Allahu Teala nefsini bilen Rabbini bilir. Nefsimizi bilmek Allah'ımızın bize yüklemiş olduğu emanetleri bilmek. Hilafet sırrı var. Kulluk için yaratmıştır. Kulluğun gereğini yapmamız zaten bunları bilince, emredenin Mevla olduğu anlaşılır. Bu vesile ile Rabbimizde tanınmış olur. Çünkü Rabbimizi tanımak, onunla alaka kurmak için insan bedeninde kalp gibi bir nimet bahşolunmuştur. Onun yanında ruh, Çünkü kalp Allah'ımızın muhabbetini içine alır Celle Celalühü. Ruh ise ondan gelen bir nefhadır. Buna nefes tabirini kullanmaktan haya ederiz. Bunun yanında hablül Velid kuluna, kulundan daha yakın olduğu kalbe en yakın olan damar diye ehlullah tarafından ifade buyrulmuştur. Bu gibi nimetler. Gerçekten nefsin hile ve aldatmacalarının sonu yoktur. Doğru. Çünkü tabiatı nefsin emmare olunca, tabiatı mesela ruh Cenabı Hak'tan gelen bir nur sayılır ama nefis kötülüklerin artık mevasıdır.
Hem iyiliklerin hem kötülükler. Kötülükler de alınan zuhur eder, iyilikler de. İyilikler ne zaman zuhur eder? Nefis ruha arkadaş olduğu zaman. Fakat bu arada hiç şüphesiz onu düşman bilmemiz gerekir. İstediği gibi yaşama değil, Allah'ımızın istediği gibi. Bu ona çok zor gelir ilk anlarda. Sonra mülheme gibi, mutmainne gibi daha ilerideki güzel sıfatlarla mevsuf olunca Rabbimize sonsuz sevgi ile devam edilir. İbadet ve taat yolunda insanı avlaması mümkündür. Nefsin diyor. Ne yapar? Tembellik. Ondan sonra ileride yaparsın der. Şimdiden başlarsan işin sonu gelmez der. Bak gençsin, hayatını yaşayacaksın der. Halbuki dinimiz insanoğlunun tabiatında mevcut ne varsa onu lütfetmiş, ihsan etmiş hem de taate büründürmüştür. Diyelim ki mal mülk arzusu helal ticaret sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle aşr ü cem olmaya vesiledir, vesair, dolu.
Allahu Teala Hazretleri hepimizi bundan korusun dirilcialü. Fakir kardeşiniz de nefsin kendisinden korkuyorum. Bir ayeti celile almışlar. Bu Necm suresinde geçer Nefsimi asla temize çıkaramam. Bir de Nefsimi temize çıkaramam diye ifade buyuruyor. Allahu alem kast ettiği müellif Hazretlerinin nefsimi temize çıkaramam Sure-i Yusuf'taki ayeti celile olsa gerek. Hele o eli öpülmek, dua talep edilmek, birçokları tarafından intisap edilmek ne kadar tehlikelidir. Buradaki tehlike şu şekilde izah buyuruyor. Bunu diyor nefsime hamdedecek olursam helakim demek. Yok eğer bu da bir Allah'ın lütfudur derse müstesna. Allahu alem bu Es'adi Erbili Hazretleri onun Mektubatından, bunların zerre kadar küçük bir parçasını kendime mal edersem helak olacağım şüphesizdir.
Lakin hayatımın her bir nefesimin kendimin olmadığını, bütün söz ve davranışlarımın Allah'tan emanet olduğunu devamlı kendisine anlatmaktan gafil bulunmuyorum. Buyuruyor ki, bende ne varsa hep ona ait, elimse, ayağımsa, gözümse, kulağımsa, her şey iyilikler hep Mevla-yı Zülcelalimizdendir. Bu nefesin bahşolunması, canın tabii verilmesi böyle ifade ediyor. Bir zaman da ifade etmeye layık olmayarak ifade etmiş söylemiştim. Ehlullahın ortak karakterleri var, özellikleri var, ortak. Mesela acziyet hususunda böyle ifade ediyorlar. Cenabı Hak' ta tamamen teslim olma noktasında, Allah'ımıza teslim olma noktasında yine aynı karakterler, aynı özellikler görülüyor. Sohbet eden üstadımızın tabii gerilerde oturuyordum gelen ve giden için, bazı yapabilirsek hizmet için söylediği sözlerin bir kısmını kaydediyordum. Okulda hocalarımız söylüyordu.
