Devamlı olarak derlerdi ki, devamlı olarak derlerdi ki, Sizden hepiniz cennete girmeyi arzu eder misiniz? Evet isteriz Casulu bak diyenlere, Kastıun-u emel. Tuh-u emele kapılıp da sahtekarlık etmeyin. Tuh-u emeli ve sahtekarlığı terk ediniz, diye. İkincisi, Bütün işlerimizde daima vahim olduğumuzu bir gün mutlaka öleceğinizi Allah'ın huzuruna vararak yaptığınız amelinizin mükafatını görüp veya cezasını söke derim ki, katiyen unutmayın. Bu ölçü elde olur da muhterem Müslümanlar bütün asayiş ve nizam gelmiştir. Bir kardeşin, kıl kardeşine, validesine veya herhangi bir sohbet ailesine bakarsan bir adam öleceğini ve huzurullaha varacağını düşündü mü dava hallediliyor, bir daha bakamıyor.
Kumarın başına otururken öyle, içkinin başına varırken öyle, safahat ve kurşun üzerine giderken öyle, yani ölümün mutlaka olduğunu ve insanlığın bir gün mutlaka Allah'ın huzurunda hoşlanacağını, iyilerin mükafatını mutlaka görüp kötülerin mutlaka cezasını çekeceğini düşünen bir insan, yani ölümü unutmayan bir kimseden kötülük gelmeyecektir muhterem Müslümanlar. Şöyle bir fikir var muhterem kardeşlerim. Acaba bir adam ölümü hatırlayınca İman şart, müzemi bir hayata düşer. Dünyayı tamamen terk eder. Madenki ölüm varcıları hiçbir şey yapmaya lüzum yok mudur? İslam'ın terkiniz bu mu? Muslera müminler, ben bunun tam akdini istifade ve kadirim ve hakikatte budur İslam'ın emri de budur. Bir insan hayatın kısa olduğunu, ölümün kati olduğunu düşündükçe, az zamanda daha çok iş görmek için mutlaka daha fazla çalışacaktır.
Hatta sahabelerde uyanıp bulunup Allah'ın rızasını takdim için ibadet edecektir. Sadeleyin erken iş başına varacaktır. Vaktinin fuzuiyyatıyla katiyen getirmeyecektir. Bütün ahvalinde Mevla'sının rızasını gözetmek suretiyle, beşeriyete iyilik etmekten başka bir şeyi kalbinden dahi getirmeye kadr olamayacaktı muhterem Müslümanlar. Ömrün kısa olduğunu, ölünün kati olduğunu düşünen ecdadınızın gittiği muazzam abideler, kurduğu devasa eserler, çok az ömür karşısında yaptıkları büyük hastalığa sarf ettikleri büyük eserler bunun açık şahatları ve delilleridir. Tarih bize gösteriyor ki ölüme inanan, ahirete inanan insanlar daha mübarek etseler olmuşlardır, daha çok tanışmışlardır, daha namuslu, daha müstakil olmuşlardır.
Ölüme inanmayan kozmopolit ve ne I zü belirsiz züre ise, kirazlardan, gadralardan, darlardan, fuhuh mahallerinden, içki rotaların başından, kumarbazlıktan vakit gruplar mukacamat üzerine dönememişlerdir. Mela'yı mütehaaten en büyük niyazını bize ölüme inanarak, ahirete iman ederek, gelecek hayatımız ve ebedi alemimiz için hazırlanmayı mukadder kılsın mağfiret eylesin inşallah teala. Ölüme inanmış olan Hazreti Ömer, Radıyallahu Teala mı Efendimiz hilafeti kabul ettiği zaman hilafeti kabul ettiği zaman kendisine emir Ümmü Münir, Münirlerin emiri denilmişti. Gündüz akşama kadar hiç durmadan çalışır, gece sabaha kadar uyumadan Allah'a ibadet eder. Bakın, Zümrü Müslümanlar. Ölüme iyi inanan ahirete inanan insanların haline bakın. Yoldaş efendim. İnsanlara ölümü sevsin Ahuru teslim eder.
