Estağfurullah. Ramazan'ın hilalini gördüğünüz zaman oruç tutun. Ve iza raytu muha feasteru. Onu müteakip hilali gördüğünüz zaman da iftar edin. Eğer gökyüzü bulutlu olmaktan veya başka sebepten hilali göremezseniz otuz gün oruç tutun. Yani otuz günü hesap edip öyle bayram yapın. Ve galen Nebi'yü Sallallahü Teala Aleyhi ve Sellem bu Hadis-i Şerif'in de orucun üstünlüğünü ifade ettiğini görüyoruz. Oruç saatinde riya yoktur. Hiçbir saatte olmamakla birlikte orucun önemi burada daha güzel ifade edilecek, aleyhüssalatü vesselam Efendimizin mübarek dilinde. Ademoğlu'nun her amel ve hareketi kendisine aittir. Oruç öyle değil. Şüphesiz ki o benimdir. Çünkü ben yemem, içmem, beşeri bütün sıfatlardan münezzehim. Hem oruçta riya da yoktur. Binaenaleyh ben orucun mükafatını bol bol vereceğim buyuruyor. Bu hadisi şerif hadisi kutsidir. Yani manası Cenabı Hak Azze ve Celle hazretlerinden.
Lafzı da Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz tarafından buyrulmuştur. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bu kutsi hadisi beyan ettikten sonra şöyle buyurdu. Oruçlunun sevineceği iki ferah vardır. İftar ettiği zaman Cenabı hakk'ın nimetlerine kavuştuğu için sevinir. İkincisi Rabbine ulaştığı zaman da orucu berekatıyla yüksek dereceye nail olduğu için sevinir. Çok büyük bir mükafat, çok büyük bir ihsan, sevgili Peygamberimiz Sallallahu Teala aleyhi ve sellem, Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu. Oruç kulun cehennem ateşinden korunacağı bir kalkan, bir siperdir. O benimdir ve ben onun mükafatını bol bol vereceğim buyuruyor. Yalnız saatlerde, ibadet ve saatlerimizde büyük, küçük, ne kadar hata ve isyan varsa hepsinden uzaklaşmamız gerekir. Çünkü kurşunun hedefe isabet etmesi icap eder. Eğer namlu temiz olursa kurşun hedefe ulaşır.
Eğer yediğimiz içtiğimiz helal olursa, dilimiz de kötülüklerden korunursa muhafaza edersek, aleyhüssalatü vesselam Efendimizin hadis-i şeriflerinde belirttiği üzere iki hususta eman verenin cennete girmesine kefilim. Birisi dil, birisi de namustur diye buyuruyor. Korunacak olursa Cenabı hak yapmış olduğumuz duaları da hedefine ulaştırıyor. Oruç cehenneme karşı bir siper, masiyetlere yani günahlara karşı bir kalkandır. O halde oruçlu kötü söz söylemesin, cahilliğe kapılmasın. Eğer bir kimse kendisiyle dövüşür yahut ona söverse derhal iki defa gerçek, ben oruçluyum desin. Ruhun kudreti elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, celle celalühü, oruçlunun ağzından, ağzından açlıktan dolayı kokması Allah'ın dinde misk kokusundan daha hoş ve daha temizstir. Çünkü o kimse, Buyuruyor ki Cenabı Hak şöyle buyurdu. Oruçlu kimse sırf benim için yemesini, içmesini şehevi arzusunu terk etmiştir.
Oruç benimdir ve onun sayıya gelmeyen mükafatını ben vereceğim. Halbuki diğer ibadetlerin sevabı o misliyle ödenir. Ramazan orucuna aynı zamanda sabır orucu da denmiştir Çünkü son bir saniyesine kadar ihtar olmadan, ezan okunmadan katiyen yiyemiyoruz. Sabrı ecri ise Kuran Azimüşşan'da Zümer Suresi onuncu ayeti celilede ashable, Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir. Sabrın lügatten manası bir kimseyi bir şeyden alıkoymak, nefsi darlık altında iken zapt etmektir. Çok güzel izah buyrulmuş. Sair kitaplarda da aynen bu şekilde geçmekte. Hiç şüphesiz muteber kaynaklardan alınmıştır. Lügat olarak zaten ifade buyuruluyor. Sabır, lügatte bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. Nefsi darlık altındayken zapt etmektir. Örfte ise nefsi aklın ve şeriatın iktiza ettiği vechile yahut onların haps ve zaptını istediği şeylerden tutmaktır. Umumi bir lafızdır, bulunduğu mevkiye göre isim alır.
