Ölümün Sırları ve Ahiretın Güzelliği kaydında Konu kabir olunca büyüklerimizden duyduğum birkaç husus ver onu nakletmek istiyorum. Bize Konya'dan bir cemaat geldi. Tabii bu kırk seneyi geçmiş olabilir. Eski evimizin ön kısmında geniş de bir balkon. Mürşid-i kamilimiz misafirlerine çok hizmet ederlerdi, çok ikram ederlerdi. Bu bir çay faslıydı, oturdular onlara şu hadiseyi anlatırlar,…
Konu kabir olunca büyüklerimizden duyduğum birkaç husus ver onu nakletmek istiyorum. Bize Konya'dan bir cemaat geldi. Tabii bu kırk seneyi geçmiş olabilir. Eski evimizin ön kısmında geniş de bir balkon. Mürşid-i kamilimiz misafirlerine çok hizmet ederlerdi, çok ikram ederlerdi. Bu bir çay faslıydı, oturdular onlara şu hadiseyi anlatırlar, iki derviş varmış. Bu iki derviş birbirleriyle anlaşıyorlar. Diyorlar ki hangimiz daha evvel ahirete göçerse hayatta kalana ne görmüş ne etmişse onu nakletsin diyor. Bir tanesi vefat ediyor kardeşi kabrine varıyor diyor ki seninle şöyle bir kavlimiz vardı nasıl oldu ölümün bir anlat diyor. O da şu şekilde anlatıyor. Ben diyor yatakta yatıyordum. Doktor geldi. Doktor bir kontrol etti. Dedi ki hasta neren ağrıyor? Tepeden tırnağıma kadar ağrıyor. Şunu iyi bir düşün. Şu diz kapağından yukarısı ağrıyor. Meğer canı çekiliyormuş. Hasta ifadeyi değişiyorsun.
Tam söyle şu boğaz kısmından Yukarısı ağrıyor artık hayat sona eriyor sonra diyor böyle çoluğum çocuğum hanım ağlamaya başladılar onlara diyorum niye ağlıyorsunuz bana bir türlü cevap vermiyorlar sonra o hastayı beraber kaldırdık Teneşire koyduk yıkadık hazırladık musallaya koyduk namazını kıldık sonra omuzumuzu alıp takabrin kenarına getirdik o doktor hasıl oluverdi beni kazılan kabrin içerisine bıraktı Ben niye atıyorsunuz derken sağ taraftan bir pencere açıldı o doktorlar dediler ki gel seni bir meclise götüreceğiz baktım ki Veysel Karani Kaddesallahu Sırrı hazretleri bütün velilere sohbet ediyor Daha sonra dediler ki seni bundan daha üstün bir meclise götüreceğiz. Baktım ki fakrı Kainat sallallahu teala aleyhi ve sellem buyurdular ki ümmetim vefat ettin. Öyle deyince bir irkildim, endişe etme, korkma, senin ölümün bu kadar.
Aleyhisselatu ve sellem Efendimiz buyuruyorlar, kamil bir müminin ölümü bir odadan diğer bir odaya geçmek gibi. Bunu anlattılar. Bir de İmamı Gazali'den rahmetullahi ilvari günlerce hasta olur, evde kalır, doktorlar gelir. Dediler ki ya imam seni bir dışarıya çıkarmamız lazım şöyle bir hava al evde kala kala sıkıntı içinde olabilirsin onların yardımıyla kollarına girerler İmamın Rahmetullahi aleyh bahçeye çıkarlar yalnız İmam-ı Gazali rahat ve afiyete kavuşur bir de düşünmeye başlar der ki evimin yanında böyle güzel bir bahçe varken ben neden haberdar olmadım bu bahçedendir. Bu düşüncelerle meşgul olurken evden bir tabut çıkar. O tabuta doğru hareket edince acaba bu nedir tabut diye.
