Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Ona canlısı da, cansızlığı da aşıktı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hurma kütüğü üzerinde hutbe irade ediyorlardı. Minber yapılınca hurma kütüğünü terk etti. O kütük haninil ciz kütüğün inlemesi hadisesi denir. Aynen bir çocuk gibi feryat etmeye başladı. Ağlıyor, ağlıyor bir türlü dinmiyordu. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem onu bağrına bastı. İstersen seni cennete dikeyim buyurdu. Aynen bir yavrunun bağıra basılıp da ağıdının yavaş yavaş kesildiği gibi ağıtları kesilmeye başladığı Rasulullah'ın mübarek baharında. Veda Haccı'nda Abdullah bin Ebi Müstaka Efendimizin mübarek dizinin beyazlığını gördü, öpmek için ona yaklaştı. Nebiyy-i Ekrem efendimiz kırbaçlarıyla kırbaşlarıyla uzaklaştırdılar. O zaman dedi ki ben kısas istiyorum. Sahabe ne yapıyorsun ey Abdullah bin Ebi müstaka, Rasulullah'a kısas yapılır mı? Kısas istiyorum.
Nebi-i Ekrem Efendimiz kırbacı verdiler. Kırbacı alır almaz mübarek dizine öyle bir sarıldı, eksik kalan yerden başladı, öpüyor öpüyor tahammül edemiyordum. Seni teşbihi mihru mah eden ebterdir. Güneş sensin ki zerratın nebilerle velilerdir. Seni Ay'a ve güneşe benzetmek ne kadar yanlış bir haldir. Hiç sen Ay'a ve Güneş'e benzetilir misin? İlahi Güneş sensin, zerratın ise nebiler ve velilerdir. Ziya Paşa kudretli bir şair, çok güçlü müstesna şiirler söyleyen bir kimse. Dediler ki ona Süleyman Çelebi efendimizin hayatını anlatan miracını, doğumunu vesair güzelliklerini beyan eden mevlit yazdı. Sen de bir mevlit yazamaz mısın deyince o öyle bir mevlit yazdı ki, evet yazarım, yazmaz değilim Allah'ın izniyle, ama o öyle bir mevlit yazdı ki, o mevlidin de de yüzlerce beytin içerisinde bir mısra var ki, o mısradan mükemmel bir Rasulullah hakkında söz söylenemez.
İşte o mısra beni durduruyor dedi. Nedir deyince bir raceb nur kim güneş pervanesi? Hayatın gayesidir o. Her şeyin manasını yerine bulduğu, Allah'ın tek sevgilisidir O. Onunla ruh beklentisini buldu. Karanlıkta kalan, üşüyen, perme perişan olan dünya, kainatın ufkundan doğan güneşle hayata kavuştu. İtikaden yanlış küfür, şirk ve nifak ibadet, ahlak, muamelat herkes istediği gibi atını oynatıyor. Hiçbir kural yok. Ne aile hayatı, ne ticari hayat, ne insan arasındaki münasebet hiçbir şey yok, her şey tepessüh etmiş bir halde iken, kainatın ufkundan doğan güneşle hayata kavuştu alem. Gül bahçesine girenler, gül olmasa bile gül kokarlar. Ashab-ı kiram çok hayırlı bir kimse olarak gelip Rasulullah'ın dizinin dibinde kelime-i şehadeti okumadı.
Onlar şirkin ve küfrün içerisindeydi ama ama kendilerini Resulullah'ın mübarek halkasına, Nuh halkasına attılar ve sahabelerin yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız siz hidayete erer, yolunuzu bulursunuz, Hakk'a erersiniz buyruldu. Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali başta EBabet Nı Sıddık radiyallahu anh ve bütün Ashab-ı Kiram ve günümüze kadar gelen insanlar hayatlarını aynen aynen zulmet olan, zulmet olan, isyan olan, tuğyan olan çirkin hayatlarından, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek ırmağında yıkana yıkana tertemiz olmuş, imanda kemali, ibadette ihlası, ahlakta, ahlak-ı hamideyi elde etmişlerdir. Gül bahçesine girenler gül olmasa bile gül kokarlar. Çok güzel kokan bir toprak, güzel kokular saçtığını ifade ederken der ki ben gül ile hemdem oldum.
Eğer Ashab-ı Kiram diyorsak Kuran Azimüşşan'da radiyallahu anhüm ve raduan, Allah onlardan, onlar da Allah dan razı olmuşlardır hitabına mazhar güzide insanlarsa, zamanın kutbu ise, kutbu azamı ise kutbul aktab'ı ise velayet sırrına eren, veliler ise, eddalin ise Rabbimizin sevgili kulları, müttakiler ise, mukarrep kullar ise hepsi Nebiyy-i Ekrem Efendimizin gül bahçesine girdiği için gül olarak kokmuşlar ve hayata hayat vermişlerdir. Öyle gönlümüz istiyor ki Ya Rasulallah, bir daha doğ ki Mecusi'nin ateşinden daha muzır olan zulüm ateşi sönsün. Ülkemizde ve vesair yerlerde, nerede olursa olsun zulüm gören insanlar artık adaletle Hakk'a kavuşsunlar. Arakandaki müminler kurtulsun. Suriye'deki kardeşlerimiz kurtulsun. Vesair neredeyse müminler felaha ersin. Ayi nedir bu alem? Her şey hak ile kaim. Mir'atı Muhammed'den Allah görünür daim, celle celalühü.