Mesela nefsi bir günahtan alıkoymaya sabır denilir. Zıddı ceza mihnetlere, zorluklara tahammül etmemek, şikayet etmektir. Muharebede sebat etmeye şecaat denilen, zıttı korkak vardır. Aynı zamanda oruç taatinin ve galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem oruç da Kuran-ı Azimüşşan da kula, yani kendilerine devam edenlere kıyamet gününde şefaat edecektir. Oruç der ki, ey Rabbi oruç diyor ki ey Rabbim hakikat ben onu yani oruçluyu gündüzleri yemekten ve şehvetlerden men ettim. Onun hakkında beni şefaatçi kıl. Veyagulül Kuran, Kuran Azimüşşan da diyor ki, oruç rabbi ey Rabbim menatun nevme bil leyl, ey Rabbim ben onu diyor geceleri uykudan alıkoydum. Sevgili peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, kim Ramazan orucunu farz olduğuna inanarak ve sevabını da Allah'tan isteyerek gönül hoşluğu tam bir iflas ile tutarsa geçmiş küçük günahları bağışlanır.
O kadar bir ihsanı var ki Cenabı hakk'ın, bazen düşünüyoruz, diyoruz ki Allah'ımız bizi bağışlamak için öyle imkanlar lütfediyor ki zaten insana vermiş olduğu değer ölçülemez. Onu halife kılması, ruhundan üflemesi vesair nimetleri. Bunun yanında da hata ettiğinde ah Rabbımızı tanıyabilsek mümkün mü insanın hata edebilmesi? Mümkün mü Cenabıhakk'a karşı? Ama hata ettiğimiz zaman da bağışlama imkanını lütfediyor. Yeter ki tam manasıyla dönebilelim. İşte Ramazan-ı Şerif, en büyük imkan. Çünkü Ramazan ayı geldiği zaman cennetin, aynı zamanda semanın kapıları açılır ve Şeytanlar da zincire vurulup bağlanır. Hakikat cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki kıyamet günü oradan yalnız oruç tutanlar girer. Onlardan başkası oraya giremez. Oruç tutanlar nerededir denilir. Onlar kalkarlar, oradan giderler. Onlar girince artık o kapı kapanır da kimse oradan giremez buyuruluyor.
İşte oruçta bağışlanmamız, inşallah candan döneriz. Sadi Şirazi'nin bir sözü var. Buyuruyor ki kişi günah ve isyanından dolayı gece kalkar, yalvarır, yakarır Cenabıhakk'a, kabul olmaz. İkinci gün yine vazgeçmez, yalvarır ve yakar. Üçüncü gün de yalvarır ve yakarır. Öyle olur ki gözünden yaşlar akar. Secdeler ıslanır. Allah'ımız melekleri de şahit tutarak şahit olun ey meleklerim, ben bağışladım diye buyurur. Böyle bir imkanı lütfediyor Mevla. Daha imkanlar çok. Burada Hadis-i Şerifler oruç hakkında çok olduğu için bitirmeye çalışıyorum. Zaten birisiyle amel etsek ne büyük bir nimet. Kim Ramazan'da oruç tutar, onun hududunu tanır, korunması lazım gelen şeylerden tamamıyla korunursa ondan evvelki küçük günahları örtülmüş, yeni bağışlanmış olur.
Oruçlunun dikkat edeceği hususlar hususunda ve galen nebiyyu sallallahu teala aleyhi ve sellem Oruç sadece yemekten içmekten vesaireden kesilmek değildir. Kamil ve sevaplı oruç ancak faydasız laftan, boş vakit geçirmekten, kötü söylemekten nefsi emarenin bütün temayüllerinden de vazgeçmektir. Şayet biri sana söver. Yahut sana karşı cahilce herhangi bir harekette bulunursa kendi kendine gerçek ben oruçluyum, gerçek ben oruçluyum de sabret. Allah'ım muhafaza buyur. Rabbimiz korusun, sadaka Resulullah. Bazı oruçlar vardır ki kendisine ait olanı açlıktan başkası değildir. Nice kimseler, yani gece ibadet eden teravih namazı kılan kimseler vardır ki kıyamından kendisinin olanı uykusuzluktan başkası değildir. Zaten bir gözümüzün görme, görmesinin nimetinin şükrünü eda edemeyiz. Değil ki diğer azalarımız, diğer nimetler sayılamayacak kadar pek çoktur.
