Osman doğan kardeşimizin sevgisi ve muhabbeti bizimle alakası daha görüşmeden önce başladı. Kayseri'den kamil kebap diye bir öğrenci Mısır'dan gelip gidiyor. Bizimle de görüşüyor. Diyorum ki orda iki kişi üç kişi de olsa bir araya gelin. Ayetlerden okuyun. Hadis-i şeriflerden okuyalım. Hayırlı kelamlardan. Rabbimiz Kuran'ı azimüşşan'da zikredin diye buyuruyor. Zikredelim. Halaka-i zikir hadis kitaplarında geçer. Bunu temin edin diyordum. Onlar da elhamdülillah Osman Doğan kardeşimizin delaletiyle bunu yapıyorlardı. Fakat Osman duanı duydukça ünlümüzde bir sevgi ve bir muhabbet uyarmıyordu. Osman duanın babasının da muhterem babaları Ali Galip hocamızın da beyan buyurduğu gibi. Hemen bir parantez açıp şunu nakliyayım size. Hızır aleyhisselam'la Musa aleyhisselamın buluşmasında biliyorsunuz kimse misafir almıyor bunları, yıkılmak üzere olan bir duvarın dibinde kalıyorlar.
Kenarında diyelim. Orayı düzeltiyor. Musa aleyhisselam neden düzeltiyorsun deyince burada bir deste veya neyse artık bir kap içerisinde altun var. Eğer düzeltmezsem bu babaları salih olan çocuklara aksetmez. Dikkat buyurulursa Hızır aleyhisselam diyor ki babaları salihlerdendi diyor. Onun için düzeltiyorum ve birçok sırları da var. Şimdi biz Osman Doğan diyoruz. Hocamızı daha yakında da kazanmamız sebebiyle, ağlıyoruz. Acaba bizim halimiz ne olacak diye. Diyeceksiniz ki, herkes kaybını söylüyor, siz kazancını söylüyorsunuz. Allah için dostları çoğaltın, kardeşin kardeşi şefaati var. Bir şefaatçimiz ahirete göçtü. Onun için kazanç diyorum. Daha onun kazancı pek çok. Aynen buyurduğu gibi babaları salihlerden mübarek bir kimse Ali Galip Doğan hocamız Cenabı hak ona huzurlar mutsuzsin gönüllerine, sahur suları döksün.
Arz ettiği gibi evlatlarının ahvalini, halini anlattığı gibi onu, sanki Al-i İman suresinde Meryem validemizin bir fidan gibi yetiştirildiğini, onun gibi de yetiştirmeye gayret ettiğini ifade ettiği gibi hakikaten sevilmeyecek bir kimse değildi. Daha görmeden onu seviyordu. Ona muhabbet ediyordu. Bir mektubu geldi. Hayran kalmamak mümkün değil. İmam Rabbani hazretlerinin mektubatı var. Esad Ebilyi hazretlerinin de mektubatı var diyen çok kıymetli insanların mektupları var. Aynen onlara yakın bir mektup. Bizim Hasan Türkmen ipek hocamız hakikaten ahlakının güzelliği ile ipek denmiştir. Bir defasında Almanya'ya gitti. Kardeşleri, Mehmet Türkmen beyefendi, üstadümüz sağ kolum gidiyor, nasıl gönderirim deyince, efendim bir kolunuz da orada olsun diyor. Orada bir müddet kaldı. Göndermiş olduğu bir mektup var. Ağlamamak mümkün değil.
Üstadımızın huzurunda oturuşunu, otururken mutfaktan gelen yemeklerin kokusuna kadar söylüyor. Bu söylenir mi? Aşk ve muhabbet söyletir. Burada yemeğe olan arzu ve isteğini söylemiyor. Öyle duygulanmış, öyle aşklanmış, öyle zevklenmiş ki, ona kadar hatırlıyor ve mübarek dillerinizden ehlullahın hayatını, menkıbelerini anlatırken, mübarek dillerinizden dökülen o malları unutmak mümkün mü diyor ama şimdi ifade etmem mümkün değil, anlatamıyorum. Böyle aşkını ifade etmiyor. Osman doğan kardeşimizin gönderdiği mektup buna benzer bir mektup. İpek hocamızın sevgili damatları bizim de sevgi duyduğumuz Hasan Hüseyin Benli hocamız Almanya'ya gittiler. Geldiklerinde, halemder camisini o kadar özledim ki, tozuna bile kurban olayım dedi. Beraber evimize gittik. Dev bunlarındir, gelinlerimizindir. Kayınpederlerinin mektubunu okuyamadım. Birkaç satır okudum.
