Ömür ve Yaşantımızın Manevi Safhaları ve Ruhani Growth
Ömür ve Yaşantımızın Manevi Safhaları ve Ruhani Growth kaydında Üç aylarının içerisindeyiz. Recebi şerifi geçirdik. Şaban-ı Şerif. Biz hayatımızda, bu ömrümüzde ömür içinde de bir ömür geçiriyoruz aslında. Nasıl derseniz, mesela yıllar geçiyor. Aylar geçiyor. Haftalar geçiyor. Günler geçiyor. Saatler, dakikalar, saniyeler hep ömürden geçiyor. Rabbi zülcelal'imiz bizim ömür içerisinde geçirmiş…
Ömür ve Yaşantımızın Manevi Safhaları ve Ruhani Growth ne anlatıyor?
Ömür ve Yaşantımızın Manevi Safhaları ve Ruhani Growth kaydında Üç aylarının içerisindeyiz. Recebi şerifi geçirdik. Şaban-ı Şerif. Biz hayatımızda, bu ömrümüzde ömür içinde de bir ömür geçiriyoruz aslında. Nasıl derseniz, mesela yıllar geçiyor. Aylar geçiyor. Haftalar geçiyor. Günler geçiyor. Saatler, dakikalar, saniyeler hep ömürden geçiyor. Rabbi zülcelal'imiz bizim ömür içerisinde geçirmiş…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Üç aylarının içerisindeyiz. Recebi şerifi geçirdik. Şaban-ı Şerif. Biz hayatımızda, bu ömrümüzde ömür içinde de bir ömür geçiriyoruz aslında. Nasıl derseniz, mesela yıllar geçiyor. Aylar geçiyor. Haftalar geçiyor. Günler geçiyor. Saatler, dakikalar, saniyeler hep ömürden geçiyor. Rabbi zülcelal'imiz bizim ömür içerisinde geçirmiş olduğumuz safhaları O öyle bir Rabbi Zülcelal'imiz ki sizi güçsüz, böyle kuvvetsiz bir şekilde yarattı. Sonra da kuvvetliliğin, zayıflığın ardından güçlü ve kuvvetli kıldı. Bunun ardından da kuvvetliliğin ardından güçsüz ve ihtiyar hale getiren Cenabı Hak'tır. O dilediğini yaratır, bilendir, mutlak bilendir, Kadir olandır. Mutlak kadir olandır. Celle Celalühü. Bak hayat safhamızda çocukluk, ergenlik çağı, güç ve kuvvet, sonra da zaafa düşüyor, yaşlanıyor Şimdi Cenabı Hak güç ve kuvvet veriyor, hayat veriyor.
Sonra da insan bu tefsirlerde değişik şekillerde izah buyrulur. Yaşlanıp belinin bükülmesi olarak da izah edilir. Daha sonra kabre de dirilişi beyan buyrulmaktadır. Demek ki ömür içerisinde biz bu safhaları geçiriyoruz. Sonra tabiata da baktığımız zaman tabiat da bize bunu gösteriyor. Mesela sabah güneş doğuyor. Daha sonra biz buna ne diyoruz? İşrak vakti diyoruz. Bir iki rekat namazımız var zaten o kerahat vakti geçtikten sonra. Çok kıymetli hemen söyleyeyim. O sabah namazından sonraki idrak vaktine kadar olan zaman, Allah'ın sevgili kullarının kalplerini Arş-ı Azam'a aştığı bir zamandır. Rabıta dönemindeysek rabıta, murakabe dönemindeysek murakabe halinde Cenab-ı Hak'la münasebetin, Cenabı Hak'la münasebetin kurulduğu bir zamandır o vakit. Ondan sonra kuşluk vakti. Kuşluk vakti mi? Nedirler? Devenin sırtının ısındığı zamandır denir.