Taburu, salı ve zümulni kor daima evin mezarlığa yakın olmasını veya pencerenin, pencerenin kabristana bakmasını söyler ederler. Bu dönem Müslümanlar Hazreti Ömer ölüme o kadar inanmıştı ki gözünün yaşları diyor İmamı Gazali'ye göre, cenanın üzerinde yahbatlar halindeki iş yapmıştı. O kadar inanan Cenabı Ömer o dev yapımı elsel savurdığı insan, böyle olduğu halde müntevyi hayata kesilmemiştir. Müslümanların en ağır hikmetlerini üzerine alarak hem sabutanın, hem emniyet memurlarının, hem efendim memleketin hakanlığı ve şahlığının vazifelerini ve hem de zilletin kapı çabuk gererek devrini sormak suretiyle inilsin kulak veren bir insan olarak yaşamıştır. Akşama kadar ahbabı ve salihin işi sabaha kadar da uyum almış. Derler ya Ömer, insan buna tahammül etmez, beşerin takatı mahduttur, biraz istirahat etmelisin. Cevabın şu olurmuş, Gündüz akşama kadar milletinin bende hakkı var.
Gece sabaha kadar Rabbime ubudiyet borcum var. Bunun dışında bir zaman durun da yine istirahat etsin uyusun vermiş muhterem müminler. Hazreti Ebubekir böyle, Hazreti Osman böyle, Hazreti Ali'yi böyle, bütün Ashab-ı Kiram böyle, bütün selef-ü Salihin böyle. Hani İslamiyet cebanesi, hani İslamiyetçe falanı, hani İslamiyet tembellik uyuşukluğu, hani İslamiyet deryvana lazimcılığı işaret ederdi ve bizim geri kalmamızda sürekli Müslümanlıktı ya. Meğer bunlar bir palavra, bir uyuşturucu hapmış muhterem Müslümanlar. Bir cüzme ilaçmış Müslümanları hürriyeti akliyelerinden uzaklaştırmak için uydurulmuş sözlermiş. Hakikatten Müslüman olan mümin olan Allah ve ahirete yanan insanların yarını bugünle müsait olmayacak, yarını devam edecek muhterem Müslümanlar.
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, çalışıp olmasını Peygamberimiz devamlı emrediyor, yarın ödeyecekmiş gibi de ahireti unutmayacağız, oraya da hazırlanacağız. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in düsturu bu idi bize. Rabbim cümlemize bu bakımdan da Peygamberimizin gayretiyle gayretlenmeyi nasib ve mü kader eylesin inşallah teala. Devam ediyor, devam ediyor büyükler. Kuran-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem alimleri insanların çilelerine, dertlerine, ağırlıklarına, yüklerine en çok sabreden insandı. En çok tahammül eden insandı. En çok müsamaha eden insandı. Ne tarihlerde bulunsalardı, ne tahkirlerde bulunurlardı. Kendisine ne ağır çileleri çektirdiler. Öyle olduğu halde, Peygamber Efendimiz darılmaz, gücenmez, kırılmaz, beddua etmez, Ya Rabbi sen falah ver diye dua ederlerdi.
Şimdi muhterem Müslümanlar yanındakini ufak bir kıldırır, dağıtılt tabak haline ne oluyor? O büyük diye tanıdığın insanlara karşı ufacık bir kabahatin kusurunun olacak olursa, bakın sanat sineler nasıl, eczatını ve cefasını çektiriyorlar. Halbuki ise Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in hiç de böyle değildi. Cenabı Kuran Beyimizin bu mevzuda bir iki misalini vereyim işte bakınız muhterem Müslümanlar. Devamlı söylediğimiz şeyler fakat hatırlatılmasında mutlaka fayda var. Uhud Hazrisi Ashab-ı Kiram, Peygamber Efendimizin bir defaya mahsus söz ve emrini dinlemedikleri için bozuldular. Peygamberimizin bir defaya mahsus, emri Muhammediyelerine ihmal gösterdikleri için. Elli tane o katıcıyı, o katıcıya bir vadiye gönderdiler. Siz bu vadiyi tutacaksınız buyurdular, Peygamber Efendimiz.
