Öyle yapar. Ne güzel haber verilmiş. İnşallah bu beş esas sayılıyor ya Sami Efendi Hazretlerinin o mükerrem insanda mideyi fazla doyurmamak, sonra Kuran'ı tedebbürle manasını düşünerek, istifade ederek, faydalanarak her bir harf, her bir kelime, her bir ayet, her bir sureden Kuran-ı Kerim'den gönlümüze nur indirerek okuyabilmek. Böyle okursak Cenabı Hak buyuruyor. Okumuyor değiliz, okuyoruz. Ama bu şekilde okumamız gerekir. Herhangi birinize ölüm gelip de iyi Rabbim beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de salaka verip iyilerden olsam demeden önce size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. Şu dünya hayatındayken yapın buyuruyor. Cenabı Hak, Allah Celle Celalühü eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Ve bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Böyle şelalenin olduğu yer oraya girmez üç lazımız. Onun gönlü mutlak bir şeyler hissetmiştir.
Rabbimizin izniyle girme oraya. Buraya küçük şelale deriz. Girmedi. Üzüldüğümden diyorum o su başları Allah'ımızın nimeti o sular. Bizim mürşid-i kamilimiz o yukarı bir mahalleden geliyor. Sevdiği bir kimse de o şelalenin bulunduğu yerden bir yerde karşılaşıyorlar. Şelalenin karşısına geçiyorlar. Diyorlar ki şu taşın taş olduğu halde gözünden yaş akıyor da bizim gözlerimizden yaş akmıyor diye ilahi şevkle gözlerinden yaşlar dökülüyor. Gönüllerine nurlar dökülüyor. Böyle bir yer. İnsan üzülüyor. Orada uygunsuz o kutuların, şişelerin bulunması üzüyor insanın çünkü Cenabı Hakk'ı zikrediyor mahlukat. Yer şikayetçi oluyor, sema şikayetçi oluyor. O eşya şikayetçi oluyor. Cenabı hak onları halk etti ama onların hepsi bir kuldur. Cenabı hak o kul olarak gelecek. Razı olmuyor oraya girmediler. Oradan aşağı bir yerde bulundular. Bu ne kadar acı bir hal. Ne kadar acı. Orada oturdular.
Üstatımızı başka yerlerden çok tercih edenler olurdu, sevenler olurdu, çok severlerdi. Güneş dördüncü hadisemadan aydınlatıyor. Aşk ateşi uzaktan yakar. Uzaktan geldiler, aşk ateşiyle yanmışlar. Besbelli. Gelişlerinden belliydi. Yaşları biraz ileriyi düşünün ama hal ehli insanlar olarak biiznillahi teala hissediyor. Çünkü dinlerken öyle dinlediler ki sırf kulakları dinlemedi. Bütün vücut azasıyla dinlediler. Konuşurken bambaşka bir hal alıyorlar. Etkileniyorlar ruhen manen bir mürşid-i kamilden nasıl faydalanacağını çok iyi bilen kimselerdi onlar. Geldiler. Onlara bildiğimiz konuyu söyledi ama onun söylemesinde öyle bir haller zuhur ediyor ki onu gönüller tadıyor. Orada İbrahim bin Edhem anlattı. Bir tanesi geliyor. Efendim ben isyandayım diyor. Kötülüğün içerisinde. Yine bak kurtuluş yolunu arıyor. Kurtuluş yolundayken vitesi geriye takmayalım.
Öne isyanda olup da büyüklerimizin huzuruna gelip velayet derecesine erenler var. Bunlar daha da bir hademe, yükseğe terfi eden kimseler. Öyle gördüm biiznillahi teala. İşte isyanda olan dedi ki ya İbrahim ben irşad olmak istiyorum, ıslah olmak istiyorum. Ama bir türlü gönlümde bir nedamet bir yumuşama yok dedi. Ama istiyorum ben. Mevlamızın yolunda olmak istiyorum ama gözümden yaş akmıyor. Gönlümde bir nedamet yok. Ben ne yapayım dedi sizin kapınıza geldim dedi. Geldi manevi eczaneye ilaç istiyor. Manevi doktordan biiznillahi Teala cevap etmiyor. O da buyurdu ki oğlum eğer isyan edeceksen Allah'ım mülkünde oturma dedi. O da dedi ki Semavat ve arz. Onun arasındaki her şey ona ait. Ben nereye çıkabilirim? Efendim dedi, biraz devam eder misiniz? Bu öğüt İbrahim bin Edhem'den çıkıyor. Bizim gibi insandan çıkmıyor. Dedi evladım madem günah işleyeceksin, onun görmediği yerde yap dedi.
