Ölümün Sırları ve İrşat Edici Hikayeler | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ölümün Sırları ve İrşat Edici Hikayeler
Ölümün Sırları ve İrşat Edici Hikayeler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hiç şüphe yok ki her nefis her canlı ölümü tanıacaktır. Bu mukadder bu bizim elbet bir gün başımıza gelecek ama ne zaman gelecek bilmiyoruz. Bizim Üstad-ı Ali'mizin yeğenleri Hafız Ahmet Dinç. Bir hastalığa yakalandı. Dizinde bir rahatsızlık. Allahu alem askerde bir…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hiç şüphe yok ki her nefis her canlı ölümü tanıacaktır. Bu mukadder bu bizim elbet bir gün başımıza gelecek ama ne zaman gelecek bilmiyoruz. Bizim Üstad-ı Ali'mizin yeğenleri Hafız Ahmet Dinç. Bir hastalığa yakalandı. Dizinde bir rahatsızlık. Allahu alem askerde bir kireç çukuru oraya atlamış. Ondan sonra bir dizinde yara nüksetmiş. Böyle hatırlıyorum. O çoğaldı tedavisi için çok uğraşıldı ama mümkün olmadı yirmi dört yaşında iltihap etti. Üstazımızın büyüklüğüne bakın uyku haklarıyla uyuyabiliyordu. Onlar Esadi Erbili hazretlerinin buyurduğu gibi nehirden karubanılam göçer olsa konar bende. Ve la rah'ın da şimdi bir muayyen menzil olduğum ben. Onlar nerede bir sıkıntı olsa, Irak'ta olsa, Gazze'de olsa, vesair yerde olsa herkesin def ve elemi onların gönlündedir. Rahat ve huzurları olmaz.
Fakat damadı alilerinin irtihalinden sonra uyku akı kullanmadılar. Üstazi alileri Sami Ramazan oğlu hazretlerinden de bir mektup geldi. Mektuplarında sizin hukuk tesellili bu sabırlı haliniz yolumuzun manevi meyvesi olsa gerek buyuruyorlardı. Üstadımız irtihalini unutturacak şekilde konuşmalar, görüşmeler yaptılar. İsa çocuğuz fakat konuşmalarını hatırlıyorum. Başlarından geçen hadiseleri Hafız Yusuf ve Hafız Ahmet diye kardeşlerinin vurulduğunu, ona anne ve babasının sabrını hep bunlardan anlatıyorlar. İnsanlar ölüyü değil de kendisini düşünmeye başladı. Bizim halimiz ne olacak diye. İpek Hoca diye maruf, maruf, Hasan hocamız onun çok sevildiğini bildiği için Hafız Ahmet Efendi'nin, herhalde diyor büyük bir out, büyük bir feryatla karşılaşacağı. Bakıyor ki herkes sakin, sadece gözlerinden hüzünle yaşlar akıyor. Damla damla yaşlar dökülüyor.
Bu yola bulan samimiyetim bir ise milyar oldu der. Bir ise samimiyetin milyar oldu diye ifade eder. Tabii ithalinden sonra kardeşleri Abdullah Efendi'yi çağırır. Onun oğludur. Bak Abdullah Efendi. Bu çocuğun ahirete göçüşü bizi irşad etmezse hiçbir şey bizi ıslahta, irşadta etmez. İstah olan onun için bu tabiri kullanmakta zorlanırız. Zamanın kutbu cihanın mübarek bir mürşid-i kamilimiz bunu söylüyorlar. Cenazelerde, taziyelerde üstaz-ı halimiz şunu çokça naklederlerdi. Bizi irşad edilecek iki husus vardır. Birisi natık, birisi de sakin. Naık konuşan demek. Konuşarak ısrar eden irşad eden Kuran'a azimüşşandır. Sükuten, irşad edilen ölümdür. Eğer ölüm bizi uyandırmazsa alemde hiçbir şey bizi uyandırmaz. Osmandoğan kardeşimizin sevgisi ve muhabbeti bizimle alakası daha görüşmeden önce başladı. Hayser'den kamil kebap diye ilk öğrenci Mısır'dan gelip gidiyor. Bizimle de görüşüyor.
