Nimetlerin Şükrü ve Manevi Terbiye kaydında Rabbi Zülcelal'imiz Lokman suresinde Cenabı hakk'ın hem maddi nimetleri var hem de manevi. Mesela semada güneş ay yıldız yağmur kar bulutlar vesair sayılamayacak kadar nimetler. Yeryüzünde artık yerin bitirmiş olduğu envai çeşit meyveler. Bunu da saymak mümkün değil. Kaynak sulardan tutun ta dağın altındaki madenlerden, ekinlerden vesair.…
Nimetlerin Şükrü ve Manevi Terbiye kaydında Rabbi Zülcelal'imiz Lokman suresinde Cenabı hakk'ın hem maddi nimetleri var hem de manevi. Mesela semada güneş ay yıldız yağmur kar bulutlar vesair sayılamayacak kadar nimetler. Yeryüzünde artık yerin bitirmiş olduğu envai çeşit meyveler. Bunu da saymak mümkün değil. Kaynak sulardan tutun ta dağın altındaki madenlerden, ekinlerden vesair.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Rabbi Zülcelal'imiz Lokman suresinde Cenabı hakk'ın hem maddi nimetleri var hem de manevi. Mesela semada güneş ay yıldız yağmur kar bulutlar vesair sayılamayacak kadar nimetler. Yeryüzünde artık yerin bitirmiş olduğu envai çeşit meyveler. Bunu da saymak mümkün değil. Kaynak sulardan tutun ta dağın altındaki madenlerden, ekinlerden vesair. Ali İman suresine baktığımız zaman orada salma atlar diye buyuruluyor. Hayvanlar vesair nimetler bitmez ve tükenmez. Bizim azalarımız, elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız ne büyük bir nimet bunlar. Bunun yanında çoluğumuz, çocuğumuz, yediklerimiz, içtiklerimiz, konumuz, komşumuz vesaire. Ne diyeyim? Nasıl anlatabilirim ki? Nasıl bitmez? Bu hırk hutbesi var aleyhissalatü vesselam efendimizin. Onun ilk hutbesinde güzel ahlaka değinir. Burada saymakla bitiremediğimiz gibi bu güzel ahlakın yüz elli kadar olduğu beyan edilmiştir, yüz elli güzel ahlak diye.
Manevi nimetler bitmez. Allah'ımızın gönle indirmiş olduğu manevi bir coşkunluk tabii temiz olunca kalbe Allah'ımızın nurunun aksetmesi. Çünkü biz bunu meşayi izamda görüyoruz. Sadatı kiram efendilerimizde görüyoruz. Mesela mürşid-i kamillerimizden birisi on beş sene diyor müşahedei cemal ile kendinden geçti diyor. Mesela Bayezid-i Bistami hazretlerinin on iki gün arşı azamda kaldığı, Bunun yanında çok ruhen tabi. Ruhen cismen diyebilir misin? Tayyi mekan olursa mümkündür. Tayyi mekan ama. Bu da en ince malum olan hususlardır. Kuran-ı Azimüşşan'da geçer. Belkıs'ın tahtının Asaf bin Belhiya, dilim sahibi bir kimse tarafından getirilmesi misal olarak verilir. Kuran-ı Azimüşşan'da mevcuttur. Bir kıymetli zat diyordu nimetler var ama bir nimet daha var. Ben onu ifade edeceğim diyordu. O da salih insanlarla buluşmak, konuşmak ve görüşmek. Bu artık nasıl tarif edebiliriz ki?
Allah'ımızın sevdiği kullar ile bir araya gelmek tadına lezzetine mümkün değil doyurulmaz. Bize yakın bir ilden bir kimse gelmişti. Üstadımız hazretlerini dinlemiş. O zevk kaybolur diye artık gruplara bile giremez olmuş bir müddet. Demiş ki aman ha bu lezzeti kaybetmeyin, bu huzuru kaybetmeyin diye. Gelirdi. Bu Kayseri'de eski doktorlardan Mıhçıoğlu diye kıymetli bir kimseydi. Sahasında uzmandı. Derdi efendim biz buraya geliyoruz. Akümüzü bir aylık dolduruyoruz. Boşaldığı zaman tekrar geliyoruz. Doyulmaz. Evliyaullah ile sohbete doyulmaz. Sadıkin ile, salihin ile o tadınca belli olur. Bunu anlatmakla bitiremeyiz. Ah onların dizinin dibine bir otursa. Mübarek kimselerdir. Saymakla bitmez. Cenabı hak onları eksiltmesin. Mevlamız sayılarını çoğaltsın. Onların berekatı ile ayakta kalıyoruz. Rabbimizin manevi nimetleri elbette bitmeyecektir.