Bak daha ondan sonra her tarafı güneş alıyor, sonra da dikindiyi vakti sararmaya başlıyor ve batıyor. Allah'ımız bunun da bize doğumu, ondan sonra çocukluk dönemini, gençliği, artık yaşlılığa doğru en sonunda da ölüm halini bize göstermiş oluyor. Mevsimler de gösteriyor. Mesela ilkbahar tabiatın uyandığı bir zamandır. Hani bir çocuğun dünyaya gelişiyle gözlerini açtığı bir zaman gibi. Ondan sonra ne yapıyor? Yaz geliyor ki meyveler neler olgunlaşıyor. Sonbaharda yaprakların sarardığı bir zaman daha onu müteakiben yapraklar sararıyor ve dökülüyor, gazel haline geliyor. Kış gününde de sanki hayatın yaşlılık ve bitimi gibi Cenabı Hak bize uyanmamız için tabiattan de misaller veriyor. İbretle bakma demek budur. Bak nasıl ki güneş ilk anda çıkmıştı. En sonunda da batıp gitti. Mevsim olarak da ilkbaharda. Hep böyle devam etmedi. Yaz geldi. Sonra güz geldi.
İşte sonbahar ve kışla da hayat bitti diyerek vaktimizi ibadet ve taatle Cenabı hakk'ın istediği şekilde Celle Celalühü geçirmemizin nesidir? Bize bir misalidir, örneğidir ders veriyor tabiat bize. Yılda böyle. Sonra bakıyoruz ay olarak da Receb-i Şerif'i geçirdik. Şimdi bu yıllar geçiyor, aylar geçiyor. Düşündüğümüz şu mesela aylar geçtiği gibi haftalarda geçiyor, Haftalarda geçiyor. Ondan sonra günler geçiyor. Saatler, dakikalar, saniyeler her an artık ahirete doğru yürüyor. Burada düşüneceğimiz nedir? Bu yilların geçişi mesela biz Allah'ımız nasip buyurursa beraat gecesine geleceğiz. Beraat gecesi ömürlerin takdir edildiği. Ondan sonra said ve şaki bunların tespit edildiği, hayırlı insanların seçildiği, daha sayamayacağımız kadar rızkımızın ayarlandığı vesair, o günde buyruluyor, hayatta olanlar ölüler defterine geçirilmiştir diye Cenabı hak bize büyük bir ders veriyor.
Daha sonra aylar Recebi Şerif'i geçirdik. Yani yilları geçirirken, ayları geçirirken bizde bu ayların tesiri nedir? Bunu düşüneceğiz. Mesela ne gibi? Tarikatı aliye mensubu olan bir kimse için nedir? Allah onları karanlıklardan nura çıkarıyor. Acaba biz sene ve aylarda ve haftada ne kadar bir letaif geçtik? Dilimizde Allah derken Celle Celalühu gönlümüzde yanma, bakma, kuvvetli bir şekilde vurma, daha sonra huzur hali bizde meydana geldi mi? On letaiftir. Sene içerisinde, ay içerisinde, hafta içerisinde, gün içerisinde biz de böyle bir gelişme oldu mu? İşte bunu düşüneceğiz. Alelade işte yıllar geçiyor. Aylar geçiyor, haftalar demeyeceğiz. Bunlar geçerken bizde manevi bir hal zuhur ediyor mu? Hayvaniyetten insaniyete geçişin misali olan letaifler, ahlakımız. Acaba bu yıllar, aylar, haftalar, günler ahlakımızda nasıl bir değişme yaptı?
Bizim ahlakı seyyieden, kötü ahlaktan güzel ahlaka geçişimize vesile oldu mu? Mesela ilim noktasında ilmel yakinken bu aylar, bu yıllar, bu yıllar, aylar, haftalar, günler bizim aynel yakine ve hakkel yakine geçmemize vesile oldu mu? Daha ne diyelim, nefsimizin mertebelerini, emmare, levame, mülheme, mutmainne, raziye ve marziye haline geçişimizi acaba bu yıllar, bu aylar, bu haftalar, bu günler temin etti mi? Recep I Şerif'i geçirdik ama biz de bu letaiflerimizden hangisini geçirdi? Ahlak noktasında ne hale geldik? Bilim noktasında acaba biz haşyeti elde edebildik mi? Amel noktasında ubudiyeti elde edebildik mi? Daha bir ötesi ubudiyettir. Bunları acaba yakalayabildik mi? Düşüneceğimiz bu bizim. Yoksa geçiyor. Günler geceler durmaz geçiyor. Sermayen olan ömrün bitiyor. Rabbi Zülcelal'miz bizi bu şekilde halk buyuruyor. Eğer ibret alacak olursak saatin ibresi ile oynayabiliyoruz.
