Kalbi Selim. Ebu Hüreyre Hazretleri rivayet ediyor. Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurdular. Sahabe-i Kiram'ın üstünlüğü hakkında hadis-i şerifler Mesela Hazreti Ali diniyor de radiyallahu anh, Hazreti Muaviye radiyallahu anh diniyor. O da sahabede. İkisi de Resulullah'ın ashabından neden birbirleriyle büyük bir kavga oldu derseniz buna belki tabir anlaşılamayacaktır. İçtihat hatası denir. İçtihat hatasını bizim gibi insanlar anlamaz. Eğer diyor Ali Kerremallahu ve Çehdimiz Muaviye hakkında Hadi ol, Mehdi ol Resulullah'ın bu sözünü duysaydım böyle bir harekette bulunmazdım demiştir. Gerek peygamberler olsun, asabi kiram olsun, Ulema-i Kiram ve velilerin arasına girilmez. O artık kendisini bilmeyen, düşük insanların içleridir o. Bu aynen bir dişliye benzer. Çok büyük makinaların dişlileri olur. Aralarına girmek o dişliler arasında ezilmek demektir.
Bir değeri ölçebilmek kıymetini ortaya koyabilmek için hassas terazi ister eğer kıymeti yüksekse bir tenekeyle altın bir terazide ölçülmez. Tenekenin kantarı ayrıdır. Altunun tartacak olan aleti hiç şüphesiz ayrıdır. Bizim onlar arasındaki durumlara karışmamız ulu orta söz söylememiz böyle ağaç tartan kantarlarla altını tartmaya benzer. Buna derler ki otur oturduğun yerde inme, inme ne, karıştırma derler. Hoş olmaz tabii. Bizi ancak büyüklerimizi ölçerler, tartarlar. Onların ölçü aletleri hiç şüphesiz altı bin altı yüz altmış altı ayettir. A Hadis-i Muhammediye'dir. Bir de bir Hadis-i Şerif oku deseler donar kalırız. O zaman yüzlerce, binlerce Hadis-i Şerif bilenlerle yarış yapılmaz. Bu ölçüsüzlük olur. Bir defasında Esali Erbili Hazretleri'ne Develi, Kara Müftü, Numan Efendi der ki Efendim Muaviye hakkında da ne diyelim İslam tarihinde birçok hadiseler var.
Sadri El Bidî Hazretleri buna bile tahammül edemez. Buyururlar ki Resulullah'ın bir gönül incitti. Ağlayıp sızlayarak kabri saadetine vardığını, bağışlanma ve af talebinde bulunur Cenabı Hakk'a o sözünden dolayı. Bunu Üstad-ı Ali'mizden duymuştum. Şia'nın birçok kolları var. Saabbe diye bir kol var. Saabbe küfr eder. Aişe annemize küfr eder. Alır Sıddık-ı Azam'a küfr eder. Böyle bir yol. Bunun yanında infak kılan vardır. Fazilet olarak üstünlük tespit etmeye çalışır. Alev annemize hepsinden üstündür der. Bir şekli daha var ki o Ali Efendimize Radıyallahu Anh ilahlık isnat etmek gibi büyük bir çılgınlıktır ve buna benzer aşırılıklardır. Ondan dolayı dinimizde hoşgörülmez ehli sünnet ulemasına göre. Artık davul buyurulmadı hepinizin malyumudur okumuşsunuz tabii. Okumuş, görmüşsek ve uzun bir meseledir. Şimdi bu mezhepler ve görüşler arasındaki farkı anlatmak şu dönemde yanlıştır.