Sami Efendi hazretleri, kalpte sallallahu aleyhi ve sellem gelenlerin yoğunluğundan dolayı böyle kenar mahallelerde cuma namazını eda ediyorlardı. Camia oturmuşlar. Fakat kimse yok. Cuma namazına da şöyle yirmi, yirmi beş dakika kadar bir müddet var. Doktorlardan bir tanesi üstadımızı Adana'dan tanıyor Necmettin Akcan diye. Diyor efendim şimdi cemaat bekliyor. Hasan Efendi'ye müsaade eder misiniz? Konususa cuma vaktine kadar tabi buyuruyorlar. Geçiyorlar. Essahil billah. Hakiki müminler kurtulmuştur. İmanının şartını yerine getiren. Müminler kurtulmuştur. Kimdir onlar? Namazlarında huzur ve huşu içerisinde olanlar. Bak şartı var namazın. Huşu var. Azameti ilahiye karşı büyük bir saygı. Bundan dolayı Arifani ilahide taatlerini yaptıkları zaman çok istiğfar okurlar. Derler ki yaptık ama kabule şayan oldu mu? Burayı inşallah anlatmaya gayret ederim.
İrraç seferinde iki melek birbiriyle konuşur. Dediler ki bu sene ne kadar hacı var? Üç yüz bin kişi var. Kaçı kabul oldu? Hiçbirisi kabul olmadı. Amma velakin Şam ı Şerif'te ayakkabı tamiri ile meşgul olan Ali bin Muvafık. Onun hürmetine. Burada firmalar köylerden, mahallelerden, ilçelerden vesair yerlerden hacıları toplarına üstadımız bunu onlara anlatırdı. Oradan da hatırlıyorum. Kitaplarda da geçiyorum. Bu Ali bin muhaffak kimdir diye bundan haberdar olan kimse doğruca Şam'a gelir. Acaba ne amel ediyor bu? Elbette çok farklı bir kimse olmalı ki onun hürmetine gelmeyen kimse hürmetine gelenlerin ibadeti, taatleri kabul oluyor. Bulur adresini. Evinde misafir olur ama gözetliyor. Acaba gece ne yapacak? Gündüz nasıl? Neler konuşuyor? Ne ediyor? Hep ona bakıyor ama normal. Normal hareketlerini devam ettiriyor. Sabah kahvaltısında araştırdığı için bazı sorular soruyor.
İşte ibadet noktasında, ticari yönde neyse kendisine mahsus sorular soruyor. Sonra diyor ki hacca da gittiniz mi Yaramın diyor, artık nasıl diyelim ona, yaramın kabuğunu diyor açtın ve ağ diyor. Ağlama diyor anlat. Nasıl oldu? Ben diyor hacca hazırlanmıştım. Gideceğim zaman kapıya bir sahil geldi. Komşumdu. Dedi ki komşu, çocuklar açlıktan köpük kusuyor. Çok aç. Öyle bir şefkate geldim. Öyle bir merhamete geldim. Ne yaptığımı bilemedim. Olduğu gibi hac paramı verdim. Haccım bu olsun dedim. Dedi ki hiç üzülme senin bu şefkat ve merhametin sebebiyle hacıların da haccı kabul oldu diye. Bak ne kadar önemli. Saatlerin kabul olma noktası. Bu Allah'ımız Celle Celalühü. Bir nişana gider, bir düğüne gider, bir oturmaya gider, bir dostunu ziyaret eder, yillarca uzak kalmış bir buluşalım der hediyeyi en güzel şekilde hazırlarız. Bu Rabbimiz bizim. Nafileler hediyelerinizdir.
Allah'a Celle Celalü hediyelerinizi güzel yapın buyuruyor. Acele acele yaptığımız saatler vesaireler. Dikkat etmemiz gerektiğini anlayacağız. Onun izahına gerek yok. Şimdi cami cemaat bekliyor. Üstadımız kalkmışlar. Bu ayet celalühü okuyorlar Müminun suresinde. Sonra İmam-ı Azam rahmetullahi hazretleri üç kişinin imanı tehlikededir buyuruyor. Birisi de nimetlerin en önemlilerinden, manevi nimetlerinden Rabbimizin birisi de imandır. İman nimetine şükretmemek. Rabbi Zülcelal'imiz Esanı, meyefalullahi bir alzebikum. Ayet-i celilede çok büyük hakikatler yatar. Biz onu beyandan aciziz. Ancak anlayabildiğimiz kader. Bak bu Ayet-i celilede Rabbimiz şükür ile imanı beraber zikrediyor. Ma yefalullahi bir azabikun. Rabbi zülcelalimiz sizi azap edecek değildir.
