Peygamber Efendimizin Doğumu ve Cömertliği | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamber Efendimizin Doğumu ve Cömertliği
Peygamber Efendimizin Doğumu ve Cömertliği kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Muhterem müminler, Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğumu münasebetiyle bir arada bulunuyor. Onun doğumu tarih beş yüz yetmiş bir olarak ifade edilemez. O öyle bir doğdu ki, daha Adem Aleyhisselam yaratılmadan on dört bin yıl önce Rabbimin karşısında bir nur…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Muhterem müminler, Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğumu münasebetiyle bir arada bulunuyor. Onun doğumu tarih beş yüz yetmiş bir olarak ifade edilemez. O öyle bir doğdu ki, daha Adem Aleyhisselam yaratılmadan on dört bin yıl önce Rabbimin karşısında bir nur idim buyurdular. O öyle bir doğdu ki, Hazreti Cabir sordu, radıyallahu anh. Ya Rasulallah, alemde hiçbir şey yok iken, Cenabı Hak neyi halk etti? Buyurdular ey Cabir, senin peygamberin Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin nurunu halk etti. O öyle bir doğdu ki, Adem Aleyhisselam şeytanın yalan yemini üzerine, yeryüzüne indirildi. Günahından dolayı yillarca gözyaşı döktü ve dedi ki Ya Rab, beni Muhammed'im hürmetine bağışla. Halikımız sen ne bilirsin Muhammedi? Ya Rab, ben cennetlerde onun ismini gördüm.
Arşta, kürsüde levvukalem her yerde onun ismini gördüm. İsmi, isminizle beraber yazılan zatı alimin elbette ki kıymeti sizin yanınızda üstündür. Ya Adem, değil kendi affın, bütün evlatların da affını dileseydin, yine Muhammed'imin hürmetine bağışlardı. O öyle bir doğdu ki Cenabı hak, melaikei kirama, Adem Aleyhisselam'a secde etmesini emretti. Aslında kıble ittihat etmek demek o. Şeyde Rabbi Zülcelalimize. Melekler secde ettiler. Bu secde, meleklerin secdesi, Adem'in aleyhisselam alnında Muhammedi Nur'u gördüler. Aslında onur için Rabbi Zülcelal'imize secdeye baktılar. O öyle bir doğdu ki, bir gün Ayşe-i Sıddık'a validemiz radıyallahu anha, iğnesini kaybetmişti, karanlık bir geceydi. Ne arıyorsun deyince iğnemi. Efendimiz tebessüm buyurdular, onun tebessümüyle yayılan nur-ı ilahi ile kaybolan iğnesini buldu.
O öyle bir doğdu ki, bir gün yine Ayşe-i Sıddiha Validemizin başı iki cihan güneşinin mübarek izleri veya Efendimizin mübarek başı onun dizlerindeydi. Gözlerinden yaşlar attı Aişe-i Sıddika validemizin, o yaşlarla efendimiz uyandılar. Seni ağlatan nedir ya Aişe? Ya Resulallah, ayda doğmuştu, Bir aya baktım, bir de sizin çehre I alinize baktım. Ne zamanki sizin çehrenize baksam ayın karardığını gördüm. Ya eşim, ay, güneş, yıldız hep benim nurumdan alınmıştır. O öyle bir doğdu ki, ayın doğuşu, güneşin doğuşu, suların akışı, bülbüllerin, kuşların ötüşü, alemin şu baharın gelişiyle yeşermesi, her tarafın bir kemenzara, bir çayır ve çimene dönmesi, tabiatın uyanması, alemde ne varsa her şeyin zuhuru Muhammed'in doğumudur Sallallahu aleyhi ve sellem. Eğer güller ve çiçekler kokuyorsa, ondan aldığı nur ile gül ve çiçekler kokuyor.
