Oruç Tutma Sanatı ve Ruhani Arınma Yolları kaydında Orucun lukavi sözlük anlamı. Same şahıs, emsedi. Bir kimsenin oruç tutması. Zaten imsak tutma manasınadır, yenilmez, içilmez ve nikah hususunda dikkatli olunur. Burada savmun fishşer, bizim dinimizde oruç nasıl tarif edilir? Kısa bir cümlenin içerisinde orudun ne manaya geldiğini çok güzel izah etti. Niyet şartı ile malum bizim…
Orucun lukavi sözlük anlamı. Same şahıs, emsedi. Bir kimsenin oruç tutması. Zaten imsak tutma manasınadır, yenilmez, içilmez ve nikah hususunda dikkatli olunur. Burada savmun fishşer, bizim dinimizde oruç nasıl tarif edilir? Kısa bir cümlenin içerisinde orudun ne manaya geldiğini çok güzel izah etti. Niyet şartı ile malum bizim mezhebimizde halben kafidir ama Şafiiye ileride bizzat ifade ederler. Biz niyetin Arapçasını bilmeyiz, çoğumuz bilmez. Evet, bunu geçmişlerimiz ne güzel bizlere anlatmışlar. Yemek yedim arıca, su içtim durca, niyet ettim yarınki oruca. Bak ne kadar kolay. Böyle dinimizin, böyle ilahi görevlerini anlayacak şekle getirmişler. Siz ona Arapça bunu nasıl diyebilirsiniz? Zor, bilemeyecek ama bunu böyle bir hece rezniyle çok güzel bir şiir gibi ifade ediyorlar. Kolayca insan unutmuyor bunu.
Böyle bir niyetle güneşin artık fecir ortam oruç tutma zamanından, vaktinden güneşin doğuşuna kadar yemekten, içmekten ve bunu nikah diyor büyüklerimiz. Bizim bildiğimiz şekilden ziyade çok edepli kimseler onlar. Nikah diyorlar. Bundan uzak olacak. Yoksa evlenmeyecek anlamına değil bu. Edeplerinden dolayı bunu söylüyorlar. Es'zaizübillah. Bu Ayet-i celleye verilen şu mana gerçekten güzel. Verilen mahalde şunu görüyoruz, sanki tefsirini de yapıyor. Ey inananlar oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, şeytani dürtülere karşı direncinizi artırarak günahlardan kötülüklerden korunabilmeniz için size de farz kılmıştır. Ve alem. Orucun üç şekli vardır. Bir- Halk, bizim gibi insanların oruç tutması. İkincisi- seçkin insanlar. Bir üçüncüsü, daha da seçilmiş. Nasıl anlayacağız? Bulunduğumuz yer itibariyle döküntü elmalar da var. Sandığa konan elmalar da var, külah elmalar.
Bir de ekstra elmalar var. Her şeyde böyle bir sıralama var. Her şeyde. Suda var, toprakta var, havada var. Her şeyde bir sıralamayı müşahede ederiz. İmanda var, İslam'da var, ahlakta var, hitabi ilahide de var. Allah'ımız esenle. Bir ey insanlar diye umumi hitap var. Bir de bakarız, bu hitap nedendir? Neden umumi bir hitap var? Bu insanlarla kurulacak ünsiyetten dolayıdır. Bak sen de beşersin. Beşer deri ile alakalı. Onun da aynı yüzü, aynı gözü, aynı kulağı eli var, ayağı var. Bak sen de bir insansın, bu havai teneffüs ediyorsun. Biz bu havai teneffüs etmek suretiyle bizim ortak yönümüz var. Sonra aynı vatanı paylaşıyoruz aynı toprak Bak burada da bizim bir birlikteliğimiz var Demek ki insanlara bakış bu şekilde olursa hidayetini istemiş oluyor İkinci bir hitabı görürüz, ashabüne Ey iman şerefiyle şerefyab olan müminler! Osmanlıcada Arapçası var, Türkçesi var, Farsça var.
Onun için geçmiş ulemamız, ulema-i kiram, ey iman şerefiyle şerefyab olan, Farsça da yafden fiilinden, bu yaf kelimesi kullanılır, iman şerefiyle şereflenen demek. Bir de bakarsınız Ey Allahü Zülcelal'den korkanlar. Bu korkuda bile sınıflandırılmaya şahit oluruz. Bir, Ey iman edenler, ikincisi, Ey iman edenler, Gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun. Bir üçüncüsü, ya yuhellezine amenu hakkatü gati. Gerçekten Allah'tan korkun. Aksıralama her şeyde var. Bu bir misal daha artar tabii. Bu normal insanların orucunda feu vel imsek ve an şehvetil batni vel farç. Bu şehvet kelimesi çok mühim. Şia fiilinden Bu şehvet arzu ve istek demek. Güçlü bir istek. Allah'ın Kitabı Kerim'in de buyuruyor ya onlar kadınları terk edip bu aşırı duygularından dolayı erkeklere meylettiler buyuruyor. Allah korusun. Onu biz Hud suresinde görürüz. Söz buraya gelmişken size bir şey anlatayım.