In şekartum, eğer gerçek şükrederseniz, ve amentum, imanda hükmü Allah'a verirseniz, maksatla gayeniz o olursa ancak ona ibadet eder ancak ondan yardım beklerseniz o zaman Allah size azap edecek değildir. Ancak sana ibadet ederiz. Ancak senden yardım bekleriz. İbadetin kabul noktasında şunu da arz etmek istiyorum. Çok önemli bir konu. Bir müderris. Müderris bilir misiniz bilmem. Bir ders okutan hoca, ilim ehli kıymetli bir zat. Gönül ehli de olmalı ki öğrencilerin kalbi yönünü de hissediyor. Anlayıp anlamadıklarını ve ahlaki yönlerini de çok güzel anlayabiliyor. Öyle bir anlayış da var. Şöyle öğrencilere bir nazar etmiş. İçlerinden bir tanesi hiç diğerlerine benzemiyor. Almış olduğu manevi haz ile kendinden geçmiş bir vaziyeti var. Belli. Şeklinden belli. Biz bunu sohbetlerde görürdük üst hazımızı. Mesela bu gelenler oldu bir şehirden. İçlerinden bir tanesini özel olarak tuttu.
Dedi ki amca sizinle ayrıyeten görüşelim. Görüştüğü kimse gerçekten müstesna. Öyle mevsimlik nedamet yok. Her zaman ladim. Ama belliydi cemaat içerisinde. Nur gibi parlıyordu. Özel görüştü ve halini anlatamam burada. Bilemediğini söyleyeyim. Gönlü arşı alada olan kimselerdendi. Ruhu Rabbımızla münasebet içerisinde olan kalben böyle bir kişiydi. Aynen onun gibi. Hissetti Müderris hazretleri dedi ki evladım sen biraz bekle. Öğrenciler hep ayrıldı, o kaldı. Dedi ki ne yaparsın, halini ahvalin nedir? Efendim ben gece uyumuyorum. Kuran Azimüşşan'ı olduğu gibi hatmediyorum. Belli zaten. Dedi ki evladım bugün Kuran Azimüşşan'ı, hocayı dinlediğini düşünerek oku deyince fazla ileri gidemedi. Tabii tecridine dikkat ediyor vesair harflerin çıkışlarına, mahreçine vesaire. İkinci günde seni Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem dinliyor gibi oku, Diler gidemedi.
Çünkü Peygamberimiz o sallallahu aleyhi ve sellem. Üçüncü gün dedi ki aman ha katiyen yalan olmasın, hep hak ve hakikat olsun. Rabbi Zülcelal'imizin, zaten Rabbimiz bizim her halimize vakıf. Rabbimizin seni dinlediğini düşünerek oku dedi. Allahü Ekber derken defalarca aldı. Çünkü içine oturması lazım Rabbimizin büyüklüğünün. Defalarca aldı Ta ki gönlünde Rabbimizin azamet-i ilahiyesi belirince, ne olur belirince? Mevlana'mıza dediler ki aşk nedir? Benim gibi olursanız ancak o zaman anlarsınız. Defalarca sonra azamet-i ilahi gönlüne girdi ve tekbiri tamamlamış oldu. Sonra Fatiha'ya iyyake naabudu ve iyyake nestain. Bunu artık sabahlara kadar devam ettirdi gönlüne tesir etmesini istiyor. Kabukta kalmayalım diyor. Ağaçla insan yetinemez. Sadece bahçeye diktiğimiz ağaç yeterli olmaz. Onu meyve için dikiyoruz.