Ve galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem, her şeyin bir zekatı vardır. Cesedin zekatı da oruçtur diye buyruluyor. Aynı zamanda su mu tasihu, oruç tutun, sıhhat bulursunuz. Burada bir sene kırk ikide olan hadiseyi anlatmak istiyorum. Üstadımızın vaaz ettiği seneler Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allah-u Teala üç icazet vermiş. Birisi de üç ihlas, bir Fatiha oku, vaazu nasihatte bulun diye. Askerde bulunuyorlar. Askerlik döneminde kendi subayları var Mevlüt Bey isminde Diyor ki, Hasan Efendi bak biz sabah eğitim yapıyoruz. Akşama doğru da eğitim yapıyoruz. Neden namaz kılıyorsun? Buyurmuşlar ki, subayım bana askerlik zorla namaz kıldırıyor. Böyle bir şey yok diyor. Kim sana zorla namaz kıldıracak? İşte komutanım bakıyorum bir üstümüz onbaşı yat dese çalı demiyoruz, çırpı demiyoruz, yaş demiyoruz, çamur demiyoruz, har demiyoruz, buz demiyoruz, Taş demiyoruz. Derhal yatıyoruz.
Cenabı Hak Kuran-ı Azimüşşan'da sekseni Mütecaviz Ayet celîlede azim mussalah namazı dosdoğru kılın diye buyuruyor deyince ağlamaya başlıyor. Şimdi söyleyen kimsenin ifadesi de tabii ki önemli, gönlünden çıktığı için o sözler ona konuşurken onun hidayetini de Rabbamızdan dileyerek konuşuyor. Ve diyor ki bana bu zamana kadar bundan bahseden olmadı diye. Onun için biz orucu sıhhat için değil, Rabbimize kul olduğumuz için o bizim Rabbi Zülcelal'imizdir. Biz onun aciz bir kuluyuz, emrolunduğu için. O Rabbimiz olduğu için yerine getireceğiz. Bu ifadeye dikkat edilirsem memnun olurum.
Rabbimiz olduğu için, Allah'ımız olduğu için, bütün isimleriyle, sıfatlarıyla, fiilleriyle, kendisi nasıl, kendisini nasıl vas etmişse öyle, bütün kusurlardan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf olan İhlas suresinde bildirildiği üzere, kemalini tarif mümkün değil, İşte küçücük bir mahluku yaratması, onun ne bileyim bir diğer mahluka benzememesi, bir diyelim çiçek, bütün çiçeklerin özel bir ismi var diyelim, bir çiçek diyoruz. Bir zambak diyelim. Yüz binlerce zambak biri bir diğerine benzemez. Böyle bir azamet sahibi Rabbimize karşı vazifemizi rızayı ilahi için yaparız. Hasan-ı Basri'den anlatılır. Rahmetullah Ali Habibi Acemi elinde irşad olmuş, ıslah olmuş. Elinde irşad olmuş, ıslah olmuş. Fakat öyle bir Cenabıhakk'a dönmüş ki böyle suyun üzerinden geçip gidiyor. Çünkü aynı zamanda velilerin nesi de vardır? Velilerin kerameti de vardır bizim itikat kitaplarımızda.
Aynen bu şekilde geçer. Kerameti de vardır. Yalnız burada önemli olan nedir? Şeriattır. Şer-i Şerife riayet ediyorsa zerre kadar Rabbimizin emrinden, habibinin sünnetinden ayrılmıyor, edebi ilahi ile edeplenmiş, Allah'ın ve Resulü'nün yolunu izleyen kimselerin de ahlakıyla ahlaklanmışsa bundan keder etmeyiz. Ama kerametin her türlüsü verilmiş, Halis Şer'i Şerife uymazsa bu haraplıktır diye buyrulur. Ölçümüz belli. Hasan-ı Basri kendisi müstesna anası Ümmü Seleme Radıyallahu Anha annemize hizmet etmiştir. Bir rivayete göre Ümmü Seleme validemiz kendisini emzirmiştir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anha götürmüşler daha çocukken. Hazreti Ömer radiyallahu anh dua buyurmuş, ya Rabbi bunu dinde fakih kıl diye duasının berekatıyla dilimde çok üstün bir payeye ulaşmıştır kendisi. Öyle bir ifadeleri var ki, mesela zühüd hakkında buyuruyor ki zühüd tefekkürdür.
