deyince ben diyor Resulullah'tan duydum kabir halini güzel geçirilenin diğer halleri de çok güzel oluyor. Dünyanın geçici olduğunu biliyor ve kendimizin de geçici olduğumuzu ve huve yeroebu fiha fakat buna öyle bir sarıdır ki öyle bir sarıdır ki ve acibtu limen arefe enneel umura bihakderim. Biliyor her iş Allah'ın takdirine, ve huve ya temy, lil fevvet, kaybettiklerine üzülüyor. Ve aciptü limen arefelle hesap, hesap gününün olduğunu iğneden ipleyen her şeyin hesabının yapılacağını da biliyor. Ve huve yecime umaelen ama helal mıdır haram mıdır hiçbir şey düşünmeden topluyoruz.
Ve acibtü limen arafenna ve vavayyun gibi. Ateşin de olduğunu biliyor ama günah işliyor. Ve acibtü limen arafallah'a yakinen biliyor ki her zerre Mevla'nın varlığını ifade ediyor, tasdik ediyor. Ve huveyesruvaya'l-kurayra ama bir başkasını hatırlayıp duruyor. Ve acibdul-imana arefe cennete yakinen cenneti de biliyor. Ve huveyesser yehu biddunya ama yan gelip yakıyor. Ve acibdu limanı arakeşşşeytan ne? Abduven, düşman olarak da şeytanı biliyor. Ve efa ah ama ona yine itaat ediyor. Velhamdülillahi rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.