Diyorum ki orada iki kişi, üç kişi de olsa bir araya gelin. Ayetlerden okuyun. Hadis-i şeriflerden okuyalım. Hayırlı kelamlardan. Rabbimiz Kuran'ı azimüşşan'da zikredin diye buyuruyor. Zikredelim. Halaka-i zikir hadis kitaplarında geçer. Bunu temin edin diyordum. Onlar da Elhamdülillah Osman Doğan kardeşimizin delaletiyle bunu yapıyorlardı. Fakat Osman Doğan'ı duydukça, günümüzde bir sevgi ve bir muhabbet uyarmıyordu. Osman Duanın babasının da muhterem babaları Ali Galip hocamızın da beyan buyurduğu gibi hemen bir parantez açıp şunu nakledeyim size. Hızır aleyhisselam ile Musa aleyhisselamın buluşmasında, biliyorsunuz kimse misafir almıyor bunları, Yıkılmak üzere olan bir duvarın dibinde kalıyorlar. Kenarında diyelim. Orayı düzeltiyor. Musa aleyhisselam neden düzeltiyorsun deyince burada bir desti veya neyse artık bir kap içerisinde altın var.
Ölümün Sırları ve İrşat Edici Hikayeler ne anlatıyor?
Ölümün Sırları ve İrşat Edici Hikayeler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Hiç şüphe yok ki her nefis her canlı ölümü tanıacaktır. Bu mukadder bu bizim elbet bir gün başımıza gelecek ama ne zaman gelecek bilmiyoruz. Bizim Üstad-ı Ali'mizin yeğenleri Hafız Ahmet Dinç. Bir hastalığa yakalandı. Dizinde bir rahatsızlık. Allahu alem askerde bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Eğer düzeltmezsem bu babaları salih olan çocuklara aksetmez. Dikkat buyurulursa, Hızır aleyhisselam diyor ki babaları salihlerdendi diyor. Onun için düzeltiyorum ve birçok sırları da var. Şimdi biz Osman Doğan diyoruz. Hocamızı daha yakında da kazanmamız sebebiyle ağlıyoruz. Acaba bizim halimiz ne olacak diye. Diyeceksiniz ki, herkes kaybını söylüyor, siz kazancını söylüyorsunuz. Allah için dostları çoğaltın. Kardeşin kardeşi şefaati var. Bir şefaatçimiz ahirete göçtü. Onun için kazanç diyorum. Daha onun kazancı pek çok. Aynen buyurduğu gibi babaları salihlerden mübarek bir kimse Ali Galip Doğan hocamız Cenabıhakk'a huzurlar mutsuzsin, gönüllerine, sabır suları döksün.
Arz ettiği gibi evlatlarının ahvalini, halini anlattığı gibi onu, sanki Al-i İman suresinde Meryem validemizin bir fidan gibi yetiştirildiğini, onun gibi de yetiştirmeye gayret ettiğini ifade ettiği gibi, hakikaten sevilmeyecek bir kimse değildi. Daha görmeden onu seviyordu. Ona muhabbet ediyordu. Bir mektubu geldi. Hayran kalmamak mümkün değil. İmam Rabbani hazretlerinin mektubatı var. Esad Erbili hazretlerinin de mektubatı var diye çok kıymetli insanların mektupları var. Aynen onlara yakın bir mektup. Bizim Hasan Türkmen ipek hocamız hakikaten ahlakının güzelliği ile ipek denmiştir. Bir defasında Almanya'ya gitti. Kardeşleri, Mehmet Türkmen beyefendi, Üstazımız sağ kolum gidiyor. Nasıl gönderirim deyince, efendim bir kolunuz da orda olsun diyor. Orada bir müddet kaldı. Göndermiş olduğu bir mektup var. Ağlamamak mümkün değil.