Meyvesini elde etmek için sabahlara kadar ancak sana ibadet eder ancak senden yardım bekleriz dedi ama çok fazla sürmeden iltihahat etti. O güzel genç, nurlu genç. Arş-ı Azam'ın gölgesinde bulunacak bulan genç. Sonra hocası bir derde düştü. Ben de dedi böyle namaz kılmaya çalışayım. O da iltihal etti. Daha ahirete göçmeden önce kabri ne vardı velilerden de bir zat. Ruhunu okudu. Sonra görüştü kalben. Dedi ki Rabbiniz sana ne muamelede bulundu. Hocam Cenabı Hak sizden razı olsun. Bir iyyake nabudu iyyake nestain. Buraya kadar namaz kıldım. Rabbamızın hay olan Mevla'mızın huzurundayım dedi. Yani bu alışveriş öyle ucuz değil. Gönül pazarındaki bir alışveriştir. Şuna hiç hayret etmem. Gerçek ve hak olduğuna inanırım. Mevlana Halid Hazretlerinin pek çok kulefası var. Pek çok halifesi var. Efendim, yerinize düşündüğünüz birisi var mı? Bir İsmail var, o da yarım diyor.
Elhamdülillahi alel iman, elhamdülillahi alelet İslam, İzahlarına inşallah gideceğiz. Şükür ne manaya gelmiyor inşallah. Said Nursi Hazretlerinin Ankara'da bir öğrencisini gördüm. Çok yaşlı ama çok güzel giyimli, efendi bir zat. Dedi ki ben Said I Nursi Hazretlerinin öğrencisiyim. O zaman geçtim. Bana dedi ki elimden tuttu. Fuat, Efendi Hazretleri çok ağlamaklı bir şekilde gençsin, senin duan makbuldür. Allah'ımız beni bu nimetlerden dolayı şükrünü eda edemeyişinden dolayı beni sorumlu tutar mı? Anlattığı, sadece bir ibriği vardı. Bunun yanında havlusu vardı. Takunyası vardı. Bir de postu vardı. Bundan dolayı Ömer radıyallahu anh ailesine geldik. Diyor ki hertzuhten ol. Bunların şükrünü eda edemediğinden dolayı Cenabı hakk'ın huzurunda ne oluruz diye. Ebu Ubeyde Türk NülCeriram Hazretleri ordu komutanı. Hazreti Ömer radıyallahu anh hanesine geldi fakat çok basit gördüm.
Duvarda asılı bir kılıç. Ondan sonra ne diyeyim bir su kabı buna benzer pek bir şey yok. Bir hasır parçası olabilir. Dedi ki ya Eba Abiye sen ordu komutanısın evin hali neden deyince ya Ömer beni kurtaracak olan bunlardır dedi. Rabbimiz tek tek soracak. Ben acaba nasıl o huzurda kurtulacağım, bunların haklarını verebiliyor muyum, demiştir. Efendimizi ağlatan bir sahne Fatımatüz Zehra Radıyallahu Anha annemizin evlenişidir. Onun şefaatine mazhar olmak ve kendimize çeki düzen vermek için çeyizini saymak isterim. Bakır bir kap. İki gümüş bileklik. Yeşil renkli bir testi. Su içinde deriden bir kap, el değirmeni, hasır bedeni kaplamayan siyah bir kadife. Bir sahabe gelmişti de ya Resulallah müsait olur mu? Fatımaüzzehra'ya radiyallahu anh'a bir geçmiş olsun diyeceğim hastalığından dolayı Fatıma annemize hal arz edilince dedi ki ya Resulallah kendimi tamamen setredecek bir elbise yok.
Ne yapabilirim? Siz babamsınız müstesna ama o yabancı sayıları ne yapabilirim? Örtüyü şöyle köşeleme mi diyelim, nasıl? Şöyle bir ucunu örtünün tepesine aldı ve sarıl buyurdu. O örtüye sarıl buyurdu ancak o kadar. Hazreti Selman Radıyallahu Anh Medayine Hazreti Ömer devrinde radıyallahu anh vali olarak tayin edildi. Zaten biliyorsunuz köle olmadığı halde hür olmasına rağmen köle olarak satıldı. Çekmedi ceza kalmadı. Efendimizin muhabbetiyle hepsine sabretti sallallahu teala aleyhi ve sellem. Tabii çok şartlar koştu. Köle olmadığı halde köle muamelesi görüyor. Mükatebe kölelikten kurtulmak için bir şart ortaya konuyor. Diyor ki Yahudi'di o. Kendisini köle kabul eden Yahudi. Dedi kırk okka bana altın. Mümkün mü yani? Kırk okka altın. Mümkün mü? Zaten azat olmasın diye bu şartları koşuyor. Beş yüz tane hurma ağacı yetiştireceksin.
