Malum olduğu üzere nefis ve şeytan gibi iki düşmanı bir emanı müdafaa etmek her bir ilmin çağrı değildir. Hem nefis var, hem de şeytan var. Bu iki düşmanı müdafaa etmek herkesin çare değildir. İki. Cesettü'l-ahfelgela. Onun için görüyoruz ki bu düşmanlar milyonlarca müminleri gibi fal ederek ne kadar düşman fidem etmiş ki, kahveler dolmuş, kazımeler dolmuş, sinemalar dolmuş, televizyonun başları dolmuş. Görüyoruz ki bu düşmanlar milyonlarca Bizim elimizden de anıyorlar. Bu iki düşman nesh ve şeytan. Cenabı Hak gibi bir Halık-ı azimlerine, Cenabı Allah gibi bir Halık-ı azim Mevla'ya, Mevla'ya bir restaki Kerim'ine ikram eden, rızıklar ikram eden, şimdi biraz senin ağzımıza kuruyorum dedim. Azra, Bursa dün getirildi, on geç yemeğe müsaade var, çekelim ben. Canım çok ister, çok şükür, diyor. O zaman ne, Allah vir etsin benim. Çünkü, İstanbul'uma imkan yok olur.
Yani, son zamanın da hastalık cidünden ikramına kurban olayım Allah'ım. İnşallah sabır versin. Allah, böyle on dört sene yiyebiliyorum ondan ağzımı alıp. Şimdi var mı? Gümeyonu. Getirirler, ona koydular. İstemiyor yani. Hemen koydular. Allah'ın İmameti vermiş. Maalesef. Cevap dedi. Yok. Var mı efendim? Kahranız var mı? Çayınız var mı? Şekerin. Her kişi, elleri filan pek bizde var mı? İzmir'den de öyle dedim. Kayserililer kendi kendine aramışlar. İki tanesi yarım kilogram buldum efendim. İki yüz elli gramı kahveden buldum efendim. Yalnız feda olsun, halk sohbetlerini unutamıyorum diyor. Esenler çok gönüller bu tarafa geliyor diyor. Allah'ım, böyle. Bakıyorlar, ziyafet diyorlar. Öyle ya. Seni kuşlunun camını geziyorsun. Hangi camının vaazı daha şey ezilmişse koşuyorsun, oraya geziyorsun. Bizim mahallenin camısı bu herifte, buraya gitmem lazım demeye ye.
Hande Haluk teravih şeyini kıldırırsa oraya kopuşur, geveller. Orada diyor, şimdi orada yapılan cami ismi neyse mi? O, 0 tayyara namazı geldi, büstü oraya gidiyorlar. Bana olsun, insanın hoşuna gittiği yere tek gider. Ne kadar sakınsalar kime arı varır o kitaba kadar, bal aldığı yerin neresi? Senin Mehmet Efendi iyi gibi arkadaşlara yadigar olsun, öyle. Bir gören, burada bize misafir oldu. Hacıcam'la çöpe geldi. Hacıcam'la yemin olsun diye olsun, çık Mustafa'nın ayağını kaydırayım, halifeden olayım diyor. O da mı üstadlı? E, rahmetli diyor, hep bir üstadlar. Bir mektep yazmış kucak buraya. Arabi'yle ibrahim. Onu da, haciz üstetende yüce meleği satır kalmadı. Hep noktanız Arapça, hep hayrını, mefholununu bütün o gözlerimizi hackam, kirhazürle mescit yazılmaz. Haciv geriye geldim. Babamgil Açlık baktım ki hiç fazla olacak, kavuşmamış. Hadi Esat'tan oldu mu babama verirlerdi.
Kamil Efendi'ye olduğu yerde beyan, bir dedi Kamil diye yazılmış. Bu bizim aracimize gittiniz. Bakmışlar ki Hadi Kamil, nefsinin şeytanını Allah'tan etsin. Yani o kadar Vahdettin. Oğlunu Arap-ı Zül'a emanet diyor, Vahdettin diyor, diyor. Bana ne münasebet? Ben büyüğüm, halifeyim. Benden varsa kimse yok diyenledi. Ben hiç kimse sabah almazdı. Efendimiz'e ne kadar yapışmış o kadar mıknatıs olsun. Efendimiz'den ne kadar ayrılmış diyor o kadar ham denir diyor. Ben bilmiyorum. Ala, ne olduğunu, eydi. Başka mesele yok diyor. Bir rızık-ı Kerim'ine Kerim olan Allah'a bir veli ni'meti müstersinlerine, devamlı veli ni'metine ağası ederek bu Nefsle şeytan, ağası ederek müstahakk-ı acep ve ikab eylemten hali kalmıyorlar. Ben bu iki boşmanı görüyorum diyor, Hazreti Efal efendimiz. Öyle çalışıyorlar ki diyor, Halık-ı Asrın yine diyor, uzelin ni'metine ağsız ediyorlar.
Milyonlarca insanı diyor cehenneme gönderiyor, milyarları, milyarları. O iki düşman yapan biri şeytan yeri nedir? İyi dinler İsmail. Topana eğilir oğlum. Bir gülsünler mesela ve bir kuluna istinatip mevlitçe o adam bir Kutlu Cihana istinatip dayanmayınca, onun eteğini tutmayınca tutmayın, çemçe-i şakavetlerinin