Biz galip gevşek de düşmanların cisetleri üzerinde görürsek, emrini olmadan, ikinci emrini duymadan orayı terk etmeyeceksiniz. Bir malum olsak da düşmanlar bizi üzerimizden gezmek suretiyle tamamen perişan etseler yine emrini almadan orayı bırakmayacaksınız diye mi vermişti muhterem Müslümanlar? Galibiyet, harbin ilk safhasında. Olayı gören sihirbazlar, ok atıcılar, babam emrimizden emin olmadan aşağıya indiler. O zaman kafir cephesi kuran dağınık Feridun, Haluk hazırtaydı. Halid İbnü'l-Vehrib arkadan orayı gözetliyordu daima. İslam olsun Muhammed ve Allah suretiyle arkadan bir darbe indirdi. Muhterem müminler zaten bizim bütün düşmanlarımız darbeyi arkadan vuran kimselerdir. Açıptan kafir ile görünen o kadar tehlikeli olmaz mı? Muhammed Bey'in Salallahu Hatun'un dediği, milletin üzerine en çok korkulan kafirler değil, münafıklardır diye buyuruyorlar. Buyuruyorlar.
Yani bu bu küfür değildir. Zaten ben puta inanıyorum, puta takıyorum diyor. O uluhiyetini bildirdiği için, ona göre sen dinini alırsın kendini çeke düzen vermek suretiyle daima kuvvesiz tatmanın karşısında. Fakat, sakalıın altına kadar Müslüman diye gelir, koltuğun altına kadar, zillerin altına kadar da kardeşim olarak sana yaklaşır. Ondan sonra da sana düşmanlık ederse, hırsız evden olursa önüne geçmek çok zordur bu dayanışmalar. Dışarıdan olunca duyarlarını yükseltsin, kapına bir renk daha çakarsın, üst üste siklersin, birazdan yanıp bulunsun belki fakat hırsız evden olunca önüne geçemezsin. Aynen Müslüman sözün milli düşmanları da böyledir Mustafa'nın ilahiler.
Dost gibi görünürler, Müslüman görünürler, kendilerine kafir dersen, feryadı öyle bakarlar ki mesela Tanrı Hoca Kafsa'da onlara şöyle yapıyorlar, şöyle yapıyorlar, şöyle yapıyorlar, şöyle yapıyorlar, bu iş ise, bu iş ise bütün akar içtihatları istihdamı itikadi yalan ederek şudur dese, kıyametler kop koparamıyorum. Adeta yerin kudreti farklılığı nasıl olur da bize tatil denir diye. Fakat muhterem müminler yaptığı işe bak, gittiği yola bak, titiz istikamete bak, kalbindeki daire hedefine bak, işi bütün muamele bakımından öyle şey olur, Rabbü'zücelal'i bir muvaffak olsun. Cenabı Hak onların şerrinden cümlemize süresin. Mesela, mesela bugünün en üzmin derdi komünizmdir muhterem Müslümanlar, Komünizmdir. Rabbimiz cümlemiz diye şerlerinden muhafaza olursun.