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem ganimet olarak ele getirilen böyle keklik yumurtası kadar bir altını mübarek dillerinin üzerinde dolaştırdılar, tarttılar Kırkhokka. Ashabı Güzin teşvik edildi. İşte kardeşinize yardım ediniz. Herkes beşer, onar, hurma fidanlarını getirdiler. Ancak öyle. Hazreti Selman radıyallahu anh, Medayine vali olarak tayin edildi. Bakın bir tanesi şunu elinde bayağı da var bir incir getirdi. Hazreti Selman'ı tanımıyor radıyallahu anh. Fakire de ikram etsek. Fakir sen de dedi bundan kal. Ondan aldı. Biraz yükü vardı üzerinde. Böyle ellerinde. Hazreti Selman'ı hamal zannetti. Dedi bunu şu yere kadar götürebilir misin? Tabii dedi. Götürürken bir tanesine denk geldiler. Dedi ki sen ne yapıyorsun, ne var dedi hamal. Ona yükü verdin. İzin yerimize götürecek. Verdiğim adrese ulaştıracak. Dedi o bir validir. Derhal çekindi. Özür diledi.
Hayır hayır ben ahdettim götüreceğim dedi. Onlar böyle Hazreti Selman oldu. Radıyallahu anh. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem herkes cennete aşık, cennette Ali Ammar ve Selman'a Radıytır. Mübarek yedi saadetini omuzuna koydu. Bunlar öyle bir erdirler ki iman Süreyya yıldır dayım sohbetimize neşe olur. Zaten kıymeti onlardır. İnsan dünya için ümitlerle doludur. Halbuki ölüm onun peşindedir. Ben buna gülerim dedi. İnsan gafil bir şekilde yaşar. Halbuki kendisinden gafil kalınmaz. Her hali kaydedilir. Kiramen Katibin melekleri her an tespit halindedir ama o konuşur. Biz konuşuruz. İnşallah konuşmayız boş. Bazı insanlar kahkaha ile gülerler. Halbuki gafletleri sebebiyle Cenabı hakk'ın gazabını mı celp ediyor yoksa onu razı mı ediyorlar bilmezler. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir topluluğa denk geldi.
Buyurdular ki cennet ve cehennemden bahseden kitap aranızda olduğu halde gülüyor musunuz buyurdu. Oradakilerden hiçbirini vefat edinceye kadar bir daha gülerken gören olmadı. Şu üç şey ne diyor? Beni ağlatır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı kiram gibi güzide ashaptan ayrılmak, onların ruhani ikliminden uzak kalmak. Ölüm anındaki dehşet verici hadiseler. Görmedik ki. Ölüm anındaki dehşet verici durumlar cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğimi bilmeden alemlerin Rabbinin huzuruna çıkmak demiştir. Şükür hususunda artık bitmez. Ayet-i celilelere mana verdiğimizde de bitecek gibi değil. Çok. Biz anlamına geçelim Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Allah'ımız ne lütuf ederse onlardan görüşmeye çalışırız. Şükür. Bir kere Allah'ımızın verdiği bütün nimetlerin bizim için bir imtihan olduğunu bilmemiz gerekir.
Allah'ımızın vermiş olduğu vermiş olduğu nimeti ilahiyenin bir imtihan için. Süleyman Aleyhisselam biliyorsunuz Belkıs'ın tahtının gelmesi Sebe ülkesindeki kraliçenin hükmünün bitmesi demektir. Allah'ımız lütfetti, ihsan etti. O köşk geldi. Tanrı çok kısa bir zamanda geldi. Çok kısa bir zamanda. Geldiği zaman Süleyman Aleyhisselam'ın buradaki ifadesi müstesna. Bak büyük bir nimete kavuştu ashabne. Şükredecek miyim etmeyecek miyim Rabbim beni deniyor diyor. Yani nimet elden gittiği zaman feryadı basma yok. Nimete erildiğinde de azma yok. Fakat bunun yanında bunun yanında Karun'u görüyoruz. Hani bu anlattığımız misaller sadece işte o zaman geçmiş değil, Kuran-ı Azimüşşan tazedir, daha tazeliğini ortaya koyamıyoruz. Bunun için irfan ister, hikmet ister, marifet ister, müşahede hali ister. Burada bir sözden nakledilecekti Ebu Said El Harras hazretlerinden.
Kendisini memleketinden çıkarıyorlar. Niye? Çünkü o halde olmayınca bizim halimiz ona uymayınca garip geliyor ve inkarına başlanıyor. Neydi hali? Rabbımla aramda hiçbir engel yok demesin. Halbuki batıni manalarda zahire uymasını ifade eden bir Allah'ın hem alim hem de veli kuludur. Bunun yanında erilen nimete karşı erişilen, kavuşulan, nimete karşı Allah korusun, Karun olmamak lazım. Süleyman olacağız Aleyhisselam. Süleyman olacağız. Onun ahlakında olacağız Aleyhisselam ama Karun gibi katiyen. Gal inne ma utitihu ala ilmin aynindi. Diyor ki Kasas suresinde işte zekatı verilecek malın. Ben diyor kendim kazandım diyor. Kendim kazandım ben bu nimetleri diyor. Kendin diyor aklımdır, fikrimdir, ilmimdir, gayretimdir, çabamdır. Allah'ımız yerin dibine batırıyor, o ayrı. Siz bunu ayrıyeten Keyhir suresinde bahçe sahiplerinden göreceğiz, bir. Bunun yanında Kalem suresinde göreceğiz.
Yerlerini söylüyorum. İnşallah araştırırız bakarız. Eş şükür, temarifetü'l belve. Bineceğiz yani yediğimizin içtiğimizin Allah'ın dışında hiçbir şeyden olmadığını hep Rabbimizin ikramı olduğunu, bir tanesi toplarmış da vermemiş. O sahile ikramda bulunmamış. O isteyen kimse demiş ki verme dedi ki vereceksin. Sonra demiş ki gene acıdım, fikrimden dönüyorum, vereceğim. Ver dedi ki vermeyesin. Hep Rabbımızdan döner, ondan bilmektir, Mevla'mızdan. Şimdi zaten kavganın kavganın hepsi buradan çıkıyor. Bir sıkıntı olsa şunun elinden. Şu vesile oldu. Bu sebep oldu. Ondan oldu. Hep bu. Neden? Burada anlatacak ama zaman yetmeyecek. Cehaletten olduğunu bu gibi hallerin ulema ikramımız çok güzel beyan etmişler. Kul için azdı çoktu, zenginlikti, yoksulluktu, acıydı, tatlıydı, başa gelen musibetlerdi, erişilen nimetlerdi, hepsi Rabbi Zülcelalimizdendir.
Ben iğneyle kuyu kazarak bunu elde ettim demektense Allah'ımızın vermiş olduğu akilla fikirle güçle kuvvetle ihsan ve ikramıyla elde ettim demektir. Kırk yamalı bohça denir ya şöyle kendimi düşünüyorum. Bunlara bakınca ırk yamalı bir bohça gibiyiz. Kendime baktım. Şu anda düşündüm. Irk yamalı bir bohça. Ne yapacağız? Ümit kesilmez. Rabbimize boynumuzu büküp ama gerçek bükeceğiz. Büktüm. Yok. Gerçek bir büküş. Hazreti Ali Efendimizin Radıyallahu Anh tarif ettiği gibi büyüklerimizin dediği gibi efendim karınca kadar yapmış olduğum hatalar şimdi Erciyes Dağı gibi gözümüze görünüyor. Bu huy da diyebilmek. Yoksa yoksa ve'l ikraru bir rubiye, Rabbimizin Rab oluşunu, her şeyi tespit eden o Rububiyet sıfatı Mevla-yı Zülcelal'imizin her şeyi idare eden bir düzene ve intizama sokan o. Bak düşünelim. Kişi evini bile idare edemezken üç kişiyi idare edemiyor.
Yerine göre ama Rabbi Zülcelal'imiz yerin altındaki o böcekleri nasıl idare ediyor? Kış gününde kış uykusuyla onları nasıl idare ediyor? Tarifi yok. Semadaki kuşlar vesaireler, mevlamızın mevsimleri ayarlaması gitmez ve tükenmez. Öyle bir Rabbi Zülcelal ki onu ikrar edebilmek, onu anlamak bilmeyince olmaz. Böyle yüzünden geçer. E şükür. Nimeti veren Cenabı hak'ı görmek suretiyle şükürde gayb olmaktır. Ve değerli ki nimetler hep Cenabı haktandır. Yok şu adam yardım etti. Bu kimse o kimsenin gönlüne yardım etme duygusunu veren kim? Eğer bir sıkıntıya uğruyorsa veya veya varlık sahibi iken yokluğa düşmüş kendisinden daha aşağı olana bakacak diyor. Vay, şu bizden sonra eğer dini yönde olursa o zaman da kendisinden daha yüksek olana bakacak. Daha ne yapacağız? Daha ne? Eksiğimiz neymiş demeyeceğiz.