Mesela saati ileri de alıyoruz, geriye dalabiliyoruz. Ama biz zamanın ibresi ile meşgul olabiliyor muyuz? Zamanı aman ha vakit bitmesin, geri çekelim, bunda muvaffak olabiliyor muyuz? Ölümü uzatabiliyor muyuz? Ölüm ibresini aman ha işte ömrümüz biraz daha uzasın diyerek ömür ibresiyle oynayabilme, onu değiştirebilme imkanımız var mı? Esselamle. Ölüm geldiği zaman ne bir adım ileri ne de bir adım kedi. Bak bununla hayat ibresiyle oynayamıyoruz. Ve sonra zamana bakıyoruz. Zaman kimseyi beklemiyor. Bekletemiyoruz zamanı. Zaman geçiyor. Necip Fazıl'in Rahmetullahi aleyh dediği gibi saatim çalışmış, ben durmuşum. Ömür saati çalışıyor. Ama biz nefsimizin mertebelerini aşmada, bir misal sadece bunu söylüyor. Nefsimizin mertebelerini aşabildik mi? Saat çalışıyor ömür saati. Ama biz ahlak olarak, ahlak olarak emmare gibi Allah'ımız muhafaza buyursun ekserisi ateştir.
Levvame Rabbimiz korusun, ona yakındır. Hiç mürhemeye adım atabildik mi? Kötülükleri tamamen terk etme hali gönülden dahi sökerek, patiye, isyanın değil kötülüklerin, havatın bile yersiz düşüncelerin, kalbimizden geçmeme hali olan mutmainneyi yakalayabildik mi? Özellikle Yeni Dünya Dergisi'nde Sami Efendi Hazretlerinin bu hakka dair yazısını okumak istiyorum. Haklarında hitabi ilahi ey Rabbine muti olan nefis mutmainne itaati. Sen dön o Rabbine celle celaluhu hem radıya olarak hem de merdiye. Sen Allah'tan razı. Allah da senden razı olarak celle celaluhu gir kullarım içine, gir cennetime. Bunda iman-ı kamil İslami hakikat kuvvet bulmuş olur ve bu iman zevalden mahfuz ve halelden masundur. Yani Allah korusun imansız gitmekten muhafaza olmuş olur mutmainne olursa. Fakat nefsi emmarede iman halel ve zevalden mahfuz değildir. Yani hatimede son nefeste imansız gitmek tehlikesi vardır.
Allahüm Mahvalını Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun. Hadis-i Nebevi'de Ya Rabbi senden sonu küfre müncel olmayan iman isterim buyrulmuştur. İslami hakikatin usulü nefsi emmarenin inkıyadına mütevakkıftır. Binaenaleyh itminanı nefisten evvel yalnız tasdik-i kalbiyle husule gelen İslam'a İslam'ı mecazi derler. Ve nefis mutmainne olduktan sonra olan imana da iman-ı hakiki denir. Nefsi mutmainneden önce belki bir geçişte hata olabilir. İman taklidi olur. İman taklidi olur. Ama mutmainne olduğu zaman tahkike ulaşır. Ve sonra devam ediyor müellif hazretleri. Nefsi emareden önce, nefsi mutmainneden önce yaptığımız taatler buyuruyor, hakikati amal ne guna husule gelebilir. Eğer mutmainne sıfatını diyor yakalamamışsa tamamen nefis içimizden çıkıp kötü düşüncelerden arınmamışsak amel bile tehlikededir buyruluyor.
Ancak nefis itminana erişip de emarelik, serkeşlik ve tuğyandan fare olduktan sonra hakiki amal yerine gelip namazın ve sıyamın orucun vesair amalin amellerin hakikati eda edilmiş olabilir. Ancak mutmainne sıfatında buyuruyor. Ne yapacağız? Ümit kesme yok. Yalvaracağız. Yakaracağız. Üstadımızın dualarında şahit olanlar vardır. Elamanu elaman ya Rab diyor. Yalvarıyor Cenabıhakk'a. Canı gönülden yalvarılıyor. Öyle elin ucuyla değil, tamamen kuvvetle tutuluyor. Gönülden kuvvetle tutuluyor. Cenabı Hak Allah'tan korkun buyuruyor celle celaluhu. İkinci bir ayeti celile Gücünüz yettikçe ama gayretinizi arttırıp tam kendinizi vererek buyuruyor. Daha sonra da Hakk'a tugati tamamen, canı gönülden, ruhuyla, sırrıyla her şeyine teslim olmak. Zaman kimseyi beklemez.