Ya, bunlar daima Müslüman görünürler, Müslüman görünmek isterler fakat kuslukları zehirdir, söyledikleri daima ağıdır, İslamiyet'in ve Türklüğün en azgın veren tehlikeli düşmanlarıdır. Mataessüf ikimize kadar girmiş bize kardeş gören insanlardır bunlar. Bu bakımdan onlara karşı çok tertipli durmamız, kuvvetli olmamız lazım. Onun için de bir çare söyler misin hocam dersen, gene benimki dediğim gibi derim. Benim tarif edeceğim çare ilahi tarafa dayandığı için, Muhammedi çare olduğu için kati ve muhakkak şifa vericidir. O ise iman ve İslamdır muhterem. Eğer bir millet tam Müslüman olursa, tam mümin olursa, Kuran-ı Kerim'e sarılırsa, ecdadının tarihini bol bol okursa, haklı tutar hakikate taparsa, o memlekette komünizm ilerleyemez, mutlaka çürümeye, yandığı yerde samimi mahkum olacaktır.
Aksi halde gençliğin ve iman mürüvvetlayan, kalbinde iman binasının yapanı çatırdayan bir zümrenin komünizmle mücadelesi çok güçtür ve zordur muhterem Müslümanlar. Cehennem Efendimiz'den bahsediyordum. Uhud kazası, Ashab-ı Kiram bozuldu söz dinlemediği için. Peygamber Efendimizin dişi kırıldı. Yanağına yıldırım üç tane halkası böyle katlandı, sırtı yaralandığı. Sahabeden pek çok sevdikleri ile beraber Hazreti Hamza Efendi'nin aleyhutaduatullah benim için bel kemiğiydi, vahşi tarafından şerit edildi. Sahabenin hali çok acıklı efendim. İslam'ın ilk gördüğü en mühim hezimetlerden biri oldu Müslümanların yani. Sahabe toplum olarak geldiler peygamberimizin etrafına. Ya Resulallah, karşımızdaki bu azgın kafirler için bir beddua edersen yeter. Bir cümlen onları kim kafi, ve nazır Talibı Hızır Celal, seni kırmaz, senin hatırından geçmez, senin naz ve niyazın katiyen reddetmez.
Ne olur bunlara bir beddua et Ya Rasulallah, dediler. Müşrikler için. Peygamber Efendimizin, o gün duası, vidi muhteremirler. Elini kaldırdı. Ya Rabbi, benim kavmime sen hidayet ve tevfik ver. Onlar bilmezler de onun için böyle yaparlar. Beddua yok. Kötü niyaz yok. Onların kahrını istemek yok efendim. Yalnız Cenab-ı Hakk'a ve alıkuklarına, Peygamberimizin o günkü niyası bu. Bilmezlerce benim kavmim onun için yaparlar. Yine de kavmim diyor bakın Zuhruf Müslümanlar. Bunlara hidayet var, hakikati göster Allah'ım diye dua ediyor. O günkü, Peygamberımızın duası bu. Kötülüğe karşı Peygamberimizin yaptığı muamele. Biz de bu para Müslümanlar kardeşlerimizden, yakınlarımızdan, dostlarımızdan, aklıvay taallukımızdan yemin olduğu halde herhangi bir kusur görürsek, bir kabahat görürsek, kendimize karşı bir cinayet görürsek, hemen kahro helakine kıyamet etmeyelim.
Mutlaka delini kıracağız, hücum etmeyelim. Mutlaka o zattan intikam olacağız. Ocümüzü onda bırakmayacağız diye uğraşmayalım. Peygamberimizin ahlakıyla ahlaklanalım. Çünkü bugün bizden İslamiyet en çok vahdet istiyor. En çok birlik ve beraberlik istiyor. En çok mizah çıkarmamak ihtilafa düşmemeyi istiyor Bakara. Düşmanlarımız yaman muhterem Müslümanlar. Bize gelecek harici belalar çok tehlikeli olabilir. Böyle olunca ki bunu bütün Müslüman kardeşlerimiz bilmekteler, artık harici iyi tehlikeler ve düşmanlarımızın yaman olması göz önündeyken müminin, mümin ve cidali, Müslümanın Müslümanla mücadelesi, Ahmed'in mehbette ihtilaf çıkarması, hakenin Hüseyin'in vicdan etmesi caiz olan şeylerden değildir Müslüman kardeşlerim. Bu bakımdan affedici olalım, bağışlayıcı olalım, müsamaha ile, saf bir cemiyle muamele edelim. Affedeni Allah affedecektir.