Yanındakiler dediler ki ya iman bu senin tabutun sen ahirete göçtün derler bunu da mübarek dillerinden duymuştum bir de şu bunu da Sami Efendi Hazretleri anlatıyorlar Necmetdini İraki diye bir veli var bu pek gülmezmiş hayatında bir de kabirde gülmenin kerahatına kail olurlar çünkü tefekkür edilecek bir zamandır tam telkin zamanında İmam telkin veriyor böyle devam eder Fakat bu esnada Necmetdini Iraki Kaddesallahu Sırra Hazretleri bir tebessüm eder. Ona çok yakın olanlardan birisi der ki efendim siz hiç gülmezdiniz, hele böyle bir mevkide neden tebessüm buyurdunuz? Ölü diriye telkin veriyor da ona güldüm der. Aşağıdaki kimsenin letaifleri çalışıyor. Öyle olmuş ki nefvi ispat sadrına yazılmış, öyle olmuş ki murakabatta o ruhen manen diri hocanın ise bundan haberi yoktur.
Ölümün Sırları ve Ahiretın Güzelliği ne anlatıyor?
Ölümün Sırları ve Ahiretın Güzelliği kaydında Konu kabir olunca büyüklerimizden duyduğum birkaç husus ver onu nakletmek istiyorum. Bize Konya'dan bir cemaat geldi. Tabii bu kırk seneyi geçmiş olabilir. Eski evimizin ön kısmında geniş de bir balkon. Mürşid-i kamilimiz misafirlerine çok hizmet ederlerdi, çok ikram ederlerdi. Bu bir çay faslıydı, oturdular onlara şu hadiseyi anlatırlar,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sene seksen iki olsa gerek Sami Efendi Hazretleri buyurur ki Medine-i münevvere'de Hasan Efendi musafaha edelim buyurur her musafada da vekilimsin buyurur. Yalnız bu şu manada bir vekalet değil kendileri selamda vekilim dedikleri var. Bu değil bu. Bu asaleten bir geliştir vekaleten değil. Üç kere bunu üstadımız buyururlardı ki zaten ondan sonra üç sene yaşamışlar. O esnada şunu söylüyorlar Hasan Efendi bir KALBolsun zikretmeli. Eğer zikrederse vücudu toprak yemez.
Kendisinin askerlik yaptığı dönemde dört yolda İskenderun dört yolda askerlik yapıyorlar İlyas Efendi diye birisi inşallah hata etmem çünkü yıllar oldu İlyas Efendi diye birisi buna Sami Efendi Hazretleri buyurur ki Hasan Efendi size kalp zikrinizi tarif etsinler Efendimiz daha asker gelir hocaya dediler ki üstadımızı şu diye göstermezler Hoca Efendi dediler bu sıranın içerisinde haydi bil Hasan Efendi derhal ifade eder işte şu kimse diye ilk görüşmelerine rağmen üstadımızda da dediler ki bu gelen kim Efendimiz de biiznillahi Teala onu söyler böyle bir ormanlık yer bir çınar gibi, ne gibi, bir ağacın altında mübarek gözlerini yumar üstadımız. Onun kalbinin zikrini biiznillahi teala temin ederler.
Burada mürşid-i kamilimizin kalbine şu gelir, herhalde Hoca Efendi irtihal edecek kalp zikrini yapmadan ölmesine razı olmuyorlardır bir hafta sonra da vefat ettiği öğrenilir bir de Manisa'dan bize bir misafir geldi bu kabir işleri ile meşgulmüş kabir kadar kabri hazırlar nasılsa o şöyle bir hadise anlattı bizim camide bir cemaat var cemaatimizden biri devamlı şu baş parmağı ile şehadet parmağını defalarca burnuna götürür diyor bu cemaatin de dikkatini çekiyor diyorlar ki neden böyle ikide bir parmaklarını burun kısmına götürüyor böyle kokluyor diyorlar ki söyle nedir bunun sebebi söylemek istemiyor ama zorluyorlar Hadise şu bu kabir kazdığında artık mevta defnediliyor o anda diyor o kimse o anda böyle bir güller yağdı diyor kabrin içerisinde güller yağdı. Onu demiş almak için şöyle bir elimi uzattım alınması mümkün değil ama birine dokundu.