Üstadımızın huzurunda oturuşunu, otururken mutfaktan gelen yemeklerin kokusuna kadar söylüyor. Bu söylenir mi? Aşk ve muhabbet söyletir. Burada yemeğe olan arzu ve isteğimiz söylemiyor. Öyle duygulanmış, öyle aşklanmış, öyle zevklenmiş ki, o ne kadar hatırlıyor ve mübarek dillerinizden ehlullahın hayatını, menkıbelerini anlatırken, mübarek dillerinizden dökülen o bağları unutmak mümkün mü diyor ama şimdi ifade etmem mümkün değil, anlatamıyorum. Böyle aşkını ifade etmiyor. Osman Doğan kardeşimizin gönderdiği mektup buna benzer bir mektup. İpek hocamızın sevgili damatları bizim de sevgi duyduğumuz Hasan Hüseyin Benli hocamız Almanya'ya gittiler. Geldiklerinde, Halemder Camii'ni o kadar özledim ki, tozuna bile kurban olayım dedi. Beraber evimize gittik. Ey bunlarındır. Gelenlerimizindir. Kayınpederlerinin mektubunu okuyamadım. Birkaç satır okudum.
O aşk, o muhabbet, o zevk okunacak gibi değil ağlamaya başladı. Aynen onun gibi bir mektup gönderiyor Osman Doğan bize. Kardeşimiz. Şimdi, yaşıyor gibi geliyor bize. Ruhen yaşıyor. Bunu biliyoruz bir izninle. Ama, ölüm ifadesini kullanamıyorum. Çok sevdiğim için dayanamıyorum. İnsan sevdiklerine öyle oluyor. İstanbul'dan Mustafa Demirci kardeşimiz bize bir telefon açtı. Efendim, Van'ın Erciş ilçesinden Erhan Çavuşoğlu. Orada belediye bir isimdi. Tehtihal etti. Devir, o anda ne söylediğimi bilmiyorum. Kendisi naklediyor. Demişim ki, Mustafa bundan sonra biz daha yaşayacak mıyız? Develden gelirken, Osman Hocamızın vasiyetlerinden birisi şu. Cenazemizi diyor bu fakir için söylüyor. O kıldırsın. O olmazsa Hasan Aslan hocamız kıldırsın. Onun huzurundaydı. Oradan gelirken Kalender Camii'nin muhterem imamı Mehmet İlte kardeşimiz radyoyu açtı veya biz açtı.
Biri konuşuyor ama, öyle bayağı basit bir konuşma değil, içinden gelerek konuşuyor, gönlünden geliyor. Öğrendim ki Mahmut Sami Kozan dostumuz. Bu duygularla geldim, camiye otururdum, ezan okundu. Dedim ki, radyo var mı? Var. Dinlenmeye başladık, sizinle beraber dinledik ve duygulanmamak mümkün değil. O yolda da demişim ki Osman bizi de o halkaya çektin, götürüyoruz. Osman bizi de o aleme çektin. Hakikaten sevgili bir dostu. Mahmut Sami dostumuzun ifade ettiği gibi, eğer arkasından birkaç kişiyi ağlatacak olursa canı gönülden, Cenabı Hak ben bildiğimden de vazgeçer, onu af ve mağfirete mazhar kılarım, buyuruyor. Dinliyorum, bağlantılar yapılıyor. Bağlantılar yaptığı kimselere bağlıyor. Cenabı hak böyle iftiharinden sonra kendisini güzelce vasfedecek, hayırlı kelamlarla yad edilecek bir halde kılsın cümlemizi. Osman duanı biz görmedik ama içimizde bir sevgi, bir muhabbet kaynamaya başladı.
Ziyarete geldiler. Zannederim zevce-i muhteremeleri kıymetli bacımız, bu bizim bacımızdır. Zaten acısı bizim gönlümüzdedir onun ve kayınvalideeleri ve etrafı ile geldiler ama bambaşka bir zevk bir muhabbet hasıl oldu. Gelişleri çok zevkli, gidişleri de bambaşka bir zevkti. Osman Efendi'nin telefonunu istedim. Öyle bir heyecanlıyım ki şimdi Osman Efendi'yle nasıl konuşacağız diyor. Açtığımda, hallov dediğimde, esselamu aleyküm dediğimde acaba Osman dayanabilir mi diyor. Bu kadar sevmişiz. Sonra buraya insanları o kadar meylettiriyor ki irşad olalım, ıslah olalım diye. Onlar gelmeden önce telefon açıyor. Efendim şöyle kimseler geliyor, onlara şöyle muamele gidersek çok iyi olur. Efendim işte bir kimse daha geliyor. Bunun tesiriyle birçok insanların ısrarına vesile oluruz. İnsanlığa faydalı olurlar. Hayırlı hizmet verirler. Ona da şöyle bir muamelede bulunursak güzel olur, diyor hep teşrif.