Kusurları örtenin kusurunu Allah kıyamet gününde örtecektir. Bir kimseye ruh veren enallah, birine karşı en az on misli ile iltifatta bulunacak. El-Fatiha-ı Samariyyesini bahşedecektir. Devamlı Efendimiz'den bir misal daha vereyim size. Devamlı anlattığım misallerden birini daha. Kötülüklere karşı iyilikle mukabele. Ailenin kocasına karşı da böyle, kocanın ailesine karşı da böyle. Evladın ebeveynine karşı da böyle, ebeveynin evlada karşı muamelesi de böyle, dükkanın komşusu böyle, ev komşusu böyle, ahbabı yarar ve bütün kardeşler böyle, yekdiğerle Muhammedin muameleyi yaptıkları andan itibaren nizam tamamdır muhtemelen Müslümanlar iç huzuru bir de başlayacak. Dünyada telaş, keder, dert diye bir şey bir de kalmayacak. Daima iman zevki İslam ilişkisi üzerine olacağız inşallah-u Teala. Tamamdır biz. Sallallahu Aleyhi ve Sellem eseri.
Fevri emrini aldı ve faiz kavmini dine davet hissetmek üzere de memnun oldular. Yanında Zeyd ibn Harüs adaları, aldılar Taif kavmine. Onlara Cenabı Peygamber Efendimizin sözleri buydu. Ey kavmim, nikahlıdüs ilahlara tapmayın. Ağdav-ı ecdadınızdan devraldığınız batıl dini kendini derinden etmeyiniz. Şirki, adli ve tecavüzcü karşısındakine hakaret ve tecavüzcü haram kurmuştur. İslam dini edep ve fazilet dinidir, cehaleti, ataleti, bataleti, meme altıncılığı tamamen haram etmiştir. İslam dini sayılamayacak sayılamayacak kadar bütün tasaili içerisinde toplanmıştır. Binaenaleyh Müslüman olunuz ki kurtulursunuz, buyuruyorlar Peygamberimiz. Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri. Bu kadar Müslümanlar, faiz kavmi küfürleri kabardı. Peygamberimiz Hazretlerine karşı gayr zekkinleri adeta bir misli daha fazlalaştı. Yani, sen bize ecdadımızdan dillerini ne girdi sefalar efendiler bize söylediler.
Niçin? Bizi hakka davet ediyor diye. Bizi hakikate çağırıyor diye. Bizi bir Allah'a satın tevhide gelin diyor diye, bizi ahlak ve faziletin tarhanesi olunuz, batalet ve hatareti terk ediniz diyor diye, insanoğlu yoldan çıkmamış olsun muhterem Müslümanlar, ona söylenilen haksız dahi nasıl çıldır küle'den çıkarıyor bakın. Ne demişti Peygamberimiz efendim? Ne demişti? İman edin, mümin olun, tevhide gelin, Kuran'a inanın, merhametli muamele edin, kardeş olun, ihtilafı, müddaı bırakın dememiş miydi? Daha buna benzeyen en güzel tedavi ilaçlarını tarif etmemiş miydi, Peygamber Efendimiz? Evet, öyleyse hiçbir taahhüt kavm çileden çıktılar. Değişen, değişen bir şey yok Müslüman kardeşim. Emin olun da öyle. Zaman bile aynı. İnsanlar on dört katlı bugüne girmişler, bu tarafa girmişler. Vallahi gemiyle kasemle söylerim gene aynı.