Eğer bir baba evladını seviyorsa, evlat babasını seviyorsa, akrabasını, kardeşlerini seviyorsa, insanlar şefkat ve merhametle, fakiri ve yoksulu görüyorsa, karşılaştığı bir insana selam verip hal ve hatırını soruyorsa, yoldaki bir engeli kaldırıyorsa, ihtiyacı olanın ihtiyacını gideriyorsa, hep onun doğumu. O doğmasaydı biz bir araya gelmezdik, O doğmasaydı biz alnımızı secdeye koyamazdık. Günün her saat, her dakika, her saniye ve her anında o doğuyor. Eflak sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri halk etmezdin. O öyle doğdu ki onun doğumuyla peygamberlerin peygamberliği tasdik edildi. Cenabı Hak peygamberleri halk buyurunca onları bir nur sardı. Dediler Ya Rab, bizi kuşatan bu nur nedir? Ey peygamberlerin, siz o nuru tasdik ediyor musunuz? Evet. Biz o nuru tasdik ediyoruz Ya Rab. Ben de sizin risaletinizi, nübüvvetinizi, peygamberliğinizi tasdik ediyorum.
Peygamber Efendimizin Doğumu ve Cömertliği ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Doğumu ve Cömertliği kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Muhterem müminler, Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğumu münasebetiyle bir arada bulunuyor. Onun doğumu tarih beş yüz yetmiş bir olarak ifade edilemez. O öyle bir doğdu ki, daha Adem Aleyhisselam yaratılmadan on dört bin yıl önce Rabbimin karşısında bir nur…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O öyle doğdu ki peygamberlere nübüvvet olarak doğdu, risalet olarak doğdu. O öyle doğdu ki velilere velayet olarak doğdu. O öyle doğdu ki insanlara imanla mümin sıfatını almak suretiyle mümin olarak doğdu. O öyle doğdu ki kutbu'l Abdabın gönlüne kutbiyet olarak doğdu. O öyle doğdu ki yedilere yediler olarak doğdu. Kırklara kırklar olarak doğdu. Adem'e o doğdu, Muhammed geldi dünyaya, sallallahu aleyhi ve sellem. O öyle doğdu ki, onun doğuşuyla bizim imanımız kemale erdi. Onun doğuş ile imanımızdan lezzet ve tat alır hale geldik. Kim ki şu üç hali gerçekleştirecek olursa o imanının tadını tatmıştır. Allah ve Rasulü ona her şeyden sevgili olacak olursa. Sevdiğini sadece ve en yuhip bel mera la yuhipbuhu illa ilahe illa, sevdiğini sadece Allah için sevecek olursa, imana dahil olduktan sonra küfre atılmak, ateşe atılırcasına zor gelecek olursa.
O öyle bir doğdu ki, enne Arabi yem, gale bir resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir Arabi Efendimize gelip dedi ki, Kıyamet ne zaman kopacak? Ona buyurdular ki, kıyamet için ne hazırladın, Allah'ın ve Resulünün muhabbetini hazırladığım. Sen sevdiğinle berabersin. O öyle doğdu ki Kim benim Sünneti Seniyemi yaşayacak olursa beni sevmiş olur. Beni 7 de cennette benimle beraber olur. SIM Menlem Nutalli Ali bana Selami Selam getirmeyendir. Buyurun. Bir kimseye ben anne ve babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça onlar imanda kemale eremezler. Buhari ve diğerlerinde geçtiği üzere Urve, Mekke'ye döndüğünde Hudeybiye başında gördüğü hadiseyi şu şekilde nakletti, ben çok kralın huzuruna çıktım. Vum kralının da, Kayser kralının da, İra Kisra'sının da, Habeş Necaşi'sinin de hep karşısında bulundum.
Fakat Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'e gösterdiği, sevdiği o kralların halkı kendilerine göstermiyorlardı. Onlar Efendimiz'i öyle seviyorlardı ki bir defasında Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz kan kaldırıyordu. Sahabeden birisine buyurdular ki kimsenin görmediği yere bu kanı dök. O sahabe aldı, kanı gizli bir yere gitti, veçti. Efendimiz buyurdular, o hanım nereye döktün? Ya Resulallah, en gizli yere döktün. İçtin mi yoksa? Neden içtin? Senin elinden insanların vay haline ve insanların elinden de senin vay haline. Abdullah Bin Zübeyr'deki güç ve kuvveti buna bağlarlar. Es'ad Bin Zürare radıyallahu anh, Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem, senin ellerinin altındadır ellerimiz. Kanlarımız senin kanının önündedir. Nefsimizi, ehlimizi, çocuklarımızı nasıl koruyorsak, seni de onlardan daha ziyade korur. Sayıca az, hazırlıkta az ama, yediyse sahabe-i kiram düşmediler.