O elimin dokunmasıyla öyle bir koku meydana geldi ki ben bu kokuya hayran kaldım diyor. Bir türlü ben diyor bu koku parmaklarımdan geçmedi kokluyorum diyor. Cenabı Hak hepimiz için hayırlı ölümler nasip buyursun kamil bir imanla göçüş. Dedem Rahmetullah aleyhin de vefatı bunu üstadımız çokça anlattılar vefat ettikten sonra üç gün geçiyor bir Cuma gecesi Allahu alem kabrinde görüşüyorlar Baba diyor nasıl vefat ettin evladım nasıl vefat ettiğimi hiç bilemiyorum böyle abdest aldırın demiş abdest aldırmışlar Çünkü diyor Esad Erbili Hazretleri benim başımdaydı Ondan dolayı bilemiyorum diyor. Baba kabirde halin nasıl oldu? Kabirde de evladın melekler geldiler. Demişler ki bu üç aylarında vefat etmiş. Decebi Şerif'te vefat etmiş dedem. Hatta vefatında bu ayeti celile-i cemileleri okuyarak kavuşmuş.
Üstadımızın annelerinin kavuşması da çok müstesna çok müstesna dedem diyor ki Rahmetullah aleyh Aişe diyor vefat anını olur bize söyle şu anda ne görüyorsun deyince Habibullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cenabı Hakk'a kavuştuğu gibi Rabbime kavuşuyorum diyor mübarek dillerinden bu çıkıyor ve öyle müttaki ki üstadımızın anneleri dedeme diyor ki benim kefenimi dahi erkekler görmesin. Üzerine diyor böyle biçimsiz bizim burada savan da derler. Başka ifadede bulunurlar. O diyor örtüsün yani vera sahibi annemiz, vera sahibi daha da ileri biiznillahi Teala kefenim bile görmesinler diyor. Biliyorsunuz Bağdat Meşşai'nden dedeme bir mektup geliyor. Vefatından sonra. O Siirtliymiş Allahu alem o Ne diye gelmişler oradan bir mektup geliyor mektup şu Mustafa Efendi sizin iki ay önce zevceniz vefat etti mi? Dedem mektup yazıyor. Evet vefat etti. Hadise nedir deyince o zat şunu anlatıyor.
Ben diyor fahri kainatı gördüm sallallahu teala aleyhi ve sellem. Onun huzurunda hizmet eden bir kadın vardı. Dedim ki Ya Resulallah bu kimdir? Bu Yahyalı Şeyh Mustafa Efendi'nin zevce-i muhteremesi Aişe Hanım. Ya Resulallah size hizmet etme şerefine ne ile mazhar oldu? Kadınlığa ait bir bez parçasını dahi erkeklerin göreceği yere asmadı diyor.
