Onun bilmesine ulaşılmıyor. Nefsimizin kabuğunu kırmayınca, ruhumuzun güzelliğine erişemiyoruz. Çünkü ruh Allah'tan bir nevi kalp. Bunun gibi olur zahiri olan şerhi vazifelerimizdir. Şennhi nedir? Dini vazifelerimiz, bu bütün ilmihal kitapların üzerine de beyan edilmiş oruç dendiği zaman yemekten, içmekten, sinsi münasebetten kesilelim. Vaktüne riayetinizi önemli olanı uzatın. Vakit, timsah ve iştah. Ve yemeden içmeden uzak olun, hem dikkat edecek, bilinen niyettir. Çok önemli niyet çok önemli. Bu niyet sadece ibadet olarak görüyoruz biz niyeti. Bunda bir düşünmemiz gerekiyor niyeti zaten niyetsiz amel olmaz. Hadis kitaplarında en başta bu niyet konusu işlenir Niyet. İsa diğer bir de hazretleri buyuruyor ki niyet çok kolay bir taattir. Mesela güzel bir düşünce hasıl oluyor. O düşünceye niyet ediyorsun, Allah'ımız mükafat veriyor ve sonra müminin niyeti amelinden de hayırlı oluyor.
Niyeti mümin, hayrumun amelinin. Çünkü diyelim ki Allah'ım bana bol imkan verilse de işte terapi yaptır, idtilittir vesaire oralara iniyorlar. Oradaki barekalarda sığınan kardeşlerimize, beni de bin tane ev yaptırsın. Haydi iki, üç desek ama canı gönülden onları yaptırılmış gibi mükafat ediyor Cenabı Hak, yani böyle bir Allah, böyle bir Allah'ı tanıyamayız da, yani bir düşünce olsun, hasıl olsa dinimizde, yani Rab'ya bu mu bizim? Şu yeni hareket ediyor, bu ne nimet? Bir rahatsızlık dönemi olmuştu bizde de. Bir tanesi dedi ki ben dedi, insanlar arasında gezerken şu bizim bunun suların birbirine değinmesinin dedi şükrünü etahe edemeyizdi. Ne büyük nimetmiştin. Beytullah'a tuhaf ediyoruz. Teker teker sandalyeydi inanın, biraz afiyet olup da böyle Beytullah'ı tuhafta insanlarla sıkı sıkıya, zor görülmüyor. O nimet elde edilecek gibi değil. O orada gücümüdür.
O orada sen aradan çıkmaya çalışıyorsun, epey bir nimetmiştir. Diyor. Demek ki nimet elden gitmeyince bilinmiyor ama biz böyle yapmayalım. Elden gitmeden bilelim. Ayrıca şu hayat bilmek. E, yürüdükten sonra bilmenin bir anlamı Geçen hutbede okutu Allahu alem, işte bu Münafikun suresindeki son ayetler. Oradaki kişi diyor ki Allah'ım bana mühlet verdi. Şöyle, ne olur da sak edin. Yok. Bunu çok güzel izah ederler büyüklerimiz. Yalnız, üstadımızı mübarek ilimden duyduğuma hem ifade ediş onu insanlara sunmuş çok müstesna, insanlara sunması çok müstesna. Mesela çok dinlediğimiz oluyor bizim dini meselelerden de ondan duyduğumuz hatıradan hiç çıkmıyor kelimesi kelimesi, noktası noktasında, üye bunu bilin. Unuttum, neden? Dilinden çıkmıyor ki. Bir rüya görülmüş de böyle dağın başında elemteraya mana veriyor, Yere iniyor, gübre deşe iniyor.
Yani yukarıda diyor kürsülerden de, ayetler, hadiste, misaller ama aşağıya indiğinde bakıyorsun, o da faide meşgul. Bakıyorsun, gözünü koydu. Bakıyorsun, niye yedin? Düzgün değil. Ölü olmaktan Allah'a sığınıyorsun, ben her şeyine düzgün olduğu için, söylediği kelam taşlara işliyor. İsterseniz bir misal arz edeyim. Mezuniyet aşık var. Bu tezkirli diye bir rüya geçer kürsüye çıkmış, millet bizim deli konuşacak şimdi diye, kaçışmaya başlamış. Deli hoca oldu demişler, deli diye. Mecnun çünkü. Bu öyle bir mezun değil de halk nazarıyla öyle. Millet çıkıyormuş, ölü şöyle. Şimdi de başımıza hoş oldu diye. Ey kanadibi mescit demiş. Mescidin kandiline, helulu gelin. Kandiller dökülmüş böyle. Bunları hep üstünkırı geçirmiş.