O aşk, o muhabbet, o zevk okunacak gibi değil ağlamaya başladı. Aynen onun gibi bir mektup gönderiyor Osman Doğan bize kardeşimiz. Şimdi yaşıyor gibi geliyor bize. Ruhen yaşıyor bunu biliyoruz bir izinde. Ama, ölüm ifadesini kullanamıyorum. Çok sevdiğim için dayanamıyorum. İnsan sevdiklerine öyle oluyor. İstanbul'dan Mustafa Demirci kardeşimiz bir de bir telefon açtı. Efendim. Van'ın Erciş ilçesinden Erhan Çavuşoğlu, orda belediye bir isimdi. İtihal etti. Delil, o anda ne söylediğimi bilmiyorum. Kendisi naklediyor. Demişim ki, Mustafa bundan sonra biz daha yaşayacak mıyız? Develden gelirken Osman Hocamızın vasiyetlerinden birisi şu. Cenazemizi diyor bu fakir için söylüyor. O kıldırsın. O olmazsa Hasan Aslan hocamız kıldırsın. Onun huzurundaydı. Buradan gelirken Kalemder Camii'nin muhterem imamı Mehmet iyi de kardeşimiz radyoyu açtı veya biz açtı.
Biri konuşuyor ama, öyle bayağı basit bir konuşma değil, içinden gelerek konuşuyor. Gönlünden geliyor. Öğrendim ki Mahmut Sami Kozan dostumuz. Bu duygularla geldim, camiye oturdum, ezan okundu, Dedim ki radyo var mı? Var. Dinlemeye başladık. Sizinle beraber dinledik ve duygulanmamak mümkün değil. O yolda da demişim ki, Osman bizi de o halkaya çektin, götürüyoruz. Osman bizi de o aleme çekti. Hakikaten sevgili bir dostu. Mahmut Sami dostumuzun ifade ettiği gibi, eğer arkasından birkaç kişiyi ağlatacak olursa, canı gönülden, Cenabı Hak ben bildiğimden de vazgeçer. Onu af ve mağfirete mazhar kılarım, buyuruyor. Dinliyorum, bağlantıları yapılıyor. Bağlantılar yaptığı kimseler hep ağlıyor. Cenabı hak böyle irtihalinden sonra kendisini güzelce vasfedecek, hayırlı kelamlarla yad edilecek bir halde kılsın cümlemizi. Osman duanı biz görmedik ama içimizde bir sevgi, bir muhabbet kaynamaya başladı.
Ziyarete geldiler. Zannelerim zevce-i muhteremeleri kıymetli bacımız. O bizim bacımızdır. Zaten acısı bizim gönlümüzdedir onun. Ve kayınvalideeleri ve etrafıyla geldiler ama bambaşka bir zevk bir muhabbet hasıl oldu. Gelişleri çok zevkli, gidişlere de bambaşka bir zevkli. Osman Efendi'nin telefonunu istedim. Öyle bir heyecanlıyım ki, şimdi Osman Efendi ile nasıl konuşacağız diyor. Açtığımda halil dediğimde esselamu aleyküm dediğimde acaba Osman dayanabilir mi diyor. O kadar sevmişiz. Sonra buraya insanları o kadar meylettiriyor ki, irşad olalım, ıslah olalım diye. Onlar gelmeden önce telefon açıyor. Efendim şöyle kimseler geliyor, onlara şöyle muamele gidersek çok iyi olur. Efendim işte bir kimse daha geliyor. Bunun tesiriyle birçok insanların ıslahına vesile oluruz. İnsanlığa faydalı olurlar. Hayırlı hizmet verirler.
Ona da şöyle bir muamelede bulunursak güzel olur diyor hep teşuk ediyor. Şimdi insan sevince Ali Kerremallahu vecheh Efendimiz, dostluğun üç alameti vardır buyuruyor. Birisi, birisi irtihal bittiği zaman cenazesinde bulunur. İkincisi, ondan sonra yavrularını, geçimini, onun dünyevi ve uhrevi bütün hallerini düşünür. Üçüncüsü, onun aleyhinde konuşturmaz. Biraz mevzu değişik oluyor. Birbirini takip etmediğini biliyorum. İnsan sevdiğini anarken de çok heyecanlanıyor. Anadolu yakasında, Seyhanî Derneği'nde üstadımız için bir program icra ediliyor. O programın icra edildiğini de geliyor. Oraya vardım. Daha gelmeden önce Mahmut Sami Kozan telefon açtı. Hacı bir haberimiz var dedi. Osman Efendi iftihar etti. Artık Osman doğanın üzerine hiç getirmiyorum bunu. Dedim karakolluk mu acaba? O doksan yaşına yakın. Tabi onu da seviyoruz. Osman dedi. Üstadımızın şu sözü hatırıma geldi.