Rabbimiz Münafikun suresinin son ayeti celilesinde Birine ölüm gelip de Rabbim beni yakın bir süreye kadar enteresan de sadaka versem, iyilerden olsam, ibadet, taat yapsam diyeceği zaman gelmezden önce size verdiğimiz rızıklardan sarf edin. Yoksa Bir canın geceli gelip çatınca Cenabı Hak onu asla geri bırakmaz. Rabbimiz işlediklerinizden haberdardır buyuruyor. Bakın bir ayet-i celile daha çırpınışlar, yalvarışlar, yakarışlar, feryadı figanlar ondan sonra fayda vermiyor. Orada orada bağrışmaya başlıyorlar. Koparıyorlar. Diyorlar ki Rabbimiz bizi çıkar, yaptığımızdan başka yararlı işler işleyelim diye bağırışırlar. Rabbimiz celle celalü ise O zaman onlara şöyle deriz. Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Bak daha küçüktünüz. Güç ve kuvvetiniz yoktu. Okullara başladınız. Ondan sonra okullarınızı bitirdiniz. Evlendiniz. İş güç sahibi oldunuz.
Size böyle bir imkan vermedik mi? Daha sonra da size uyarıcı gelmemiş miydi? Peygamberler geldi. Onların varisleri geldi. Artık azabı tadınız. Allah'ımız korusun. Artık azabı tadınız zalimlerin yardımcısı olmaz buyuruluyor. O zaman bu hayat kadar bu hayat kadar büyük bir nimet büyük bir fırsat olamaz. Kıyamet günü en şiddetli hesap boş vaktin hesabıdır buyruluyor. Kıyamet gününde en şiddetli hesap boş vaktin hesabıdır. Ey Ademoğlu bakın gün bize böyle konuşuyor. Ömür içerisinde ömür tüketiyoruz. İşte günde bir ömürdür. Bu ömür bize ne söylüyor? Ey Ademoğlu ben yeni bir günüm ve senin davranışlarının hepsine şahidim. Çünkü onlar bende. Onları bende yapıyorsun. O halde beni en iyi şekilde kullan. Beni en iyi şekilde değerlendir. Çünkü Kıyamet gününe kadar bir daha gelmeyeceğim diyen yeni bir güne hangi sabah kulak vereceğiz? Her gün bu sözleri söyleyen günü ne zaman dinleyeceğiz?
Öldükten sonra mı dinleyeceğiz? İbni Mesud herhangi bir amel dişlemediğim gün güneş batarken pişman olduğum kadar hiçbir şeye pişman olmadım. Çünkü koskoca bir gün gidiyor ömrümüzden bir ömür gidiyor. Güneşin sararıp bakmaya doğru gittiğinde arifani ilahi gözyaşlarını tutamaz. Ağlar ve sızlarlar Ya Rabbi koskoca bir gün gidiyor. Ömrümüzden acaba hakkımızda iyi bir şehadette mi bulunacak? Yoksa aleyhimizde mi diye. Çünkü o gün geçti. İbni Mesut Hazretleri herhangi bir amel işlemediğim gün, güneş batarken pişman olduğum kadar hiçbir şeye pişman olmadım. Çünkü o gün geçti. Fakat ben amelimi arttıramadım diyerek iki günü bir olan zarar gitmiştir gerçeğini ifade eder. İmamı Şafii Rahmetullah aleyh Ben nice kitaplar okudum. Nice sohbetlere katıldım. Nice hikmet ehlinden söz duydum. Anladım ki bütün bunların özü üçtür. Bir zaman bir kılıçtır. Sen onu kesmezsen o seni keser.