Nasıl olur efendim dedi. Siz nerede olursanız olun Cenabı Hak sizinle beraberdir. Mutlak duyan ve mutlak görendir. Daha dedi efendim istiyorum mübarek kelamlarınızdan irşadım için. Fakat bunları söylerken o cemaatte öyle bir hal vardı ki belki de hal ehli olanların hali makam sahiplerinin de makamı yükseliyordu orada. O Hacasan efendiydi. Bir yerde bir sohbet etti. Orada gerçekten kamil insanlardan biri biri burada bulunanların bir kısmı fenafir resul haline geçti sohbetlerinde. Bu Hacasan Efendi öyle kürsüde bizim gibi bir kimse değil konuşan. Bak kendimi diyorum başkalarını diyemem ben günaha mı yeteceğim başkaları şöyle diye. Öyle bir neşeye veriyordu orada. Allah'ımız ona bu kabiliyeti bu ilahi görevleri lütfetmiş, ihsan etmiş. Efendim tesir etmeye başladı dedi. Öyleyse oğlum günah işleyeceksen onun nimetlerinden yeme dedi. Böyle deyince dedi ki Nasıl olur dedi.
Bütün mahlukatın rızkını veren odur dedi. Bak gözüne yaşlar geldi. Belli ki gönlü de dertlendi. Efendim biraz daha lütfedin dedi. Taş olan kalbim himmetinizle yumuşamaya da başladı biiznillahi teala. Öyleyse oğlum bize, Azrail aleyhisselam geldiği zaman zaten bunu ifade için söylüyoruz, o öğütlerini de geçmeyelim diye sıralamaya çalıştım biiznillahi Teala hatırladığım kadarıyla. Efendim nasıl olur dedi. Bu mümkün mü dedi. O vakit geldiği zaman ne bir adım geri, ne bir adım ileri anında kişi ruhunu teslim eder. Çoğuldu da bir hadise duydum. Bunu siz de bilirsiniz. Ve çok tekrar edilen bir şey söyleyip de sizi yorar mıyım diye de düşünüyorum. İşte bir kimse uçağa binecek, Memleketinden diğer bir yere hareket edecek. Anası bunun biletini saklamış. Saklamış. Allah'ımız muhafaza buyursun. Uçakta da bir kaza meydana gelmiş. Yani vefat etmişler. Öyle bir kaza ki.
Sonra anası gelmiş müjdeleyecek. Bak oğlum biletini sakladım. Bak sen. Kurtıldın diyecek. Böyle duydum. İnşallah hata etmeyecek. Böyle yavrusuna, omzuna değiyor. Hiç ses yok. Meğer vefat etmiş. Allah bu Celle Celalühü. Vakti geldiği zaman ne bir adım ileri, ne bir adım geri. Mümkün değil geri koymak. Dedi ki efendim ölüm meleği geldiği zaman canımızı almaması vaktinde mümkün değil, ağlıyor tabii. O zaman dedi ki seni melekler tutup cehenneme atmak istediği zaman de ki beni bırakın. Ben cehenneme girmek istemiyorum deyince ashabe İşte ölüm meleği geldiği zaman onların çok şiddetli, şiddetli oldukları avucunda Erciyes Dağı bir buğday tanesi gibi kalmıyor. Nasıl olur da dedi ben tam uya der orada kitapta zaten. Cehenneme atmak deyince atılmam dedi. Bu mümkün değil. Bunları çok güzel bir şekilde ehlinin dilinden dinledik elhamdülillah.