Bin askere beden, işkenceye rağmen, sadakatinden taviz vermeyen Mikdad Bin Esved Radıyallahu Anh, Allah'ın emirlerine rivayette öyle bir samimiyet içerisinde bulundu ki, ya Resulallah, biz Musa Aleyhisselam'a kavminin dediği gibi haydi git Rabbin'le savaş demiyoruz. Biz hepimiz sağına, soluna, önüne, arkana durup, harp etmeye hazırız. Hatada bin Numen sahabenin fedakarlığını şu şekilde anlatıyor. Peygamberimiz, yay hediye edildiğinde kendisine, Uhud günü bu yayı bana verdi. Yanında o yay, yaramaz Efendimize düşman tarafından ok atılıyordu. Ben kendimi Resulullah'a siper ettim, ok yerini bulmadan benim göğsümü buluyordu. Ya Resulallah, ya Resulallah ne olur? Ashab-ı Kehf'in köpeği, ben de senin ashabının köpeğiyim. O cennete gitsin de ben cehenneme revamdır. Ashab'ın, Ashab-ı Kehf'in köpeği, ben de senin ashabının köpeğim. Fuzuli, yılda kurban keserler halkı alem, id için, bayram için.
Ben seninle saat ve saat, dem beden kurbanın am ya Resulallah. Cenabı Hak şefaatlerine masamız. Basmasa mübarek hademin ruh-i zemine şu toprağa, basmasa mübarek kalemin, pak etmezdi kimseyi hak ile teyemmüm. Aişe-i Sırika validemiz Radıyallahu Anha, Efendimizin hep neşeli anını gözetlerdi. Bir gün onun bu sevinçli anını fırsat bilerek, dedi ki ya Resulallah bana dua eder misiniz? Efendimiz mübarek ellerini kaldırdılar, Allah'ım Aişe'nin gelmiş, geçmiş, açık, gizli günahlarını bağışla. Ayşe-i Sıddıyka validemiz sevincinden mübarek başları eteğine değecek kadar mesrur oldular. Bir müddet sonra Efendimiz buyurdular ki, ya Ayşe, ben bu duayı her namazdan sonra ümmetim için yapıyorum. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh, kongre yapmak için Efendimiz'den müsaade istediler. Efendimiz, iznin şartı olarak kardeşim beni duadan unutma buyurdu.
Bu sözü duyan Hazreti Ömer, dünyalar bana verilseydi, Rasulullah'ın bana kardeşim ifadesine bu kadar sevinmezdim. Rebi bin Muavvez radıyallahu anh onu gördüğümüz anda güneşin doğduğunu zannederdik. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhla konuştuğunda dişlerinin arasından ışık süzülürdü. Cabir bin Semure radıyallahu anh mehtaplı gecede onun yüzü aydan daha aydınlıktı. Abdullah bin Revaha hiçbir mucizesi olmasaydı bile, verirdi onun masum yüzü haberi. Mısırlı kadınların ellerini kestiklerini acı bir tebessümle karşılar ve şöyle mırıldanıp Aişe Sıddıyka validemiz Radıyallahu Anh'a. Yazıklar olsun o kadınlara. Eğer onlar benim dilberim, efendimi görselerdi ellerinin yerine başlarını keserlerdi. Künhüne eremez kimse, eksik kalır ne dedimse, sahip bir el derin hisse Ahmet, Muhammed, Mustafa, Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Enes radıyallahu anh anlatıyor, Ebu Bekir-i Sıddık'ın babası, Ebu Kuhafe, iki cihan güneşine bey'at etti. Mümin oldu, İslam'a geldi. Saçları bembeyazdı. Efendimiz buyurdular ki, o yaşlı zatı ya Eba Bekir, niçin getirdin, biz onun ayağına varırdık. Ebu Kuhafe iman edince, Ebu Bedn-i Sıddık'ı bir ağıt tuttu. Ağladı ağladı, dediler niçin ağlıyorsun? Şu anda Rasulullah'ın amcası benim babamın yerine o iman etseydi daha çok sevinirdim. Çünkü Rasulullah'ın bundan mesrur olacağını biliyorum. İslam'ın ilk dönemiydi, Müslümanların sayısı otuza anlaşmıştı. Sıddık-ı Azam radıyallahu anh dedi ki ya Muhammed, artık tebliğ gizli gizli köşelerde, evlerde barklarda değil, dağların arkasında değil, Mekke'de, Kabe'de insanların ortasında ilan verir. Ya Rab Bekir, daha onun zamanı değil demişse de ısrar etti.