Bu dünyada büyük bir nimet olan zamanı Allah'ın yolunda kullanmazsak bu zaman kıldan ince bir kılıç olarak karşımıza çıkar ve bizi keser. Sen hak ile meşgul olmazsan batıl seni meşgul eder. Efendim benim gönlüme geliyor kötü duygu ve düşünceler geliyor. Bir türlü kurtulamıyorum hak ile meşgul olmadığımız için. Olsak da içimizden çıkmıyor. Tamamen Cenabı Hakk'a yönelip canı gönülden yalvarmadığımız için. Esad El-Bili hazretlerinin ifade ettiği gibi Şam'ı seher ağlar isen, sular gibi çağlar isen tez bulur tez bulunur umman sana buyurduğu gibi. Güzel meclislerde hep güzel insanlarla güzel işlerle yani ilimle, hilfanla, hikmetle, zikirle ve Kuran'la kendini meşgul etmezsen batıl seni meşgul eder. Hasan-ı Basri Rahmetullah Ali Hazretleri ey Ademoğlu gündüz senin misafirindir. Ne güzel bir ifadede bulunuyor. Gündüz senin misafirindir sabah kalktığımız zaman.
İşte bunu duyabiliyor muyuz diye biraz önce söylendi ya. Sabah her zaman bize bir daha sana dönüp gelmeyeceğim beni aman ha iyi kullan, ibadet ve taatle geçir. Bu söze kulak verebiliyor muyuz Buyurdük. Gündüz senin misafirindir ona güzel davran eğer ona iyi davranırsan gündüz senin için hamdeder. Ya Rabbi hayırlı kimselerin üzerine doğdum der güneş. Eğer ona kötü davranırsan seni kötüler. Dünya üç günlüktür. Dün yapmış olduğumuz amellerle geçti. Getiremeyiz onu. O geçti. Yarına ulaşacağımız da belli değil. Fakat bugün senin içindir. O zaman bugün için hayırlı ameller işle. Esad Erbili Hazretleri divanında ne güzel bize hakikati duyuruyor. Cahınla sakın Halik-ı Agah'ı unutma. Öyle baş oldum. Şu oldum. Bu oldum. Yüksek makamlara geldim diye sakın Halik-ı Agah'ı unutma. Seni her an gözetleyen Rabbini unutma. Bağla kemeri hizmeti Allah'ı unutma. Aldanma şu tahta. Sonraki kahı unutma.
Ey gafil uyan rehdeti nagahı unutma. Ansızın gelecek olan ölümü unutma. Yol korkuludur. Korkusu çok. Rahı unutma. Şahanı serefrazı Selahattin I seniyye binlerle olup hak ile yeksanı seviye Malum ve müsebnem iken iyi değil şu kadıyye. Mağrur olup devleti dünyayı deniye. Sakın yitirit dinini Allah'ı unutma. Nice diyor şahlar geçti, padişahlar geçti, zenginler. Mal mülk sahipleri geçti hani ellerine ne geçti? Pürün akşi nigarına gözüm bakma cihanın şu dünyanın güzelliğine, tabiatına vesair hallerine sakın aldanma. Zindanı belaya sokar ahir tenüv canın Zevkinde bakan eşkesi yok dar-ı fenanın. Bir oh demesine bugün aldanma cihanın sonunda anın derdi ile ahı unutma. Yani kabre girdiğinde ahu vahedeceğin zamanı unutma. Burada ahu vahid. Allah'ımızın aşkıyla da diyor. Dünyada bugün topladığın yarın olur hiç ukbaya müfid olduğu amali bulup seç. Rabeyneme kalbin gamı dünyaya bırak geç.
Derdine mevtin, derbendine mevtin yolun uğradı da eğer geç, ol geçmesi düş var, güzergahı unutma. Ol geçmesi zor olan artık can verme, kabir, kalkış, defterlerimiz, mizan, sırat, bu anı unutma diyor ve devam ediyor. Sevgili sultanımız bize büyük dersler veriyor elbette. Bir şeyi hiç unutamıyorum. Bu Mektubat'ta Esad Erbiliyye Hazretleri bunu mürşid-i kamilimiz gözyaşlarıyla ifade ediyordu. Onların gözyaşları kalplerindeki bir ızdıraptır. Bunu çokça derlerdi. Teberrüken alıyorum himmetlerine ve şefaatlerine mazhariyet için. Hak kelle ve ala hazretleri tazime layık kelamı Kerim I Kuran'da Her nerede bulunursanız Allah sizinle beraberdir. Şahsi ahvalinize vakıf hazır ve nazır buyurmuştur. Yani şahsi dediği sizin yatıp kalkışınıza, her anınıza Cenabı Hak vakıftır.