Evet, bunu ilim çevreleri, okullarda öğrencilerine ders verirken en ince detaylarını kadar anlatırlar onu. Şimdi burada bizim bileceğimiz imanla küfrün hakla batının büyük bir mücadelesi var. Ondan dolayı kardeşlerimizdir. Bir küfre barışı onları bağınıza mutlak batacaksınız. Bir tarih ehli sünnet olan Hanefi mezhebinden olan bir kimse Irak'ta bir Şia'nın evine girse evi tepeden tırnağa yıkarlarmış. Şimdi bunun zamanı değil geçmiş. Bizim yapacağımız yavrularımızı ıslah etmek, kendimizi ıslah etmek, onların defterine düşmek, halimizi, tavrımızı, Allah'ımıza, sevgimizi, Resulüne muhabbetimizi, bu yola olan gayretimizi yol dediğim, Allah'ın yolu, Kuran'ın yolu, o yolu gösteren ulema-yı kiramın takip etmemizi emir buyurduğu esastır. Buna dikkat ederiz. Siz Uhud Dağı kadar bir altın sadaka verseniz, onların Allah yolunda vermiş olduğu bir ölçeğe dahi denk gelmez.
Bir yarısına bile denk gelmez. O kadar kıymetlidir. Bu kıymetten Efendimiz aleyhisselatu vesselamdan gelir. O kıymetli olduğu için onu gören de elbette ki kıymetlenmiştir, değer kazanmıştır. Bütün güzellik iki cihan güneşindendir. Ne kadar alemde büyük dediğimiz insan varsa ona olan yakınlığından dolayı büyüktür. Kim ne kadar yakınsa edep olarak, erkan olarak, ahlak olarak, sünnet, ona ne kadar yakınsa bu derecede bir kıymetimiz ve derecemiz var, üstünlüğümüz var. Başka bir üstünlük arayamayız biz. Ebu Said ibnil A'rabî diye bir zatın mübarek sözlerinden naklediyor. İnnallah Teala tyibüddünya el arifine bil huruci minha Ancak arifler için dünyanın güzelliği Onun muhabbetine aldanmamaktır. Dünyanın aldatmaları ile kendimizi perişan etmemektir. Cennetin güzelliği de hiç şüphesiz burada ebedi olarak kalma nimetidir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den rivayet bulunuyor.
Mende hales sukeka ke kim bir sokağa çıkar da şu sözü söylerse Bir çarşı bir pazara çıktığında eğer bu duayı okuyacak olursa Allah'ımız ona Celle Celalühü bir milyon sevap yazar. Ve maha anhu elfe elfin seyyieten bu duayı okuyanın da bir milyon günahını siler. Allah'ımız bir milyon da ona derece ihsan buyurur. Bu duayı okursun ev gal bana zehu beyten filcen bir. Rivayete göre de Allah'ımız ona cennette bir ev ihsan buyurur. Cafer bin Muhammed'in Huldi diye bizzat bunun bazı kelamları alınmış. Veya indi yafs ile, bize dediğimiz zaman tehdit ifade ediyor. Li yafs ile daha uygun bir anlamdır. Gösteriş ile ihlas arasındaki fark nedir diye sorulmuş. O da riya, rüya başkalarına kendisini göstermek için yapmaktır. Başkalarının aferin demesini, memnun olmasını, kendisini bahsetmeleri, övmeleri için yapılan bir harekettir.
Vel muklisu ihlas ise Rabbimize kavuşmak için, o sadece Mevla için yapılır. El fütüve bunu çokça sufiler ifade buyururlar. El fütüve iyilik demektir, iyilik. İhtikaru'n nefs Nefsini devamlı aşağı görmek, kimseden üstün görmeme halidir. Ve tağvimu hurmetil müslimimi Müslümanların hak ve hukukunu da korumaktır. Müslümanları rencide etmemektir. Diğer bir sözü. Kişi nefsi arzuların içerisinde iken yapmış olduğu taatlerden lezzet alamaz. Eğer gönlünde öyle kirler var ise diyor nefsin istekleri varsa o yapmış olduğu vazifelerden haz duyamaz. Çünkü onun o lezzetini, o nefsin istekleri yok eder, mahveder. Eğer sen zahit olmak istiyorsan, derviş olmak istiyorsan, dünyadan her etek çekmiş, meblaya yönelmiş bir kimse olmak istiyorsan başta baş bulma arzusundan bir kurtul. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Burada anlatacağımız konu biraz daha değişik olsun istiyordum, bu ağır.