Buyururlar evladım, biz irtihal edene değil de kendimize üzülürüz. Zaten mukadder. Esamire. Ölüm geldiği zaman ne bir adım ileri, ne de bir adım geri attır. Fakat bizim halimiz ne olacak diye. Bu hatırıma geldi. Ashab-ı Kiram'dan şehit olanları hatırladım. Bilhassa hatırladığım Mus'ab bin Umeyr oldu. Resulullah'ın Uhud muharebesinde efendimiz bir ara yalnız kaldılar. On iki kişi onu muhafaza ediyordu. Hazreti Musa'nın kendisini düşman tarafından atılan okullara hedef etti. Resulullah'a bir şey dokunmasın diye. Fakat Hazreti Musa'nın şehit olmuştu. Efendimiz Mus'ab diyor hiç ses çıkmıyor. Mus'ab diyor hiç ses çıkmıyor. Meğer Melaike-i Kiram'dan birisi o şekli alıyor. Osmanlı şehadeti bize bunu hatırlattı, diyen Ashab-ı Kiram'ı hatırlıyorum. Cenab-ı Hak teselli etti elhamdülillah. Ali efendimizin buyurduğu dostun, dost üzerindeki haklarından birisi aleyhinde konuşturmaz.
İkincisi cenazesine iştirak eder. Üçüncüsü de çoluk ve çocuğunu düşünür. Burayı anlatamam. Onunla olan maddi bildik telliğimizi anlatamam, haya ederim Ve bunun çok iyi bir şekilde devamını arzu ediyorum. Bizim için sevgili dostumuz, Osman kardeşimizin de sevgilisi ona muhabbet duyan Ahmet Çakır kardeşimiz bir ev tahsis ettiler bize. Dayalı ve düşeni. Her şeyiyle hazır, Erenköy'de bakmaya bile kıyılamayacak en güzel biri. Kendilerine sorun, kıymetli kardeşimize sorun, içine girip istirahat etmiş değilim. Beğenmedin mi? Beğenilmeyecek gibi değilim. Ama diğer yerlerde kaldık. Biz o yeri, o yeri Osman doğan kardeşimizin çoluğuna ve çocuğuna hediye ediyoruz. Şimdi Osmanlı'yla aşkımız muhabbetimiz bitmez ve tükenmez. Toplantılarda, birbirlerimize bakıyorduk. Her görüşmemizin sonunda bir mesaj çekerdi. Aşkını ve muhabbetini mutlak ifade verdi söylendi. Fakat şunu hissediyordum.
Osman Efendi bizim yanımıza gelirken dolu geliyordu. Çok meseleler konuşmak istiyordu. Sevgi ve muhabbeti ona engel oluyordu. Sevgisinden, o konuşacakların hepsini unutuyor. Biz Anadolu yakasında Seyhanî Derneği'nde üstadımızın programında bulunduk. Osman Efendi'nin iftiharini yeni duydum. Hep onunla konuşuyorum. Ölümle konuşuyorum. Bir ara Mahmut Akay kardeşimiz, Veysel Hocamız buyursunlar dedi. Ben de hiç hesap etmedim. Meğer Veysel kafalı kardeşimiz dua edecekmiş. Acaba kim diyorum böyle Veysel hocamız deyince. Geldi hemen oturttum. Duada belki ihtiyaç duyar diye Kuran-ı Kerim'den hatim duasını açtım. Fakat çok dehşetli bir dua etti. Öyle bir dua etti ki böyle ha iniyor sanki içinde. Dualarında ara ara Osman kardeşimizi yad ediyor. Osman kardeşimizi rahmetle anlıyor. O da duymuş. Sonra Mehmet Birhanda kardeşimiz.
Hem Sami Ramazanoğlu, Kaddafi Allah-u Sırrı Hazretleri'nden hem de üstadımızdan iki kaynaktan beslenen sevgili kardeşimizle yola çıktık. Cenazeyi yetişeceğiz. Duhan suresinde Cenabı Hak Sema onlar üzerine ağlamadı diyor. Sema onlar üzerine ağlamadı diyor. Bir gün biz yaz günüydü, evin balkonunda oturuyoruz. Bizim çok yakınımız, madden de yakınımız, madem daha çok yakınımız, Teheccü Hanım diye bir anamız irtihal etti. Üstadımız onun için Allah debisidirdi. Öyle bir anneydi o. Bir halı dokunmuş, üstadımıza, efendim bunu Sami Efendimiz hazretlerine gönderir misiniz? Gönderiyor. Bir hafta sonra ittihat ediyor ana. İftali haber veriliyor. Sami Menderes hazretleri seccadeyi koltuğuna alıyor. Aile fertlerine, bir hici hanımın ruhuna okuyalım buyuruyor. Zamanın kutlu, ağza, mum okuyor. O rüyacı etlerine bilmem kadar geçecek olsak vaktin yetişmesi mümkün değil.
Evin önünde oturuyoruz, seslerde duyurdu ağız sesleri. Yağmur da hafif böyle yağmaya başladı. Üstadımız buyurdular ki, eğer yağmur yağmasaydı bunun velayetinden şüphe edecektin. Biz Konya'ya giriyoruz. Konya'da sadece evi, ailesi, çoluğu, çocuğu, etrafı mahzun değil, Konya'nın sanki üzerine kan ve keder çökmüş gibi birer var. Var. Konya'da ağlıyor. Sema'da ağlıyor. Ara ara yağmurda dökülüyor.