Şunu diyeyim anlaşılsın Bandırma Alem Efendi, Rahmet-i Buhari bir şey anlattı diyor, ben diyor bir kitap okudum diyor onu hazmettiğimi zannettim diyor tamam okudum demektir onlar gaske geliyor. Bir de Sami Efendi'yi dinledim ki diyor aynı kitabı hiç okumamışım diyor. Onların yanında zaten bir şeyde de geçer ne kadar bildirim değilse nadan oluyor. Bilmez olur. Bize gelirler mesela Mürsir Kamil'de hocalar neden gelir? Bilmemiz neyi bırakıp geliyoruz derlerdi. Çünkü onun anlattığı senin satırlarda değil ki. Sadırlarda geçen bir ilim Allah satırına vermiş olur. İşte bizi hep buralara yönlendiriyorlar. Mesela Allah derken kimi zikrettiğimizi bilebilmek, kimi zatını bulmak, eğer bunu tutsak imanımızda zirve yapar deyin. Sakın Allahü teala bize imanımız daha başta oldu. Çok güzeldi. Bu haymen iman işte.
Eğer biz onu müşahede ile bizsek, mesela bazen toplantılar yapılıyor Dağda, Balda, Bayıkta, Evde, vesait mekanlerde. Kardeşim bir kamet edilir. Niye sünneti yok mu? Kamleti farz eder öyle. Bunu demez işte. Hayal eder. Bizim Efendimiz'de öyle bir rahatsızlık var mıydı ki ayağını kaldıracak durum olmadığı halde Resulullah'ın sünneti geldi. Sayınullahüte. Nasıl iş demem diyor. Doktor demiş ki, hoca aman nasıl bir yere yalan indirme. Rahatsızın çok fazla. Doktor bunu deme demiş. Öl de bunu deme demiş. Öl de bunu deme. Ben secdeye varırım demiş. Bu şey imanın gücü. Medine'de on dokuz gün kadar kaldılar. O kalışların da ellerinde notları vardı, onu okuyordu. Buyurdu. Bir ziyaret güzel de bir ifade var. Tekkesi olmayanın medkesi olmaz dediler. Yani gönül tekkesi olmayanın ruh medkesi olmaz. Bakarız. Bir tanesi gittiğimizde, bu siyah damla demiş nasıl bir yere getiriyor orada. Tamam diyor.
Siyah demiş, Dam, girdi. İnsan da duruyordu. Bizim durumumuz bu Yoksa Yunus Emre'nin dediği gibi bir başkaları da elini yüzünü yıkamaz değil bütünir. Eğer bunun olacaksa, sırf zahiri ile olacaksa onlar da böyle bir yüzünü üzülüyor. Mürşid-i kamilimizin vücudunun yıkanışını böldüm. Yıkan içinde tabii, şerhi ülkülerin içerisinde benim de hakim geldi. Sevgi ülküleri içerisinde. Bir sürü söyle. Buyurdu ki ben dışımı yıkıyorum ya Rabbi, sen de içime benim dışıma gücüm gelir. O bir tecelli, senin bin yıllık, bin yıllık bizim taatimize bedel olan bir haldir bu. O zaman diyor işte, şimdi biz bölünmediğimiz için ne diyelim? İşte Arafat'taki yapılan duada gelir ya, biz görseydik diyor halimiz böyle olmaz, dedenin huzuruna bir evladı atı geliyor, Özveysten'dı utanmıyor. Hafız nedir o? Böyle çırpınmıyorlar diyor. Allah diyor. Fihilyalu fihan mı var diyor.
Allah'ım sesini duyulmuyordum da sesini kesiyor Cenabı Hak Musa, tahammülünü sordun diyor. Eyvah Temen hiçbir faydası yok. Şimdi, inanın bizim fotoğrafımızı ortaya koyacak olursanız, cenazede biliyorlar. Anlatıyorlar yani cemaatten anlatıyorlar. Onun kabir başında konuşur. Haluk konuşulmaz. Nimet din İrraki diye bir mürşid-i kamilimiz var. O kabristanda bir tebessüm buyurmuş, kerati var. Belli bir gülme gibi bir hayır olursa ona çok yakın olan bir mürüates, has evlatlarına, efendim demiş hiç yüzüm bilmezsin, niye? Hele böyle bir mekanda tebessüm buyururdunuz, biz sizin tebessümü yüzümüze hasretiz, Artık olmayacak bir yerde gördünüz mü? Ölü diviye telkin veriyor, dava güldüm demiş. İşte en la ilahe illallah hmenusta derken o demiş tarikatı aliye de bir kere tebliğ yolunda şunun haline gelmiş. Sadrına yazılmış, ne tür ispat okuyorum.