Ederim. Şimdi insan sevince, Ali Kerim aleyhi veche Efendimiz, dostluğun üç alameti vardır, buyuruyor. Birisi, birisi irtihal bittiği zaman cenazesinde bulunur. İkincisi, ondan sonra yavrularını, geçimini, onun dünyevi ve uhrevi bütün hallerini düşünür. Üçüncüsü, onun aleyhinde konuşturmaz. Biraz mevzu değişik oluyor. Birbirini takip etmediğini biliyorum. İnsan sevdiğini anarken de çok heyecanlanıyor. Anadolu yakasında, Seyhanî Derneği'nde üstadımız için bir program icra ediliyor. O programın icra edildiğini de biliyor. Oraya vardım, Daha gelmeden önce Mahmut Sami Kozan telefon açtı. Acı bir haberimiz var dedi. Osman Efendi iftihar etti. Fatih Osman doğanın üzerine hiç getirmiyorum bunu. Dedim karakolluk mu acaba? O doksan yaşına yakın. Tabi onu da seviyoruz. Osman dedi. Üstadımızın şu sözü hatırıma geldi. Buyururlar evladım, biz değil de kendimize üzülürüz. Zaten mukadder. Desemü.
Ölüm geldiği zaman ne bir adım ileri, ne de bir adım geri attırır. Fakat bizim halimiz ne olacak diye. Bu hatırıma geldi. Ashab-ı Kiram'dan şehit olanları hatırladım. Bilhassa hatırladığım Mus'ab bin Umeyr oldu. Resulullah'ın Uhud muharebesinde Efendimiz bir ara yalnız kaldılar. On iki kişi onu muhafaza ediyordu. Hazreti Musa'nın kendisini düşman tarafından atılan okullara hedef etti. Resulullah'a bir şey dokunmasın diye. Fakat Hazreti Musa'nın şehit olmuştu. Efendimiz Mus'ab diyor hiç ses çıkmıyor. Mus'ab diyor hiç ses çıkmıyor. Meğer Melaike I kiramdan birisi o şekli alıyor. Osmanlı'nın şehadeti bize bunu hatırlattı. Diğer Ashab-ı Kiram'ı hatırlıyorum. Cenab-ı Hak teselli etti elhamdülillah. Ali Efendimiz'in buyurduğu dostun, dost üzerindeki haklarından birisi aleyhinde konuşturmaz. İkincisi cenazesine iştirak eder. Üçüncüsü de çoluk ve çocuğunu düşünür. Burayı anlatamam.
Onunla olan maddi bildikimizi anlatamam, haya ederim Ve bunun çok iyi bir şekilde devamını arzu ediyorum. Bizim için sevgili dostumuz, Osman kardeşimizin de sevgilisi, ona muhabbet duyan Ahmet Çakır kardeşimiz bir ev tahsis ettiler bize. Dayalı ve döşeli. Her şeyiyle hazır, Erenköy'de bakmaya bile kıyılamayacak en güzel biri. Kendilerine sorun, kıymetli kardeşimize sorun, içine girip istirahat etmiş değilim. Beğenmedin mi? Beğenilmeyecek gibi değilim. Ama diğer yerlerde kaldık. Biz o yeri, o yeri, Osman doğan kardeşimizin çoluğuna ve çocuğuna hediye ediyoruz. Şimdi Osmanlı aşkımız muhabbetimiz bitmez ve tükenmez. Toplantılarda, birbirlerimize bakıyorduk. Her görüşmemizin sonunda bir mesaj çekerdi. Aşkını ve muhabbetini mutlak ifade verdi söylendi. Fakat şunu hissediyordum, Osman Efendi bizim yanımıza gelirken dolu geliyordu. Çok meseleler konuşmak istiyordu.
