Peygamber Efendimizin Adaleti ve İnsanlarla… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamber Efendimizin Adaleti ve İnsanlarla İlişkiler
Peygamber Efendimizin Adaleti ve İnsanlarla İlişkiler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimizin Ehadisi Şerifleri onlardan mütalaa etmeye çalışacağız. Yani, necadis ve mahafilde oturumlarda bulsun, meşh ve harekette, yürümekte ve tavırda bulunsun. Efazılın, böyle faziletli üstün kimselerin haklarını gaip gitmeyiniz. Herkese layık olan muameleyi icra…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimizin Ehadisi Şerifleri onlardan mütalaa etmeye çalışacağız. Yani, necadis ve mahafilde oturumlarda bulsun, meşh ve harekette, yürümekte ve tavırda bulunsun. Efazılın, böyle faziletli üstün kimselerin haklarını gaip gitmeyiniz. Herkese layık olan muameleyi icra ediniz. Bir gün efendimiz yemek yiyorlar. Yerken bir aklı geçiyordu. Halinden de belli, zengin, mahluklu bir insan. Onu davet ettiler. O da geldi. Efendimizle beraber sofraya iştirak etti. İkinci bir kimse geçiyordu. Onu da eline bir sokun deriz ya biz ekmek ekmeğin içerisine artık ne koymuşlarsa onu götürdüler o kimseye verdiler. Bu hal hayrete mucip oldu dediler Ya Resulallah o adamı çağırdın bunu ise çağırmadın. Sebebi nedir? O buyurdu zengin bir kimse idi. Onun eline biz bu ekmeği verseydik ben dilenci miyim?
Ben bir aptal mıyım deyip itibar edilmedi bana diye darılıp giderdi. İkinci bir kimse ise bizim yanımızda bulunmaktan çok haya eder, utanır, yiyip içemezdi. Ona da bu şekilde muamele ettik deyince Efendimizin feraseti, onun aklı, onun görüşü, onun mübarek fikirleri belli oldu. Ne kadar güzel bir muamelede bulundu. Bir gün Sa'd ibn-i Muaz görüşü almak için görüşünü almak için davet edildi. Kendisi Ensar'ın büyüklerindendi. Beni Kuleyze Yahudilerinin hakkında bir hüküm verilecek, davet edildi. Beni Kuleyze Yahudileri hakkında. Geldiği zaman bir at üzerinde geldi. Efendimiz buyurdular ki büyüğünüze karşı ayağa kalkın. Orada bulunan cemaat ayağa balttılar. Çünkü kavmin büyüğüydü o. Bir kavmin. Diyelim ki bir grubun diyelim, bir cemaatin diyelim, bir memleketin diyelim, büyüğü bir kimse.
Artık bir reisi cumhurdan tutun, bir başbakanı, bakanı artık Vesair Valisi, kaymakamlığı, bir yerin seçkin kimsesi ulema-ı kiramda, fuzaladan, faziletli kimselerden geldiği zaman hürmetten ayağa kalktılar. Neler ayağa kalkılıyor? Miraç Hac Sesinde Efendimiz malum Mekke-i Mükerreme'den, Harem-i Şerif'ten Hud-i Şerif'e geldiler. Enbiya ervahı da gelmişlerdi. Efendimiz teşrif buyurunca sallallahu aleyhi ve sellem bütün nebiler ayağa kaldılar ve Efendimizin yapmış olduğu hareketle boşuna değildir. Demek ki bir hafız ilmiyle amil okuduğuyla edeplenmiş, hakikaten okuduğu Kuran'a muvafık bir hayatı yaşayan bir kimse. Böyle geldiği zaman saygısızlık yapmayın diyor. Bir misal olarak görüyorum. Hafızdır, hürmetiz. Alimdir. İlmi ile de amil, ihlas sahibi bir kimse diyelim. Ona da saygınızı gösterin. Mesair artık arz ettiğimiz gibi Efendimiz buna işaret buyuruyorlar.
İnsanlara hal ve şanlarıyla mütenasip mahaller gösteririz. Yani onu bir toplantı diyelim ta gerilerde bırakmayın saygıyla, sevgiyle en güzel bir yeri ona ikram edin. Herkese layık olan muameleyi icra ediniz. Sayısızlık yapmayınız. Mushafaha idiniz kardeşlerimizin, Kalplerimizdeki buğz ve adaveti giderir. Eğer kalbimizde bir kin varsa, bir düşmanlık gibi bir hal varsa musaba hini mülakatla karşılaştığımız zaman yekdiğerinin elini tutup öpmek veyahut hafifçe sıkmak demektir. Demek ki bu da müminin gönlünde eğer ona karşı bir layığız derler, kin derler. Böyle bir hal varsa bunu giderir. Aklın başı insanlar ile mülayemet ve hüsnü muaşerettir. Mülayemet dediği yumuşak, böyle geçim ehli olmak ve hüsnü muaşeret, güzel geçim. İşte dediğiniz gibi güzel geçimdir. Çünkü bunun eğer birisine karşı bir adavet, kini varsa daha da çoğalmış olur, daha da artmış olur.
Peygamber Efendimizin Adaleti ve İnsanlarla İlişkiler ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Adaleti ve İnsanlarla İlişkiler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Efendimizin Ehadisi Şerifleri onlardan mütalaa etmeye çalışacağız. Yani, necadis ve mahafilde oturumlarda bulsun, meşh ve harekette, yürümekte ve tavırda bulunsun. Efazılın, böyle faziletli üstün kimselerin haklarını gaip gitmeyiniz. Herkese layık olan muameleyi icra…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İçini devamlı bir sıkıntı kaplar ve rahat huzuru kalmaz. İşte efendim bizim birbirimize karşı bu saygısız. Bilmem canım sen bu büyüğüne karıştırma. Sen güzel muameleni yap. Onların gönlü geniştir. Onların Allah'ın kalplerini arş, ala etmiştir. Allah'ın kendisidir, hazinesidir. Yillardan evvel böyleydi değil. Böyle yapma. Saygısızlık yapma. Daha çok bizim gibi bilmeyen insanlar yapıyor bunu. Diyorlar ya, atan bizden, bizdendir de attıran bizden değil diye çok güzel bir söz söylerlerdi büyüklerimiz. Atan bizden diyorlar yani bizim aleyhimizde konuşanlar bizdendir. Bunda bir incelik var. Atıyor, tutuyor, olma söz söylüyor hatta tattıran bizden değildir. Yani güzel muamele olmayınca o da kinlenmiş oluyor. E misallerle daha güzel anlarız bunu. Biri aç yolculuğunda iki tane okuyan zat. Bunlar tabi oldukları, bağlı oldukları, sevdikleri bir kimsenin hakikaten aleyhinde kimseler.
Hoca kimseler ama aleyhindeler bu belli. Herkes de biliyor devamlı o büyüklerinin aleyhinde hareket ediyorlar. Bakın bu Hadis-i Şerife dikkat edince nasıl güzellikler meydana geliyor. Diyorlar ki biz bu hocaya çok saygı gösterelim. Abdest mi alacak abdestini, havlusunu tutulacak havlusunu tutuyorlar. Aman hocam diyorlar Sofraya çağırıyorlar, ikramlarda bulunuyorlar. Bu hoca da biliyor. Onların büyüğüne karşı muhalefetini biliyor. Yani o muhalif bir kimse ona karşı. Devletlara da çok saygı gösterince adam tamamen nedamet ediyor. Ben ne yapıyorum? Bakın diyor kendisi bile değil. Evlatlarına kadar bir saygının içerisinde diyorlar. Bu büyük bir akıldır. Büyük bir terasiptir. O benim büyüğüme muhalif ben ona muhalifim. İşte bu düşmanlıklar artır. Şimdi onun sırası ne kalmadı zaten. Şimdi hocanıza anlatıyordum. Tam Ashab-ı Kiram'ın hayatını yaşayacak zamanı.
Öyle onunla meşgul olacak vakit değil. Aklımızı başımıza alacağımız bir zaman. Niye diyeceksiniz? Bak çocuklarımızı buraya getiremiyorsunuz. Bir iki iki gidemiyoruz. Bunun derdine düşelim. Torunlarımızın hiç münasebeti yok. Akrabamızın yaşantısından haberimiz yok. Değişik düşüncelerle biz bu derde düşelim. Onlarla nasıl münasebet kurabiliriz? Onlarla nasıl muhabbetlendiririz? Kuran'a alıştırabiliriz? İsha'a alıştırabiliriz? Efendimizin sünnet-i seniyyesini onlarda nasıl yaşatabilir bu değerli düşeceğiz. Bu çok basit işler. Dulacı işte yıl. Aklın başı, insanlar ile mülayemet ve üstü muaşerettir. Güzel geçindir. Kıymetli büyüklerimizden biri Hac yolculuğunda yine kendisinin iki yaşında olan bir kimse oldukça yaşında baba durumunda babası durumunda. Bu kimseye çok yanlış hareketlerde bulunur. Hani kinlendi mi nasıl olduysa Doldurur ağzını boşaltıp kötü sözler söylemeye.
Şu acayip sözler söyler. Bu Hadis-i Şerif'i bildikleri için bilmese bile onların gönülleri yorulduğu için taksiler içine. O bu Hadis-i Şerif'i görse de görmese de nur çünkü gönlünde bir nur var onun Allah'ın nüzul fikirle. Nur akemeyle nur-i ilahiye mazhar olmuş. Ayetler ve hadisler onun kalbinde zahir olur. Hiç kızmaz bir genci düşünün genç Delikanlı deniyor ya kanının tam kabardığı bir zaman. O ise yaşlı. Yani boğazını sıkabilir. Ve çok da duyuyoruz neler neler oluyor. Çok acayip sözler söyleyince hiç kendisini bozmaz ve derler ki bende bu saymış olduğum kötülükler var ya onlardan kurtulmak için buraya geldim. Hala güzel bir söz söylemiş. Aynen Mevlana'mızın buyurduğu gibi siz diyor pamuk çuvalı gibi olun, atıldığı zaman taş bunu da pamuk haline getirin diye. Adam şimdi şaşırır alır diyor.
Çok kötü sözler söylüyor o ise ben bu hatalardan kurtulmak için buraya geldim diyor Sonra sımsıcak bir dostluk meydana geliyor. Allah'ımız bize bunu Kuran Azimüşşan'da ifade buyuruyor. Kötülükle iyilik bir olmaz olur mu? Adam yalan söylüyor bir diğerine doğru konuşuyor. Bir olur mu? Olmaz. Bir diğeri diliyle zinada, kedi ile zinada, başka hallerde bunun karşısında da bir başkası hep namusunu korumakla edeple erkanla bir hayat geçiriyor. Elbette bile olmaz. Namusunu koruyor, muhafaza ediyor. Onlar namuslarını korurlar diye uyduruyor ama bir başkası tamamen kısıtlı bir olmaz tabii. Biri işte yiyeceğinde, içeceğinde, ortaklığında diyelim bir balık bahçe işlerinde hak ve hukuka son derece riayet ediyor. Bir başkası onun bulunmadığı bir vakitte malına, mülküne konuyor. Belki sınır da değiştiriyor. Haksız muamelelerle muamelelerle hakkımda gayb ediyor.
Bu hakka dikkat edilenle riayetle etmeyen bir olur mu? Olmaz tabi. Rabbimiz bunu bölüyor. Çok uzun gider bu İslam'da. Mevlamız öyle buyuruyor. Harikalen güzel İyilikle kötülük bir olmaz. Olmaz tabii. Hayırlı bir insanın gönüllerdeki sevgisine bakın. Hayırsız kimselerimizin de gönüllerdeki nefretine bakın. Nefretle karşılanır. Aynen misalleri, verdiğimiz gibi kötülüğü en güzel bir tavırla, ünle. Hani güzel halinle, yaşantınla örnek olun. Seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki yakın bir dost olur. O da karşılık vermeyince tabii alınan Evrad ve Ezkarlar yapılan rabıtalar murakimeler insanın gönlünden kini, kibri, hasetliği yapacak olursa çok iyi dikkat edersek tamamen terk eder. Terk eder ve sımsıcak bir dostluk meydana gelir aralarında. Ben onun hakkında böyle düşünüyordum. O ise tam tersi harekette bulundu der ve dost olurlar. Buna nasıl verir insan esanı? Mevlamız buyuruyor.
Bu hasletle bu haslet, bu güzel tavır ancak sabredenler buna erişirler. Sabriller. Ani birden hiddetle kalkmıyor. Sabriliyor. Ne kadarıyla tatlı oluyor. Hayırdan büyük bir pay sahibi olan kimse kovuşturuyor. Yani ibadeti ona büyük bir fayda hasıl etmiş. Yani şeddil evrad esker de öyle, kıldığı namaz da öyle vesaire. Haccı da öyle, zekatını da öyle. Ne diyeyim? Bütün tebliğ de öyle, daveti de öyle. Aile içerisinde güzel hareketi tavrı da öyle. Bunlara eğer bunlardan bir nasip almışsa ibadet ve taatle olduğu Tevhid meseleleri. Kuran Azimüşşan'ın buyuruyor. Bunlardan bir haz alacağı olursa ancak onlar böyle güzel bir muamelede bulunurlar. Yoksa işte tamamen çivimden çileler. Hati olan, gizli olan amel ve ibadet, celi olandan efdaldir. Bu kıldığımız namaz değil. Zaten namazın gireceksin. Bunun yanında nafile taatlerde bulunuyoruz. Gizli olması daha diyor eftaldir. Daha kıymetlidir.
Lakin insanlar onu görüp uysunlar fikri ile alenen yapılan ibadet daha eftaldir. Eğer bir başkalarını teşvik ise, onlar da bu hayırlı taati yapsın düşüncesiyle yapıyorsa burada müstesnadır. Borç gibidir. Temiz sır vermiş. Zaten bizim söz vermemiz Araf Suresi yüz yetmiş birinci Ayet-i Celilesinde ta ruhlar aleminde biz o sözü verdik zaten. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Buyurulduğunda, evet sen bizim Rabbimizsın diyerek biz yüz yetmiş ikinci ayet-i celilede sözü verdik. O Rabbimizsın demek bütün emri ilahiye uymak demek. Büyük bir vebadır tabi. Er-Raid Ertü'l deymin boş gibidir. Söz değilmişse sözünü diğerini getirecek. Miyet eylediğin bir iş, bir iş yapmak istiyor. Bunun için kalbinde hav tereddüd olursa o işi yapmamalı. Yalnız bu herkes için değil. Şerhinde Hadis-i Şerif'in şöyle bir izah yapmış. Kalbi arz ettiğimiz gibi nurlu bir kimse, öyle yanlış bir düşüncesi yok.
Buradan bir söz alıp başka yere arttıracaksın. Bu belli oluyor zaten. Neyse biz o kavgada değiliz. Efendim şimdi kalbi nur gibi parlıyor. Nur gibi ibadetle, taatle nur olmuş. O gönülde Allah'ımızın korkusu da yerleşmiş. Takva ehli olmuş. Ona dönüş sırrı da belirmiş. Azameti ilahiyesinden çekinme hasreti de mevcut. Böyle bir gönül ancak tereddütle düşer. Sıkıntı duyar. Bu kişiden bana bir sıkıntı geliyor. Demek herkes için değil. Demek ki kalbi pak olan insanlarda zuhur eden bir durumdur. Tereddüt ediyor. Bu iş sıkıntılı geliyor diyor mesela. Bu işi diyor yapmamalı. Bu da Allah'ımızın mümine bir ikramıdır. Allah'ımız kendisini kendisine bir nasihatçi etmiş. Kavil söz. Fiil tavır olarak yaşantı olarak insanlar ile hoş geçinmek ve mülatafe eylemek sadakadır. Böyle latife yapıyor da dinimizin ölçüleri içerisinde bir latife yapıyor. Bu sadakadır buyuruyor.
Demek ki hep burada şahsi taatlerimiz oluyor. Bizi Rabbimiz katında onun rızasına geliştirecek ameller de insanlarla güzel geçirmiş. Pederiğin ahbabını ziyaret hasenattandır. Babayın, babayı ahbabını ziyaret sevaptır. Eskiden beri bir dostlukları var Allah için. Kardeş olmuşlar. Babası da ahirete göçmüş. Fakat hatırlıyor babasının dostlarını. Onu ziyaret ediyor, memnun ediyor, mesur ediyor. Bu bir sadakadır. Mesela buraya geliyoruz gelirken tek başınıza görüyoruz ama nilelerde ne insanlığa dindirdiğimizde öyle gönülden çıkan bir iş değil. Bundan dolayı Meclislerde cereyan eden söze, meftun tutulmalıdır, gizli tutulmalıdır. Konuşulan sözler gizli olmaktır. Ne kadar bizi derecelendiriyor, mükafatlandırıyor. Efendimizin Sünneti Seniyyesine uymak. Ne kadar insanı seçkin bir hale getiriyor. Din kardeşine karşı tebessüm ve ishali ferah eylemek sadaka.
Din kardeşine böyle bir güler yüzle karşılıyor. Bu diyor bir sadak-ı sevabı var diyor. Ve belki şiir için lazım olan şeyleri taallüm ediniz. Zira inşadı şiir için istihsali lazım gelen mukaddimanın tahsili lisanınızı fasih eyler demektir. Şimdi çok belli ifadeler var. Beli fasih edibane. Aşağıya söyleyeyim mi? Böyle öğrenmişiz. Çok sanatkarane sözler söylenmiş. Onlar diyor sizin dillerinizi hitabınızda ne de çok güçlü kılar. Karşınızdaki kimseye de Allah'ımızın emirlerini bildirirken gönüllere tesir diler. Kalplere tesirini de yapar bunun için diyor. Ne kadar güzel insanlar arası münhasır edelim. Birazcık hızlı hareket edeyim de yetiştirmeye çalışayım. Hep yarıda kalıyorum. İhsan sahibi olan Aliyyanı böyle ikram eden zenginler. Eğer durum müsaitse mesela Cuma günü bugün perşembeden hazırlayacak. Gücüne, durumuna göre hazırlayacak. İşte en yoksul Ona verecek.
Bu ne güzel bir sıfat, ne güzel bir sıfat. Bu bizim şahsi taatlerimizden, yaptığımız taatlerden çok üstün. Bir görü vermek gönüllerini durumu müsaitse. Ihsan sahibi olan avniyanın, böyle çok iyilik yapan bir zengin. Fukara tarafından mükafatı nüsüpend ile dua ve hayli demektir. Tam Es'ad-ı Yevbili Hazretleri yüz sene önce tahminen diyorum. Geçen mübarek bir Allah'ın veli kulu. Bunun dilini diyorum şimdiye aktarmada bir zorluk çekiyoruz biz. İhsan sahibi olan zenginlerin fukara tarafından mükafatı ona güzel nasihatte bulunuyor. Aman ha ticaretimize helal kazanç olsun. Onu bunu aldatmayalım diyor. İşte zenginlik bizi gururlandırıp da Allah'ımızın emrine çıkmayalım diyor. Onun gibi nasihatte bulunuyor. Ve hayırlı dualarda bulunmaktır. Müminin melkulat ve meşrubattan fazla kalanını yemek ve içmek şifadır. Müminin artı gördüğü mümine şifadır. Vahid boştur.
Değil yazıklar olsun, şok kimseye ki. Vade ile söz verir de sonra bir mani şer'i bulunmaksın ifa etmez. Şer'i bir mazeret yok ama keyfi öyle arzu etmiş, ona göre hareket ediyor, onlar için yazıklar sunmuyor. İki, üç Hadis-i Şerif almış. İnsanlara anlayabilecekleri mertebede söz söyleyiniz. İnkarlarını mucib olacak sözleri sarf ve nazar etmeyiniz. Konuşmayınız. Size iyilik edenlere mükafat ediniz. Bir kimse kavim ve kabilesine muhabbet etmekle leh bulunmaz. El Fudayd Bin İyaz Rahmetullah Ali Hazretleri çok güzel sözler Böyle insanlarla yersiz bir şekilde haşır neşir olunuyor. Yoksa biz yalnız bir varlık değiliz ki insan sosyal bir varlıktır. Birbirine ihtiyacı vardır. Muhtaçtır insan ama bu bir araya gelişler bir diğerinin aleyhinde konuşuluyorsa bunlar doğru değildir. Bir araya gelinmiş ama bunda bir menfaat yok. Hep biçimsiz sözler söyleniyor. Yok.
İnsanların faydalarına olacak sözler konuşuluyorsa bizim ahirette de kurtuluşumuzu temin eden bu müstesna. Yoksa insanların yapmış olduğu yanlış tavırlardan dolayı onlara ortak ol mu? O kötü sözlere ortak olmamak için yalnız duracak olursa bunlara ne mutlu. O Allah'ımızı muhabbetiyle oturmuş olur. E bakıyor bir güzel geçinmeye çalışıyor ama konuşulanlar doğru değil. Mani dolanıyor, engel dolanıyor. Öyle olmaktansa ayrılmak daha hayırlıdır. Kişinin duymuş olduğu bin büyük zevk Rabbimize münacat derler. Bu belli bir seviye ister. Bu gönülden olan bir iştir. Öyle dil ya, bilmem filan da olacak bir iş değil. Nasıl seviyeye ulaşacağız? Bir kere mutmainne derler, Kuran-ı Kerim'de geçen. Nefsinin tamamen kötülüklerinden kurtulmuş, ruhen de olgunlaşmış, Yaptığı taatlerin esrarı sırları gönüllerinde gönlünde başlamış. Eğer böyle olacak olursa o kimseler Rabbimizle adeta dilleşir.
Bu ne demek dilleşmek? Kalbine ilham olur. Allah tarafından da bildirilir. Bu yaşanan bir hal. Biz bundan çok zorluk çekeriz. Tealet derece derecelerin en üstünü Rabbine tamamen yönelmektir. O zaman işin gücün terk oluyor değil. Hanımıyla bir olduğunda namusumu koruyor diye. Evinde çocuklarını en güzel edep ile hedeflendirmeye gayret gösteriyor. İnsanlar ile muamelesinde faydalı olmaya çalışıyor. Ticareti de düzgün, her türlü tavrı düzgün. Bu yüksek derecelerdir. Kalbinde Allah'ımıza karşı bir muhabbet var. Rabbimizle bir dostluk. Mesela okuduğu Kuran-ı Kerim'de ayetlerde imanının artışına şahit oluyor. Bu Enfal suresinde geçen Rabbimiz bize yaşamamız için emrediyor bunu. Onların okunan Kuran ile imamları çoğalıyor. Aklına aklı da bunun kamil oluyor. Rab'ından ümitvar oluyor. Bütün azaları ile Rabbimize yönelmiş. Ancak ancak hiçbir şeyden çekinmiyor.
İlleden hatalarından dolayı utanmıyor. Rabbime karşı yanlış yaptım diye.