Daha ötesi murakıbelerden sonra La ilahe diye savumuza oradan sol tarafa iniyor ama tevhidi okurken, sırrına geldiğinde bir misal geldiğinde olacak. Kardeşlerimizden biri ben diyor Ankara Gölbaşı'ndayım. O ölüm de diyor, kenarında üstadımızın bir evladı var onun yerinde misafirin. Edin. Tarif ettiği tevhidi okurken diyor, bir direğe cahil illallah dedim. Demek ki sırrı ortaya çıkmış. Sesim duyulmasın diye çalışıyorum biliyorum. Avuk geldi ki diyor. Gözyaşlarımı tutan mı okuma istiyor? Peki tevhid de Peki, Tevhidle de okumamışsın. Şimdi kürsüle konuşuruz biz. Böyle değil işte. Nasıl olmaz? Muh lisan tabiri var orada. Muh lisan. İşte o muh lisan tabiri, onları algıla diyor. Sonra diyor, müşilin beni görür görmez çağırdı diyor. Nasıl haberdar olmuş diyor. Nasıl girmiş diyor. Bir tevhidi olma. Zaten gaye bir defa Allah diyebiliyor. Bunu mevcut yazarımız bile çok güzel beyan gitmiş.
Canlı gönülden bir kere Allah derse dökülür buna mislulu hazendir. Böyle hüzgünündeki sararan yaprakların döküldüğü gibi dökülür. Bize bir misafir geldi, o misafirin lakabı zaten bir mahalleden tat tak anamca. Efendimiz buyurdu ki ne demek tahta? Seni vardı, seni ye elini koydu, Hayır, dedi. Hak, halk deme bu, dedi. Tat, tat demek değildi. Niye? Bu kulak öyle duydu. İç kulağı buysa, iç kulağı bu duyguların yanında, iç duyguları, iç duygularımız harekete geçse öğrenilmez. Bakıyoruz bakıyoruz biz kuşlar hikmeti, üretmeyi, önemli ilandir. Allah'ımız özü kötü. Şimdi ne yapalım? Kabuğu derman için ne yapalım? Aldığımız derse dikkat edelim. Yoğunlaşalım. Dedik ya Rabbimizi tanımadığımızdan çoktur, elli lira. Onu tanısak mümkün değil. Onu böyle küllede, ondan sonra Sema'da, Arıl'da, denizde, dağda, haramya hiç gerek yok.
Her yerde olmakla birlikte bakıyorsun küçücük bir malum, küçücük bir malum onu nasıl gezdiriyor, nasıl dolaşdırıyor? Ne büyük bir Rabbi Zülcelal'imiz olur? Benim diyor yakınım var, rahat konuşurum diyor. Konuşurum, benden de diyor esirgemez. Bana diyor hallerini anlatır demiş ki oğlum demiş, gideyim ibadete aldı. Yok ama bölünmeyen demiş küçük mahluk oyun. Öyle bir zikrini duydum evladım demiş. Şöyle başımı arkaya dayadım. Onların zikrini öyle bir duydum ki. Şimdi Efendimizin gördüler senei devriyesini bilmem diye. O ölmedi, biz öldük diyor. Bizim senei devriyemize bak sen. O ileteceğin yere girdi, olacağını da kovdu. Yani ağzı ettiğine kavuştur o. Biz öyle. Biz de anlıyoruz ki, biz de onlar evet, inneken meyyütün ve innehum meyyütün sallallahu aleyhi ve sellem. Habibim selü de bunlar da vefat edecek. Yalnız bu vefat sadece cesedi olarak değil, onların cesedi bile çürümüyor.
Zaten o hocanın tebessümü o. Halindeki diyor, dini diyor. Onun hala bütün uzuvdaki delil, ofsay-ı cellat devam ediyor diyor. Devam ediyor detaylerinde. Fakat diyor, telkin göre kimsenin diyor Bunu diyen diyor bizim gibi takır takır, ötenim diyor habel gibi. Demek ki iradi bir ölüm var. Şimdi tabii bir ölüm, tabii bir ölüm o suyumuz bitmiş içecek, ekmeğimiz bitmiş, bitmiş içecek ekmeğimiz bitmiş yiyecek alıp verdiğimiz nefes bitmiş tamam kabul olun diyor. Bir bu şekli var, bir de ölümlerden evvel dönmüş. Mesela bilmiyor. Halbuki ölümün acıları harp değil, çok, ölüm çok ağır, Can verirler bile kolay değildir. Çok zor. İlk canlı hayvanın deniyor, gerisinin canlıla üzülmesi ağır. Yok kolay bir şey değil ama o dışına benzetiyorum. Şimdi Zeliha Vadideniz daha o zaman aşk devresinde diyor. Öyle bir aşkı vardı ki o aşkından neredeyse kalbinin zarı yarılacaktı. Öyle bir aşk.