Sevgi ve muhabbeti ona engel oluyordu. Sevgisinden, o konuşacakların hepsini unutuyordu. Biz Anadolu yakasında Seyhanî Derneği'nde üstadımızın programında bulunduk. Osman Efendi'nin iftiharini yeni duydum. Hep onunla konuşuyorum. Ölümle konuşuyorum. Bir ara Mahmut Akay kardeşimiz, Veysel Hocamız buyursunlar dedi. Ben de hiç hesap etmedim. Meğer Veysel kapalı kardeşimiz dua edecekmiş. Acaba kim diyorum böyle Veysel hocamız deyince. Geldi hemen oturttum. Duada belki ihtiyaç duyar diye Kuran-ı Kerim'den hatim duasını açtım. Fakat çok dertli bir dua etti. Öyle bir dua etti ki böyle kaynıyor sanki içinde. Dualarında ara ara Osman kardeşimizi yad ediyor. Osman kardeşimizi rahmetle anlıyor. O da duymuş. Sonra Mehmet Birhanda kardeşimiz hem Sami Ramazanoğlu, Kaddafi Allah'u Sırrı Hazretleri'nden hem de üstadımızdan iki kaynaktan beslenen sevgili kardeşimizle yola çıktık. Cenazeye yetişeceğiz.
Duhan suresinde Cenabı Hak, Sema onlar üzerine ağlamadı diyor. Sema onlar üzerine ağlamadı diyor. Bir gün biz yaz günüydü evin balkonunda oturuyoruz. Bizim çok yakınımız, madden de yakınımız, manen daha çok yakınımız, Dehice Hanım diye bir anamız irtihal etti. Üstatımız onun için Allah dedesi derdi. Öyle bir anneydi o. Bir halı dokunmuş, üstadımıza, efendim bunu Sami Efendimiz hazretlerine gönderir misiniz? Gönderiyor ve bir hafta sonra irtihal ediyor ana. İrtihali haber veriliyor. Sami Efendimiz hazretleri seccadeyi koltuğuna alıyor. Aile fertlerine, ihice hanımın ruhuna okuyalım buyuruyor. Zamanın kutlu-u Azamı okuyor. O rüya cihetlerine bilmem kadar geçecek olsak, vaktim yetişmesi mümkün değil. Evin önünde oturuyoruz, sesler de duyurdu ağız sesleri. Yağmur da hafif böyle yağmaya başladı. Üstadımız duyurdular ki, eğer yağmur yağmasaydı bunun velayetinden şüphe edecektim.
Biz Konya'ya giriyoruz, Konya'da sadece evi, ayinesi, çoluğu, çocuğu, etrafı mahzun değil, Konya'nın sanki üzerine kan ve keder çökmüş gibi birer var. Var. Konya da ağlıyor. Sema da ağlıyor. Ara ara yağmur da dökülüyor. Cenazesini iştirak ettik Selimiye Camii'nde namaz kıldık. Masiyetini bildiğim yok. Bize cenazeyi kıldırmamızı söylediler. Bizim Hacabdullah amcamız Rahmetullah Ali, böyle telkin verirken, vermiş ki kimin hayırla iyi bir şekilde iltiha ettiğini bilirim. Gönlüme huzur gelir diye. En çok ağlayacak biziz. İnsanlardan çekiniyorum şimdi sevindi derler diye. Bir tebessüm, bir zevk, bir neşeyi içime aldı. Sanki Hazreti Osman'ın radiyallahu anh, sancağının altında gölgeleniyor gibi, cennette dostlarıyla buluşmuş gibi bir sevinç hasıl oluyor. Dedem Şeyh Mustafa Kulusi rahmetullah Ali hazretleri ahirete bütünce üstadımız çok genç.
Gelenleri teselli ediyor, diyor ki, babam Beytullah'a gitse, siz Mustafa Efendi Beytullah'a gitti diye, ağlar mısınız sevinir misiniz? Babam cennete gitti. Babam Cemalullah'ı buldu. Asıl kendimize üzülelimdir. Aynen onun gibi. Biz kendi derdimize düşmeye başladık. Yalnız oradaki durumun bütün çocuğun çoluğu hadisesi. Allah'ım diyorum hiçbir ızdırap verme onlara. Muzdarip etme Allah'ım diyorum. Neşevir, huzur ver. Gönüllerine sabır sularını sat Ya Rabbi diyorum. Bütün iktidar edenlerimiz için rahmet diliyorum. Sadece Osman Doğan kardeşimiz deyin, bütün ahbabımıza sonsuz sevgimiz var, muhabbetimiz var. Cenaze kılındı ama bir neşeyle kılındı. Dediler ki zevci-i muhteremeleri sizi görmek istiyor. Başımı yere eğdim. Gönül gözü açık bir kimse değilim. Ama hissettiğime göre, şunu demişim, cennette öyle köşkler var ki, içinden dışı dışından da içi görünür. Aynen onun gibi.