Onun ısrarı üzerine Kabe'ye geldiler, Sıddık Azam İslam'da ilk hutbeyi, imanını ikrar ederek, inancını haykırarak, ehli küfrün içerisinde kelime-i şehadeti getirdi ve onları İslam'a teşvik etti. Hıncı İslam'a çok aşırı olan müşrikler, Sıdrik-ı Azam'ın üzerine kullandılar. Bunlardan, en azgınlarından Utbe Bin Rebi öyle bir yüzlerine vurdu ki eli, yüzü, vücudu kan ve revan içerisinde kaldı. O kadar hakaret ettiler, o kadar dövdüler ki, Hazreti Sıddık'ı öldü diye bir tarafa bıraktılar. Onu alıp yakınları evlerine götürdüler. Teyim oğulları Sıddid-ı Azam'ın kabilesi bunu duydular. Dediler ki hıncımızı alacağız. O Utbe bin Rebia ile biz öldüreceğiz. Hazreti Sıddık baygın bir şekilde perde yatıyor. Akşama kadar kendisine gelemedi. Akrabası geldi, akrabalık yakınlığından dolayı, tam gözünü açıp konuşacağı zaman, biraz kendisine geldiğinde, çok zayıf bir sesle Resulullah'tan ne haber.
Bunu duyan kafirler daha da kudurdu, daha da kudurdu, ölümüne kıl payı kaldı ya Eba Bekir, daha Muhammed'i sayıklıyorsun dediler. Ayrılırken Ümmü Hayır annelerine dediler ki buna biraz yiyecek ver. Yiyeceklerini getirip Sıddık-ı Azam'a ikram edeceği zaman anne ben yemek yiyemem, Rasulullah'tan nefabe. Sükut ediyor, dedi ki Ümmü Cemil'e git, bana Resulullah'tan haber getirsin. Ondan haber almadıkça hayatıma mal olsa bile ne su içerim ne de bir lokma ağzıma alırım. Tabii annesidir, Ümmü Cemil'e vardı. Ümmü Cemil'le beraber geldiklerinde dedi ki Resulullah'tan ne haber var, annene sor, o da iman-ı cizüh. Beraberce Darül Erkam'a geldiler, Efendimize hali anlattılar. Efendimiz yine Sıddıyk-ı Azam'a eza edilmesin diye ortalığın kararmasını bekledim. Ta ki ayak sesleri kesildi. Hiçbir ses duyulmuyor, çok gizli bir şekilde Ebu Bekir-i Sıddık'a geldi.