Eğer kişi öyle bir aşkta, aştığını kirletmezse şehadete. Esenriye ibnli hazretlerini dinliyorum, efendim siz dedi emniyeta mazhar oldunuz mu, üç kere oldun demiş. Yine Öyle telefonlarda ölmüşüm. Nikah olmadığı halde, devasa takıldı, konuşuruz. Bu yok mu? Katiyen ama bu devreyi geçmiş, yaşamış bunu. Aşkı mecazi, hissi hakiki anda çok durmak yok salih yani. Yaşayabilir bazıları için. Yaşar ama kirletmez. Hata ayırdım demiş. Artık bize dönme zamanı gelmedi. İlahi bir süngerle, Siri diyelim, onunla sindiktir. Gerçek maşur dokununca Leyla Leyla Deli Deli Mecnun'nin on niceden yandı yapıldı. Son derece dedi bana bu kavga ne mi lazım? Dediler ki bak Mecnun Leyla deyip yandım işte. O Leyla da içindeki Mevlana ne? Gerçek maşur o hakiki bulunca hep şirktir. Bizim konuşmamızın özeti bu işte, hepsinin özeti bu.
Yine Essadi El birliği Hazretleri'nden bizim bölüşmemizin ne olacak bizi Allah'ımız ıslah etsin, ona tahmis yapmıştır. Niyazi muskînin candan talep kıldı yarini, ver canı, bul iddiamı. Yok eyle kendi varını, kim varullah? Yani bu varlıkla göre gelişmeniz nasıl, nasıl? İlk yere çıkın, kalbınızdan çıkın. Çünkü nefsin arzularını, nasıl yok edeceğiz? Bu çıkın, nefsin arzularını bitirin demek olmaz. Ne oldu? Dedik ya aldığımız ders, evradımız, eskarımız ona son derece bir riayet, son derece riayet, o zaten gidersin gösterir bize, yolunu da gayret edince Allah'ın huzuruna canı bunun açılmaması yine bizi vermesin. Şimdi kafayı takmışız dünyevi işlere şuna, şuna inanın iki kişinin yanında varında hatırlamıyorum. Otursana şu bana şöyle gitti, bu bana böyle gitti, bir değilse Allah'ımız onu da en güzel şekilde yoluna giydirsin diye bitmez bu. Efendimize muhalefet edenler çoktur, çok.
Bir tanesi o muhalefet edenlerden toprağın altına gitti. Efendim dedi sevinmeyin, dört tane daha düşmanın meydana geldi. Bu gitti ama diyor, dört tane devamı var. Bitmez bu. Aslında Efendimiz burada çok güzel bir şeye korku yaptı. Bitmez mi hocam? Hocalarımızdan birine o zaman milleti ayağı bu kadar kuvvetli değildi. Halbuki çok önemli bir organ. Bu bir söz söylemiş, o söz üzerine dünya çalkalanmış. Gazeteciler hep haber bekliyorum. Bu hoca ne diyecek diye. Bir hafta olmuş hiçbir şey bu ama söylediği söz dünyayı oynatmış hakkı söyleniyor. Gazeteciler, demişler, bu niye cevap vermiyor? Hallederim, demiş. Müsaade demişler, gelmişler, hocam sözümüzde her taraf çalalandı, bir cevap vermediniz. Şimdi veriyorum yazın. O zaman şu küçük teyim onlar zaten bitti de onlar da ses alıcıları bu da yok. Kağıt da kalemle yazılır. Kalem kaldırmışlar, yazın. Ben bir yolda devam ediyorum ana caddeye.
Ana caddeye sağlı ve sollu sokaklar var. Her sokağın başında da bir köpek var. Ben yorulma mı devam edeceğim? O havlayan köpeklere cevap Yazık mu? Allah'ın Resulü benim yolum budur diyor. Asiletle insanları hatta davet ediyorum. Hiç duyulmuş mu? Aleyhisselatu Vesselam'ın velimizin. Bu Ebu Cehil'den de çekmediğim kalmadı. Bu Ebude hep Ali'ye, bu Ebude. Onun karısı da yolun üzerine hep dikenler hatta pislikler atarlardı, değil mi? O hutbe var ya hutbe, şeyde, bana şöyle etti yok. Velid bin Muğiyle, ne oyunlar oynadı? Yok. Sadece şu kavme ne oluyor ki şöyle böyle yapıyorlar. Şimdi biz kargo kıracağız. Nasıl kıracağız? Ebrarımız, eşkarımız bilhassa dillerimize sahip olarak, ağzalarımızı koruyarak, rahatağımızı güçlendirerek.