Muğ gibi böyle görüyorum. Dedim kardeşim, bacım, senin ne kadar acın varsa benim dedim böyle biraz konuştum. Olduğu gibi alıyorum. Yeniler efendim aile fertleri sizinle teselli olacak. Ne olur onların da bir yanına geldim. Annelerin de yanına geldim. Annelere de bir şeyler söyledi. Ayrıldım ama Rabbimiz bizi ahirette ayırmasın. Osman'ı anlatmakla bitirelim. Veren el derneğimizin, en başında ismi olan sevgili kardeşimiz o. Veren el derneğimizin en başında. Osman Efendi Allah yolunda infak için verenel derneğimize bir hatıranız olsun dedim. Anında bir broşür hazırlamış Allah yolunda infakın verene derneği bahşetmek üzere elimize geçti. Buna benzer onun kıymetli insan olduğunu biz eserlerinden görüyoruz. İbn Recebi Hanbeli diye eğer hata etmiyorsak, elli Hadis-i Şerif'i içine alan bir eser var. Orada Allah'ımıza aşk ve muhabbet bölümü var. Onun tercümesini yapmış, bize göndermiş.
Onu da okudum, öyle hoşuma gidiyor ki Allah'ımıza aşk ve muhabbet hakkında, sanki ruhen de berabermişiz gibi, bize onun tercümesini yapıp gönderin. Bunun gibi daha neler neler. Son zamanlarda yine verilen derneğinin çalışması olarak, dil olarak zaman itibariyle Sami Ramazanoğlu Kaddafi sallallahü sırra tarzımızla bu zaman arasında çok fark var. Mübarek illeri anlaşılmıyor eserleri. Cengizdi şimdi ismi Mahmut oldu. Mahmut'la beraber bunlara dedim Sami Efendimiz hazretlerinin eserlerini sadeleştirin. Ama Erkam yayınlarından da izin almak suretiyle onlara arz ediliyor, onlar memnuniyetlerini ifade ediliyorlar. Bir haktır, bir hukuktur çünkü. Osman Efendi zannederim bitirdi onu. Bakara Suresi tefsirini, Yunus ve Uhud Suresi tefsirini, Yusuf Suresi'nin tefsirini vesairlerini. Mahmut Efendi kardeşimizle çalışıyor.
Böyle güzel hizmetlerle, aleyhisselatu vesselam Efendimiz kişi gününün başını hayırla geçirir, sonunu da hayırla geçirirse, ikisi arasındaki küçük günahlarımızın bağışlanacağını ifade buyurur. Muhterem peder arilerinin izah buyurduğu gibi, bir fidan gibi yetiştirilen Osman Doğan kardeşimiz daha yavrulduğunda çocukluğunda, daha yavru iken güzel hasletleri müşahede ediliyor. Son anı da programlar yapıyor. Hakikaten hatip bir kardeşimizdi. Yalnız bu bizim kusurumuz olsa gerek. Biz olduğumuz zaman sözleri çok kısa. Böyle iki cümleyle geçiştiriyoruz. Çok hoşuma gidiyor. Baktığım zaman canlı bir şehit olarak onu gördüğümü de söylerim size. Canlı bir şehitti. Onu öyle görüyordum. Fakat çok kısa ifade ediyor. Hemen, sizi sahibine bırakıyorum diye iltifat ediyor. En çok sevindiğim hallerden birisi, onun takdiminde yanına varıp, mikrofonu vereceği zaman musafaha etmekti.