İşte bu günler asıl Ramazan-ı Şerif bizim tefekkür edeceğimiz bir ay. Düşünüp fakirlerimizdeyiz artık. Bunalıp daralma, bunlar geçsin, bunalıp daralıyoruz derken kabri düşünelim. Orada nasıl edeceğiz? Oranın olması için, hakkın rızasına erimemiz için, bundan dolayı sıkılmayalım, Kendi halimizi muhasebe edelim. Bunun için de Sadat-ı Kiram Efendilerimizi, Meşayı-i İzamı, mezhep imamlarımızı, mezhepte müçtehid olanlarımızı, Evliyaullah'ın hayatını okuruz, bir düşünürüz. Onlara nasıl dikkat ediyor? Bizim çalışmamız nasıl? Buna göre kendimizi ayarlarız. Mesela bir tanesi Veysel Karani Hazretleri'ni ziyarete girer. Ondan öğüt almak ister fakat hiçbir fırsat bulamaz. Bütün ibadet ve saatte. Bir ara şöyle oturduğu yerde uykuya dalar gibi olur. Gözünü açar, söylediği söz şu. Çok uyuyan gözden, uyuduğu yok zaten, çok uyuyan gözden, çok yiyen karından sana sığınırım Allah'ım der. Tamam der uzat.
Tamam, artık alacağımızı aldık diye. Tefekkürdür. Bunun yanında dünyadan içtina bitmektir ve nefsimizi hesaba çekmek. Çok, onun hakkında mübarek zaten pek çoktur. Mesela yetmiş diyor Bedir gazilerinden gördüm. Eğer onlar sizi görse idi, görse idi, sizin hem de iyi olanlarınızı görse idi derlerdi ki bu dünyada artık ahlak kalmamış. Bizim gibileri görse idi o zaman da bunlar herhalde hesap gününe inanmıyor derler buyuruyor. Böyle bir gıybet eden kimseyi görmüş. Buyuruyor ki, sen o kimsenin elinden yemek yedin mi? Evet efendim, dün ziyafetteydik. Ne yediniz? Tabakları sayamam ki diyor. O yediğin taamı hazmettin de, şu bir sözün nasıl hazmedemedin de gıybet ediyorsun diyor. Kendisi öyle buyurur, bizim tövbemiz dahi bir tövbeye muhtaçtır. Öğüt isteyen bir kimseye buyuruyor ki Cenabı hakk'ın emrini üstün tut ki Allah da seni arkadaşların arasında üstün kılsın demiştir. Tarifi yok.
İşte günlerimizi güzel geçirelim diye söylüyorum. Ve galen Nebi'yü sallallahu teala aleyhi ve sellem, vadrul yemini aleşşimel. Üç şey peygamberlik ahlakındandır. İftarda acele etmek, yani orucu tam vaktinde bozmak, sahuru geç yemek, namazda sağ eli sol eli üzerine koymaktır. Sahur ile ezan arası vakit hadis-i şerifte Zeyd bin Sabit radıyallahu anh şöyle buyuruyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mahiyetinde sahur yedik. Sonra o sabah namazına kalktı. Enes radıyallahu anh soruyor. Ezan ile sahur arasındaki müddet ne kadardı? Zeyd ibn-i Sabit radıyallahu anh cevaben elli ayet okunacak kadar bir zamandır. Bu okuyuş ortalama bir okuyuştur. Mesela bir El Nursna Suresi elli iki ayettir. İşte bu sureyi vasati kıraatle okuyacak kadar bir zamanın geçmesi kafidir. İmsaktan yirmi dakika sonra fecr-i sadık başlar. Bununla beraber sabah namazını daha geç kılmak daha faziletlidir.
Şimdi ezan okunur okunmaz Allahü Ekber diye değil. Bir yirmi dakika olsun geçer. Zaten evradımız var, ezkarımız var, zikrimiz var, fikrimiz var, şükrümüz var, hamdimiz var, Kuran-ı Azimüşşan tilavetimiz var. Nebi Ekrem Efendimiz buyuruyorlar Sallallahu Teala Aleyhisselam, ben akşam yedim, biraz da fazla yemişim, sahurda kalkmasam da olur demeyelim. İşte geceyi bölmeyelim. Efendimiz buyuruyor, buna göre hareket edelim Sallallahu Teala Aleyhisselam. Sahur, yani gemcit yemeyi yiyin çünkü sahurda feyiz ve bereket vardır. Üstadımıza bir kimse gelirdi, bu bünyanın müftüsüydü. Zannederim Efe Hoca diye, öyle hatırlıyorum. İnşallah hata etmeyiz. Bu devamlı oruçtu. Derdi ki ben sahurda bir şey yemem, sadece bir su içerim. Sadece bir su içerim diyordun. O da tabii bildiği için sahurun önemini bir su ile geçiriyorum diye. Bir de şunu da anlattı. Benim dedi evlatlarımdan sığareye alışkın olan vardı.
Efendi Hazretleri bir dua etti. Hep dedi kurtuldular hem de nefret ettiler diye. Anlatmıştı bize. Sahurun fazileti. Sahur yemeği yemek berekettir. O halde onu herhangi biriniz bir yudum su içmekle bile olsa terk etmeyin. Zira Cenabı Hak sahura devam edenlere rahmet eder. Melekler de onların mağfiret olunmasını isterler. Yine Efendimiz buyuruyorlar Sallallahu Teala Aleyhisselam, Enes radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre, ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i velev ki bir içim su ile iftar etmeden akşam namazı kılarken görmedim. Efendimizin de bir duaları var. An Muadibni Zühretin radıyallahu anh enne nebiya sallallahu aleyhi ve sellem Muaz bin Zühre radiyallahu anh'den, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman, ey Allah'ım, senin Rıza-yı Şerif'in için oruç tuttun ve senin rızkını ile iftar ettim buyururlardı.
Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem kim bir oruçluyu iftar ettirirse, yani iftar ziyafeti verirse o oruçlunun sevabından hiçbir şey eksilmemek üzere buna, yani ziyafeti verene de öbürünün sevabı kadar verilir, buyruluyor. Yine Hadis-i Şerifler var. Son olarak okuyayım. Nebi Ekrem Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz Sa'd ibn-i Muaz radiyallahu anh'ın evinde iftar etti de şöyle buyurdu. Oruçlular yanınızda iftar etti. Yemeğinizi ebrar yani iyiler yedi. Melekler de sizin mağfiret olunmanızı istedi. İftar ziyafetlerinde şöhretler, gösterişler, vahattan fazla israfa girildiği görülüyor ki doğru değildir. Bir de davetler arasında fakirlerden ziyade zenginler ekseriyeti teşkil etmektedir. Hadis-i Şerif'i okumak istiyorum, manasını verdiğimiz. And Sad ibni Muazin Fekal eftera indekun saimun meekele ta mekumul ebrar ve sallet aleykumul melaike.
Daha efendimizin Sallallahu Teala'ya Sallallahu Aleyhi ve Sellem oruç hakkında pek çok Hadis-i Şerifleri var. Unutarak yiyip içmek, unutanın orucunu tamamlaması ve teravih namazı hakkında İnnallahüteala faraza sıyeme Ramazan şüphesiz ki Allahutaala Ramazan orucunu farz kılmıştır. Ben de onun kıyamını, yani Ramazan gecelerinde teravih kılmayı sizin için sünnet yaptım. O halde kim? Orucun farz ve teravihin sünnet olduğuna inanarak ve bunların sevabına rab ederek ve bunları ağırsanmayarak ve gönül hoşluğundan ayrılmayarak tam bir ihlas ve Ramazan orucun tutar geceleri de kıyam ile ihya ederse anasından doğduğu günde olduğu gibi günahlarından arınmış olur, Ahmet bin Hanbel ve Nesai. Sadaka Resulullah, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ruhu tayyibelerine, ehline ashabına peygamberanı zan ve piranı zan ve bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.