Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz bugün de. MAHMUD SAMİ Ramazanoğlu GADİS SİRRAHULASİS'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildindeki sohbetlerle inşallah devam ediyoruz. Bugün ilk sohbetimiz nefs hakkında olacak. Hadis-i kutside Allahu Teala şöyle buyuruyor: Nefsine adavet et. Zira o nefs bana düşmanlık için dikilmiştir. Hadis-i şerifte de Peygamberimiz Nefsin bineğindir, ona rıfk ile muamele et, yumuşaklıkla muamele et buyuruyor.
Bu iki hadis zahiri mana itibariyle birbiriyle mütenakız çelişiyor gibi görünüyorsa da lafızlara dikkat edildiğinde mütenakız olmadığı, çelişik olmadığı görülür. Hadis-i Kutsi'deki adavet emri düşmanlık emri nefsin Cenab-ı Hakk'a adavetinden, düşmanlığından dolayıdır. Hadis-i şerifteki nefsin senin bineğindir sözü ise nefs ne zaman itaatkar olursa o zaman ona rıfk ile muamele etmek lazım geldiğine işarettir. Nefs mutmainne derecesine ulaşınca muti olur, itaatkar olur. Ve o zaman nefsi beslemek lazımdır. Vücudu hareket ettiren nefistir. O da buhar-ı zulmanidir. Bu itibarla bu Hadis-i Şerif mucize gibidir. Çünkü vapur ve şimendiferleri yürüten de buhardır. İnsanı yürüten de buhar-ı zulmani olan nefstir. Vapurun buharı tükenince nasıl yürümezse, nefs de gıdasını alamazsa ateş ve sudan hasıl olacak buhar-ı zulmani husule gelemeyeceğinden yürümez.
Bu cihette itaatkar olan nefse rıfk ile muamele edip gıdasını vermek lazımdır. Nitekim ayet-i celîlede: Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyiniz. Ve De ki: Allah'ın kulları için yarattığı zineti ve güzel rızıkları kim haram kıldı? Buyruluyor. Nefs eğer muti değilse ona da adavet edip öldürmek lazımdır. Yani itaatkar değilse ona da düşmanlık edip öldürmek lazımdır. Bir kimse düşmanına ikramda devam ederse düşmanı da onu sever. Halbuki nefs terbiye olmazdan önce kendisine rıfk ile muamele ettikçe o düşmanlığına devam eder. Çünkü nefs emmare bisuh'tur. Yani kötülüğü emredicidir. Binaenaleyh nefs muti oluncaya itaat edinceye kadar adavet edilir, düşmanlık edilir. Muti olunca da rıfk ile muamele edilir. Bu da ruhsat ile ameldir. Hadis-i şerifte ümmetimin efdali ruhsat-ı şer'iyye ile amel edenlerdir buyrulmuştur. Nefsin mertebeleri de şu şekildedir.
Birincisi, Nefs, gayr-ı meşru arzularını yapmaya hakim ise emmaredir. Yusuf Suresi'nde Şüphesiz nefis, kötülüğü son derece emredicidir şeklinde mübalağa ile gelmiştir. Nefs, gayr-ı meşru arzu ve isteğinin tesirinde mağlup olarak münkeri işliyor ve fiilin yasak olduğunu da biliyorsa bu nefs emaredir. Mesela kumar oynamanın, şarap içmenin haram olduğunu bildiği halde bunları işlemek gibi. İkincisi levvamedir. Eğer nefs gayr-ı meşru hareketleri icraya hakim değilse kısmen terbiye görmüş ve emirlere de riayet gösteriyorsa levvamedir. Üçüncüsü, Eğer nefs terbiye ve taatını artırmış. Fakat arzu ve isteklerini hala unutmamış ancak bırakmış. Manevi terakki ve yükselmeye başlamışsa mülhimedir. Arzu ve isteklerini unutmamış demek her ne kadar taat'ı ve terbiyesi artmışsa da içinde nehiy bulunan fiil icra etmek arzusu tamamen çıkmamış olan nefstir.
Mesela sigara içmeyi terk eden bir kimsenin bir sene geçtiği halde sigara içme arzusu içinden çıkmadığı gibi yani nefs-i mülhime sahibi terk ettiği bir fiili de her ne kadar bırakmışsa da içinde arzu kalmış ve daha unutmamıştır. Dördüncüsü mutmainne. Eğer nefis kötü arzu ve isteklerini külliyen tamamen unutmuş, kötü fiili işleme arzusu içinden çıkmış ve manevi terakkilere vücudunu vakfetmişse mutmainnedir. Nefsin beşinci mertebesi RA'D'ye. Eğer nefis bütün muratlarından ve makamlardan tay ile tecerrüt ederek teveccüh-i tam ile tam bir yönelişle Allah'ın rızası yoluna sireten yönelmiş ise Raziyedir. Altıncısı, Eğer nefis bu fikre hizmet ve sıdk ile sebat ve istikamette devamlı olur ve bu surette hak nezdinde de hali makbul bulunursa Mağudiyye'dir ve yedinci nefis kamile. Vehbi olan ilmi ledünne mazhar, varis-i enbiya sıfatıdır. Nitekim Kehf Suresi altmış beş.
Ayet-i Kerime'de O'na tarafımızdan bir ilim öğrettik buyrulmuştur. Bir müminin nefsinin yedi sıfatında terakki edebilmesi için vücudunun müştemil bulunduğu letaif-i seb'a denilen letaifin de zikir, fikir ve tefekkürle tasfiye ve terbiye görmesi lazımdır. O yedi sıfat da kalp, ruh, sır, hafi, ahfa, nefs ve cesettir. Bunlardan ilk beşi yani kalp, ruh, sır, hafih, ahfa, alem-i emsdendir. Nefs ile cesedin ihtiva ettiği anasırı erbaa. Yani dört unsur ki ateş, hava, su ve toprakta alem-i halktandır. Alem-i emriden olan letaif ruhani ve nurani, alemi halktan alan letaif ise cismani ve zulmanidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran fark ise alemi emrden olan ruhani ve nurani letaif-i hamsedir. Kalp, ruh, sır, hafi ve ahfadır yani. Kalpte yaki nuru parlamaya başlayınca alem-i dünya fani ve kıymetsiz görünür. Çünkü kalp marifetullah nurunun parlayacağı yegane mahaldir ki iman güneşi o burçtan doğar.
Bütün ilahi sırlar orada gizlidir. Kalpte o hakiki lahuti güneşin doğmasıyla bu yüksek tecellinin nurlu eserleri insanın bütün azalarında zahir olur. O zaman kulluk vazifelerini derin ve deruni bir zevk ve neş'e içinde seve seve ifa eder. Kalbin salahının cesede sirayetini Buhari'deki şu Hadis-i Şerif izah etmektedir: Dikkat ediniz! İnsanın cesedinde bir et parçası vardır ki, o et parçası sahih oldukça bütün vücuttaki azalar sağlam olur. Eğer o fasit olursa bütün ceset bozulur. O et parçası kalptir. İşte kalbin sağlam olmasıyla saadetler elde edilmiş olur. Allah için birbirini sevme duygusu kalpte başlar. Müminlerle birleşme anlaşıp kaynaşma husule gelerek, matlub olan, arzulanan gayeye kolaylıkla varabiliriz. Böyle din kardeşleri birbirlerine candan yardım ederler. Halbuki fertler arasında fikir ayrılığı zuhur ederse aksi neticeler, tefrikalar, hazin akıbetler husule gelir.
Şu ahit-i kerimelerde tefrikadan sakınıp dağılmayarak birleşmeyi, uhuvvet, kardeşlik ve muhabbetin takviyesini emir buyuruyor. Ey müminler! Layık olduğu üzere Cenab-ı Allah'tan korkun. Ölüm size geldiğinde ancak İslam olduğunuz halde ölün. Allah'ın dinine ve ahkamını beyan eden Kur'an-ı Kerim'e topluca yapışın, dağılmayın. Ey müminler, Cenab-ı Allah'ın sizin üzerinize ihsan buyurduğu nimetini hatırlayın ki o zaman da siz birbirinizle düşmandınız. Allah iman nuruyla kalplerinizi birleştirdi de akşam birbirinize düşmanken sabah kardeş oldunuz? İşte bu ayet-i celilenin tefsirinde buyurulduğu üzere Evs ve Hazreç kabileleri bir ana ve babanın evladından oldukları halde uzun zaman sonra çoğaldıklarında aralarında buz ve adavet artıp böylece kanlı muharebeler olmuştur. Cenab-ı Hak İslam nuruyla aralarındaki buğz ve adaveti muhabbete tebdil buyurdu, dönüştürdü.
Ey müminler, dinin hak olduğuna dair kendilerine açık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılan ve ihtilafa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için pek büyük bir azap vardır. Allah'a ve Onun Peygamberinin emirlerine itaat edin de aranızda ihtilaf etmeyin ki sonra korku ile zaafa düşersiniz, kuvvetiniz gider. Bir de sabır ve sebat edin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. Değerli neşilerimiz, nefs hakkındaki sohbet nefsin yedi kötü sıfatıyla devam ediyor. Nefsin yedi kötü sıfatı vardır. Ucup kibir, riya, gadap, haset, mal sevgisi ve makam sevgisi. Cehennemin de yedi kapısı vardır. Kim nefsini bu yedi kötü sıfattan temizlerse cehennemin bu yedi kapısı ona kapanır ve cennete girer. Üç şey kalbin kötülüğünün alametidir. Allah'a itaatten tat almamak, günaha düşmekten korkmamak, başkasının ölümünden ibret almayıp aksine her gün dünyaya daha çok bağlanmak.
Dört şey şekavet alametidir: Ağlamayan göz, ürpermeyen kasvetli kalp, tul-i emel dünyaya aşırı düşkünlük yani hırs. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: Dünyanın kıvamı dört şeytedir. Ulema'nın ilmi, umera'nın yöneticilerin adaleti, zenginlerin sahaveti ve fakirlerin duası. Basireti körleştiren şey üçtür: bir. Azaların günahlara uzanması, iki- Allah'a ibadetlerde gevşeklik ve gösteriş, üç- Mahlukata karşı tamahkarlık. Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz buyruluyor. Meşayık-ı Kiram'dan bir cemaat muhasebe yolunu seçmişlerdir. Gece uykuya yatmadan önce kendi söz, fiil, hareket ve günlük davranışlarını mülahaza ile taksirat ve günahlarına tevbe ve istiğfar ederler, salih amellerinin de Cenab-ı Hakk'ın tevfîkiyle olduğunu bilirler ve Allah'a hamd ve şükre devam ederlerdi. Fütuhat-ı Mekkiyye sahibi İbn Arabi muhasebeyi çokça yapardı.
Buyurdu ki: Ben kendimi hesaba çekmekte diğer şeyhlerden ziyadeyim. Kendi havatır ve niyetlerimi muhasebe ederim. Bana göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu vechile Uykudan evvel yüz kere tesbih, tahmin ve tek bir, Sübhanallah, elhamdülillah, Allahü Ekber demek muhasebe hükmündedir. Derdi. Tevbe'nin anahtarı olan tespih, tahmin ve tekbiri söylemek suretiyle kusur ve günahlarından dolayı af diler ve günaha düşmekten dolayı Cenab-ı Kuddüs-i Hak Teala'yı her türlü noksandan tenzih ve takdis eylerdi. İstiğfarda günahın setrolunmasını talep vardır. Kelime-i tenzihin yani SübhanAllah'ın tekrarında günahın yok olmasını talep vardır. SübhanAllah acip bir kelimedir ki lafzı az fakat mana ve faydaları çoktur. Kelime-i tahmidin Elhamdülillah'ın tekrarı ile Allah'a şükür sırrına mazhar olunup Hak Teala'ya şükür eda edilir. Hamd de onun şahsına racidir.
Muhasipler istiğfar ve şükür ile iktifa eylediler. Bu kutsi kelime ile hem istiğfarın karı hasıl olur hem de şükür eda olunur. Ayrıca da istiğfar ve şükrün noksan olduğunu izhara bir ima müyesser olur. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde sizlere Mahmud Sami Ramazanoğlu Kuddisallahu Sirahü'l Azis'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden nefs hakkında bir sohbeti aktarmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda buluşmak üzere. Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kaddesallahü Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.