Bir Allah sevgisiyle musafaha edip, af olayım düşüncesini taşıyordu. Çünkü öyle bir dost ki, Ali Keremallahu ve Celle annemiz, Allah'ın velilerini anlatırken, Allah'ın velilerini, insanlar dünyanın dışına bakarken, onlar içine bakar harap oluşunu görürler. Hiçbir metalik vermemiştir. Dünyaya zerre kadar meyil etmemiştir. Osman Efendi bizi evlerine çok davet ediyordu. Mahmut Sami'ye diyordu, Mahmut Sami bunun bir şeyi yok, ne yedirecek, niye böyle yapıyor? Efendim aşkı, sevgisi, muhabbeti durdurmuyorum. Kardeşlerimiz hazırlıyorlar, tabak tabak hazırlıyorlar. Birkaç defa zuhur etti. Ben nasıl yiyebilirim diyorum. Osman'ımın bir şeyi yok. Ama Osman'ın öyle bir aşkı var ki, öyle bir muhabbeti var ki. Tarif edilmez. Üstat zalimizi Adana'da çok zenginler davet ediyor. Bunun yanında Kayseri'den, aşık bir zat ismi Mehmet, ona Talaslı hafız derlerdi. Mübarek bir insan, cezbeli bir kimseydi.
Buraya geldi. Üstadımızın sohbetinde onun cezbesi idi. Hu diye feryadi verdi. Birkaç kişi biraz da okumuş kimseler. Tabi ilme saygı duyuyoruz. Şahısları Allah'ın ve kendi aralarında Celle Celalühü. Güldüler. Görmediği halde kalben onları görüp dedi ki, haydi siz de konuşun beni ayağa kaldırın. Siz alim olduklarınızı söylüyorsunuz, haydi konuşun. Beni kaldırıp da hu diye feryat ettirebilecek misiniz? Konuşun dedi. Bu zatın hali beni ayağa kaldırıyor dedi. Allah'ımıza olan aşkı, muhabbeti, zevki, tecelli, ilahiye mazhariyeti beni ayağa kaldırıyor dedi. Adana'da çok zengin fabrikatörler davet ettiler. Üstadımız gitmez. Ben size tedavi, misafir olacağım deyince efendim hiçbir şeyim yok dedim. Seni öyle yatıracak, gidilecek, içilecek benim hiçbir şeyim yok. Üstadımızın da bir yerden aldığı beyit. Zenginin türlü taamı geçmez boğazdan kıl gelir.
Aşık ve sadıkın, fakirin, yoksulun taamı, sanki bal gelir diye ifade buyururlar, misafir bulurlar. Osman Efendi boyut. Karşılamasında başka, kılavuzamasında başka, arz ettiğim gibi karşılarken de, kılavuzlarken de hemen arkadan mesajları gelir. Burada Zeki Keskin kılıç, onunla Konya'da tanıştılar. Öyle bir edep de haya sahibi ki Osman, öyle bir edep haya sahibi ki, halini arz etmez. Manevi vazifeleri müstesna, murakebenin sonlarına doğru bir köleliğinde bulunduk. Elhamdülillah, o noktalara geldi. Şimdi söyleyebilirim, Osman Doğan, Resulullah ile buluşurdu Sallallahü Aleyhi ve Sellem. Onun ruhaniyeti ile tanışırdı. Ehlullah ile görüşürdü. Ondan tahammül edemiyorum. Radyoda dinlediğimizde, Mahmut Beyıklı sevgili kardeşimiz, onu da ayrıyeten takdir ediyorum. Çünkü bir Allah velisini, seyir efendi, insanlarımızın istifadesine sundu söyleşi yapmak suretiyle, dostlarıyla.
Ve kendi beyanları da çok hoşuma gitti. Ne diyelim, Osman'ın manevi hali tarif edilecek gibi değil, buluşuyordu. Allah'ımızın dostlarıyla buluşuyordu. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile tanışıyorduk. Kendisi dergimize de yazmış yeni dünya dergisine, Ravzai Paki Nebi'de beraber olduk dergimiz, hizmeti olanları götürdü. Biz de onlara takıldık. Dedim ki Osman Efendi gel seninle özel, hususi olarak fahri kainatın huzuruna gidelim. Anlatamam. Fakat Osman Efendi onu deliye yazmış. Efendimizin mübarek huzuruna vardık. Bu kadar yiyeceğim, anlatamayacağım, o huzuru anlatamayacağım. Boyunlarımızı büktük. Bir müddet kaldık. Her yerde edebini gördüm. Kayseri ulemasından Hacı Zühtü Efendi'nin irtihalinde kıymetli bir zat o olsa gerek, der ki biz Hacı Zühtü Efendi'yi değil ilmi defnettik, ilmidir.