Oruç Tutma Sanatı ve Ruhani Arınma Yolları ne anlatıyor?
Oruç Tutma Sanatı ve Ruhani Arınma Yolları kaydında Orucun lukavi sözlük anlamı. Same şahıs, emsedi. Bir kimsenin oruç tutması. Zaten imsak tutma manasınadır, yenilmez, içilmez ve nikah hususunda dikkatli olunur. Burada savmun fishşer, bizim dinimizde oruç nasıl tarif edilir? Kısa bir cümlenin içerisinde orudun ne manaya geldiğini çok güzel izah etti. Niyet şartı ile malum bizim…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü biz yorgun da bir halimiz oluyor. Dinlenmemiz de gerekir. Hacasın Efendi Hazretleri bu laditte yedilerden Ahmet Baba'yı ziyarete gider. Dinle insanları Ladikli Ahmed Baba diyor. Evet, Allah'ın sevgili bir kul. Günümüzdeki Ladikli Ahmed Babalardan neden haberdar değildir? Altmış sekizde iltihadehit etti. Onlarda hiçbir eksilme olmaz ama bir mürşid-i kamil bulunmaz. Bunun için Kibrit-i Ahmer demişlerdir. Toprağın cevher olması demek kibrit. Bu bulunmaz. Çok nadir. Onun için Allah'ımızın sevgili dostları hep biri aramışlardır. O biri bulmak için gayret göstermiş. Esad Erbili Hazretleri Galata Köprüsü üzerinde yürürken ihtiyaç subayı denir o zaman için. Sami Efendi Hazretlerini gördüğünde daha çok genç. İsmi ile selam verir. Buyuruyor ki Sami Efendi Hazretleri o selamı alınca tepemden tırnağıma kadar adeta bir sıcak su döküldü. Evladım Sami demesi onu zaten bağrına basmış gibi.
Yunus Emre'nin Rahmetullah Ali bir kusurundan değil, daha da bir olgunlaştıracaklar, yetiştirecekler. Hizmete katlanmadın diyor üstazı. Halbuki dağdan getirdiği odunlar cetvel gibi. Daha da bir kemal elde edecek. Anamıza geliyor ana diyor, ben ne yapayım, nasıl kendimi affettireyim? Öyle affettireyim bir şey yok. Sen diyor Üstad Hazretleri gözleri görmez, ben onu gece ihtiyacı için çıkarırım. Sen o gideceğin yere ağzı yukarı yat. Ayağa dokunacak o zaman kim diyecek. Ana da ana ama. Sanki Meryem validemiz. Söyleyebilirim, böyle üstadımıza müntesib olanların biiznillahi teala hangisinin ne durumda olduğunu ifade eder, anlatırdı. Bilirdi kimin ne olduğunu biiznillahi teala. Şimdi anamız götürürken ayağa takılıyor tabi. Bu kim? Hatun, diyor. Yunus Çeyiz, diyor. Yunus Emre'nin gözü fal taşı gibi açılıyor. Ne diyecek diye bir müddet bekliyor. Ondan sonra bizim yoğunuz deyince El-Nakaban.
Yani kendimizi onlara ait kılmak mühim olan bu. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri, Dergaha yazmış olduğu şiirlerinden birinde öyle diyor. Üstazım bana evladım demiş diyor. Onlar hakkı konuşur. O evladım demesinde artık bambaşka bir esrarı müşahede etmiş olmalı ki bunu ifade ediyor. Sami Efendi Hazretleri ne evladım Sami diyor ve sonra da takip ediyor mu? Yerimizi ihraç edecek olan bizim makamımızda oturacak olan eğer diye söylüyor. Hep o birileri beklemişler. Biz o biri elde etmek için zaten Lafza-i celali okuyoruz. Bunu mevlit yazarımız ne güzel diyor, cani gönülden bir defa Allah dese dökülür mislu hazan, diyor. Güzgününde yaprağın döküldüğü gibi günahları dökülür demek istiyor. O bir defa Lafza-i celalini söyleyebilmek için. O tevhidin hakikatine eğerek bir defa sövgebilmek. Ona çalışacağız biz. Böyle olmasaydı, Esad-ı Erbili Hazretleri, tevhidi okumaya alışıyorum demezdi.