Çıkıyorsunuz kürsüye, çıkıyorsunuz kürsüye, parafa, ayat-ı ilahiyi a harfi Muhammediyeyi açıkça okuyorsunuz, fazilet tarif ediyorsunuz, hakikatleri söylüyorsunuz, bazı adamların bu işine gelmiyor başlıyor feryadı ve duman, niçin? Annesine layık hocanın niye bizi imana, itikata, fazilete, ahlaka davet ediyor? Niçin dar haramdır? Niçin başınmaya gitmeyin? Niçin plajlarda ölür öldürmeyin? Niçin paranızı israf etmeyin, hiçkiye vermeyin, kuma orayamayın diyor. Mademki bir kazanışlık malum gücün sahibi değiliz, arzu ettiğin üzere harcarız diye bin bir türlü gitmenin ve kötülüğün kapısını çalıyorlar muhterem Müslümanlar. On dört asır evvel ve yirminci asır insanlara. Rabbim, Rabbim Müslüman Türk milletinin evladına ulvi hislerle, ilahi kitaplarla, meşbu ve doktoru olmayı nasip ve mukadder eyle. Kıymet bozuldu mü muhterem Müslümanlar? Ondan sonra iyi tavsiyeler dahi akli tehdit atmaya başlıyor.
İman bir defa bir gönülde söndü mü o kimsenin iç tarafı uçurum ve karanlık bir hale geliyor. Ne söyleseniz Yaratık hadiaklı bir kimseye suret-i katiyede haksız sözü ve hak nasihatı müsbet ve haylaziyeti yapmıyor. On dört asır evvel ve on dört asır sonra. Hatta şimdi bile içinizde şimdi bile içinizde bu sözdenten hoşlanmayanlar oldu. Canım bu kadar da bir derdin üzerine eğilmek, bir şeyi bu kadar açıkça konuşupça, şahsiyet diye bir şeyimiz yok kardeşim. Kim boyu kastımızı alıp da muhatap edinmiyoruz. Bir, derdimizi ortaya koyup dertleşen insanları Mevla'mızdan bütün niyetimiz, arzumuz ve niyazımız şu necip milletin Hazreti Muhammed'in arzu ettiği şekilde Müslüman olmasını sağlamaktı. Beklediğimiz türden bir şey demiyoruz, aferin de istemiyoruz. Kimse bizim sırtımız zaman suazlamasın. Fakat Gaye nedir?
Şu millet ecdadına layık bir torun olmak şerefine, Mevlamızın lütf ve ikramıyla, hidayet ve telifiyle yükselsin inşallah Allahu Teala. Peygamber Efendimiz'i taşlarla, kemiklerle, keseklerle, pasta parçalarıyla, yan parçaları atmak suretiyle yaraladılar muhterem Müslümanlar Taif kalmıyor. Niye bizi imana, bütün bizi fazilete davet ediyorsun diye Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, bütün Kuran-ı Kerim'i, kitabı ilahıdır diyorsun ve bizim ecdadımızın dinine rakı sürüyorsun diye Peygamber Efendimiz de etmediği, yapmadığı bırakmadılar. Bir anıldı ki, Peygamber Efendimiz'in ayakalarının içerisi kan dolmuştu. İzinde derman kalmamıştı, yürüyecek hali mecali kalmamıştı. Sallide Hatun hazretleri Yanında Zeyd ibn-i Harita hazretleri ile beraber bir ağacın altında oturdular. O anda Cenabı Cebrail Aleyhisselam gelmişti.