Yine Kayseri'de Sami Efendimiz Hazretlerinin hulefasından şeriat iki kimseden incinmedi, biri de Hacı Şaban Efendi Kavafoğlu, dediği zat. Onun irtihalinde üstadımız, dediler ki taziyesinde, daha irtihal etmeden önce üstadımız Haczev'deydi Haczev'den demiş. Dediler ki bir hafta sonra geleceğim hem de Şaban Efendi'ye Kuran okuyacağım. Şaban Efendi yaşıyor daha. Allah'ımız ona bildiriliyor biiznillahi teala. Geldiler. Buyurdular ki biz Hacı Şaban Efendi'yi defnetmedik. Biz haya sıfatını, biz tevazu, biz alçak gönüllülüğümüz güzel ahlakı defnettik. Biz Osman Efendi'yi defnetmedik. İnşallah ismi ile müsemma olduğu Hazreti Osman radiyallahu anh Efendimizin sancağı altında sayeban olur. Hazreti Osman'ın radıyallahu anh bütün ahlakının güzelliğinin yanında her yönüyle güzel olan Hazreti Osman'ın, temayüz ettiği vasıf hayadır. Biz de Osman doğanı değil, sanki hayayı defnettik. Zeki ile konuşur.
İhtiyatinde zaten Zekiye televizyon açtım. Zeki duydun mu? Birden de diyemiyorum. Şimdi dedi efendim dedi. Osman dedi vay şimdi çıkıyorum efendim dedi. Şimdi çıkıyorum değil mi Osman Sadece Zekiye Osman abim dedirtmedi. Tabbil Irak'taki kimselere de dedirtti. Avustralya'dakilere de dedirtti. Malezya'dakilere de dedirtti. Almanya'sı, Hollanda'sı şurada dursun. Dünyanın her tarafına eyvah Osman dedi. Bizim halimiz ne olacak Osman dedi. Böyle bir kimse. Mahmut Sami hakikaten güzel konuştu. El-mevtü tuhfetur-i mümin diye çok güzel ifade etti. Cenabı Hak bir kimseye veli kullarına, ölümü, ölümü sevdirmedikçe de canlarını almaz. Ölümü bir kere onlara sevdiriyor. Oturuş kalkışında sanki dünyada değildi Osman, ahiret değildi. Şimdi ismiyle de gitti. İnşallah bize şefaati olarak gitti.
Osmanımız, sevgili Osmanımız Kuran-ı Azimüşşan'da vasfı geçen insanların Eshabübilne essabiline ve sadibin evvel münfiki in evvel müstafiri yine bil eshar. Ayet-i celilesindeki sırra mazhardır. Hüsn-ü zannındayım. Osman inşallah insanı Bu sırlarla gitmiştir inşallah. Hayırlı ölümün söyleşilerde telefonla bağlantı kurulup görüşen insanların sözlerinden anladım. Diyorlar ki, bunu Osman Çakır kardeşimizle ifade etti. Gördüm, sarıldım efendim dedi, sarıldım. Zaten iptal halini duyunca hemen telefon açtım ama Ahmet Efendi durum nedir, nasıldı? Allahu alem hata etmeyelim. Hep güzel ölümün işaretini veriyorlar. Ya limon sarısı ya da nur gibi beyaz olur. Burun deliklerinde genişleme, gözünden de yaş akar. Öyle hatırlıyorum. Haber birliklerine göre mi? Bir zehirlenme var. Şimdi sobadan, kömürden hasıl olan bir zehirlenme.
Tıbba göre, öyle bir zehirlenmede vücudun simsiyah veya moraracağı haber geriliyor. Ehlinci malumdur biz, duyduğumuz bu. Ama Osman Efendi'de bu hallerden hiçbirisi yok. Duyduğum secdede olduğu. Osman hepimizin Osmanıdır. Hepimiz ona imreniyoruz. Sadece melekler değil, çünkü melekler cennetin kapısında ona, Bizi de unutma Osman Efendi. Elhamdülillahi rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.