O öyle bir ayine ki her şey onunla kaim, Onun varlığı ile rahmete mazhar olmuş essayıl billah ve ma erselneke illa rahmetellil alemin bütün aleme rahmet olmuştur. O ayineden görünen hep haktır, hakikattir. O öyle bir peygamber ki sallallahu aleyhi ve sellem anınla ülfet eden bir nefes, bir an, anınla ülfet eden, dostluk kuran bir nefes, haşre deyin, sohbetin eyler heves. Eğer efendimizi görmüş ve hayatı da değişmişse görüşüyle sallallahu aleyhi ve sellem kırk sene de geçse, elli sene de geçse, o anı hazır hatırladığı zaman kalbi titrer gözünden yaşlar akmaya başlar. O öyle bir nebi ki sallallahu aleyhi sellem Efendimizin babası Abdullah'ın alnındaki nuru gören Esed kabilesinin güzeli dedi ki Ya Abdullah ben sana yüz deve vereyim, benimle evlen. Kabul etmedi ve bir müddet geçtikten sonra kendisine her zaman gördüğünde söz atan bu kadın hiç itibar etmez oldu.
Dedi ki neden iltifat etmiyorsun. Dedi ki ya Abdullah ben sana değil, senin alnındaki nura aşıktım. Muhammedin nur parlıyordu alnında. Hazreti Amine Abdullah'ı kaybedince rüyasında bilesin ki alemlerin fahrine hamilesin sesini duymuştum. Hamileliğin altıncı ayında adını Muhammed koy denmiştir. Nebiler nebisi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz doğarken seher vakti bülbül güle sevin. Kainatın gülü Muhammed Mustafa geliyor. Gülde, Gonca dudaklarını hareket ettirerek benim açılıp saçılmam hep onun aşkındandır. Eğer kainatla dillesek akan su, ben onun fuzuli'nin dediği gibi ayağını öpmek için akıyorum. Esen rüzgar onun kokusunu alıp taşımak için, etrafa yaymak için esiyorum. Doğan güneş, benim doğuşum Muhammedin nurladır. Ayı, yıldızı, alemden ne varsa her şey bizim varlığımız Muhammedi nurdandır der.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Cabir binullah'a alemde hiçbir şey ilk yarattığı peygamberin nurudur buyurdu. Biz bu güle, bu nura aşık olup onun edebiyle edeplemeliyiz. Tıfıl iken ol diler idin ümmetin. Daha doğmadan zaten ümmetini diledi. Tıfıl iken çocuk iken ol diler idin ümmetin, sen kocadın, terk edersin sünnetin. Öyle bir bereket, öyle bir rahmet ki Halime anamız, sütsüz devemizin, oldu, der. Vasıfından elbette acizdir insanlar. Halid bin Velid radiyallahu anh bir aşiret reisi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi anlatmasını isteyince onu anlatamam dedi veren son şu sözü söyledi. Gönderilen gönderenin kadrince olur. Aynen Ziya Paşa'nın dediği gibi sen neden mevlit yazmıyorsun Süleyman Çelebi gibi dediğinde öyle bir mısrası var ki onun karşısında eriyorum dediği gibi biz de bu sözün üzerine ne söyleyebiliriz gönderenin kadrince olur.
Sadece sadece şunu söyleyebilirim, onun davasını benimsememiz gerekir. Ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür, dediği gibi. Ve onun canlar canı, ehli beytini sevmek, Kuran-ı Kerim'e sımsıkı yapışmak, okuyup amel etmek, ahlakıyla ahlaklanmak, sünneti nebeviye ile müteselnin olmak, her gün ona salatü selam getirmek, onun dostlarını dost bilmek, onu huzur içerisinde büyük bir hürmet ve saygı içerisinde kalbimiz yanarak anmak. Ah bir kavuşabilir miyim onun beldesine? Onun zatını bir görebilir miyim arzusu içerisinde olmak onu çokça anmak ve Nebiler Nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi her şeye tercih etmek düğünümüzde, derneğimizde, ticaretimizde, işimizde, gücümüzde, ailemizde ve dışımızda hangi iş hangi harekat sekerat olursa olsun Rasulullah ne yapardı deyip ona dikkat etmek.
Ahmet ve Hanbel Rahmetullah aleyhin Rasulullah bu karpuzu bıçakla mı kesti, yoksa kırarak mı yedi diye ömrünün sonuna kadar sünneti seniyyeye muhalif olurum diye karpuz yemediği gibi onun harekatını, onun sünnetini, onun edebini, onun arzu ve isteğini her şeye tercih etmek. Öyle tercih etmek ki elli beş yıl vazı nasihatte bulunan hayseri ulemasından Hacı Hüseyin, aksakal hocamızın neden Sami Efendi'nin ayaklarına kapanıyorsun? Yaşça belki siz daha büyüksünüz. Evet yaş olarak büyük olabilirim ama bunca yıldır sünneti seniyyeye riayet ettiğimi zannediyordum. Bu zatı ali kadar riayet etmediğimi gördüm, onun için ayaklarına kapanıyorum demiştir. Onu alıp verdiğimiz her nefeste, baktığımız her yerde, duyduğumuz her sözde attığımız adımda ve kavraladığımız elimizde her halimizde doya doya yaşama arzu ve ümidiyle Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekar. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.