O şimdi bir profesörün tersi saydığı manen yükselmiş kimselerin halleridir. Bizim öğreneceğimiz şu anlatacağım bu seferdir. Peygamberlerin vasıfları üzerinde duruyoruz. Usa'd suresinde bilhassa bir sıralayıp Tabii pek çoktur da önemlilerinden bir kısmını almış. Kuran-ı Kerim'de peygamberlerin sıfatları olarak emanet, kuvvet, basiret, inabe, kalbin celiği, helim, sabır, af ve hoşgörü, iffet ve haya, sefabet, cömertlik. Bunlar üzerinde durulmuş bütün Ayet cellelerle Şuara suresinde ayet yüz kırk üç esame, inmi nekum resulünimim. Şuara suresinde çok peygamberler anlatılır. Çokça izahları verilir. Bu bakımdan değişik yerlerde görebilirsiniz bu ayeti Cün-i Cenneyi. Saluhinni leküm resulünemin. Peygamberler diyorlar ki ey insanlar biz sizin için gönderilmiş, güvenilir, emin bir elçiyiz. Biz kendi kafamızdan söz söylemiyoruz. Allah'ımız bizi görevlendirdi.
Cibril Aleyhisselam vasıtasıyla Allah'ımızdan gelen emirleri biz size duyuruyoruz. Biz emin bir kimseyiz, güvenilir bir kişiyiz. O zaman emanet ne demektir? Şimdi bu sipariş sadece peygamberlerle alakalı diyemezsiniz. Bu emin vasfı, emanet vasfı hepimizde olması gerekir. Emanet, güvenmek. Güvenilir olmak, emin olmak anlamına gelir. Ayeti kerimede geçen yemin kelimesinin mastar halidir. Mümin kelimesinin kökünde de yemin kelimesi vardır. Bütün peygamberler nübüvvet görevi verilmeden önceki ve nübüvvetten sonraki yaşantılarında içinde yaşadıkları toplumda güvenilir birer insan olma özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Onlar peygamber olmadan önce de hayırlı kimselerdi, sevilen kişilerdi, tasdik olmanlardı. Peygamber Efendimiz Mekke'de Sallallahu Aleyhi ve Sellem El-Emin, Güvenilir kimse adı ile anılırdı.
Risaletinin ilk yillarında Kureyş'te akrabalarını bir araya toplamış ve şu tepenin ardından düşman ordusunun olduğunu ve birazdan bize saldıracağını söylesem bana inanır mısınız diye sormuştu. Kureyşliler ise evet, inanırız. Çünkü sen hiç yalan söylemezsin. Güvenilir bir insansın, sen Muhammedül Emin'sin şeklinde cevap vermişlerdi. Kureyşlilerin verdiği cevap Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözüne güvenilen emin bir insan olduğunun ispatıdır. Burada ayrıyeten hitabetin önemine de ifade önemine de işaret olunur. Başta Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana inanır mısınız diye onların, onların inancının olduğunu tespit buyurarak hakikati duyurmuştur. Peygamber olmadan önce Hazreti Musa Aleyhisselam için de Hazreti Şuayip'in kızından biri şöyle demiştir. Şimdi peygamber kızlarının hedefleri de çok müstesna. Çünkü utana utana diyor geldi, haya ederek geldi.
Dedi ki Şimdi biliyorsunuz Musa Peygamberimiz Musa Peygamberimiz Firavun'un zulmünden kaçtı. Kaçtı Medyen'e ulaştı. Orada kız çocukları hayvanlarını sulayacaklardı. Dediler ki bizim gücümüz yok, bize yardım et. Babalarına da bu durumu anlatın ve dediler ki insana Babacığım onu ücretle çalıştır. Çünkü o ücretle tuttuklarının en hayırlısı güçlü ve güvenilir bir adamdır. Şimdi burada peygamberlerin güvenilir olduğunu söylemek istiyoruz. Hazreti Musa Aleyhisselam Medyen'den Mısır'a ilçe olarak görünce Firavun'un kavmine şöyle demişti Allah'ın kullarını bana bırakın. Çünkü ben size gönderilmiş, gemiyim, inanılan, güvenilir bir elçiyim. Duhan suresi ayet on sekiz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.