Sonra devamlı kapısı kilitli olurmuş o annemizin, Ayşe annemizin, üstadımızın annelerinin dört yaşında bir çocuk, işte Vera diye buna derler dört yaşında bir çocuk nasıl olduysa kapıyı açık bulmuş içeri girmiş hemen yüzünü çevirmiş ama ağlamaya başlamış ağlıyor gözünden böyle yaşlar iniyor diyorlar ki anne niye ağlıyorsun daha o çocuk dört yaşında haydi büyüdüğü zaman benim yüzümü unutmazsa diyor yani böyle olur da Efendimize hizmete layık olmaz mı daha özellikleri pek çok eğer okursanız zahiri ve batıni şifa tarifinde dedem onun için arşı azamı görürdü diye ifade ediyor mahlukatın zikrini duyuyor zaten yedi sene kırk yaşında vefat etmiş yedi sene yatakta kalmış öyle olduğu halde dedem bırakmıyor tabii hasta bir gün bir iş için gittiğinde bakıyor ki yerinde yok acaba bu nerededir diyor böyle bakıyor etrafa bakıyor ki bir ark su arkı onun içerisinde böyle su argından yukarıya çıkmak istiyormuş nedir bu hal deyince diyor ki bu kalmış olduğu yerdeki biz Alaçık deriz bunu Abdülkadir Efendi bilirler Alaçık denir onların kuru ağaçlardan bile rabbımızın zikir sesini duydum diyor zikir sesini Esalle ve imminşeyim illa yüsabi hubdi ve latilla tefkahune tespihiham taştan zikir sesi geldi bu ağaçlardan zikir sesi geldi onunla cezbelenmiş o cezbe ile ta dağlara çıkmak istiyormuş böyle bir annemiz diyeceğim Velhasıl nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız Mürşidimizden bu hususta duyduğum çok sözler var zaman almak istemiyorum kendileri Sami Efendi Hazretlerine şunu dediler o görüşmelerine şahidim bambaşka bir görüşme şu hatırıma geldi Leylau Mecnun gibi bir görüşme gördüm böyle karşılarken Hasan Efendi diye böyle bir ağlamaklı sesle karşıladı Hasan Efendi Hasan Efendi diye Hatta onu göremedim mübarek ellerine üstadımızın ellerine almışlar yalnız çok hayran baktığını gördüm Hasan Efendi diye böyle Hasan Efendi diye orada bir söz de söyledi vazifenizi yaptınız Hasan Efendi dedi o görüşme esnasında üstadımız dedi ki efendim kabir bana kavurma gibi kokuyor dedi.
Meğer mürşid-i kamilimiz Allah'ımızın cemalini çok görürmüş sonra biz tabii bunu duyduk hele bu tonbakta tonbakta Hacı Ahmet Efendi vardı onun soy ismi Yalçın Tombaklı Ahmet Efendi derlerdi böyle okuldaki profesörler neler gelir ziyaret ederlerdi onu çok faydalanırlardı Abdülkadir Efendi Medine'de bir toplantı olmuş Medine'de böyle Kayseri'nin meşhur ileri gelenlerinden orada bir celallenmiş demiş ki Hacı Hasan Efendimiz Sami efendimizin vekilidir diyerek böyle tabii çekinmişler onun büyüklüğünü de biliyorlar böyle bir kimse bu geldiğinde böyle sohbet yapıyor Efendimiz ben şuna çok hayret ettim Ömer Nasuhi bilmem hocamızın Nesai-i Kuraniye diye bir eseri var orada cennetin malum cennetin bir nimetler demek cennet huriler zılmanlar meyveler yiyecekler içecekler bir de cennetul maarif var o bir ayrı bunu görürsünüz Siz tefsirlerden neden cennetul maarif rabbımızın manevi ikramda bulunduğu nimet ve ihsanların bulunduğu cennettir.
Hatta orada Evliyaullah'ın teveccühünden bile anlatırlar büyüklerimiz. Şöyle anlatırlar. O teveccüh de dünyada iken inşallah şu okumalarımız Mevlamızın rızasını bulmaya vesile olur bakıyorum şevkli olduğunuzu gördükçe insan memnun oluyor Biz de sizden önceydi bir müşaveremiz var inşallah bir olacak Allah'ın izniyle olduğu zaman söylerim size devam ediyor ama bu daha disiplinli bir şekilde yürüyecek Rabbimizin ikramıyla burada gördüğüm bir şevk var bir aşk var bir muhabbet var Mesela fıkhi çalışmalarda da bunu gördüm, akaidde de bunu gördüm. Bizi Allah ıslah etsin. Biz de görüşüyoruz, Allah bizi ıslah eylesin. Böyle oradaki evliyaullah'ın teveccühü burada Mevlamızın rızasını nerede bulmuşsa o gözünün önüne getirilecekmiş. Mürşid-i kamilimizin ben demişim bir bir cenneti anlatması var emin olun görüyor da anlatıyor zannediyorum.