Onu o halde görünce, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Sıddık'ın boğazına, Hazreti Sıddık da Rasulullah'ın mübarek boğazına sarıldı. İkisi birden ağlamaya başladılar. Ne haldesin ya ya Sıddık? Seni sıhhatte gördüm, ben de afiyet oldum. Allah Cebrail Aleyhisselam, Ebu Bekir-i Sıddık Radıyallahu Anh'ın Peygamberimize sevgisini öğrenmek için Cenabı Hak'tan izin istedi. Ya Rab bana müsaade edip Hazreti Sıddık'ın Resulullah'a olan sevgisini denemek istiyor. Cebrail Aleyhisselam bir bayram sabahı, ama bir adam, eski elbiseler içerisinde, sahih, yoksul, ama bir adam şeklinde yola oturdu. Sıddık Adem bayram için yeni elbiselerini ve cübbesini eğdi, Efendimizin huzuruna gelecek. Hazreti Sıddık geçerken dedi ki, peygamberin sevgisi için bana bir şey vereni Allah affetsin. O zaman Sıddık-ı Azam kütlesini çıkardı, o almaya bildi. Dedi ki bu sözü tekrar et ey fakir.
O da peygamberin sevgisi için bana bir şey vereni Allah affetsin. O zaman yeni giymiş olduğu elbiseyi çıkardı, o ama ya verdi. Tekrarla bunu ey pakez deyince ayakkabısını çıkardı, onu da verdi. Sadece bir gömlekle kaldı. Hazreti Bilal denk geldi, dedi ki ya Bilal eve git yiyecek hiçbir şey kalmadı üzerimde şu gömlekten başka, bana esti ise getir. O anda efendimiz denk geldi, dedi ya Bilal, fatihin kim olduğunu biliyor musun? O ama sıddıkı imtihan için geldi. Bize olan sevgisini ölçmek için geldi. O anda Cebrail Aleyhisselam elbiseyi zaten peygamberimize vermiştir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Al elbiseyi sana veriyor. Dedi ya Resulallah, ben verdiğim elbiseyi alamam, onu siz bir fakire verin. Ebu Talib ve Hatice anamız ahirete göçmüştü. Hatice anamız onun dert ortağı idi. Ebu Talib de müşriklere karşı koruyordu. Dedi ki müşrikler, peygamberin cıltısı bastı artık.
Peygamberimiz davanın hakimiyeti için Kureyş ile bir akrabalık bulmak istedi. Onların içerisinden Hazreti Sıdlif'i seçti. As oğlu Amr'ı Zat-ı Senahis muharebesine kumandan olarak gönderdi. As oğlu Anıp zaferle döndü, Efendimize soruldu, ya Resulallah, insanlar içerisinde en çok sevdiğin kimdir, Aişe buyurdular. Komutan dedi ki, ya Resulallah biz kadınlar içerisinden sana en sevgili olanı sormuyoruz, erkekler içerisinden soruyoruz deyince Aişe'nin babası buyurdular. İbnü'l Münkedir rivayet eder, Efendimiz, ey insanlar, sayın olacağız, Ebu Bekir'i rahat bırakırız. Onu üzmeyiniz, herkes ben İslam'ı tebliğ için geldiğimde beni yalanladı ama Sıddık-ı Hasan tasdik etti. Bir gün Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Bekir-i Sıddık'in yanına geldi. Dün ne amel işledin ya Eba Bekir? Hiç ya Resulallah, her zamanki halim. Ya Eba Bekir sen bir amel işledin, söyle ne amel işledin.
Ya Resulallah hatırlayamıyorum, siz söyleyin ben aynı hal üzereyim. İyi bir düşün Ya Rabbi Bekir, iyi bir düşün, ne amel istedin sen. Düşündü, düşündü, dedi ki ya Resulallah, ben ahirette hatırladım. Senin ümmetine hatırladım. Ümmetin içerisinde afiler ateşe giderse, benim Muhammed'im buna tahammül edemez. Çünkü Peygamberimde öyle bir haslet var ki, O çok acıci, çok merhametlidir. Hayvanların ağır yük çekmesine bile tahammül edemeyen Peygamber. Nasıl olur da ümmetinin ateşe girmesine tahammül eder, ağlar o. 0 ağlarsa ben de ağlarım. Ben tahammül edemem Peygamberimin ağlamasına ve dedim ki ya Rabbi, Hazreti Sıddık öyle söylüyor. Dedim ki ya Resulallah, benim vücudumu Rabbim öyle büyütsün, böyle büyütsün ki cehennemi olduğu gibi kaplasın, hiçbir ümmet-i Muhammed yanmasın.