Aman ha bir küçük defteriniz yanınızda bir kalem olsun, güzel sözleri kaydedin, alın diye. Bir mescitte mesela levha gibi olur. Ondan sonra bir kitapta görürsünüz. Çok hayırlı bir insana tesadüf ederiz. Onlardan sözleri kaydedin diye efendimiz hazretlerinden sonra bunu da biraz söylemekten çekiniyorum ama dedim ki Efendimize ait, üstadımıza ait sözlerden verilsin bir zaman tayin edildi. Bu zamana kadar ya utandılar demediler. Velhasıl hep kafadan, gönülden git. Tabii hatırlanıyor ama çok azı. Kaydedilmesi lazım. Musahabe altı var. Musahabe altı Sami Efendi Hazretlerinin Esad-ı Erbili Hazretlerinin sohbetindeki derlemeleri, almış olduğu notlar. Bu divanine yakın bir mahallinde bulunan kimse bir notlar almış, Üstadımızın sohbetlerinden notlar almış bir kitap gibi, yani akıllı bir insanmış demek ki tefekkürlü bir kimse.
Bir defasında Üstadımız Sami Efendi Hazretleri sohbet buyuruyorlar, ellerinde bir not, kağıt demekten haya ederim bir notun bulunduğu bir kayıt, not bulunuyor. Efendim, müsaade buyurur musunuz bunu kaydetsem de evlatlarınıza nakletsem, okusam diye? Bak nereleri düşünüyor. Orada oturuyor, feraset var, sonra anlayış var, büyük bir anlayış var, teşekkür var kendisinde, taakkul var, tefevvün var, tefakkuh var, istiyor ve burada sohbet yaparlardı. Mesela kitapları okuyorlar, Efendimiz öyle üniversite bitirmiş bir kimse değil ama devrin diyanet reisleri dizinin dibinde otururdu, o ayrı. Okuduğu kitaplardan önemli olan yerleri not olarak kaydetmiş. Bu bize ders olsun diye söylüyorum başta nefsimize. Mesela Sure-i Yusuf'u okumuşlar. Orada Yusuf Aleyhisselam ile Zeliha annemizin bir araya gelişleri var. Çok hikmetli sözler var orada.
Mesela Sure-i Yusuf'un son kısmında Lokman Aleyhisselam'ın dört bin Nebi tetkik ettim, onlardan sekiz öğüt'u seçtim, yillarca sohbet buyurdular onlar. Kaydetmiş, şimdi o devirle bu devir demeyelim, esası ele alalım biz. Demek ki mühim sözlerin kaydedilmesi gerekir. Şimdi kayıt cihazları var, o zamanki gibi değil ki. Şimdi her imkan bulunuyor. Keşke derdim Ankara'da Diyanet camiasının fetva kurulu, Diyanet teşkilatının. Onlara rabıta hakkında bir sohbet duyurdu. Keşke şu telefonlarımız elimizde bulunsaydı. Demek ki müşterisine göre mal çıkıyor ve bize diyordu ilim ehli olduğu zaman anlarsınız diye. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz lütfetmiş, ihsan etmiş. Bizim gibi insana ne anlatsın? Anlatıyor, bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur. Biz yine aynı yere geldiğimizden üzülüyordu. Bakıyor bir gelişmemiz yok. Gerçekten öyle. Şimdi baktığımız zaman eserlere ilimde sınıflandırılmalar var.
Amelde var, ibadette var, ahlakta var. Şu gözümüzün nazarında bile var. Şöyle bir boş bir bakış var. Bir de dolu bir bakış var. Mesela eserden münessire geçiştir dolu olan bakış gördüğümüzde şu dünyanın biteceğini, mesela bir eve varıyoruz, orada bizim evimizde olmayan kıymetli eşya olsa diyoruz ki perdeleri değişelim. Niye değişeceğiz? Gitmiştim de komşuya çok güzel perdeler vardı. İşte koltuklar, mutfak takımları, mesela bir nişansa, bir düğünse gördüğü elbiseler, bizler mesela bir başkasından görüyoruz. Bende de bu olsun. Şimdi buna bakarken onlar dolu bakıyorlar. Bunlar bütün geçecek. Sadece Cenabı hakk'ın zatı kalacak dediği zaman dolu bakmış oluyor. Ebunlar da bu var. Hayırlı kimselerde. Bunu müşahede ederiz. Cenabı hak şerefli kalbinizi bir ilim ve irfan deryası, saf ve temiz ruhunuzu, yakin ve iman okyanusu kılsın. Öyle bir söz söylüyor ki çok müstesna.
Bir cümlenin içerisinde çok büyük esaslar. Şunu demek istiyordum. Yani onların o zamandaki durumlarıyla şimdi değişik diyordum ya Keçiören'de, Ankara'da yapmış olduğu bir sohbet ilim eğillerine rabıtayı anlatırken hep hayran kalındı tabii. Delilleriyle verdi ve sonra gönlündeki misaller de verdi. Mesela bir göz bu uzun sürer. Yine de söyleyeyim uzun sürer derken gönülde kalabilir ne ola bu diye. Mesela bir alıcı kuş derler semada aşağıdaki avını bir diyelim böcekse veya bir mahluk neyse gözüyle onu etkiliyor. Gözüyle etkiliyor. Onu santim sağa sola kaydırmıyor. Bir hayvan bu hayvanın gözü. Sonra kaplumbağadan anlatılıyor. Kaplumbağa tabii altı üstü çok sert olduğu için öyle yumurtaların üzerinde durması mümkün değil ama gözüyle baka baka o yumurtalardan yavrular meydana geliyor. Bu bir hayvan gözü.
Evliyaullah'ın gözü Allah'ın nuruyla nazar buyurduğu için kalpte veledi kalp denir, zikirler meydana gelir diye. Şimdi hayran kalmamamız mümkün değil. Dedim ya size müşterisine göre mal çıkarıyorlar. Bizim gibi insana yine aynı yere geldiğimiz için üzülürler tabii. Yani bizim de bir öğretmenliğimiz var. Görürdük, öğrencilerimizden kabiliyetli olanları söylüyorduk. Mesela girdiğim bir sınıfta üç kişiye Rabbimizin lütuf ve keremi bu, işaret ettim. Sonra idare bizi muvaffak görmedi. Dedi belki usullerde ruhani cihetine çok dalar diye. Bir başka hoca gelecek. Dedim bak burada üç kişi var. Ona dikkat et. Hepsi düzen ama bunlar istidat kabiliyet sahibi geçecek. Zaten mürşid-i kamillerde bu var. Eğer onlar olmasa herhalde dünyada da durmazlar. O yetiştireceği insanlar, olgunlaşacak insanlar onları takdim ediyor, ileriye takdim ediyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize bildiriyor.
Böyle bir yol. Cenabı hak şerefli kalbinizi bir ilim ve irfan deryası. Şimdi kalbinizi derken o marifetullahı ifade etti. Allah'ımızı tanımak Celle Celalühü. Allah'ımızı tanıyarak yapılan bir taat bedenen yaptığımız saatler de ölçülemeyecek şekilde kıymetli ve üstündür. İrfan diyor zaten. Kuru bir okuyuş değil, irfan. Saf ve temiz ruhunuzu yakin ve iman okyanusu kılsın. Yani imanınız surette kalmasın, tasdik olsun buyuruyor, taklitte kalmayın diye ifade buyurmuşlar. Arif olan şahsınız tarafından bilindiği gibi büyük yaratanımız Cenabı hakk'ın zayıf ve çaresiz kullarına ihsan buyurduğu yüce nimetlerin en değerlisi ahiret kurtuluşunun yegane sebebi gönül neşesi ve dünyevi huzurun temini için ilahi bir bağış olan yakin duygusu ve imandır. Sizin diyor dünyada ahirette huzura ereceğiniz yakin kesin bir inançtır. Bu dil ile ikrar değil. Zaten imanın tarifinde o var.
İmanın tarifinde biz bunu görürüz. Esali Erbili Hazretleri'nin Kenzü'l-İrfan'da bunu beyan buyurmuş. Bunu söylüyorlar işte. İman-ı kamil, kalp ile marifet. Artık kalbin onu hissetmesi ve duyması. Şimdi ayakta durduk mesela. Namazda bunu vücut bildi. Ayaktayız. Rükua vardık. Bunu vücut bilmez olur mu? Eğiliyorsun. Secdeye varıyorsun. İki dizimizle, iki elimizle, iki ayağımız yedi aza ilediriz zaten. Ondan sonra alnımız vardık ama gönlümüz de bu secdede Cenabıhakk'a yakınlığı hissedebildi mi? Bunu ifade buyurmak istiyor zamanın kutbu azını. Lisan ile ikrar, cevari ve aza ile amel eylemekten ibarettir buyuruyor. Hep buna işaret ediyorlar. Kabukta kalmayın diyorlar. Aman şimdi portakal diyelim, kabuğunu soyun içindeki nimete ulaşın. Cevizse o yeşil olan kabuğunu, acı olan o kabuğu, o acı olan kabuğu dediğimiz birçok hastalıklara da deva.
Eskiden halılar dokunur, onun boyasını bile onunla temin ederler. Cenabı hak hiçbir şeyi boşa yaratmamış ki Cenabı hak amel etmeye de muvaffak kılsın. Enbiya suresinde on altıncı ayet-i celile, buna benzer çok Al-i İman Suresi'nde de var. Esair surelerde de mevcut ama burada Mevla-yı Zülcelal'imiz Es'al bile buyuruyor ki Mevla-yı Zülcelal Sema-yı Zülcelal Sema-yı ikisi arasında ne varsa hepsini böyle oyun ve oyuncak için şu dünyada eğlenmek için yaratmadık buyuruyor. Kulluk için, Allah'ımızı tanımak, Rabbi Zülcelal'imizi bilmek için hep buna işaret ediyorlar. Yoksa bunu biz kitaplardan okuruz, dolu kitaplarda var. İlmiar kitaplar da var vesair dolu eserler var, tefsirler de var, hadisler de var ama bunların tefsir ve hadisleri işleyiş tarzı çok müstesin. İlmi esaslara dayanarak verirler. Kadere iman kişinin kader, keder sıkıntı ve hüznünü giderir buyurmuştur.
Şunu da ilaveten söyleyelim ki iman lügatta yalnız inanmaktan ibaret ise de dünya ve ahiretle ilgili bütün faziletleri bir araya getiren, bunların kefili olan iman amelle birlikte olan imandır. Yalnız inanmaktan ibaret ise de dünya ve ahiretle ilgili bütün faziletleri, dünya ve ahiret. Şimdi dünyada her nimete mazhar olan kimse maddi olarak huzursuz. Bir türlü gönüllerinde huzur yok. Her türlü imkan var ama huzurları yok. Fakat durumu müsait olmayabilir. İbadetli, taatli, imanın tat ve lezzetini almış bir çorbayı içerken gönül huzuruyla içer. Ne diyeyim ben dünyanın köşkünü vesairesini, arabasını, ne bileyim denizlerdeki yatlarını vesairelerini gönülde huzur olmadıktan sonra bunun bir anlamı yok. Cenabı hak buyuruyor zaten. Allah'ımızın zikrinden ayrılanlar için sıkıntılı bir hayat var buyuruyor. Mühim olan o gönüldeki huzur hali.
Bunu elde etmek için Esad Erbili Hazretleri'nin evlatları ifade ediyor. Eğer diyor padişahlar bizim içimizdeki zevki bilselerdi selli seyf ederlerdi, kılıç havale ederlerdi. Ne olur bütün varlıklarımızı verelim de şu içinizdeki marifetullah zevkini bize verin. Bu ihsan sevgisini verin, tevazu sevgisini. Neyse artık o ilahi aleme dönüşteki bunu biraz izah etmemiz lazım. Yani yine anlaşılmayacak, bilir gibi oluyoruz ama şu şekilde, diyelim bir kimsenin hazinesi, bu Elana diye birisi vardı, ismini vermek istemezdim ama Romanya'da, Romanya çoğu eşmuzdu hanım bunun iki bini ayakkabısı çıktı. İsterse beş bin olsun. Gönülde iman, tat ve lezzeti olmadıktan sonra. Diyelim neler neler, sadece bu bir ayakkabı. Neler neler. Ama Allah'ımızın hazinesi buna benzer mi? Diyelim ki dünyanın bütün nimetlerine konmuş finans kurumlarında diyeyim, böyle ifade edeyim. Malını mülkünü hesap mümkün değil.
Bunun mal ve mülkü elde etmesine sebep olan kimdir? Cenabı hak, Mevla'mız onun hazinesi buna benzer mi? Öyle bir hazine ki o esma-i İlahiyenin sıfatı İlahiyenin zatı ilahiyenin öyle tecellileri, tarifi yok. Vücudun ortadan kalkar. Yani madden yok olmaz ama vücudun sanki kalkmış gibi Rabbımızla mülaki olursun. Türkçesini söyle, Türkçesini söylemiyorum. Mülaki olmak, Rabbımızla olmak. Siz nerede olursanız olun Cenabı hak sizinle beraberdir. Niçin o hazineyi? Gözünde zaten o çok basitleşir o. 0 ilahi nimeti görünce maddi nimetler onun yanında hiç mesafesinde kalır. Buna işaret ediyor. Üstadımız Hazretleri ne güzel beyan buyurmuş, bize anlatmışlar. Hep bunları söylerken şu hatırıma geliyor. Musa Aleyhisselam'a kavmi dedi ki Allah'ımız Musa Aleyhisselam'ın kavmine Ele geçmez nimet lütf ediyor. Kudret helvası. Diyorlar ki bundan biz usandık. Nasıl usandılar? Usandık.
Bize yerin bitirdiği soğan, sarımsak, mercimek, kabak bunlar. Allah'ımız buyuruyor kişiyi olanı kötü olanı iyiye tercih ettiler. Bakıyoruz bununla Cenabı hak bize misal veriyor. Ahirette velilerin sohbeti var. Nebilerin sohbeti var. Rabbimizin cemali var. Öyle bir nimet varken dünyaya gözümüzü dikmişiz, işim var, gücüm var, aman ha yetiştiremem. Halbuki her şey ayarlanmış vaziyette. Cenabı hak her şeyi ayarlamış. Arka arkaya namaz kılmıyoruz ki. İşimize de vakit var, gücümüze de vakit var ama bilemediğimiz için gönül perdelerimiz kapalı olduğundan bu dünyayı cennet zannediyor. İşte al bu hastalık insanlarımızın gözüne cennetin ne olduğunu gösterdi. Gözle görülemeyen bir virüs dünyayı ne hale getir. Mesela ilim, irfan varken başka işlerde meşgul olmak.
Mesela beynimiz şimdi dünyayı en güzel şekilde şeriatın örtüsü içerisinde dinimizin yaşayacağız ama her şeyimizi ona hasretmek, sadece dünya ile kalıp da Allah'ımızın yüce kudretini tefekkür edemediğimiz zaman beyin perdelerimiz açılıp da o zaman biz engin olanı, engin olanı, yüksek olana tercih ediyoruz. Yani tefekkürde namusumuz varken bir başka namusa gidecek olursa beynimiz, malımız mülkümüz varken daha da çoğalsın diye haram yolları araştırmaya başlarsa kişi ne oluruz o zaman? Biz engin olanı yüksek olana tercih etmiş oluruz. Ya nasıl olacak mal mülk hususunda? Kendimiz için arzu ettiğimizi, din kardeşimizi için de arzu edeceğiz ki o zaman yüksek olanı tercih etmiş olacağız. O zaman güzel bir geçim meydana gelir, huzur meydana gelir. Birbirlerine kinle bakmaz. Mesela varlıklı kimseler bakıyorsun ben ondan daha ileride olacağım diye.
Halbuki bizim ulvi değerlere, değerlere kıymet verecek olsak elhamdülillah sizin varlığınızda birçok insanlar faydalanıyor. İnşallah daha güzel ticaret yaparsınız, huzur meydana gelir. O kimsenin kalbinde emniyet meydana gelir. Onu da artık sevmeye başlar. Onun da korunmasını ister. Aman ha der ileride şöyle bir sıkıntılar var. Ticari hususta dikkat edelim aman ha şu tehlikeye düşmeyelim, bunun gibi. Mesela kalbimiz sevdiklerinin muhabbeti var. Çünkü beraber haşr-ı cem olmaya vesile olur Arşiazamın gölgesi gibi bir bölge. Bir bunu diyeyim isterseniz. Bir de güneşin tepelere kadar inip biz eğer ulvi olanı tercih etmezsek Rabbimiz katında makbul olanı beyinlerin kaynayacağı bir zaman. Onu mu tercih edelim? Allah için gönlümüz sevgiyle dolacak olursa bir salih dosta Arşi Azam'ın gölgesi.
Habibullah sevilirse Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha müstesna Cenabıhakk'a muhabbet meydana gelirse onlara mizan da yok, sırat da yok. İşte böyle bir nimet. Bu neyle alakalı? Bizim ilahi değerlerimizi çalıştırmakla alakalı. Allah'ımız bunu insana vermiş, bize vermiş. Yani akıl kadar büyük bir nimet olamaz. Çalıştırmakla alakalı. Bunu ifade etmiş Hadis-i Şerif'te amelsiz imanı ve imansız ameli Allah kabul etmez buyurmuştur. Cenabı hak sizi ve bizi böylesi bir imanla rızıklandırsın. Cenabı hak, Cenabı ve Ala Hazretlerinin evvela iman, evvela iman. İkinci olarak akıl ve irfan. Üçüncü olarak bedeni güç ve manevi kuvvetli kuvvetler gibi değerli her türlü takdirin çok üstünde bulunan ilahi ve yüce nimetlerin mukabil gerekli teşekkürü ifade eden, teşekkürü ifadan aciz, hem de kusurlu olan bir insan kendisini oldukça günahkar ve gayet hatalı isyankar ve pek suçlu görmedikçe aferin alamaz.
Cenabı hakk'ın vahdaniyet katında makbul kişi olamaz. Cenabı hakk'ın bütün varlığını bir emaneti olduğunu bilmedikçe Vacibü'l-Vücud Hazretlerinin bir yiyemez. Küçük şirklerden kurtulamaz. Senin kendinde varlık görmen diğer hiçbir günahla ölçülemeyecek kadar büyük günahtır, buyrulmuştur. Acziyetimizi bilmemizi ifade ediyor. Essadi Erbili Hazretleri. Aciz hem de kusurlu olan bir insan kendisini oldukça günahkar, gayet hatalı, isyankar ve pek suçlu görmedikçe o kimse Rabbimiz katında makbul olamaz demek istedim. Hazreti Allah size hakiki iman ve hakiki tevhidi ihsan buyursun. Şekli imandan büsbütün kurtarsın. İhsan buyurduğu, ihsan buyurduğu yüce nimetlerin en değerlisi ahiret kurtuluşunun yegane sebebi gönül neşesi ve dünyevi huzurun temini için ilahi bir bağış olan yakin duygusu ve imandır. Hep bunun üzerinde durdu. Çünkü temel bu. Siz gidip araba alacağız.
Arabayı daha böyle gördüğümüzde hemen kapağı açıyoruz. Diyoruz ki bunun motorunda bir sıkıntı var mı? Kab ortasında belki ezilmeler var, çizilmeler var, koltuğunda vesair aksamında ama motorda olacak olursa yok diyorsunuz. Zaten hemen vardığınızda sorarsınız. Bu tabirleri kullanayım mı bilmiyorum. Mesela boya var mı der. Satacaksın. İşte belli etmiyor ya. Bir boya var mı, bir sıkıntı geçirdim, bir Allah korusun kaza diye. Şimdi bunları da önemsemez. Motor, yani iman olmazsa amelin, taatin hiçbir faydası yok. İman ve kaliteli iman. Şimdi insanda öyle bir özellik var ki hep kalite arar, kalite. Evladının giyim ve kuşamında da öyle, evinin öne, kendisinin öne, hep kalite arar. Yiyeceğinde kalite arar. Bir ayakkabısını giyerken ayakkabıda kalite ister, elbisesinde ister, arabasında ister, telefonunda ister, her şeyde kalite ki bu kalite dediğimiz olduğu gibi kalacak.
Bir ev bilirim, yerin demeyeyim. Doğu'da bir yerde. Her zaman geçerken görürdüm. Çok varlıklı bir insan. Vefat etmiş fakat evi böyle duruyor. Son zamanda öğrendim. Herhalde plan icabım veya nasılsa şehrin düzenlemesi, planlama sebebiyle kaldırılmış. Bak ya biz gideceğiz ya da mal mülk gidiyor. Hani bunlar hiç ancak Allah'ımıza kulluğumuzu temin için göreceğimiz varlıklardır. Ebedi değil. Biz ebedi olana göz dikeceğiz. Birisi ağlarmış. Demişler oğlum niye ağlıyorsun? Dostum öldü. Ölmeyen dost tutsaydın. Hüvel hayyula ilahe illa hum, büyük Nakşibendi şeyhlerinden Ubeydullah Ahrar. Gadde Sallallahü Srahul Ali Hazretleri karşılaştığı salih kulların ve nin kardeşlerinin hayır dualarını daima ganimet bilmiş, Cenabı hakk'ın merhamet ve rızasını kazanmak için amel ve ibadetlerine güvenmemiştir.
Evet, ben insanları ve cinleri yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım ayeti celilesi gereğince bir kul, bir mahluk, amel ve ibadetleri sayınca ancak nefsini isyandan kurtarmış olur. Fazlaca bir fazilet iddiasında bulunamaz ve her zaman feyiz ve bereket ve yükselişine hayır duaları ve Allah'ın veli kullarını kalbi teveccühleri gibi vasıtalardan bekler. Allah'ın veli kullarının kalbi teveccühleri gibi vasıtalardan bekler. Öyle bir ifade ki onların diyor, kalben müridine yönelmesi. Hadis-i Şeriflerde de var. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Sıddık-ı Azam'ın sadrına yöneliyorlar. Bu yönelmeleri neticesi benim sadrımda ne varsa onu Sıddık-ı Azam'ın kalbine lütfet şeklinde. Bu sebeple deniliyor ki Hazreti Sıddık ne fazla namazı, ne orucu kalbi vakari ile Cenabı Hakk'a makbul oldu. Kalbi vakar, kalbi huzur. Yapmış olduğumuz taatlerin bunu temin etmesi.
Yani namazda da oruçta vesaire, taahhütlerimiz de oruç olsun olsun. Buradan gönül huzuru, o huzur tarif edilemez. Nasıl tarif edelim ki? Şimdi önümüze kondu bir çay. Sen bunun tadını ne bileceksin? Yani tarif edemem. Çok tatlı deriz, çok lezzetli deriz ama ifadede zorlanırız. Onların bir mürşid-i kamilin kalbe teveccühü tarif edilemez. Üstatımız askerden gelmişler. Geldiklerinde burada kılavuz hafız onun samimi bir dostu. Demişler ki bayramı Sami Efendimizin huzurunda yapalım. Üç buçuk sene belki daha fazla olabilir. Askerde kalmışsın daha, üstadımız yeni evli. Evinde bayram yapmamışsın. Bakın yüksek olanı engin olana tercih etmiyor. Üstadının huzuruna varıyor. Hadise çok uzun. İki tane minder bırakmışlar iki misafiri. Kendisi kalben yönelmiş. Efendimizin ifadesine göre bir mürşid-i kamidin teveccühü böyle olur da Resulullah'ın teveccühü nasıl olur demeye başlamış.
Meğer fenafir resul haline gelmesine vesile oluyor. Burada onu ifade etti zaten, onun için diyorum. Allah'ın veli kullarının kalbi teveccühleri gibi bir vasıtalardan bekler. Kendi başımıza olmuyor. Hep düşünürüm. Yani şu dünyada çok seçkin olan kimseler, anılan kişiler bir Mehmet Akif mesela. Taceddin dergahına gidip gelen insan yani ruhani alaka kuracağı yerleri biliyor. Bir Necip Fazıl Abdülhakim Arvasi, rahmetullahali vesaire, dolu. Bir Hazreti Fatih evliyaya istinaden var benim diyor. Dayanmışlar. Yani teveccühüne mazhar olmuş. Akşemseddin Veli bunun yanında Hace Ubeydullah-ı Ahrar Hazretleri daraldığında ordusuyla gelmiş. Gözle görülen ordu değil o. Tabii bu kolonun içini gösteriyor, cübbesinin içini. Bak sultanım diyor içi orduyla dolu, manevi ordularla dolu, dayanmışlar.
Sonra Resulullah'ın teveccühü böyle olur da Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cenabı hakk'tan cemali nasıl olur demeye başlamıştır. Ömrüm dedi, sonuna kadar unutmam mümkün değil. Mühim olan bu zaten. Demişler efendim Adana'da teveccühte bulunuyordunuz, İstanbul'da pek olmuyor, gönüller çok değişti buyurmuş, kalpleri bir araya getiremiyoruz, saatlerce sohbet ediyoruz, anca gönüllüler bir araya geliyor. Demek ki hazır bir ana gelince siz bahçemizi her zaman sular mıyız? Suya ihtiyacı olduğu zaman. O artık ihtiyacını biliyor. Öyle bir varlık içerisinde değil. Çünkü sadaka fakirlere veriliyor. Gönülde bir yokluk var. Mesela şehir demeyin belli olur belki. Bir yerden geliyorlar. Demişler ki üst lazımımıza, efendim biz ne zahmetlerle geliyoruz, duyduğumuza göre Pakistan'daki onu tanıyorum, Muhammed Zübeyr dokuz yetmiş üç ve yetmiş dörttü. Teveccüh etmiş üst lazımımız onu. Hiç bırakmıyordu etrafını.
Kalbine yönelmiş, kalbine ilahi nimetlerden baş olunmuş izni ilahi. Şöyle Afganistanlı mübarek bir zata, o safta bulunan Beytullah'taki cemaat zaten genden geçti. Bize yok mu deyince varlıkla geliyorsunuz buyur. Varlıkla geliyor. İşte biz de biliyoruz. Biz de hocayız. Şöyle bir yokluk içinde değilsiniz. İnsan mesela yağmur yağdığında biiznna iteala nereye yağıyor? Böyle tepelerden aşağıya doğru iniyor. Çukurlarda toplanıyor. Gönlü böyle mahzun olan zaten Cenabı Hak ben kırık gönüllerle beraberim diye buyuruyor. Aciziyetini ifade ediyor. Mahzur. Evet çok yüksek halleri yaşıyor ama hepsi bu Rabbimizin bir emanetidir. Ben sana muhtacım Allah'ım diye öyle bir yalvarış ve yakarıştaki onlara ihsan oluyor. Mesela düşünüyor. Dağlar bütün orman olsa ne olacak? Bir kibrit, şimdi kibrit kullanılmaz da. Diyelim bir ateşin isabetiyle koskoca orman yanıyor.
Allah korusun şeytani bir ateşte, nefsani bir ateşte nefsin hevasıyla bir hac zuhur ederse bunların hiçbirisi kalmaz her şeyimle sana muhtacım Allah'ım diyorlar bunlar. Yokluğun içersin. Ben neyim ki diyor? Mesela Sami Benda Hazretlerine kutbiyet geldiğinde benim adım Sami ama başka Sami olabilir diyor. Ben tarif edemem. Onların o yokluk halini kendilerinden iyice geçmişlerdi zaten. Bunu ifade buyurdu. Bir gam ve kederden kurtulup rahatlamayı arzu edenler ölümü tercih etmelidirler. Ölmeden evvel ölünüz makamına girmelidirler. Ölüm demiyor. Bu cismin ölümünü söylemiyor. Ölmeden evvel böyle nefsimizin kötülükleri kalmamış, kötü ahlak, mahvolmuş, güzel ahlak ile ahlaklanılmış hal. Tarikatı aliyede seyri süluke giren müritlerin gayret ve çalışmalarına ve özellikle kabiliyetlerine ve mürşitlerinin de dostluk ve sevgisi ilave edilirse makamlarının yükseleceği tabiidir.
Cenabı Hak ve Peyyaz-ı Mutlak Hazretlerinin lütuf ve ihsanıyla bir salik ölüm makamına kavuşursa her türlü gam ve sıkıntıdan kurtulup dikkat edin Allah'ın veli kulları için bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar sırrına mazhar olur. Onlar ilahi bir destek. Mesela kötü havadan vücut sağlığı zarar göreceği gibi kalpte gaflet ve kasvet ehli ile bir arada bulunmak ve onlar da görüş konuşmaktan müteessir olur. Zamanımızda ise bundan tamamıyla kurtulma mümkün olamayacağından vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermemiz lazım. Her taraf ateş gibi. Kimse bir hayırlı söz söyleyenimiz çok az. Bakıyorsun hep şehevi, hayvani duygular, dünyanın arzusu, baş olma sevdası, buna benzer. Eften püften hiç ahirete yaramayacak sözler. Ondan dolayı diyor, etraf ateş gibi aman rabıtaya dikkat ediniz.
Sadıklarla beraber olunuz buyurduğu gibi insanın fıkren ve zihnen mürşidini hatırlayarak bu şekilde mürşidinin kendisiyle beraber bulunduğunu düşünerek davranması da rabıtadır. Siz bu şekilde diyor, vaktinizi değerlendirin. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın.