Benden yaşlı et nasıl olduğunu elimizi yoktunuz, ben anlayamadım. Demiş ki o parlamenterlerden millet edin. Yarın oy toplayacak. Biz de çok nüfuzlu bir kimseyiz. Boyumuzu şuraya atın dediğimiz zaman hep oraya atarlar. A, hocam anlayamadık, onu mu çıkmıyor demiştin. Bu büyük bir anlayış. Bak, Sami Beynimizin bu sıkıntılı bir zamanda aslında sıkıntı yok diye bir zaman yok. Ne sıkıntısı? Müslümanlardan hiçbir sıkıntı gelmez. Allah'tan korkan kimseye hiçbir sıkıntı gelmez. O çok hengame böyle karışık zamanlarında Sami ve hazretlerinin hazretleriyle görüşmüş. Mübarek elini bükme şöyle dursun ayağını öpe, bastı yiyin tepe üstelesiniz. Sadece bir tokalaşmış. Öyle bir memnun olmuş ki, böyle sıkıntılı bir zamanda belli etmemek için efendime bir sıkıntı gelmesin Bu bir anlayıştır efendim. Bu kalpteki nur ile olur. İnşallah bak derslerimizi çekiyoruz.
İyi dikkat edin, istiğfarımıza okurken böyle gözyaşlarıyla. Efendim, gözümden yaşa gibi pişmanlık duyarım. Yaptığımız hatalara, Allah'ım benim bağışla diyerek böyle candan. Tevhidimiz de öyle. Sallatü Vesselam da öyle. Ölüm tefekkürü biraz daha derin düşünürüz. Ananı düşünür, babamı düşünür, kardeşini düşünür, okul arkadaşını düşünür. Biz otuz dokuz seneye var yani üniversiteden mezun uğradı. O arkadaşlarımız da bir araya geldiğimizde hemen hemen yarısı ölmüş. Hemen hemen yarısı yok. Yani nasip etmem ben, nasip etmem. Gel, okulumuz arkadaşlarımız. Böyle düşünürüz, tefekkür ederiz. Acaba ne yapmıyorlar? O iki taşın arasından giriliyor ama ne oluyor orada? Su hale cevap veremiyor muyuz, veremiyor muyuz? Vaktinizi almış olmasam şimdi denedim. Çok güzel bir şiirini aldım dedemin rahmetullahi. Çok hoşuma gitti yani. O kadar güzel ki, ancak bunu bir kamil mürşid söyleyerek.
Bak Kutup diyemiyorum, Kutup sultanımız bir mürşidi Kamil'dir. Sami Benimiz Hazretleri buyurmuş ki, Ahtimiş Efendisini birkaç defa ziyaret etseydi zamanın kutbuydu bu zaten. Kutlu mu? Bu aralara girmeyesin, Hepsinin işi, gücü, rast gelsin bize düşmez. Evet, onun üstadımız çok okudu. Üç tane var da, onun çok okudu, yani biz de efendimizin oturduğu, kalktığı gibi istiyoruz. Abdullah bin Ömer radıyallahu anh Peygamberimize aşık, sayılı Allah'a karşı nerede oturduysa oraya otururmuş. Hangi ağacın dibine oturduysa o ağacı suluyor, ulumasın. Bir gün Arafat'ta giderken alışma gelmiş yolun dışına çıkmış. Demişler, ya Abdullah, niye böyle yapıyordun? Resulullah buradan geçti, demiş bize. Biz de efendilerimizin, Aleyhisselam ve selam verimizin, sünneti seniniyyesine dediği ayetlerini devamlı gözümüzün önünde tutacak, dikkat edeceğiz.
Peygamberimizin böyle şuradan güldük biz de yürüyelim derken asıl efendimiz namazı nasıl kılmış, ondan sonra aile hayatını nasıl geçirmiş, yemek yerken nasıl yemiş, insan beşeri münasebetleri nasılmış, biz bu isim bir tarif vereceğiz. Efendimizin çokça okuduğu, bunu çok dertli organ var. Büyüklerde okuyor bu. Yani görülmeye karşı bir hasret oluyor onlarda. Sami Efendi'nin huzurunda dediler ki, efendim, kabir bana kavurma gibi kokuyordu. Bu da tebessüm ediyordu. Niye? Çünkü Allah'ımıza kavuşuyor. Dünyayla bir işi yok ki. Dünyayla olan işi Rabbımızı bulabilmek şurada. Başka türlü mümkün değil. Burada bulacağız. Ondan dolayı aman namazlarını lanet etmeyelim. İbadetimizde, taatimizde gevşeklik hiç olmasın. Bak, bir hayat hakkı var, ikincide var. Şuraya oturduğumuz an, o anı tekrar getirmek mümkün değil, geçmiş. Ne yapacağız o zaman?