Müjde sana ya Eba Bekir, Allah sana cennette öyle bir köşk lütfetti ki, o köşkün hangi penceresinden bakarsan gördüğün Cemalullah olacak. Allah, Ay nedir bu alem, Her şey hak ile taim, mirat-ı Muhammed'den Allah görünür daim. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri. Fakri kainat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ümmetinin kendisine duyduğu, sönmek bilmeyen derin aşıklarına işaretle, benden sonra birtakım insanlar gelecek ki, onların her birini biri beni görebilmek uğruna, ehlini ve malını vermeye can atarlar. Bunlardan Abdullah bin Zeyd radıyallahu anh, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde, Ashab'ın hali hüznünden yanıp eriyen mum gibiydi. Onu görmemeye bir gün bile dayanamayan aşık gönüller, artık bu fani dünyada onu hiç göremeyecekti.
İşte bu hicran ve yanaşa dayanamayan Abdullah bin Zeyd radıyallahu anh, ellerini ilahi dergaha mahzun bir gönülle açarak, Ya Rabbi artık benim gözlerimi amatım. Ben her şeyden çok sevdiğim, peygamberimden sonra artık dünyada bir şey görmeyeyim diye samimi gözyaşları içinde iltica etti ve oracıkta gözleri ama oldu, Hutibi Elcean. Ebu Bekir radıyallahu anh, Resulullah Efendimizin vefatından sonra bir hadis nakledeceği zaman, Allah resulünü hatırladıkça ağlar, konuşmakta güçlük çekerdi. Gel ey gönül, hakiki bayram, Cenab-ı Muhammed'e vuslattır. Çünkü cihanın aydınlığı, o mübarek varlığın, cemalinin nurundandır, Mevlana. Eskiden mühürlere hikmetli söz veya şiirler hak ettirmek adetti. Büyük hayırsever bezni alem, valide sultan da mührünü şu manidar mısraları kazıttırmıştır. Muhabbetten Muhammed oldu hasıl. Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl. Zuhurundan bezm-i alem, oldu vasıl demiştir.
Efendimizin mübarek hayatından alınacak örnekler, elimizde pek çok kılacağımız, dikkat edeceğimiz hususlar. Bunlar da kısaltarak birkaç tanesini arz etmek istiyorum. Buyurun Kelime-i şehadet. Şehadet. Kelimesi ile dinlemize hüsnü hakimeler sevgi geliyor. Biz onu niçin seviyoruz? Onu Rabbimiz terbiye etti. Biz onu niçin seviyoruz? En üstün ahlak sahibi kıldı. Onu niçin seviyoruz ışık saçan bir kandil kıldı okuduğum ayat-ı ilahiyyenin manaları. Onu niçin seviyoruz alemlere rahmet olarak gönderdi? Onu niçin seviyoruz? Çünkü o olmasa alemde hiçbir nesne olmazdı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bir işe başladığı zaman besmele ile başlardı. Besmele ile başlanmayan işin hayrı ve bereketi kesiktir, buyurmuştur. Efendimiz acıkmadan yemez, karnı tam doymadan da yemekten kalkardı. Karnınızı iyice acıkmadan yemeğe oturmayın, tam doymadan da halkın şükürler.
Güzellem güzeli Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bulunduğu yerlere ve mescitlere güzel kokular kullanarak giderdi. Kötü kokuyu topluma çıkılmamasını bu kokuyla menkul eyledi. Kutlu Nebi Salnuvacı, sahabilerinden biri hasta olduğunda onu ziyaret eden geçmiş olsun bileğinde bulunur, bir ihtiyacı olup olmadığını sorardı. Namazlarını hep cemaatle kılan ve ashabına namazda cemaati kaçırmamalarını kuvvetle tavsiye ederdi. Evlere gidişte kainatın istihkar tablosunun sünneti, kapının sağında veya solunda durmak, kapıyı en az üç defa çalmak, şayet cevap verilmiyorsa geri dönmek. Efendimiz insanlar arasında renk, dil, soy, sop zenginlik ve yoksulluk gibi sebeplerden dolayı ayrımcılık yapmazdı. Üstünlüğün Allah'a itaat ve takvada olduğunu söylüyordu. Efendimiz tane tane konuşurdu, anlattıkları iyice kavransın diye bazen önemli meseleleri üç defa tekrar verdi.