İslam tarihinin, İslam tarihinin, Celaleddin ve güneşin görüldüğü zamanki açıklığı kadar açık delilleriyle bize kadar getirdiği hadiselerden biridir, vakalardan biridir bu muhterem müminler. Ya Rasulallah dedi, Rabbim beni memur etti. Eğer istersen şu iki dağı birbiriyle birleştirmek suretiyle, zeldeleyi biliyorsun ya muhterem Müslümanlar, bazen yerlerin yarılması, kaynakları pişirması, bazen bahar üzerinin bir şehri bütün böyle evleriyle beraber kayıp, sahte yetsanılması, bazen bir volkanın dola indifa etmek suretiyle bir iki metre küller altında beş altı tane sinir ve küllüğün kalması, bu şiir ve küfrün kalması, bu da felsefi hadiseyle bunları helak edeceğim Ya Rasulallah. Eğer dedi emredersen, irade edersen beni Cenabı Hak senin emrine gönderdi diyor. Peygamberimizin İslam Peygamberinin o günkü tutumu dahi elini kaldırdı.
Efendim, Ya Cebrail'den insanların helakine değil ve fakat hidayetiyle Allah yolunu bulmaları, ilahi tevfik ile hakkı ve aslı olmaları için gönderiyordum. Onların telafetini niyaz etmiyorum. Belki gelecekte nesillerinden bir tek iman ehli çıkar. Hakkın helal olsun onlara dedi. Kuran'da bir sendullahi var ey omazlar. Onun içindir ki muhterem Müslümanlar, onun içindir ki bütün ilim adamları, bütün din adamları, bütün İslam filozofları ve bütün İslam ahlakçıları on dört asır dolu devamlı olarak bütün tahriflerinde, nurlu olarak Hazreti Muhammed'i gösterırlar. Misal olarak Hazreti Muhammed'i verirler, delil olarak gayri mahrum'u öne sularlar ve derler ki ve derler ki ey insanlık alemi, içinde bulunduğun şu çorak halden, şu bataklıktan, şu karanlıktan ve bu melhuz olan, belki yakında yatan tutmak olan mukadder tehlikelerden kendini kurtarmak ister misin?
Müslüman olacaksın, Kuran'a sarılacaksın, Muhammedi ahlak ile ahlaklanacaksın, Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in sözlerini kurtarıcı olarak bilip eteğine sarılacaksın ki o suretle kurtulsun. Rabbim cümlem ise cümlem ise Peygamberimizin yolunda yolculuğu mukadder kılsın iş Allah-u Teala. Devam ediyor mu danışman? Devamların bütün anlatımının biri de şu idi, hayatı boyunca hiç sevmediği şey yalandı, yalandı. Tane adı azarluk, uyuki ileyhil kedip. Hiç sevmediği şey yalandı. Bir kimsenin yalan söylemesinden katiyen hoşlanmazdı ve devamlı nasihatleri arasında Peygamber Efendimiz Müminde hata olabilir. Müminde kusur olabilir. Müminde şaşma ve şaşkın olabilir. Yalnız mümin de müminin kamil imamıyla iki şey birleşmez bu aralar. Birisi hıyanet, hainlik ve yeri yalandırır.
Yine hıyanet, Kuran'a hıyanet, eşdadın tarihine hıyanet, yanımızdaki komşumuza, dostumuz ve ahdadımızın ırk ve namusuna karşı hıyanet, ecdadımızın bize bıraktığı göre devasa eserlere ve mübarek emanetlere hıyanet, Allah'ın dinine, Resulullah'ın sünnetine hıyanet, bunlar imanla birleşmez bir de muhterem Müslümanlar, yalan imanla birleşmez. Mümin yalan söylemez. Yalan söyleyen bir insanın gönlünde iman kavi değildir, kemale ermemiştir. O saf imanının tadını alamamıştır Hıyanet bir, yalancının ki. Devam efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem-ı Kerim zaman zaman büyük günahları sayarlardı. Allah'a şirk etmek büyük günahtır. Ebeveyn-i asi olmak büyük günahtır. İlki içmek büyük günahtır. Ribacılık büyük günahtır. Akker'den kaçmak büyük günahtır. Namuslu ve iffetli bir kadını lekelemek dürüst günahlığı dedikten sonra muhterem müminler şöyle duvara dayalı duyuyordu. Tekrar ettiler.
Tekrar ettiler. Tekrar ettiler. Tekrar ettiler. Saydığın gül günahlarla beraber en büyük günahlardan bir tanesi de yalancı şarmut diye bir yalan söylemek ki. Yalancı şahit diye bir yalan söylemek ki, vali hadis olan sahabi diyor ki, mehbir dedik ki, Kuran-ı şerifte. Devamlerimiz sükut ettiler ve artık çok üzüldüler. Bu dava üzerinde, bu mesele üzerinde adeta terk ettiler kendilerini parlayacaklar. Anlamış olduk biz bunu zaten diye. Peygamber Efendimizin bu mesele üzerinde o kadar ağır durduğunu ifade ediyorlar muhterem Müslümanlar. Zaten biz de insanları olarak iyi bir insan kurmak için, fedakar istemiyor muyuz? Doğruluk istemiyor muyuz? Dürüstlük istemiyor muyuz? Namustarlık istemiyor muyuz? Hıyaneti terk etmesini devamlı olarak iptal ettirir miyiz Müslümanlar? Öyleyse, Peygamber Efendimizin kurduğu esafı, esas kabul ederek amel etmek bizim için her şeye geçer tavsiyeler meanımdadır.
Son sözüm olarak Peygamberimizin bir vasfını daha farz edeyim ve dersimi keseyim. Peygamber Efendimiz kendisini mesrur eden bir şeyle karşı karşıya geldi mi? Kendine surur verici bir haberi öldürdü mu? Derhal ayetiyle sınıfta bakınca bütün nimetleri Allah'tan bilen tek insan olarak Meşhedü süruru bile secdeye kapanır Cenabı Hakk'a şükrederlerdi. Efendim, bir evlat bekliyorlardı parada, evladı oldu. Hemen derhal secdeye kapanır Cenabı Hakk'a şükrederlerdi. Bir bela ve musibetin inkişafını defilatını istiyorlardı. O bela korkutarak derhal secdeye kapanırlardı. Bir zafer günü intizar edilmekte idi Cenabı Hakk o zafer ve galibiyeti ihsan ettiyse Peygamber Efendimiz secdeye Kafanı Cenabı Hak'ka şükrederlerdi.
Buna benzeyen dünya ve ahiret nimetlerinden herhangi biri Peygamber Efendimiz'e lütf edilirse, Sallallahü Aleyhi ve Sellem senin ilk işi öyle ben yaptım, benzettim, ben yarattım falan diye böbürlenmek değil muhterem Müslümanlar. Yahut, benim kuvveti daha da mı yordu bu iş, bu iş böyle döndü ki ben bugün kahramanıyım falan diye kendi kendine bütün o habisat ve baki atr faziletine bağlayan insanlardan deyince muhterem Müslümanlar, herhangi bir lütuf, herhangi bir nimetle Peygamberimiz karşılaştı mı? İlk işi azize ve Celle secdeyi şükre kazanır. Ya Rabbi, bana bu galibiyeti reddeden, bana bu nimeti bahçeden, bu saadeti toptan veren ve beni suruğa gark eden ancak sensin derdi. Çünkü bütün nimetler ondandır ve bütün kötülüklere sebep ve vesile olan da bizim şerrimiz, kötülüğümüz ve nette emaremizdir.
Rabbim, Rabbim bizi evladı ahdadımızı Müslüman Türk milleti ile birlikte ve bütün alemi İslam'ı Peygamber Efendimizin sadakatıyla zatına teveccühe mazhar kıl. Elfaz-ı semadaniyenle cümlemizi messur eder. İslam'ı her mescide daima galip ve mundarfer kıl Allahu alem. Gönüllerimizi Envar-ı Kuraniye ile tenvir eyle. Cümlemizin amalini kabul eder. İbadetı taatının envarıyla kalplerini tenvir buyur ve günahlarını abd eyle, mahsur eyle Ya Rabbi.