Bu münasebetle Bursa'dan gelen hafızlarımıza, odaklan ve yakından tespit eden bütün kardeşlerimize muhterem üstadımızın namına hoş geldiniz, safa geldiniz diyoruz. Muhterem müminler, Çünkü o Çünkü o mahşer aleminde Cenabı Hak muhafaza buyursun. Ayağımız kayacağı zaman bize imdat için kardeşin kardeşe şefaati vardır diye duyuruyorlar. Üç kişi şefaati edeptir. Birisi peygamberler, ikincisi şehitler, üçüncüsü ise ulemlardır. İbni Abidin'in de kaydedildiğine göre şehitleri sıralarken on beşi gençken sıralamayı yapıyorlar, oradan hatırladığım bir taş tanesi, bir kimse günde yüz defa Salavatı Şerife okursan, inşallah okurdu her gün. Yine her sabah namazından sonra Sorunu ırklayacak olduğumuz bahçeye ittirdi diyor. Bu kimse imandı, otuz beş yıl imamlık yaptı, yirmi beş yıl imamlık yaptı. Bütün vaktini hastalarının dışında camilerde geçiren bir zat, kalbi mescitlere takıverdi.
Bu bu zata doktor diyor ki, hani oğlum namazını iman iletıl, çünkü şerhi öykülerde de öyle, Hayatta kılamazsa oturarak, oturarak kılamazsa yaya üzerine yatarak, öğlen kılamazsa ima ile kılacağı bildirilmekte. Doktora evet diyor, onların sonu ile velilerin fazileti ve senası bitmez. Şunu arz edeyim, Aziz müminler hayatını ibadetle getirmişti. Başından sonuna kadar Rabbimiz elli yıl önce ey Lut Sırplarından sizce bir kabir yeri alalım değil de sütut ederek, Cenabı Haku Velisine son zamanı ve gösterin, keramet olarak lütfu ihsanıyla, sonunu bilerek Rabbimizin bildirmesiyle hakkın izniyle, herkesin gönlünü arzusunu verselerdi, bir de ismini kaybetmiş Rabbimiz ile. İsmini derslerine yaz derken asıl ismini deftere yazan mübarek insan. Nasıl ölürseniz öyle kalkarsınız. Aziz müminler bazı ölümler bulun. Ailesi ağlar, Allah razı olsun, teşrif ettiler.
Aciz müminler yine bir büyüğümüz diyor ki sen doğduğun zaman al diyordu, Feyyaz diyordun. Ama etrafındakiler oğlumuz oldu, çocuğumuz oldu diye düğün ve şirinlik yapıyorlardı. Ki, vefatından gece yatsı namazından sonra musallatmiş. Sanki eşine, ailesine ve bütün dostlarına ben yarın yuma sabahı fahri kainata korkuyorum. Veya bir baştan laf tarafından ya bu beni sana ölüm gelse, ölümün geleceğini isen ne yaparsın deyince aynı hallere kadınım diyor. Buradan anlıyoruz ki Ebu Belim-i Sıddıy her an ölümüne hazır. İşte böyle hayatını geçirmişti. Zikir de hayatını geçirmişti. Onun kalbi biriydi. Daha askerlik hayatında En gece hazırlığını yapılmıştır ve onun da sunu diyordu, Ya Rabbi ben sadece ışığımı yıkayabiliyorum, seninle içimi yıka, halbuki gece yarısı nısful illerinden kalkar gazi müminler. Bir gece namaza geldiğinde erken olarak ayakta hep göz namazını kılarak gördüm.
Devamlı onu okurdum, açmış Kuran-ı Kerim'ini gördüm Kuran-ı Kerim'in onundur, sahifesinden, ayeti kerimesi olan sahibine gözleri dikilmiş, o esnada Azrail aleyhisselam kanatlarının arasından cennetleri müşahede ederek ruhu ahalukları ahirette yollanmıştır. Ahirete yollanmıştır. Ahirete yollanmadı, yıkılacağı zaman dışarıya çıkarıldığında şahindidir bu mahalle ve gelenler sanki bir ani parçası parlıyor. Bu hadise bunu anlatıyor bana hatırlatıyor diyor. Hazreti Sa'ab vefat ettiği zaman Sa'd İbn Muaz semadan yetmiş binlere binmiş, Kuran-ı Kerim'de onların canlarını asude bir şekilde, rahat bir şekilde anlıyoruz diye buyruluyor. Onu kabrinde rahat etsin. Cenabı hak bize de böyle ölmeyi, cennet ve cemalimiz seyr ederek kendisine kavuşmayı cümlemize nasip