İnsanlarla şakalaşırdı, ancak şakalarında asla yalan olmaz, gerçeğin farklı tonda bir parıltısı görülürdü. İnsanlara emeklerinin karşılığını hemen verirdi. Bunu, ahlak olarak Müslümanlara da tavsiye ederdi. İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veririz. Seçilmiş insan, Efendimiz aleyhissalatu vesselam, hayvanlara merhametli davranıp, onlara eziyet edilmemesini, fazla yük yüklenilmemesini ve iyi bakılmasını emredildi. Sahabe-i Kiram'ı gece namazına teşvik eder, kendisinden mutlaka her gece uzun uzun tereddüt namazı kılardı. Bitmez ve tükenmez, tavsiyeleri evimizde mevcut. Yine burada Efendimiz aleyhissalatu vesselamın tavsiyeleri bulunmaktadır. Şüphelerden kaçmak, haya sahibi olmak, vakar ve sabırlı olmak, dili korumak, doğru hareket etmek, tevazu, zan, gıybet, tecessüs gibi kötülüklerden uzak olmak ve cömertçe hareket etmek.
Cenabı hakk'ın lütfu ihsanıyla, veren el diye bir derneği kurmayı, Cenabı hak bizlere lutfetti, ihsan etti. Allah'ımız lütfederse, ihsan ederse, bu veren el derneği vasıtasıyla, burada Nebi Ekrem Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, cömertliği hususunda da bazı notlar kaybettim. Efendimizin merada otlayan keçilerini seyreden biri, keçi ister. Efendimiz ona bir keçi değil, olduğu gibi sürüyü teklif buyururlar, sürüyü verirler. O zat kavmine gelir der ki, hiç görmediğim bir hali gördüm. Hiç fakirlikten, yoksulluktan korkmuyor. Olduğu gibi ahir zaman nebisi sürüyü bana teslim edilir. Birinden satın aldığını, tekrar ona verildi. Efendimizin huyuna bakın, birinden satın aldığını tekrar ona verirdi. Kendisine geleni hediye ederdi. Yanında eğer dünya metaı kalırsa ona da üzülürdü. Ümmü Seleme, üzüntülü gördüm Peygamberimizi.
Buyurdular ki dün aldığım yedi dinarı veremedim, yanımda kaldığı için üzülüyorum buyurdular. Kumaş hediye edildi, ihtiyacı varken biri ne güzel bu kumaş deyince ona verildi. Hazreti Aişe radıyallahu anha, üç gün peş peşe harnını doyurmadı, fakiri doyurup az kalmayı tercih ederdi. İbn Abbas radıyallahu anh anhuma insanların Resulullah en cömerdi idi. Ramazan ayında daha cömert davranırdı. Abdullah bin Ömer radıyallahu anh'a, Ondan cömert birini görmedin demiştir. Ebu Zer radıyallahu anh, Resulullah ile beraber geziyor. Uhud Dağı'nın Dağı'nın kenarına geldik. Buyurdular ki, ey Epaze, şu dağ olduğu gibi altın olsa, üç gün geçmeden, onun hepsini fakire, yoksula dağıtırım İşte bundan dolayı, bu hedeften dolayı, veren el diye derneği kurduk elhamdülillah. Bu artık yapacağı hizmetlerin alanı bütün dünyadır.
Sadece belli bir zümre, belli bir kavim, belli bir millet değil, bütün insanlığa hizmet için kurulmuştur. Cenab-ı Hak hayırlı ve mübarek olsun. Amin. Ve kuruluşunu da, arifımız Efendimizin doğum gününe denk getirdiği için, aczeten hamdediyoruz ve şükrediyoruz. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.