Bu ayet-i celilei kalp, söz, fiil ve hal ile iman ve itikad eden kullar derecelerini yücelterek yüksek cennet makamıyla müjdelendikleri gibi dünya hayatında büyük faydalara nail olacakları da Hadis-i Şerifle sabittir. Nerede olursak olalım Cenabı Hak bizimle beraberdir. Cenabı Hak dünyayı ahiret niyetine görev verir. Bu hadisi şerifin tasdikini lisana hasreden cesur cahiller yahut nisyan ve gaflet perdeleri altında gizlenmiş gafiller ayıplayıp kınamayı gerektiren yasak bir fiili yaparken insanların görmesinden sıkılıp çekinen fakat Cenabı Hakk'ın hazır ve nazır bulunduğu bir hakikate iltifat etmeyenler kıyamet günü büyük mahkemede o herkese açık olan son soruşturmada ne yolda cevap verecekleri gerçekten düşünmeye değer. Esad Erbili hazretlerinin bu sözlerinde hadisi şerifler geçiyor. Yani özür dilemeyi gerektiren bir davranışa hatalara girmeyin.
Mülk ve melekutun sahibi yüce Rabbimiz kullarına hitaben ey kulum. İşte burada bizim büyüklerimiz çok dertlenirler. Ve ağlamaklı bir şekilde ifade buyururlardı. Ey kulum. Senin hayatın ve ölümün, yükselmen ve düşmen, genişlik ve sıkıntın, sıhhat ve afiyetin, elhasıl her nefesin benim kudret elimde olduğu halde yasaklamış olduğun bir fiili ne cesaretle işledin? Saadetinin düşmanı olan mel'un şeytana itaate ne akilla teşebbüs edebildin? Ey kulum beni görmez. Bilmez mi zannettin? Yahut kendin gibi bir aciz bir kula karşı gerekli gördüğün haya ve hürmeti bana karşı lüzumsuz mu sandın? Buyuracağı esnada acaba ne gibi bir cevap hazırladık? Hangi avukata hangi filozofun aşırı zekasından istifade edebiliriz? Heyhat geçmiştir buyuruyor Esad Erbili Hazretleri.
Onun hulefasından şey Mustafa Hulusi Hazretleri mevzumuzla alakalı nefsin mertebelerinde ledünni ilimle, gönlündeki o ilimle ne güzel ifade buyurup kaleme almıştır. Ara derdine derman, şifalar verir de ziyan, gaflete yatma uyan mürşide devam lazım. Emmarenin emrine, efemare sünür. Suvar olma ey kişi. Onun emrinde, onun emrine amade olma. Akıt gözünden yaşı haşyetullah çok lazım. Emmare koymaz irfan, ara derdine derman. Geçmeyen olur hayvan, levvameye yol lazım. Levmeler leylünehar, gönül etmesin karar. Gözünü dağlara dayar, süratle gitmek lazım. Bu sıfatta kalma buyuruyor. Gece gündüz Cenabıhakk'a yalvar. Gözünden yaşlar akıt. Mülhime zevk u safa. Orada görmezsin cefa. Mutmain ne derdine şifa. Oraya izzet lazım. Nefsi radıyye nerede? Çalış. Nasıl var? Kür de. Daima olur mu da oraya dikkat lazım. Nefsi merdıyye durur. Görmeyen gözü kördür. Ora giren kutuptur. Sıdk ile teslim lazım.
Raziye Cenabı Hak'tan gelen her şeye razı olmak. Merziye de kul razı olunca Cenab-ı Hak da ondan razı oluyor. Makamatın rütbesi, kutbun kulların hası, memurda var sevdası arayıp bulmak lazım. Mürşid-i kamilimizin de sadece zamanı iyi kullanmak için bir kıtasını söyleyebilirim. Buyuruyor ki, bu kadar yaş heba oldu. Daha sekiz dokuz yaşındayken ağlayıp, ağlayıp sızlıyor. Diyorlar hangi günahını ilahi aşkla ağladı. Anlar ve hayat böyle. Devamlı güzel olarak, hayırlı olarak daha bir ilahi nimetlere gererek devam etmiştir. Nefsinin mertebelerini de geçerek, ahlaken de kemal bularak ilerlemiştir. Bu kadar yaş heba oldu. Düşündükçe gözüm doldu. Payitahtı düşman aldı. Mavzerini sıktın nefis. Evet efendim. Burada Ehlullah'ın hikmetli sözlerinden Ebu Bekirnıs deyip radiyallahu anh efendimiz buyuruyorlar. İblis devamlı önünüzdedir sizi şaşırtmak için. Bunu izah edecek zaten.
Nefis sizin sağ tarafınızdadır. Nefsin arzuları da sol tarafınızdadır. Dünyanın geçici sevgi ve muhabbeti de sizin yerinizdedir arkanızda. Azalarınızda sizi kuşatmıştır. Rabbi zülcelal'imizde her an sizi görüp özetlemektedir. Bakın Müslüman iken Allah korusun dinini değiştirenlere şahit oluyoruz. Sizi dininizi terke davet eder. Nefis de sizi günah işlemeye sürükler. Nefsin arzuları da hayvani duygulara meylettirir. Size size dünya da ahirete meyletmektense dünyaya meylettirir. Dünyayı tercih ettirir. Azalarınızla sizi nefis galip olunca günahlara davet eder. Rabbimiz ise Rabbi Zülcelal'imiz bizi cennete davet ediyor. Cemaline davet ediyor. Kim nefsi eğer iblise uyarsa dini elden girer. Allah korusun. Nefse uyarsa onda ruhunun güzelliği kalmaz. İlahi nefha olan ruh nefsin esaretinde olur. Kim nefsani arzularının yetkisi altında kalırsa. Onda da ilahi akıl kalmaz.
Ve kim dünyaya icabet ederse ahiret duygusu kalmaz. Kim azalarına uyarsa ondan cennet gider. Yani cennetlik amelleri yapamaz hale gelir. Nefsin esaretinde olan azaya uyacak olursa. Eğer Allah'ımızın hep hayırlara koşar. Diyor. Artık başka mevzulara geçiyor. Şeytanın Araf suresinde nasıl bize hücum ettiğini ayet-i celilelerle haber veriyor Rabbimiz Esselamü. Bakın ne hileler ne kutalar bizi yoldan çıkarmak için nasıl çalışıyor? Beni azdırdığın için andolsun kimsenin doğru yolun üzerine onlara karşı oturacağım. Sonra önlerinden, artlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım. Çoğunu sana şükreden bulamayacaksın. Eğer sağ taraftan gelir azdıramazsam sol tarafından geleceğim.
Dünya ile azdıramazsam şehevi duygularla, önünden arkasından onu nefsin heva ve istekleriyle vesair arzularla ona dünyayı şirin göstererek vesair demekten haya ettiğimiz duyguları süslü püslü göstermek suretiyle yolunu yaldızlayarak azdırmaya çalışırım diyor. Rabbim beni saptırdığın için andolsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim. Halis kıldığın kulların bir yana onların hepsini azdıracağım dedi. Muhlas olan kullar, ihlaslaştırılmış. İhlaslı olmak için gayret gösterirken Cenabı Hak onun gayretine artık lütuf ve ihsanıyla bire on yedi yüz sonsuz lütuflarla muhlas halinde kılar. Daha devam ediyor. Ve hayırlı insanları azdıramayacağı hayırlı insanların da özellikleri bildirilmektedir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Mevzu içerisinde söylediğim günler ve geceler geçerken acaba bizim ahlakımız hangi noktada? Bizim nefsimiz hangi derecede?
İlmi noktada neredeyiz? Şer'i emirlerde acaba takva esasına göre riayet edip Cenabı Hakk'ı görür gibi bir taat yapabiliyor muyuz? Önümüzde beraat gecesi geliyor, yaşantımıza göre karar verilir ve Ramazan-ı Şerif ve Kadir gecesi buna göre derin derin düşünüp artık bizim şununla bununla meşgul olacak bir durumumuz yok. Eğer bizi meşgul ederlerse ben öleceğim. Sen ölmeyeceksen bilmiyorum. Ölüm bizim için hepimiz için mukadderdir. O huzura nasıl vereceğim? Burada ne haldeysem yarın da o halde olacağım deyip onların da ıslağına vesile olmak suretiyle gece ve gündüz çalışma ve gayret içerisinde bulunacak. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.
Kaynak: Genel
Ömür ve Yaşantımızın Manevi Safhaları ve… | Mihmandar