O zat geldiğinde hep cennetin manevi nimetlerini anlatır Allah'ımızın cemalini yemin edecektim şimdi tuttum kendimi görüyor gibi cenneti o Cemalullah'ı anlatırken cennetten demiyordu Çünkü Allah'ımız için mekan tahsisi olmaz cennetül müşahede diyordu Mürşid-i Kamilimizin ithalinden sonra böyle ümmi bir kardeşimiz dedi ki Efendim dedi müşahede nedir Ben dedi Hacı Hasan efendimizin Cennetül Müşahede denen mekanda Rabbimize nazarını gördüm dedi olur Zaten onun aşıydı. Eğer dinliyorsanız o bantlarda ne de Kuran-ı Kerim okunurken kelamına kurban olurum diye böyle bir nasıl bir yanık ses çıkıyor.
Kelamına diyor kurban olayım Rabbim diye böyle aşk belli yani o kül olmuş gençliğinde bu müşahede makamlarına ermişler Onun için İrşadları bilhassa onların gönülden oluyor Mevzu kaybetmeyin orada bu zat geldi cennetteki manevi nimetlerden Cennetül Müşahede de Cenabı hakk'ın Cemalinden anlattılar sonra bir defa yine geldi yine aynı yeri anlattı üçüncü bir geliş demek ki dedim kendi kendime hallerine göre insanlarımızın konuşuyor bazen de konuşurdu böyle menkıbelerle nelerle konuşurdu bazen da böyle hocalardan gelen olduğu zaman Hatta bunu burada yaşayan hocalarımız var ona demişler ki müftülerden birisi Hacı Hasan Efendi muhaddis mi demiş birisi Hafız mı demiş hani bütün ayetler dökülürdü bazen bizim okulda bir hocamız vardı ismini vermiyorum istersen veririm Ahmet Şahin diye bir hocamız bu Tarsus'tan gerçekten bir ilim sahibiydi bize Arapçamıza giriyordu bizim Ennahul Vaadi onu okutmuştu kendisi üstadımız onu hiç bildiği yok böyle oda dolu orta kısımda oturuyor birden dedi ki herhalde içinizde ilim ehli birisi var dedi benim dedi ağzımdan hep ayetler dökülüyor Hadis-i Şerifler dökülüyor dedi Hani onlar herhalde Gadde Sallahü Esrarahumul Aliyye dinmezse boşuna değildir.
Sırlarla doludur. Sizi tebrik ediyorum. Onun ruhen iştirak ettiğine de inanıyorum. Ondan dolayı içinizde bir şevk var, bir muhabbet var. Daha bir ileriye adım atmak için gayret edeceğiz her bir hocamız En azından bir kişi iki kişi neyse onunla da meşgul olunursa bu meyve verecek Rabbimizin lütfuyla bir çekirdekten işte biliyorsunuz bir buğday tanesinden yedi başat her başakta yüz yedi yüz ürün veriyor Hatta edafüm müdafa katbekat veriyor daha bir ilerisi ise Eshabmine innema yüefasabiun ecraun bigayrisab sonsuz ikram ediyor Cenabı Hak. Öyle bir ikramı var ki Mevlamızın bazı ibadet ve taatlerde melekler diyorlar ki Ya Rabbi biz bunun ecir ve mükafatını yazmakla bitiremiyoruz. Mevla-yı Zülcelal işte o anlattığımız nimeti uzman diyor Sami Efendi Hazretleri bir letaifin çalışmasını. Yalnız o letaifler çalışırken her bir letaifin kendi arasında bin perdesi vardır.