Bir Utbu-azam'dır o. Devrindeki medreseleri bitirmiş, ondan sonra en üstün neyse bilgi olarak o devirde onları ikmal etmiş ve çok kısa zamanda yetişmiş. Beş sene sonra diyor, hazuratımın makamına Cenab-ı Hak lütfetti, ihsan etti, geçtim buyuruyor. Bak beş sene. Evrad aldığı gün, evrad aldığı gün bütün bizim gibi insanlara evrad ve ezkar vermek için tayin buyuruyor. Bu tayinler öyle kendi başına olmaz. Genç yaşta da böyle bir tayin olduğu için bazı kimselerin gönlüne de gelmiş. Burada kırk yıllık, elli yıllık emeği geçenler var. Onlar değil de çünkü işaret buyurmuş artık. Essa'dir birliği Hazretleri'nin hutbiyetine işaret edilmiş. Gönüllerine gelince, Efendi Hazretleri'ne, bunlar biiznillahi teala hiç zor değil, buyuruyor ki, Esad'ı ben tayin etmiyorum. Ne anlıyoruz? Onu Allah tayin ediyor. Allah'ımız gayretleri sebebiyle hakikat yolunu onlara gösteriyor, açıyor.
O yolda da öyle adım atıyorlar ki, o adım kalbi oluyor, ruhi oluyor, sırrı oluyor, Böyle caddede yaya yürümüyor, motorlu vasıtalarla yürümüyor, uçan arabalarla da yürümüyor. Artık semada dolaşan ve füzeyle daha da bilmediğimiz vasıtalarla Cenab-ı Hakk'a yakınlık temin ediyor. O yakınlık göz açıp yumuncaya kadar. Elli bin yıllık mesafeyi göz açıp yumuncaya kadar. Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de de bu Neml Suresi'nde buyuruyor. Belkıs'ın tahtının çok kısa bir zamanda gelmesi bu hakikati bize gösteriyor. Bunun için rabıtalarda olsun, bilhassa murakabe'de kalbimi yukarı kaldıracağım edinmez. Kalp hazır bir vaziyete gelince o artık ulaşır. Yeter ki gönül hazır olsun. Zaten onu bekliyorlar. Kalbimizin münasip bir hale geldiğinde Cenab-ı Hak lütfediyor, ihsan ediyor. Ne güneşe benzetilir ne başka bir eşyaya o ilahi bir nimettir. O biri bulduğu zaman elbette sevinmiştir. Mühim olan da o.
Bizim taatlerimizde de neyi bulmaktır? İhlası bulmaktır, ihsanı bulmaktır, takvayı bulmaktır, imanda kemali elde etmek, gayb-i iman ve yakin sırrına ermektir. İbadette dediğimiz gibi ahlakta da Ahlak-ı Muhammedi, Ahlak-ı İlahi. Dört sınıf var. Dört sınıf var. Birisi insan, ikisi. İkincisi insani hayvani, üçüncüsü Şeytani, En mükemmeli Rahmani. İnsan böyle mütevazidir, cömerttir, böyle güzel huyları var. O insani hayvani'de de gazap var, ihtiras var, kin var, buğuz var, hasetlik var. Bu gibi kötü sıfatlar var. İnsan-ı şeytani de idlal var. İnsanları sapıtmaya çalışır. Misal vermek istemiyorum. Bu biçimsiz misallerden ziyade biz biçimli olanı, güzel olanı sunacağız. Vay şu fikirler artık ortaya atılıyor, bunu özel olarak belki görüşülebilir ama genelde söylenmesi de hiç doğru değil. Özelde bile doğru değil. Biz temiz su akıtmakla meşgul olacağız.
Eğer görmüşseniz böyle görsel cihazlarda ne de böyle kirli bir su. Çamurlu gibi bir su. Böyle temiz su aktarıyor. Temiz su. Bakıyorsunuz o çamur gibi olan simsiyah su berraklaşmaya başlıyor. Bulanık oluyor, ne oluyor? Sonra tertemiz oluyor. Bizim diyelim hayatımız kirli. Bu kirli hayatımızda artık bundan sonra kötülüğe veda edip Cenabı Hakk'a dönüşü temin edersek o zaman geçmişi de affettirmiş oluruz. Bu nasıl olacak? Bir tevbe ederiz. Bu dil ile olur ama bir de bunun inabe yönü var, kalp yönü var. Allah'ım Peygamberleri anlatırken Kitabı Kerim'de, münib olarak anlatıyor. Münib gönlü Allah'a tam dönüş. İbadetin kabul noktası da budur. Karmakarışık yok. Tam dönüş. Her zaman dediğim şey insan çocuklukta almış olduğu bilgi, mermere kazınan yazı gibidir. Bu Deneköy'de İsmail amcaydı. Bak şimdi hayatta değil. Ruhu şadsun. Üstadımız çocuğum ama yanından ayırmıyor. Elhamdülillah.
Oturuyorum, bakıyorum. Ona ders tarif etti. Şimdi anlatsa o kadar belki hafızamda tutmam zor olabilir. Fakat o anda söylediğinin biiznillahi Teala nokta değil virgülünü de unutmuyorum. İsmail, oğlum üfü. Kaza namazlarını bir anlattı. Kaza namazı ne zaman kılınır? Nafile namazları hiç üşenme diye bir şey yok. Ondan zaten Acazen Efendi oldu. Daha sonra nafile namazları, onların kılınış vakitlerini anlattı. Daha sonra Evrad-ı Ezkarı diyeceğim şu. Rabıta'ya gelince buyurdu ki oğlum yirmi dakika yap dedi. Eğer hazzını alıyorsa, istifade başlamışsa yirmi ile sınırlandırılmaz o. Elviç'te vaizdim. Geldim üstadımızı ziyarete, Konya'nın Ilgın diye sıcak suların, güzel şifalı suların bulunduğu bir yer. Bazı konuları, bazı hususları ifade ederken dikkat çekerdi.
Böyle dikkat çekecek şekilde hiç unutmamamız icap ettiğini bildirir tarzda şöyle buyurdular: Yetişmek istiyorsan, hiç kim ister bahçesindeki meyvenin turfanda olup öyle kalmasını. Yetişmemesi bir başka. Elbette tatlı, sulu, yetişmiş, olgunlaşmış meyve ister. Eğer yetişmek istiyorsan rabıta dönemindeysen rabıtanı, murakabe dönemindeysen murakebeni unutma, dedi. Çok kitap devirdik ama onlar nefislerini devirmek suretiyle konuştukları söze bakın. Efendim, şurayı olsun tamamlamaya çalışalım. Avamın orucu, böyle batnı ve namusu, midemizi haramdan korumak, namusumuzu muhafaza etmek. Yalnız batın dindiği zaman, Allah'tan Hakk'ı ile haya idin ve batın ifade edilince, burada midede gelir, kalpte gelir, hep bu yönlerinde nurlu olması. Eğer kişi oruç tutuyor ama dilimizi yine muhafaza edemiyoruz, dilimize tutturamıyoruz orucu, gözümüze tutturamıyoruz, kulağımıza, azalarımıza.
Eğer böyle olursa buyuruyor, Allah'ın Celle Celalü sizin yemeyi, içmeyi terk etmenize ihtiyacı yoktur. Burada şu noktayı koyacağız ve unutmayacağız. İbadetler ne için yapılır? Bak unutmayacağız bunu. İnşallah bu kayıp ulaştıracak unutturmayız inşallah. İbadet ve taat yaptığımız vazifeden nasipdar olmak için. Diyelim oruç taati geliyor, Ramazan-ı Şerif'e. Biz bundan ne kadar nasipdar olacağız? Mühim olan bu. Yoksa konuşuluyor, görüşülüyor, çok güzel konuşuyorlar. Bak burada asıl olan bizim burada istifade yönümüz ne olacak bu taatten? Elmayı yediğimizde tadını biliyoruz. Ekmeği tattığımızda da, zeytinin de, peynirinde, çayın da, kahvesinde ama asıl tadını alacağımız bunlardır. Hemen üçüncüsüne geçin. Seçkin insanlarda. Uyku haram değil ama istediğimiz gibi değil. Rabbamıza kolluk içerisinde fazlasına gitmemek. Uyku önemli bir taattir bilebilirsek. Uyku ruhların ulvi alemde seyridir.
Bir Bayezid-i Bistami'nin, Bayezid-i Bistami, haddi sallallahuü sırran, otururken ruhu vücudundan çıkar. Haydi Allah'a ısmarladık ya Bayezid'dir ve dönüşünde de sana iki tane hediye getirdim. Birisi Rızaullah getirdim. Birisi de muhabbetullah getirdim. Uyku budur. Daha sonra üçüncü olarak şunu ifade buyuruyor. Rabbi Zülcelal'imizin dışında hiçbir şeye gönlümüzün dönmemesi ve hıfz-ı sırri anil vuku fi malgair. Hep Mevla ile olmak inşallah hasıl olur. Bize de dua edersiniz, bizi de Cenab-ı Hak bu nimetlerden mahrum kılmasın. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El-Fatiha.
Kaynak: Genel
Oruç Tutma Sanatı ve Ruhani Arınma Yolları | Mihmandar