Son derece dikkat eden Allah'ın hayırlı kullarına, Allah'ımızın sait kullarına, Allah'ımızın kendisine has kullarına bakacağız. Var mı bunlar? Eshabru ayeti cellesi Mustafaeynel akyar. Kuran-ı Kerim'de geçer. Okuyoruz işte. Kendisinden dini yönde de yüksek olana bakmaktır. Şimdi düşündüğümüz zaman onlarla bizim maddi şekil olarak iş imkanları olarak geçim olarak ev bark hiç farkımız yok Ama onlarda öyle bir gönül var ki işte bu gönlü elde edersek kabukta kalmayacağız, hakka ereceğiz. Asr-ı milleti şükür, şükredememenin sebebi nedir? El cehil. Bin ni'me. Nimeti bilmemek ve sebebül cehil bin niameti husuru ilmi billai teala Cenabı hakkı tanımıyoruz ki bileceğiz. Ve nimeti lütfeden Mevla'ya karşı gafil olmamız onu tanımakta, onu bilmekte ne sıfatını, ne efalini vesaire yüzünde, hep yüzünde geçmek. İnşallah hakikatine erilmek için çaba gösteririz Rabbimizin lütfuyla, ihsanıyla.
Nimetlerin üzerinde de tefekkür yok. Üstadımızın sevgili damadı Hafız Ahmet Efendi dayısı ziyaretine varıyor. Ayağı kesiliyor. Dayısı görünce ağlamaya başlıyor. Dayı diyor Cenabı hak bu zamana kadar beni ayakla yürüttü. Bunda da böyle ikram etti deyince bir daha ağlıyor. O gençliğine rağmen onun ilahi duygusuna şükrüne Yoksa efendimiz boşuna mı derdi vekilimsin Hafız Ahmet diye. Şükür kısımlarına ayrılıyor lisanne olan. Nimeti itiraf edecek. Mürşid-i kamilimize gören var, görmeyen var. Gördüğü halde göremeyen var ama hiç görmediği halde bizzat şahit olanlar, halkanın içerisinde oturanlar da var. Öyle demişti kendisine Aleyhisselatu Vesselam Efendimizden yapılan ikrama karşı diyordu ki layık değiliz ama Allah'ımız lütfetti. Allah'ımızın nimetine karşı hamd ve senada bulunuyor.
Dilli ile olan şükür, bile ve şükrün bir beden, bedenle vel erkan ve azalarımızda olan şükür ise Cenabıhakk'a kulluk vazifemizi icra etmektir. Gal bile olan burayı söyleyeyim ne anlayabilirsek hiçbir zaman Cenabı Hak'tan saygıyı yitirmeden zaten o hale gelince o say onda kaybolmaz. Onu gönlü ikaz eder zaten. Mürşidimizin dediğine geliyor bizim hallerimiz hangi yayayı Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz. İnşallah size bize dua edersiniz de anlarız. Kalbi olan budur. Allah'ımıza büyük bir tazim içerisinde o nimet veren Mevla'nın ihsanını görebilmektir. Gale Hamdun El-Gazser, Hamdun El-Gaddesallahü'sü'ne, şükrun nima en tera nefseke fihi tufaili yiyen, o nimete karşı kendini bu biz söz demeyelim de acziyetini ifade etmektir. Hazreti Cüneyt Hazretleri de buna işaret etmiş. Evet o da verilen nimetin isyanda kullanılmaması Ebu Osman şükürden aciz olduğumuzu bilmektir diye izah buyurmuştur.
Güneydoğu Bağdadi, Kaddesallahu Sırri Hazretleri eş şükür enla tera ehlen limniama, o nimete ehil olmadığını bilmektir. Layit değiliz ama Allah'ımız lütfetti diyor. O şükürde sonsuz bir gayret ve çaba da olmayı da Reim Hazretleri ifade buyuruyor. Şükreden kimdir? Ellezi şekara alel mevcut. Elinden ne varsa ona şükrediyor ve şekur ellezi eşkuru alel mefkut. Bulunmadığı halde elinde hamdediyor, şükrediyorum. Da Şakir ve şükran diye devam eder. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.