Velayete işaret olanları vardır. Onların eğer bunlar temin edilecek olursa Allah'ın izniyle Mevlana'mızın buyurduğu gibi demiri ayineleştirmek diye bir ifadesi var. O demiri ayineleştirmek eshamle yukrichu minelgulumati ila nur. İşte zaman alıyorum yoksa gösteririm. Yok. Ayet-ülliler, Allah'ımız nur olarak Kuran-ı Azimüşşan'da Kitabı Kerim'i ve Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın olduğu da ifade ediliyor. Onlara sübulesselam diye Allah'ımız onlara diğer bir ayeti celile, cemile ile diyecek olursak Bu ayeti celine'yi izah ederken müfessirine'zam efendilerimiz lillahine ahsenül hüsna ve ziyade. Hüsnayı cennet olarak söyler zaten ve ziyadeyi Cemalullah olarak söyler. Bir kısım Müfessirine İzam efendilerimizden diyorlar ki o hüsna Cemalullahtır. Ziyadesi ise fasılasız Cenabı Hakk'ı müşahededir.
Dikkat edersek büyüklerimizin bir sözü var diyorlar ki Ya Rab bize cemalini fasılasız olarak göster. Bu hallerimize göre değişir. İşte o Ahmet Efendi'nin üçüncü gelişiydi ikincisinde de aynı yeri ifade ettiler üçüncüsünde de Allah'ımızın cemalini o perdenin açılışını bir görseniz anlatırken böyle cır diye açılıyor görüyor gibi anlatıyor Ondan sonra yetmiş iki bin yıl insanlar baygın düşüyor, inlemeye başlıyorlar. İnliyor böyle. Melekler gelip kaldırmak isteyince kalkmak istemiyorlar. Kitapların yazdığı bir türlü bizzat müşahede eden kimselerin anlatması bir farklı oluyor.
İşte Yunus Emre'nin dediği gibi Rahmetullah Ali cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri isteyene veranları bana seni gerek mevlam seni, sonra yine eserlerde görürsünüz orada şu ifadeyi görürüz Allah'ım senden bir an bizim diyor uzak kalmamız cehennem ateşinde yanmaktan daha beter diyor Hatta efendimizin enbiya içerisinde en büyük eza çekeni benim bela göreni benim demesini şu şekilde de izah etmişler Allah'ımızın cemalini görünce ayrılmak istemiyor işte yek davet et kullarımı ta gelüben göreler didarımı. Bu şehir anillah da geçer. Bu ayrı bir konu. Şehir anillah. Şehir billah, şehir lillah, şehir maazallah, şehir anillah.
O ilahi böyle derece ve makamlar elde ettikten sonra İrşad için görevlendiriliyor öyle gelişi güzel olmuyor Efendimiz aleyhissalatu vesselam Cenabı hakk'ın cemalini müşahede ettikten sonra ayrılmasını beyan ediyorlar diyorlar ki belanın en şiddetlisi demesi bu ayrılmak istemiyor Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem yalnız biliyorsunuz ümmetin bizim gibi acizlerin irşadı için ısrarı için gönderiliyor. Evliyaullah'ta da velayet ölçüsü içerisinde bunu görüyoruz.
Bizzat şahidim mürşid-i kamilimizin böyle hacdan gelirken o zaman filmhane yoktu arabalarda, o Tebük'le şey arası Medine arası bir hayli uzak durur altı yüz-yedi yüz kilometre uzaklık var, o sıcak bir anda kendinden geçer gibi oluyor mübarek başlarına sular ne döküyorlar bize anlattı dedi ki ben neredeyse gitmiştim cennetin kristallerine kadar gördüm dedi Onlar için bir zorluk yok çünkü gönül gözleri açılmış kalp gözleri açılmış onlar işte Ayet cellelerde var Rahman suresinde geçer iki cennet vardır buyuruluyor ya bunu Es'adi Erbili Hazretleri izah ederken Ehlullah'ın yaşamış olduğu manevi zevki cennetlerin üstünde bir cennet diye ifade ederler o maddi olan nimetlere karşı yoksa onu küçük görme anlamına değil Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha